Uluslararası sistemin merkezi bir otoriteden yoksun olan anarşik yapısı, devletleri kendi güvenliklerini sağlamak amacıyla askeri kapasitelerini artırmaya iter. Ancak bir devletin tamamen savunma niyetiyle attığı adımlar bile diğer devletler tarafından potansiyel bir tehdit olarak algılanabilmekte ve bu durum güvensizlik yaratarak karşılıklı bir silahlanma yarışına yol açabilmektedir. Kenneth Waltz ve John Mearsheimer gibi neorealist teorisyenler, anarşinin temel bir yapısal özellik olduğu konusunda uzlaşsalar da, devletlerin bu yapısal kısıta ve güvenlik ikilemine (security dilemma) vereceği tepkiler konusunda farklılaşırlar.
Buna göre, anarşinin tetiklediği bu güvenlik ikilemine ve sonuçlarına ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi, saldırgan (ofansif) ve savunmacı (defansif) realizm arasındaki kuramsal ayrımı en doğru şekilde yansıtmaktadır?
- Savunmacı realizm, aşırı güçlenmenin diğer devletlerde tehdit algısı yaratarak karşı dengeleme ittifaklarına (balancing) yol açacağını ve güvenliği azaltacağını savunurken; saldırgan realizm, anarşik yapıda güvende olmanın tek yolunun sürekli güç maksimizasyonu ile hegemonya kurmak olduğunu ileri sürer.Cevap
- BSavunmacı realizm güvenlik ikilemini sistemin anarşik doğasıyla yapısal olarak açıklarken; saldırgan realizm, bu ikilemin temel nedenini uluslararası sistemden ziyade devlet yöneticilerinin doğuştan gelen güç arzusuna ve insan doğasının bencilliğine bağlar.
- CSaldırgan realizm, devletlerin güvenlik ikilemini yönetebilmek için uluslararası sistemde mevcut statükoyu korumaya öncelik vermesi gerektiğini savunurken; savunmacı realizm devletlerin her fırsatta revizyonist politikalar izleyerek sınırlarını genişletmesi gerektiğini iddia eder.
- DHer iki yaklaşım da anarşiyi uluslararası arenada sürekli bir kaos ve çatışma ortamı olarak tanımlar; bu nedenle güvenlik ikileminin yarattığı silahlanma yarışından kurtulmanın tek yolunun uluslarüstü bağlayıcı bir dünya devleti kurmak olduğunu savunur.
- ESavunmacı realizm, devletlerin mutlak kazançlara odaklanması ve ekonomik karşılıklı bağımlılığı artırması halinde güvenlik ikileminin aşılabileceğini belirtirken; saldırgan realizm devletlerin yalnızca demokratik barış yoluyla bu ikilemden kurtulabileceğini öne sürer.