Bir diplomasi tarihçisi, 1930'lu yıllarda barışı korumak adına tavizkâr (yatıştırma) politikalar izleyen bir devlet başkanını analiz ederken şu değerlendirmede bulunmuştur:
"Liderin savaştan nefret etmesi ve tüm adımlarını samimi bir insani duyarlılıkla atmış olması, tarihsel gerçekliği değiştirmez. Onun bu 'iyi niyetli' tutumu, yayılmacı bir rakibi cesaretlendirmiş ve önlenmesi hedeflenen büyük savaşın çok daha yıkıcı bir şekilde patlak vermesine zemin hazırlamıştır. Uluslararası politikada bir eylemin değeri, karar alıcının zihnindeki ahlaki saiklerle veya felsefi inançlarla değil, eylemin devletin bekası üzerindeki somut etkileriyle ölçülmelidir."
Hans Morgenthau'nun "Siyasal Gerçekçiliğin Altı İlkesi" dikkate alındığında, tarihçinin bu değerlendirmesi siyasal gerçekçiliğin hangi temel teorik argümanıyla doğrudan örtüşmektedir?
- Dış politikanın, devlet adamlarının subjektif niyetleri veya ideolojik tercihleri üzerinden okunması yanılgısının reddedilerek, eylemlerin 'güç olarak tanımlanan çıkar' bağlamında nesnel olarak değerlendirilmesiCevap
- BUluslararası sistemin anarşik yapısının, karar alıcıların bireysel niyetlerini tamamen anlamsızlaştırarak tüm devletleri mekanik bir zorunlulukla aynı güç maksimizasyoncu politikalara itmesi
- CUluslararası politikanın, ortak normlara dayalı bir toplum olmaktan ziyade salt etkileşimden ibaret bir sistem olması nedeniyle, ahlaki saiklerin diplomatik bağlayıcılığını yitirmesi
- DGeleneksel dış politika anlayışının devlet odaklı yapısının, liderlerin insanı ve özgürleşmeyi merkeze alan ontolojik hedeflerini sistematik olarak engellemesi
- ELiderin, uluslararası rejimler ve kurumlar aracılığıyla rasyonel bir işbirliği inşa etmek yerine, iki savaş arası döneme özgü normatif beklentilerle hareket etmesi