Soru

Zorluk: Çok zorUluslararası Teâmül (Yapılageliş) Hukuku

Uluslararası teâmül (yapılageliş) hukukunda, bir kuralın oluşum aşamasından itibaren ona açıkça, tutarlı ve sürekli bir biçimde karşı çıkan devletlerin bu kuralın bağlayıcılığına tabi olmayacağını öngören "sürekli itirazcı" (persistent objector) doktrini ile teâmül kurallarının hiyerarşik konumu ve ispat yükümlülükleri dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi uluslararası hukuk normları ve Uluslararası Adalet Divanı (UAD) içtihatları çerçevesinde doğrudur?

  1. Sürekli itirazcı statüsü, ilgili devletin kuralın oluşumuna rıza göstermediğini tescil ederek onu kuraldan muaf tutsa da bu muafiyet, söz konusu teâmül kuralının zamanla bir jus cogens (emredici hukuk) normuna dönüşmesi durumunda geçerliliğini yitirir.Cevap
  2. B
    Bölgesel veya yerel bir teâmül kuralının varlığını iddia eden devletin, diğer taraf devletlerin bu kuralı sadece pasif bir sessizlikle kabul ettiğini kanıtlaması yeterlidir; zira bölgesel teâmülde ispat yükü kuralın varlığına itiraz eden tarafa aittir.
  3. C
    Uluslararası Adalet Divanı'nın 19861986 tarihli Nicaragua davasındaki içtihadı uyarınca, bir devletin teâmül kuralına aykırı eylemi, ilgili devlet bu eylemi kuralın bir ihlali olarak değil de yeni bir istisna olarak savunduğu takdirde mevcut kuralın opinio juris unsurunu tamamen ortadan kaldırır.
  4. D
    19691969 tarihli Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı davalarında vurgulandığı üzere, bir antlaşma hükmünün teâmül kuralına dönüşebilmesi için devlet uygulamalarının (state practice) mutlaka çok uzun bir süre (long duration) kesintisiz devam etmesi kurucu ve mutlak bir maddi unsurdur.
  5. E
    Sürekli itirazcı statüsünden yararlanmak isteyen bir devlet, itirazını kural genel bir teâmül niteliği kazandıktan sonra makul bir süre içerisinde yazılı olarak Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği'ne bildirerek kuralın uygulama alanı dışında kalabilir.

Cevap

Sürekli itirazcı statüsü, kural bir emredici norm (jus cogens) niteliği kazandığında sona erer.
Sürekli itirazcı (persistent objector) doktrini, bir devletin yeni oluşmakta olan bir genel teâmül kuralına başından itibaren karşı çıkarak o kuralın kendisi üzerinde bağlayıcılık kazanmasını engellemesine imkan tanır. Ancak uluslararası hukukta normlar hiyerarşisinin zirvesinde yer alan jus cogens (emredici hukuk) kuralları, tüm devletlerin rızasından bağımsız olarak mevcuttur. Bir kural jus cogens niteliği kazandığında, o kurala daha önce sürekli itirazcı statüsüyle karşı çıkan devletin muafiyeti sona erer ve kural o devleti de bağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Teâmül hukukunun kurucu unsurlarını analiz et.
Maddi unsur (devlet uygulaması) ve psikolojik unsur (opinio juris) bir kuralın oluşumu için gereklidir.
Kuralın hukuki niteliğini belirlemek için bu iki unsurun bir arada bulunması şarttır.
2
Sürekli itirazcı doktrininin uygulama şartlarını değerlendir.
İtirazın kural oluşmadan önce başlaması, açık ve tutarlı olması gerekir.
Oluşmuş bir kurala sonradan yapılan itirazlar uluslararası hukukun istikrarını bozacağı için kabul edilmez.
3
Normlar hiyerarşisi (jus cogens) ile sürekli itiraz ilişkisini kur.
Jus cogens normlar, devletlerin rızasından bağımsız olarak tüm uluslararası toplumu bağlayan emredici kurallardır.
Hiyerarşik olarak en üstte yer alan bu normlar, sürekli itirazcı muafiyetini geçersiz kılar.
4
Bölgesel teâmül ve diğer içtihatları kıyasla.
Bölgesel teâmülde ispat yükü iddia edendedir; zaman unsuru mutlak değildir; ihlal savunması kuralı güçlendirebilir.
UAD'nin Asylum, Right of Passage ve Nicaragua davalarındaki temel yaklaşımlarını ayırt etmek gerekir.

Anahtar Kavram

Sürekli İtirazcı Doktrini ve Jus Cogens İlişkisi

Daha Fazla Pratik

Jus cogens normların sürekli itirazcı doktrini üzerindeki etkisini daha derinlemesine incelemek için Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 5353. maddesini gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Bu soruyu puanla