Realizm ve Neorealizm

506 soru

Soru 1Soru

Uluslararası sistemin anarşik yapısı, devletlerin askeri saldırı kapasitesine sahip olması ve aktörlerin birbirlerinin niyetlerinden asla tam olarak emin olamamaları varsayımlarından hareketle; devletlerin hayatta kalma şansını garantilemek için güç maksimizasyonu yapmaları gerektiğini savunan saldırgan realizm (ofansif realizm) yaklaşımı, aşağıdakilerden hangisini bir devlet için 'en güvenli konum' olarak tanımlar?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bölgesel bir hegemon güç haline gelerek rakip bir gücün ortaya çıkmasını engellemek

Cevap

Bölgesel bir hegemon güç haline gelerek rakip bir gücün ortaya çıkmasını engellemek
Saldırgan realizmde, uluslararası sistemin anarşik yapısı ve niyetlerin belirsizliği nedeniyle devletlerin asla tam güvende hissedemeyeceği varsayılır. Bu nedenle devletler, güçlerini mümkün olan en üst seviyeye çıkararak (güç maksimizasyonu) sistemdeki en güçlü aktör olmayı hedeflerler. Bölgesel bir hegemon güç haline gelmek, bir devletin hayatta kalma şansını en üst düzeye çıkardığı nihai stratejik hedeftir.

Adım Adım Çözüm

1
Saldırgan realizmin temel varsayımlarını hatırla
Sistem anarşiktir, niyetler belirsizdir ve devletler saldırgan kapasiteye sahiptir.
Teorinin çıkarımları bu yapısal kısıtlar üzerine kuruludur.
2
Güvenlik arayışının mantığını analiz et
Belirsizlik korkuya, korku ise güç maksimizasyonuna yol açar.
Devletler, niyetlerinden emin olamadıkları rakiplerine karşı kendilerini ancak daha güçlü olarak koruyabilirler.
3
Nihai hedefi belirle
Bölgesel hegemonya, bir devletin kendi bölgesinde rakipsiz kalmasıdır.
Mearsheimer'a göre mutlak güvenlik yoktur ancak hegemonya en güvenli durumdur.

Anahtar Kavram

Güç Maksimizasyonu ve Bölgesel Hegemonya
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 2Soru

E.H. Carr, *Yirmi Yıl Krizi* (19391939) adlı eserinde, liberal-idealist geleneğin savunduğu "çıkarların uyumu" (harmonyharmony ofof interestsinterests) kavramının evrensel bir gerçeklikten ziyade bir "ideolojik maske" olduğunu savunur. Carr'a göre, bu söylemin uluslararası sistemdeki temel işlevi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Statükoyu ellerinde bulunduran egemen güçlerin, kendi ulusal çıkarlarını bütünün çıkarıymış gibi sunarak mevcut düzeni meşrulaştırması ve değişim isteyen güçleri ahlaken itibarsızlaştırmasıdır.

Cevap

E.H. Carr'a göre çıkarların uyumu söylemi, statükocu egemen güçlerin kendi çıkarlarını evrensel normlar gibi sunarak mevcut düzeni meşrulaştırma aracıdır.
Doğru yanıt olan seçenek, Carr'ın realizminin en özgün yönünü yansıtmaktadır. Carr, Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan düzenin (Versay düzeni) aslında İngiltere ve Fransa gibi galip devletlerin çıkarlarını temsil ettiğini, bu devletlerin 'dünya barışı' veya 'ortak çıkar' derken aslında kendi egemenliklerini kastettiklerini savunur. Dolayısıyla bu söylemler, statükoyu korumak ve revizyonist (değişim isteyen) güçleri ahlaken baskılamak için kullanılan birer ideolojik maskedir.

Adım Adım Çözüm

1
Carr'ın "çıkarların uyumu" eleştirisini analiz etme
Carr, bu kavramın liberal-idealist bir yanılsama olduğunu belirler.
İdealistlerin barışın herkesin çıkarına olduğu iddiasının, aslında mevcut düzenden fayda sağlayanların tezi olduğunu göstermek.
2
Güç ve ahlak arasındaki ilişkiyi kurma
Ahlakın güçten bağımsız olmadığını, aksine gücün bir türevi olduğunu saptama.
Carr'a göre egemen güçler, kendi politikalarını 'ahlaklı', statükoyu tehdit edenleri ise 'ahlaksız' olarak nitelendirir.
3
İdeolojik maske kavramının işlevini belirleme
Bu maske, statükoyu koruma ve değişim taleplerini bastırma işlevi görür.
Uluslararası düzenin aslında güç ilişkilerine dayandığı gerçeğini gizlemek.

Anahtar Kavram

İdeolojik Maske ve Statüko Realizmi

Daha Fazla Pratik

Carr'ın 'saf realizm' (sterile realism) hakkındaki uyarılarını ve realizm ile ütopya arasında önerdiği sentezi inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 3Soru

Uluslararası sistemdeki ittifak davranışlarını analiz eden Stephen Walt, "Tehdit Dengesi" (Balance of Threat) teorisiyle devletlerin dengeleme (balancing) eğiliminde olduğunu savunurken; Randall Schweller, "Çıkar Dengesi" (Balance of Interests) yaklaşımıyla bu bakış açısının sadece statüko yanlısı devletlerin davranışlarını açıklayabildiğini ileri sürmüştür. Buna göre, Schweller'in literatüre kazandırdığı ve özellikle revizyonist (statüko karşıtı) devletlerin, yükselen bir gücün yanında yer alarak mevcut sistemden kazanç elde etme veya ganimetten pay alma motivasyonuyla hareket etmesini tanımlayan kavram aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kâr amacıyla vagonlama / Çakal vagonlaması (Bandwagoning for profit / Jackal bandwagoning)

Cevap

Kâr amacıyla vagonlama / Çakal vagonlaması (Bandwagoning for profit / Jackal bandwagoning)
Randall Schweller, 'Bandwagoning for Profit' kavramıyla, neorealizmin 'devletler her zaman dengeler' (balancing) varsayımına karşı çıkar. Schweller'e göre, revizyonist devletler sistemdeki değişimden kazanç sağlamak için yükselen gücün safına geçerler. Bu durum, bir aslanın avından kalanlarla beslenen çakallara benzetildiği için 'Çakal Vagonlaması' olarak da adlandırılır.

Adım Adım Çözüm

1
Teorisyen ve kavram eşleştirmesini analiz etme
Soruda Randall Schweller'in 'Çıkar Dengesi' teorisi vurgulanmaktadır.
Schweller, neorealizmin sadece statüko koruma odaklı olduğunu savunarak revizyonist devletleri modele dahil eder.
2
Vagonlama (bandwagoning) kavramının türlerini ayrıştırma
Stephen Walt'a göre vagonlama bir 'teslimiyet' iken, Schweller'e göre bir 'fırsat' olabilir.
Revizyonist devletlerin motivasyonu tehditten kaçmak değil, ganimetten pay almaktır.
3
Hedeflenen davranışı tanımlayan spesifik terimi belirleme
Revizyonist devletlerin kazanç için güçlüye eklemlenmesi 'Kâr amacıyla vagonlama' veya 'Çakal vagonlaması' olarak adlandırılır.
Schweller bu terimi özellikle II. Dünya Savaşı öncesi İtalya gibi devletlerin davranışlarını açıklamak için kullanmıştır.

Anahtar Kavram

Schweller'ın Çıkar Dengesi ve Revizyonist Devletlerin İttifak Davranışları
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 4Soru

Saldırgan Realizm (Ofansif Realizm) teorisine göre, uluslararası sistemde merkezi bir otoritenin bulunmaması (anarşi) ve devletlerin birbirlerinin niyetlerinden hiçbir zaman tam olarak emin olamamaları, rasyonel bir büyük gücü aşağıdaki davranışlardan hangisine yöneltmektedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Güç maksimizasyonu yaparak sistemde mümkün olan en güçlü konuma ulaşmaya çalışmak

Cevap

Güç maksimizasyonu yaparak sistemde mümkün olan en güçlü konuma (hegemonya) ulaşmaya çalışmak
Saldırgan Realizm'e (özellikle John Mearsheimer) göre, devletlerin birbirlerinin niyetlerinden emin olamaması onları her zaman 'en kötüsüne' hazırlıklı olmaya iter. Bu sistemde devletler için en güvenli konum, rakipsiz bir güç (hegemon) olmaktır. Bu nedenle devletler rasyonel olarak güç maksimizasyonu yaparlar ve sistemdeki paylarını artırmaya çalışırlar.

Adım Adım Çözüm

1
Teorinin anarşi ve niyet belirsizliği varsayımlarını analiz etme
Devletler diğerlerinin gelecekteki saldırgan niyetlerinden asla emin olamazlar.
Uluslararası sistemde niyetleri garanti altına alacak merkezi bir otorite yoktur.
2
Hayatta kalma (survival) amacı ile güç biriktirme arasındaki ilişkiyi kurma
Güvende kalmanın tek yolu, rakiplerden çok daha güçlü olmaktır.
Saldırgan realizmde güç, güvenliğin temel anahtarı ve nihai hedefidir.

Anahtar Kavram

Güç Maksimizasyonu ve Niyet Belirsizliği
Tahmini Süre:45s
Soru 5Soru

Hans Morgenthau, 'Uluslararası Politika' (Politics Among Nations) eserinde siyasal gerçekçiliğin birinci ilkesi olarak, toplumsal olayların genelinde olduğu gibi uluslararası politikanın da kökleri insan doğasında bulunan 'objektif yasalar' tarafından yönetildiğini savunur. Buna göre Morgenthau'nun yaklaşımında, uluslararası ilişkilerde rasyonel bir kuram oluşturulabilmesinin temel dayanağı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnsan doğasının değişmeyen yapısının, siyasal gerçekliğe süreklilik ve rasyonel olarak kavranabilir bir nitelik kazandırması.

Cevap

İnsan doğasının değişmeyen yapısının, siyasal gerçekliğe süreklilik ve rasyonel olarak kavranabilir bir nitelik kazandırması.
Morgenthau'nun siyasal gerçekçiliğinin ilk ilkesi, siyasetin tesadüflere değil, insan doğasından kaynaklanan ve zamanla değişmeyen nesnel yasalara dayandığını savunur. Bu yasaların varlığı, siyaseti öznel temennilerden (wishful thinking) arındırarak rasyonel ve nesnel bir şekilde analiz etmeyi mümkün kılar. Dolayısıyla insan doğasının sabitliği, teorik bir öngörülebilirlik ve süreklilik zemini oluşturur.

Adım Adım Çözüm

1
Morgenthau'nun birinci ilkesinin odak noktasını belirle.
Birinci ilke, siyasetin kökleri 'insan doğasında' olan 'objektif yasalar' tarafından yönetildiğini belirtir.
Morgenthau, klasik realizmi bilimsel bir zemine oturtmak için değişmez bir referans noktası arar.
2
İnsan doğasının değişmezliği ile kuram inşası arasındaki bağı kur.
İnsan doğası sabit olduğu için geçmişteki siyasal davranışlar bugünü ve geleceği anlamak için nesnel bir ölçüt sağlar.
Rasyonel bir kuram, olayların rastgele değil, belirli bir süreklilik ve mantık çerçevesinde gerçekleştiği varsayımına ihtiyaç duyar.

Anahtar Kavram

İnsan doğasının değişmezliği ve siyasal yasaların objektifliği

İpuçları

1
Morgenthau'nun birinci ilkesinde 'nesnel yasaların' kaynağı olarak neyi gösterdiğine odaklanın.
2
Realist kuramın 'bilimsel' olma iddiası, olayların öngörülebilir bir temel üzerinde yükselmesine dayanır.

Daha Fazla Pratik

Morgenthau'nun altıncı ilkesi olan 'Siyasal Alanın Özerkliği' kavramını inceleyerek realizmin diğer disiplinlerden farkını pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 6Soru

Hans Morgenthau, "Uluslararası Politika" (Politics Among Nations) adlı eserinde siyasal gerçekçiliğin altı ilkesini formüle ederken ahlak ve siyaset arasındaki ilişkiye özel bir önem atfeder. Klasik realizmin kurucularından olan Morgenthau'ya göre, evrensel ahlak kurallarının devletlerin dış politika eylemlerine uygulanması konusunda aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Evrensel ahlak ilkeleri soyut formlarıyla doğrudan devlet eylemlerine uygulanamaz; karar alıcılar tarafından zamanın ve mekânın somut koşulları süzgecinden geçirilmelidir.

Cevap

Doğru seçenek, evrensel ahlak ilkelerinin soyut halleriyle uygulanamayacağını ve somut koşullar süzgecinden geçirilmesi gerektiğini ifade eden seçenektir.
Doğru yanıt, Morgenthau'nun 4. ilkesinin temelini yansıtmaktadır. Morgenthau'ya göre siyasal gerçekçilik ahlakın siyasi eylem üzerindeki öneminin farkındadır. Ancak, evrensel ahlak ilkeleri soyut halleriyle dış politikaya kılavuzluk edemez. Bu ilkeler, 'ihtiyat' (prudence) kavramı çerçevesinde, somut durumların zaman ve mekân şartlarına göre uyarlanmalıdır. Çünkü devletin kendi varlığını tehlikeye atma gibi bir ahlaki hakkı yoktur.

Adım Adım Çözüm

1
Hans Morgenthau'nun altı ilkesindeki dördüncü ilkeyi (ahlakın siyasetteki yeri) hatırla.
Dördüncü ilke, evrensel ahlak ilkelerinin (örneğin 'öldürmeyeceksin') devlet davranışlarına soyut ve mutlak halleriyle uygulanamayacağını belirtir.
Morgenthau, devletin bekasının en yüksek ahlaki değer olduğunu savunur.
2
Seçeneklerdeki ifadeleri klasik realizmin temel kavramlarıyla (güç, çıkar, ihtiyat) karşılaştır.
Klasik realizmin ahlakı tamamen dışlamadığı, ancak 'ihtiyat' (prudence) erdemiyle, zaman ve mekân koşullarına göre uyarladığı bilgisi tespit edilir.
Siyasal gerçekçilik, bireysel ahlak ile devlet ahlakını birbirinden ayırarak politik eylemin özerkliğini korur.

Anahtar Kavram

Hans Morgenthau'nun 4. İlkesi: Siyasal Ahlak ve İhtiyat Erdemi
Soru 7Soru

Glenn Snyder tarafından geliştirilen 'İttifak İkilemi' (Alliance Dilemma) teorik çerçevesine göre; müttefikler arasındaki ilişkiler 'terk edilme' (abandonment) ve 'sürüklenme' (entrapment) riskleri arasındaki hassas bir dengeye dayanmaktadır. Buna göre, bir devletin ittifak bağlarını korumak amacıyla müttefikine verdiği destek taahhüdünü ve bağlılığını en üst düzeye çıkarması sonucunda, müttefikinin dahil olduğu ancak kendisini doğrudan ilgilendirmeyen bir çatışmaya müttefiki tarafından çekilmesi riski aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sürüklenme (Entrapment)

Cevap

Snyder'ın ittifak ikilemi modelinde, bir devletin müttefikine verdiği desteği artırması 'terk edilme' riskini azaltırken, müttefikinin kararlarına mahkum kalarak istemediği bir savaşa dahil olma yani 'sürüklenme' (entrapment) riskini artırır.
Doğru yanıt olan seçenek, bir devletin müttefikiyle bağlarını çok sıkı tutması sonucunda, müttefikinin kendi çıkarları doğrultusunda başlattığı veya dahil olduğu bir savaşa, devletin kendi istemi dışında çekilmesini ifade eden teknik terimdir. Snyder'a göre ittifak yönetimi bu iki zıt risk arasındaki bir optimizasyon çabasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Teorik Çerçevenin Belirlenmesi
Glenn Snyder'ın İttifak İkilemi (Alliance Dilemma) analiz edilmelidir.
Sorunun temeli olan terk edilme ve sürüklenme arasındaki ters orantılı ilişkiyi anlamak için bu teori gereklidir.
2
Değişkenlerin Analizi
Müttefike verilen destek seviyesi artırılmaktadır.
Soru kökünde devletin bağlılığını ve desteğini en üst düzeye çıkardığı belirtilmiştir.
3
Risk Değerlendirmesi
Bağlılık arttıkça müttefikin devlete olan ihtiyacı azalmaz ancak müttefikin pervasız davranışları devleti bağlar.
Aşırı destek, müttefiki daha saldırgan politikalara teşvik edebilir (moral hazard) ve destek veren devleti bu çatışmanın içine çeker.
4
Kavramsal Eşleştirme
İstem dışı çatışmaya dahil olma riskinin adı 'Sürüklenme' (Entrapment) kavramıdır.
Literatürde müttefikin peşinden savaşa sürüklenme riskini karşılayan teknik terim budur.

Anahtar Kavram

İttifak İkilemi (Abandonment vs. Entrapment)

İpuçları

1
İttifak içi risklerde 'destek artışı' ve 'destek azalışı' zıt sonuçlar doğurur.
2
Bir müttefike 'sen ne yaparsan yap arkandayım' demek, onun sizi istemediğiniz yerlere götürmesine kapı aralar.
3
Snyder'ın bu ikilemi, müttefikin sizi 'kapana kısılmış' (entrapped) hissettirmesi üzerinedir.

Daha Fazla Pratik

İttifak ikilemi ile güvenlik ikilemi (security dilemma) arasındaki analojiyi incelemek, neorealist mantığı kavramanıza yardımcı olacaktır.

Alternatif Yöntem

Soruya müttefiklik ilişkisinin bir 'terazi' olduğunu düşünerek yaklaşabilirsiniz: Terazinin bir kefesinde müttefiki kaybetme korkusu (terk edilme), diğer kefesinde müttefikin peşinden felakete gitme korkusu (sürüklenme) vardır.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 8Soru

Uluslararası sistemde merkezi bir otoritenin bulunmaması (anarşi), devletleri kendi güvenliklerini sağlamak için tek başlarına hareket etmeye (self-help) zorlamaktadır. Bu yapısal zorunluluk içerisinde, bir devletin saldırgan bir niyet taşımaksızın sadece savunma kapasitesini artırmaya yönelik attığı adımların, diğer aktörler tarafından bir tehdit olarak algılanması ve buna benzer bir karşı hamle ile cevap verilmesi sonucunda ortaya çıkan 'yapısal trajedi' aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Güvenlik İkilemi

Cevap

Doğru cevap Güvenlik İkilemi kavramıdır.
Doğru olan seçenek, devletlerin niyetlerine dair belirsizlik (uncertainty) ve anarşik yapının bir sonucu olarak ortaya çıkan, bir tarafın güvenliğini artırma çabasının diğer tarafta güvensizlik yarattığı süreci en iyi tanımlayan kavramdır. John Herz tarafından literatüre kazandırılan ve Robert Jervis tarafından geliştirilen bu kavram, realizmin yapısal trajedisinin merkezinde yer alır.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası sistemin yapısal özelliklerini belirle.
Sistemde merkezi bir otorite yoktur (anarşi) ve devletler self-help (kendi kendine yardım) ilkesiyle hareket eder.
Realizmin temel varsayımları, devlet davranışlarını sistemin bu yapısına göre açıklar.
2
Niyetlerin belirsizliği ve algılama sürecini analiz et.
Bir devletin sadece kendisini korumak için aldığı savunma silahları (örn. hava savunma sistemleri), komşu devletler tarafından 'ileride saldırı için kullanılabilir' şeklinde yorumlanır.
Anarşi altında hiçbir devlet diğerinin gelecekteki niyetinden %100 emin olamaz.
3
Eylemlerin sonucunu değerlendir.
Karşılıklı silahlanma artar ancak her iki devlet de başlangıca göre daha güvensiz hale gelir (Spiral Model).
Bu durum, istenmeyen ama yapısal olarak kaçınılmaz olan 'Güvenlik İkilemi'ni oluşturur.

Anahtar Kavram

Güvenlik İkilemi (Security Dilemma)

İpuçları

1
Soru, bir devletin kendi güvenliğini sağlama çabasının nasıl olup da paradoksal bir şekilde daha az güvenli bir sistem yarattığına odaklanmaktadır.
2
Bu kavram, literatürde sıklıkla 'sarmal model' (spiral model) ile ilişkilendirilir ve niyetlerin belirsizliğinden kaynaklanır.

Daha Fazla Pratik

Robert Jervis'in 'Saldırı-Savunma Dengesi' (Offense-Defense Balance) teorisini inceleyerek, güvenlik ikileminin hangi durumlarda daha şiddetli yaşandığını araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 9Soru

Uluslararası politikada devletlerin temel motivasyonunun "güç" değil "güvenlik" olduğunu savunan savunmacı realizm (defansif realizm), güvenlik ikileminin (security dilemma) şiddetinin sistemin yapısal özelliklerine göre değişkenlik gösterebileceğini ileri sürer. Bu bağlamda, Robert Jervis ve Stephen Van Evera gibi isimlerin literatüre kazandırdığı "saldırı-savunma dengesi" (offense-defense balance) kavramı merkezi bir öneme sahiptir.

Buna göre, savunmacı realizm perspektifinden bakıldığında; savunma yapmanın saldırı yapmaktan daha kolay, etkili ve az maliyetli olduğu (savunma üstünlüğü) bir uluslararası sistemde aşağıdakilerden hangisinin gerçekleşmesi beklenir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Güvenlik ikilemi hafifler; devletler rakiplerini tehdit etmeden kendi güvenliklerini sağlayabildikleri için statükoyu koruma eğilimi artar.

Cevap

Savunmacı realizm kuramına göre savunma üstünlüğünün olduğu bir sistemde güvenlik ikilemi hafifler ve statükocu devletlerin kendilerini güvende hissetmeleri kolaylaşır.
Savunmacı realizmin temel tezi, uluslararası sistemin devletleri saldırganlığa değil, güvenliği korumaya teşvik ettiğidir. Robert Jervis'e göre saldırı-savunma dengesi savunma lehine olduğunda (savunma üstünlüğü), devletlerin kendilerini korumaları için gereken askeri yatırımlar rakiplerinde büyük bir korku yaratmaz. Bu durum güvenlik ikileminin şiddetini azaltarak statükocu devletlerin barış içinde bir arada yaşama ihtimalini artırır.

Adım Adım Çözüm

1
Teorik Çerçeveyi Tanımla
Savunmacı realizm, devletlerin sistem tarafından güç maksimizasyonuna değil, güvenlik maksimizasyonuna itildiğini varsayar.
Sorunun temel analiz birimi olan savunmacı realizmin devlet motivasyonu belirlenmelidir.
2
Değişkeni Analiz Et
Saldırı-savunma dengesinde "savunma üstünlüğü" (defense dominance) durumu söz konusudur.
Sistemsel koşulların devlet davranışına etkisi bu dengenin yönüne bağlıdır.
3
Güvenlik İkilemi ile İlişkilendir
Savunma üstünlüğü olduğunda, devletlerin savunma kapasitesi artışları rakipleri tarafından daha az tehdit edici algılanır (çünkü saldırı silahları ile savunma silahları ayırt edilebilir veya savunma daha etkilidir).
Bu durum devletler arasındaki yanlış anlaşılma ve korku sarmalını (güvenlik ikilemini) zayıflatır.
4
Sonuca Ulaş
Güvenlik arayışındaki devletler statükoyu koruyabilir; çatışma riski düşer ve uluslararası istikrar artar.
Savunmacı realizmin neden bazı durumlarda barışı ve statükoyu öngördüğü açıklanmış olur.

Anahtar Kavram

Saldırı-Savunma Dengesi ve Güvenlik İkilemi

İpuçları

1
Savunmacı realizmin 'güvenlik arayıcısı' devlet varsayımını hatırlayın.
2
Savunma yapmanın daha kolay olduğu bir dünyada, bir devletin kendi sınırlarını koruması komşuları için ne kadar büyük bir tehdit oluşturur?
3
Robert Jervis'in 'Güvenlik İkilemi' makalesindeki saldırı-savunma ayrımına odaklanın; eğer savunma üstünse iş birliği ve statüko daha olasıdır.

Daha Fazla Pratik

Saldırı-savunma dengesinin saldırı lehine olduğu bir sistemde devlet davranışlarının nasıl değişeceğini analiz eden bir soru çözebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 10Soru

AA devleti, sınır komşusu olan BB devletinin askeri kapasitesini hızla artırması ve yayılmacı bir dış politika izlemesi üzerine, güvenliğini sağlamak amacıyla bölgedeki diğer devletlerle askeri yardımlaşma antlaşmaları imzalayarak bir savunma paktı oluşturmuştur.

AA devletinin bu stratejisi, realist ittifak teorileri bağlamında aşağıdakilerden hangisiyle adlandırılır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dışsal dengeleme

Cevap

Dışsal dengeleme
Dışsal dengeleme, bir devletin uluslararası sistemdeki bir güç artışına veya tehdide karşı, diğer devletlerle ittifaklar kurarak veya mevcut müttefiklik ilişkilerini güçlendirerek yanıt vermesidir. Senaryoda AA devletinin savunma paktı oluşturması bu kavramın doğrudan karşılığıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Senaryodaki temel eylemi tespit etme
AA devletinin, BB devletinden gelen tehdide karşı kendi başına değil, diğer devletlerle iş birliği yaparak (ittifak kurarak) çözüm aradığı görülmektedir.
Tehdide karşı verilen cevabın kaynağını belirlemek (içsel mi yoksa dışsal mı) doğru kavramı bulmak için gereklidir.
2
Eylemi realist ittifak teorisi kavramlarıyla eşleştirme
Realist literatürde, bir tehdide karşı koyma (dengeleme) stratejisi ittifaklar ve savunma paktları yoluyla yapılıyorsa buna 'dışsal dengeleme' denir.
Dengeleme stratejileri içsel (kendi kaynakları) ve dışsal (ittifaklar) olarak ikiye ayrılır.

Anahtar Kavram

Dışsal Dengeleme (External Balancing)

İpuçları

1
Devletin tehdide karşı tek başına mı yoksa başkalarıyla mı hareket ettiğine odaklanın.
2
Realist teoride 'dengeleme' eylemi ittifaklar yoluyla yapıldığında hangi sıfatı alır?
3
'Dışarıdan' gelen destekle (ittifaklarla) yapılan dengeleme eylemine dışsal dengeleme denir.

Daha Fazla Pratik

İçsel dengeleme ve dışsal dengeleme arasındaki farkları karşılaştıran daha detaylı sorulara göz atabilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 11Soru

Birbirine karşı saldırgan bir niyet taşımayan AA ve BB devletleri arasındaki ilişkide, AA devletinin yalnızca kendi sınırlarını korumak amacıyla askeri harcamalarını artırması, BB devleti tarafından bir tehdit hazırlığı olarak algılanmış ve BB devletinin de karşı bir silahlanma içine girmesine neden olmuştur. Sonuçta her iki devlet de başlangıca göre daha fazla silaha sahip olmuş ancak sistemin anarşik yapısı ve belirsizlik nedeniyle kendilerini eskisinden daha az güvende hissetmeye başlamışlardır.

Bu paradoksal durum, Uluslararası İlişkiler teorisinde aşağıdakilerden hangisi ile ifade edilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Güvenlik İkilemi (Security Dilemma)

Cevap

Güvenlik İkilemi (Security Dilemma)
Doğru seçenek olan Güvenlik İkilemi, John Herz ve Robert Jervis tarafından kavramsallaştırılmıştır. Bu kavram, uluslararası sistemde anarşi ve belirsizlik nedeniyle, devletlerin kendi güvenliklerini artırmak için attıkları adımların istemeden de olsa diğer devletlerin güvensizliğini artırmasını ve bir silahlanma sarmalı (spiral of insecurity) yaratmasını açıklar.

Adım Adım Çözüm

1
Durum analizi yapılması
Devletlerin birbirine saldırgan niyeti olmadığı halde savunma amaçlı silahlandığı görülmektedir.
Soruda belirtilen 'saldırgan niyet taşımayan' ifadesi, durumun kasıtlı bir saldırıdan ziyade bir yapısal sorun olduğunu gösterir.
2
Algı ve tepki sürecinin incelenmesi
Bir tarafın savunma önlemi, diğer tarafça tehdit olarak algılanmış ve karşı silahlanmaya yol açmıştır.
Anarşik sistemdeki belirsizlik, devletleri en kötü senaryoya göre hareket etmeye zorlar.
3
Nihai sonucun değerlendirilmesi
Silahlanma artsa da güven duygusu azalmış, paradoksal bir güvensizlik sarmalı oluşmuştur.
Bu süreç 'Güvenlik İkilemi' kavramının temel karakteristiğidir.

Anahtar Kavram

Güvenlik İkilemi (Security Dilemma)

İpuçları

1
Bu kavram, devletlerin niyetleri iyi olsa bile sistemin yapısı gereği ortaya çıkan trajik bir sarmalı ifade eder.
2
Bir tarafın 'kalkan' almasının, diğer tarafça 'mızrak' hazırlığı olarak algılanması durumunu düşünün.

Daha Fazla Pratik

Robert Jervis'in 'saldırı-savunma dengesi' (offense-defense balance) kavramının bu ikilemi nasıl etkilediğini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 12Soru

Güvenlik ikileminin (security dilemma) şiddetini belirleyen "saldırı-savunma dengesi"ne (offense-defense balance) dair savunmacı realizm (defansif realizm) varsayımları dikkate alındığında; aşağıdakilerden hangisi uluslararası sistemde istikrarı artıran ve devletler arasındaki çatışma riskini azaltan bir durumdur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Savunma teknolojilerinin ve coğrafi konumun, saldırı kapasitesine karşı belirgin bir maliyet ve etkinlik avantajı sağlaması

Cevap

Savunma teknolojilerinin ve coğrafi konumun saldırı kapasitesine karşı avantaj sağlaması, güvenlik ikilemini hafifleterek istikrarı artırır.
Savunmacı realizme göre uluslararası sistem her zaman çatışmaya gebe değildir; özellikle 'savunma avantajlı' olduğu dönemlerde istikrar hakim olur. Eğer bir devlet kendini savunmak için harcadığı 1 birim kaynakla, rakibinin 3 birimlik saldırı kapasitesini dengeleyebiliyorsa (maliyet avantajı), bu durum saldırganlığın rasyonalitesini azaltır ve statükoyu güçlendirir.

Adım Adım Çözüm

1
Savunmacı realizmin temel varsayımını belirle.
Devletlerin temel amacı güç değil, güvenlik maksimizasyonudur.
Bu ayrım, devletlerin neden her zaman saldırgan davranmadığını açıklar.
2
Saldırı-Savunma Dengesi (Offense-Defense Balance) kavramını analiz et.
Eğer savunma yapmak saldırıdan daha kolaysa (savunma avantajı), devletler saldırgan bir tutuma ihtiyaç duymadan güvenliklerini sağlayabilirler.
Robert Jervis ve Stephen Van Evera gibi teorisyenler, bu dengenin istikrar üzerindeki etkisini vurgular.
3
Ayırt edilebilirlik faktörünü değerlendir.
Savunma amaçlı silahların saldırı amaçlı silahlardan ayırt edilebilmesi, niyetlerin netleşmesini sağlar.
Bu durum yanlış anlaşılmaları ve istenmeyen silahlanma yarışlarını önler.

Anahtar Kavram

Saldırı-Savunma Dengesi (Offense-Defense Balance)

İpuçları

1
Savunmacı realizm, her zaman güce değil, 'yeterli' güvenlik seviyesine odaklanır.
2
Güvenlik ikileminin hafiflemesi için niyetlerin ve kapasitelerin 'savunma' odaklı olduğu netleşmelidir.
3
Robert Jervis'in teorisinde istikrar, savunmanın saldırıya üstün geldiği ve silahların ayırt edilebildiği durumlarda maksimize olur.

Daha Fazla Pratik

Stephen Walt'un 'Tehdit Dengesi' (Balance of Threat) kavramını çalışarak dengeleme davranışının neden sadece güce değil niyetlere de dayandığını inceleyin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 13Soru

Kenneth Waltz'un öncülüğünü yaptığı Savunmacı Realizm (Defansif Realizm) perspektifinden bakıldığında; devletler, uluslararası sistemin anarşik yapısı içinde varlıklarını sürdürebilmek adına stratejik tercihler yaparlar. Bu yaklaşım uyarınca, rasyonel bir devletin askeri ve ekonomik kapasitesini sistemdeki diğer aktörleri provoke edecek düzeyde artırmaktan kaçınmasının ardındaki temel sistemik mantık aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Aşırı güç birikiminin rakipler nezdinde tehdit algısı yaratarak dengeleme (balancing) ittifaklarını tetiklemesi ve neticede devletin bekasını daha kırılgan hale getirmesi

Cevap

Aşırı güç birikiminin rakipler nezdinde tehdit algısı yaratarak dengeleme (balancing) davranışlarını tetiklemesi ve bu durumun devletin başlangıçtaki güvenlik düzeyini sarsması
Savunmacı realizmin (Waltz) temel argümanı, devletlerin uluslararası sistemin anarşik yapısı içinde 'güç' değil 'güvenlik' maksimizasyonu peşinde koştuklarıdır. Eğer bir devlet gücünü aşırı derecede artırırsa, bu durum diğer devletlerin güvenlik ikilemini tetikler ve rakiplerin birleşerek o devleti dengelemesine (balancing) yol açar. Sonuçta devlet, daha güçlü olmasına rağmen daha az güvenli bir konuma düşer. Bu nedenle rasyonel devletler statükocu davranarak optimal gücü korumaya çalışırlar.

Adım Adım Çözüm

1
Savunmacı realizmin güç tanımını analiz etme
Güç, devletler için kendi başına bir amaç değil, güvenlik ve beka (survival) hedefine ulaşmak için kullanılan bir araçtır.
Waltz'un teorisinde devletlerin temel motivasyonu güvenliktir.
2
Sistemik kısıtları ve dengeleme mekanizmasını değerlendirme
Bir devletin aşırı güç kazanması, diğer devletleri 'dengeleme' (balancing) yapmaya zorlar.
Anarşik yapıda güç dağılımındaki dengesizlik, diğer aktörler için beka tehdidi oluşturur.
3
Aşırı gücün rasyonelliğini sorgulama
Karşı ittifakların oluşması, gücünü artıran devletin güvenliğini artırmak yerine azaltır; bu yüzden 'optimal güç' daha rasyoneldir.
Sistem, revizyonist veya aşırı yayılmacı davranışları karşı güç birliği ile cezalandırır.

Anahtar Kavram

Güvenlik Maksimizasyonu ve Dengeleme Mantığı

Daha Fazla Pratik

Kenneth Waltz'un 'Theory of International Politics' eserinde açıkladığı 'capabilities' ve 'functional differentiation' kavramlarını tekrar ederek sistemik analiz düzeyini pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 14Soru

Klasik Realist düşünce geleneğinin tarihsel temellerini atan Thucydides, Machiavelli ve Hobbes gibi düşünürlerin analizlerinde; devletlerin sürekli bir güç mücadelesi içinde olmalarının ve uluslararası siyasette çatışmanın kaçınılmaz görülmesinin birincil kaynağı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnsan doğasının doğuştan gelen bencil ve güç arayışı (iktidar hırsı) içinde olan yapısı

Cevap

İnsan doğasının doğuştan gelen bencil ve güç arayışı (iktidar hırsı) içinde olan yapısı
Klasik Realizm'in temel varsayımı, siyasetin köklerinin değişmez ve bencil olan insan doğasında yattığıdır. Thucydides, Machiavelli ve Hobbes gibi düşünürler; insanların doğuştan gelen rekabet, şan-şeref arzusu ve güvenlik kaygısı gibi bencil güdülerle hareket ettiğini, devletlerin de bu bireysel özelliklerin bir yansıması olarak güç mücadelesine girdiğini savunurlar. Bu nedenle çatışmanın asıl kaynağı biyolojik/psikolojik bir sabitlik olan insan doğasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klasik Realist düşünürlerin (Thucydides, Machiavelli, Hobbes) ortak hareket noktasını analiz edin.
Bu düşünürler siyaseti ve savaşı anlamak için 'insan'ı temel alırlar.
Klasik Realizm'in analiz düzeyi bireydir ve insan doğası tüm siyasal eylemlerin belirleyicisidir.
2
Güç mücadelesinin kaynağını saptayın.
Güç mücadelesi, insanın doğuştan gelen hükmetme arzusu (animus dominandi) ile açıklanır.
Devletler de insanlar tarafından yönetildiği için, insandaki bu bencil ve iktidar odaklı güdüler devlet davranışına yansır.
3
Diğer Realist akımlarla (özellikle Neorealizm) olan temel farkı gözetin.
Klasik Realizm insan doğasına vurgu yaparken, Neorealizm sistemin yapısına (anarşi) odaklanır.
Soruda Thucydides ve Hobbes gibi isimlerin verilmesi, odağın 'insan doğası' olduğunu kesinleştirir.

Anahtar Kavram

İnsan Doğası (Klasik Realizm'in Ontolojik Temeli)

İpuçları

1
Klasik Realistlerin devlet davranışlarını açıklarken 'birey' ve 'toplum' seviyesindeki insan psikolojisine nasıl baktığını düşünün.
2
Thucydides ve Hobbes'un 'insan' tasvirlerine odaklanın; insanları harekete geçiren temel güdüler nelerdir?
3
Klasik Realizm ile Neorealizm arasındaki en büyük fark analiz düzeyidir; biri 'içeriden dışarıya' (insandan sisteme), diğeri 'dışarıdan içeriye' (sistemden devlete) bakar.

Daha Fazla Pratik

Morgenthau'nun 'Siyasal Gerçekçiliğin Altı İlkesi'nde insan doğasına yaptığı vurguyu inceleyerek bu konuyu pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 15Soru

Robert Jervis tarafından geliştirilen kuramsal çerçeveye göre, uluslararası politikada "Güvenlik İkilemi" (Security Dilemma) her zaman aynı şiddette hissedilmez; sistemdeki teknolojik ve coğrafi faktörler bu ikilemin derecesini belirleyen temel değişkenlerdir.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi güvenlik ikileminin sistem üzerindeki istikrarsızlaştırıcı etkisini azaltan ve devletler arası güvenliği daha olası kılan durumlardan biridir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Savunma (defansif) sistemlerin saldırı (ofansif) sistemlerine göre daha maliyet etkin ve askeri açıdan üstün olması

Cevap

Savunma (defansif) sistemlerin saldırı (ofansif) sistemlerine göre daha maliyet etkin ve askeri açıdan üstün olması
Robert Jervis'in teorisine göre, savunma kabiliyetinin saldırı kabiliyetinden daha üstün ve avantajlı olması (defense advantage), devletlerin kendilerini korumasını kolaylaştırır. Bu durumda, bir devletin kendi güvenliğini artırmak için attığı adımlar diğer devletler üzerinde daha az tehdit algısı yaratır; çünkü saldırı zor ve maliyetlidir. Bu durum, güvenlik ikileminin şiddetini azaltarak uluslararası sistemde daha istikrarlı bir ortam oluşmasına katkı sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Güvenlik İkilemi Modifikasyonlarını Analiz Etme
Robert Jervis'e göre ikilemin şiddeti; 'Saldırı-Savunma Dengesi' ve 'Silahların Ayırt Edilebilirliği' değişkenlerine bağlıdır.
Güvenlik ikilemi her koşulda aynı düzeyde çatışma yaratmaz; bazı teknolojik ve coğrafi durumlar sistemi daha istikrarlı kılar.
2
Savunma Avantajının Etkisini Belirleme
Savunma teknolojilerinin (örneğin kaleler, hava savunma sistemleri) saldırı araçlarından (örneğin tanklar, uzun menzilli füzeler) daha etkili olduğu bir dünyada, statükocu devletler kendilerini korumak için daha az çaba sarf eder.
Savunmanın avantajlı olması, devletlerin 'ilk vuruş' yapma motivasyonunu kırar ve saldırıya uğrama korkusunu azaltır.

Anahtar Kavram

Robert Jervis'in Güvenlik İkilemi ve Saldırı-Savunma Dengesi

Daha Fazla Pratik

Jervis'in 'Dört Dünya' (Four Worlds) tablosunu inceleyerek, hangi kutunun 'Çifte Tehlike' (Double Danger) olarak adlandırıldığını öğreniniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 16Soru

E.H. Carr, *Yirmi Yıl Krizi* (19391939) adlı eserinde uluslararası ilişkiler disiplininin gelişimini ütopya ve gerçekçilik arasındaki diyalektik bir süreç olarak tanımlar. Carr'a göre gerçekçilik, ütopik düşüncenin "arzulanan" ve "amaçlanan" dünyasına bir tepki olarak "olanın" analizine odaklansa da bir noktada "kısır" (sterile) hale gelir. Carr'ın kuramsal çerçevesine göre, gerçekçiliğin eylem ve değişim için "kısır" bir nitelik taşımasının temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Siyasal eylem için gerekli olan normatif bir amaçtan ve "olması gereken" vizyonundan yoksun olması

Cevap

Siyasal eylem için gerekli olan normatif bir amaçtan ve 'olması gereken' vizyonundan yoksun olması
Carr'a göre eylem (action) iki bileşen gerektirir: analitik bir plan (gerçekçilik) ve ahlaki bir amaç (ütopya). Gerçekçilik, olanı analiz ettiği için 'neyin yapılamayacağını' veya 'olanın ne olduğunu' gösterir ancak 'ne yapılması gerektiğine' dair bir vizyon sunmaz. Bu ahlaki/normatif hedeften yoksun oluşu, onu bir eylem planı üretmekte 'kısır' bırakır.

Adım Adım Çözüm

1
E.H. Carr'ın disiplin gelişim aşamalarını belirle.
Carr, disiplini 'ütopya' (amaç/teleoloji) ve 'gerçekçilik' (analiz/nedensellik) olarak iki temel aşamaya ayırır.
Tartışmanın hangi kavramlar üzerinden yürüdüğünü anlamak için gereklidir.
2
Gerçekçiliğin ütopizme yönelik eleştirisini analiz et.
Gerçekçilik, ütopyanın 'istekleri' gerçeklik gibi sunan naif yapısını yıkar ve 'olanın' (reality) sert analizini yapar.
Gerçekçiliğin neden bir 'düzeltici' (corrective) olduğunu saptamak gerekir.
3
Carr'ın 'saf gerçekçilik' (consistent realism) hakkındaki eleştirisini incele.
Carr'a göre saf gerçekçilik sadece 'olanı' açıklar; eylem için gerekli olan amacı, ahlaki yargıyı ve motivasyonu sağlayamaz.
Soruda sorulan 'kısırlık' (sterility) kavramının kökeni bu amaçsızlıktır.

Anahtar Kavram

Carr'ın Diyalektik Sentezi (Ütopya-Gerçekçilik Sentezi)

İpuçları

1
Carr'ın disiplini ütopya ve gerçekçilik arasında gidip gelen bir diyalektik olarak gördüğünü hatırla.
2
Ütopya 'amaç' sağlar ama 'analiz' sağlayamaz; gerçekçilik ise 'analiz' sağlar ama bir şeyi eksik bırakır.
3
Eyleme geçmek için 'olanı' bilmek yetmez, 'olması gerekeni' istemek gerekir. Gerçekçiliğin sağlamadığı budur.

Daha Fazla Pratik

Carr'ın 'Çıkarların Uyumu' (Harmony of Interests) kavramını statüko güçlerinin bir ideolojisi olarak nasıl eleştirdiğini incelemek bu konuyu pekiştirecektir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 17Soru

Bir devletin, komşusundan gelebilecek olası bir saldırıyı engellemek amacıyla sınırlarına yerleştirdiği yüksek teknolojili 'füze savunma sistemleri', komşu devlet tarafından kendi nükleer caydırıcılığının etkisiz hale getirilmesi olarak okunmuş ve bu durum komşu devletin saldırı füzelerini modernize etmesine yol açmıştır. Sonuçta, her iki devlet de savunma harcamalarını artırmasına ve niyetlerinin saldırgan olmadığını belirtmesine rağmen, kendilerini eskisinden daha büyük bir tehdit altında hissetmeye başlamıştır.

Realist literatürde 'yapısal bir trajedi' olarak nitelendirilen bu paradoksal durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Güvenlik İkilemi

Cevap

Güvenlik İkilemi (Security Dilemma)
Güvenlik İkilemi, bir devletin kendi güvenliğini artırmak için yaptığı hamlelerin (füze savunma sistemi gibi), diğer devletlerin güvenliğini kaçınılmaz olarak azaltması ve bir tepki doğurması sonucu ortaya çıkan yapısal trajediyi ifade eder. Bu süreçte devletler aslında revizyonist (saldırgan) emeller gütmese de, sistemin anarşik yapısı nedeniyle birbirlerinin niyetlerinden emin olamazlar.

Adım Adım Çözüm

1
Senaryoyu analiz et
Devletin attığı adım (füze savunma sistemi) tamamen savunma amaçlıdır.
Soruda devletin niyetinin 'saldırıyı engellemek' olduğu belirtilmiştir.
2
Karşı tarafın algısını değerlendir
Komşu devlet bu adımı kendi caydırıcılığına yönelik bir tehdit olarak algılar.
Anarşik bir sistemde niyetler belirsizdir ve savunma araçları saldırı avantajı olarak yorumlanabilir.
3
Sonucu belirle
Karşılıklı hamleler sonucunda her iki tarafın güvenliği azalır.
Sistemin yapısal özelliklerinden (anarşi ve kendi başının çaresine bakma) kaynaklanan bu durum bir sarmal yaratır.
4
Kavramla eşleştir
Güvenlik İkilemi
Robert Jervis ve John Herz tarafından geliştirilen bu kavram, tam olarak bu 'istemsiz güvenlik azalması' sarmalını ifade eder.

Anahtar Kavram

Güvenlik İkilemi (Security Dilemma): Anarşik yapıda devletlerin saldırgan niyetleri olmasa dahi, savunma amaçlı kapasite artırımlarının diğer devletler tarafından tehdit olarak algılanmasıyla oluşan güvensizlik sarmalıdır.

İpuçları

1
Bu durumun temelinde, devletlerin niyetlerini birbirlerine tam olarak anlatamaması ve anarşik yapının yarattığı belirsizlik yatar.
2
Robert Jervis'e göre bu durum, 'savunma' ve 'saldırı' silahlarının birbirinden ayırt edilemediği durumlarda daha şiddetli yaşanır.
3
Hiçbir tarafın savaş istemediği ama herkesin silahlandığı bu paradoksa, realizmde 'yapısal bir trajedi' veya 'güvenlik paradoksu' da denir.

Daha Fazla Pratik

Robert Jervis'in 'saldırı-savunma dengesi' ve 'ayırt edilebilirlik' kriterlerinin güvenlik ikilemini nasıl etkilediğini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 18Soru

John Mearsheimer tarafından sistemleştirilen Saldırgan Realizm (Ofansif Realizm) teorisine göre, uluslararası sistemin anarşik yapısı ve devletlerin birbirlerinin niyetlerinden asla tam olarak emin olamamaları, rasyonel büyük güçleri aşağıdaki stratejik hedeflerden hangisine yönelmeye zorlamaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Diğer devletlere karşı ezici bir üstünlük kurarak sistemde hegemon olmak

Cevap

Saldırgan Realizm'e göre devletlerin nihai hedefi, sistemde ezici bir üstünlük kurarak hegemon olmaktır.
Saldırgan realizmin öncüsü John Mearsheimer'a göre, uluslararası sistemin yapısı devletleri sürekli daha fazla güç aramaya iter. Çünkü sistemde merkezi bir otorite (anarşi) yoktur ve hiçbir devlet bir diğerinin gelecekteki niyetinden emin olamaz. Bu durum, devletleri en güvenli konum olan hegemonya arayışına (rakipsiz güç olma) yöneltir.

Adım Adım Çözüm

1
Sistemsel koşulların analizi
Anarşi ve niyet belirsizliği tespit edildi.
Saldırgan realizmin temelinde devletlerin birbirlerine asla güvenemeyeceği bir yapısal zorunluluk yatar.
2
Devlet davranışının belirlenmesi
Devletlerin güç maksimizasyonuna (power maximization) yöneldiği belirlendi.
Güvenlik ikilemi nedeniyle devletler sadece savunma yaparak hayatta kalamazlar, rakiplerinden daha fazla güç biriktirmelidirler.
3
Nihai hedefin saptanması
Hegemonya hedefi doğrulandı.
Saldırgan realizme göre 'yeterince güç' yoktur; bir devlet ancak rakiplerinin niyetleri ne olursa olsun kendisine zarar veremeyeceği bir konuma (hegemoniye) ulaştığında güvendedir.

Anahtar Kavram

Güç Maksimizasyonu ve Hegemonya Arayışı

İpuçları

1
Bu teoriye göre devletler 'statükocu' mu yoksa 'revizyonist' mi davranır?
2
Mearsheimer'a göre bir devletin tam anlamıyla güvende olabileceği tek bir durum vardır: Rakipsiz güç olmak.
3
Devletlerin güvenlik için sürekli güç maksimizasyonu yaparak ulaştıkları nihai nokta hegemonyadır.

Daha Fazla Pratik

Saldırgan realizm ile Savunmacı realizm arasındaki 'güç miktarı' tartışmasını (güç maksimizasyonu vs. güvenlik maksimizasyonu) inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 19Soru

Hans Morgenthau tarafından sistemleştirilen siyasal gerçekçilik teorisinde, ahlaki ilkelerin uluslararası politikada mutlak bir geçerliliğe sahip olmadığı; ancak bu ilkelerin somut siyasal koşullar altında, "ihtiyat" (prudence) süzgecinden geçirilerek uygulanabileceği savunulur. Buna göre, Morgenthau’nun siyasal gerçekçilik anlayışında ahlak ve siyaset arasındaki ilişki hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Siyasal eylemin ahlaki niteliği, soyut ve evrensel ilkelerden ziyade eylemin somut siyasal sonuçlarına göre değerlendirilir.

Cevap

Siyasal eylemin ahlaki niteliği, soyut ve evrensel ilkelerden ziyade eylemin somut siyasal sonuçlarına göre değerlendirilir.
Doğru seçenek, Morgenthau'nun dördüncü ilkesini tam olarak açıklar. Klasik realizmde evrensel ahlaki ilkeler reddedilmez; ancak bu ilkelerin devletlerin eylemlerine 'zaman ve mekan' süzgecinden geçirilmeden doğrudan uygulanamayacağı savunulur. Bu süzgecin adı 'ihtiyat'tır. İhtiyat, siyasal eylemin ahlaki önemini, o eylemin somut dünyadaki olası siyasal sonuçlarıyla (örneğin devletin varlığını koruması) ilişkilendirir.

Adım Adım Çözüm

1
Morgenthau'nun siyasal gerçekçiliğinin dördüncü ilkesini analiz et.
Dördüncü ilke, ahlaki ilkelerin devlet eylemlerine 'soyut' bir biçimde uygulanamayacağını belirtir.
Uluslararası ilişkilerde ahlaki değerlerin varlığı inkar edilmez ancak uygulama biçimi tartışılır.
2
İhtiyat (prudence) kavramının rolünü belirle.
İhtiyat, farklı eylem seçeneklerinin olası siyasal sonuçlarını tartma yeteneği olarak tanımlanır.
Devlet adamı için 'en iyi' değil, somut şartlar altında 'en az kötü' olanı seçmek esastır.
3
Sonuç-odaklılık (consequentialism) ile ilişkilendir.
Realist ahlak, eylemin niyetinden çok siyasal başarısına ve sonuçlarına odaklanır.
Morgenthau'ya göre siyasetin en yüksek erdemi bu sonuçları öngörebilme yetisidir.

Anahtar Kavram

İhtiyat (Prudence) ve Siyasal Ahlak

İpuçları

1
Morgenthau'nun dördüncü ilkesindeki 'ihtiyat' kavramına odaklanın.
2
Realizmde bir eylemin 'iyi' olup olmadığı, o eylemin niyetinden çok doğurduğu sonuçlarla ilgilidir.

Daha Fazla Pratik

Morgenthau'nun 5. ilkesi olan 'tikel ahlaki emeller ile evrensel yasalar arasındaki fark' konusunu inceleyerek realizmin ideoloji eleştirisini derinleştirin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 20Soru

Neoklasik realizm, disiplin içindeki kuramsal tartışmalarda hem klasik realizmden hem de neorealizmden (yapısal realizm) çeşitli unsurları bünyesinde barındıran bir sentez olarak değerlendirilir. Bu teorik çerçevede neoklasik realizmi, klasik realizmin "insan doğası" merkezli açıklamasından koparan ve neorealizm ile aynı ontolojik zeminde buluşturan temel varsayım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası sistemin anarşik yapısının ve maddi güç dağılımının devlet davranışları üzerindeki belirleyici ve öncelikli (bağımsız değişken) etkisi

Cevap

Uluslararası sistemin anarşik yapısının ve maddi güç dağılımının devlet davranışları üzerindeki belirleyici ve öncelikli etkisi
Doğru seçenek, neoklasik realizmin ontolojik (varlıksal) temelini neorealizm ile paylaştığını belirtir. Neoklasik realistler, neorealistler gibi uluslararası sistemin anarşik yapısını ve güç dağılımını dış politikanın birincil belirleyicisi (bağımsız değişken) olarak kabul ederler. Bu yaklaşım, dış politikayı insanın değişmez doğasıyla açıklayan Klasik Realizm'den en büyük kopuş noktasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Neoklasik realizmin kuramsal konumunu belirle.
Neoklasik realizm, neorealizmin yapısalcılığını (bağımsız değişken) klasik realizmin birim düzeyindeki faktörleriyle (ara değişken) birleştirir.
Kuramın neyi sentezlediğini anlamak için başlangıç noktasını saptamak gerekir.
2
Neorealizm ile ortak noktayı tespit et.
Her iki kuram da analize sistemik yapı (anarşi ve güç dağılımı) ile başlar. Bu, Klasik Realizm'in 'insan doğası' vurgusundan bir kopuştur.
Ontolojik zeminin (varlık alanı) nerede kurulduğunu belirlemek, kuramlar arası ayrımı netleştirir.
3
Klasik realizmin neden elendiğini açıkla.
Klasik realizm, dış politikayı sistemik baskılardan ziyade insanın doğuştan gelen güç arzusuna dayandırır.
Soruda istenen 'klasik realizmden ayıran fark' bu noktada ortaya çıkar.

Anahtar Kavram

Neoklasik Realizm Sentezi

İpuçları

1
Neoklasik realizmin analize hangi düzeyden (birey, devlet, sistem) başladığını düşünün.
2
Klasik realizm 'insan' derken, neorealizm 'yapı' der. Neoklasik realizm bu ikisinden hangisini başlangıç noktası kabul eder?
3
Sistemik baskıların bağımsız değişken olması neorealizm ve neoklasik realizm arasındaki ortak köprüdür.

Daha Fazla Pratik

Fareed Zakaria'nın 'State Power' ve Randall Schweller'ın 'Underbalancing' kavramlarını neoklasik realizm bağlamında inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Sayfa 1 / 26Sonraki
Realizm ve Neorealizm Alıştırma Soruları — KPSS Uluslararası İlişkiler | Examkin