18. yüzyıl Aydınlanma düşüncesinin uluslararası ilişkilere uyarlanması, devletlerin tıpkı bireyler gibi 'doğa durumundan' çıkıp sözleşmeye dayalı ve rasyonel bir düzen kurabilecekleri inancına dayanır. Bu bağlamda klasik liberal yaklaşım, anarşinin mutlak bir kaos anlamına gelmediğini; aklın rehberliğinde oluşturulacak evrensel yasalar, temsili yönetimler ve serbest ticaretin, devletleri zamanla savaştan uzaklaştıracağını savunmaktadır. Bu süreçte Immanuel Kant ve John Locke gibi düşünürlerin kavramları, uluslararası ilişkilerin salt güç mücadelesinden ibaret olmadığını göstermek için temel referans noktaları olarak kabul edilir.
Klasik liberalizmin kökenleri ve uluslararası güvenlik tasavvuru dikkate alındığında, aşağıdaki ifadelerden hangisi bu düşünce geleneğinin temel varsayımlarıyla çelişmektedir?
- AUluslararası sistemdeki merkezi otorite eksikliği, devletlerin kendi rasyonel iradeleriyle uluslararası hukuk kuralları etrafında bir araya gelerek barışçıl bir birlik oluşturmalarına engel teşkil etmez.
- BBir devletin dış politikada çatışmacı politikalara yönelmesi, sistemin yapısından ziyade iç siyasetindeki otokratik özelliklerden ve vatandaşların karar alma süreçlerinden dışlanmasından kaynaklanır.
- Uluslararası anarşi, devletleri beka endişesiyle sürekli bir güç maksimizasyonuna ve mutlak kazançtan ziyade göreli kazanç arayışına iten, yapısal olarak kalıcı işbirliğini engelleyen bir durumdur.Cevap
- DDevletler arasındaki etkileşim süreci bir 'doğa durumu' olarak kabul edilse de, bu durum herkesin herkesle savaştığı bir kaos ortamından ziyade, ortak ahlaki ilkelerin var olduğu yönetilebilir bir zemin sunar.
- Eİnsan aklının ve toplumsal yapıların tarihsel süreç içindeki ilerlemeci (progress) kapasitesi, savaşın uluslararası sorunların çözümünde meşru ve rasyonel bir araç olma özelliğini zamanla zayıflatacaktır.