Disiplinin Gelişimi ve Temel Kavramlar

342 soru

Soru 1Soru

Orta Çağ Avrupa siyasal düşüncesinde otorite; imparator ve papanın evrensel yetki iddialarıyla şekillenen dikey bir hiyerarşi içinde tanımlanmıştır. Westphalia Barışı ile bu dikey yapı reddedilmiş; her bir devletin kendi sınırları içinde mutlak egemen olduğu ve dışarıdan hiçbir güce boyun eğmediği bir "yatay düzen" anlayışı benimsenmiştir. Bu dönüşümün uluslararası ilişkiler disiplini açısından en temel yapısal sonucu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletler üzerinde karar alıcı merkezi bir otoritenin bulunmadığı anarşik sistemin kurumsallaşması

Cevap

Devletler üzerinde karar alıcı merkezi bir otoritenin bulunmadığı anarşik sistemin kurumsallaşması
Westphalia Sistemi'nin en temel yapısal sonucu, Avrupa'daki evrensel dini ve siyasi hiyerarşinin (Papa ve İmparator) sona ermesidir. Bunun yerine her biri kendi topraklarında mutlak yetkili ve birbirine hukuken eşit olan egemen devletler gelmiştir. Devletlerin üzerinde onları bağlayan merkezi bir otorite kalmadığı için uluslararası sistem 'anarşik' bir karakter kazanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Orta Çağ ve Westphalia otorite yapılarını karşılaştırın.
Orta Çağ hiyerarşiktir (Papa/İmparator), Westphalia ise egemen eşitliğe dayalı yatay bir düzendir.
Sistemin temel değişim yönünü anlamak için.
2
Yatay düzenin sistem düzeyindeki karşılığını belirleyin.
Üst bir otorite yoksa, sistem anarşiktir.
Uluslararası ilişkiler teorisindeki 'anarşi' kavramını Westphalia ile ilişkilendirmek için.
3
Seçeneklerdeki kavramsal yanılgıları eleyin.
Anarşiyi kaos sanan veya modern teorileri (demokratik barış gibi) bu döneme mal eden şıklar elenir.
Doğru teknik tanıma ulaşmak için.

Anahtar Kavram

Egemenlik ve Uluslararası Anarşi
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 2Soru

Uluslararası İlişkiler disiplininin 19191919 yılında kurumsallaşmasına öncülük eden "İdealist" evre ile 19301930’ların sonunda bu evreye yöneltilen "Realist" eleştiriler (Birinci Büyük Tartışma) arasındaki temel paradigma değişimi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Siyaseti ahlak ve hukuk temelinde "iyileştirme" çabasından, siyaseti güç ve çıkar dengeleri üzerinden "açıklama" çabasına geçilmesi

Cevap

Siyaseti ahlak ve hukuk temelinde "iyileştirme" çabasından, siyaseti güç ve çıkar dengeleri üzerinden "açıklama" çabasına geçilmesi
Doğru cevap, disiplinin kurucu aşamasındaki "dünyayı iyileştirme" (normatif) amacının, savaşın patlak vermesiyle birlikte yerini "dünyayı olduğu gibi anlama ve açıklama" (ampirik/realist) amacına bırakmasını en iyi ifade eden seçenektir. Realizm, idealistlerin hukuk ve ahlak vurgusunu "ütopya" olarak nitelendirmiş ve güç (power) ile ulusal çıkar (national interest) kavramlarını merkeze koymuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Disiplinin kuruluş amacını belirle
19191919 Aberystwyth kürsüsü ve İdealizm, II. Dünya Savaşı sonrası savaşı önlemek amacıyla normatif (olması gereken) bir dünya tasarımı üzerine kurulmuştur.
Disiplinin başlangıç noktasını anlamak için gereklidir.
2
Birinci Büyük Tartışma'nın içeriğini analiz et
E.H. Carr'ın 19391939 tarihli "Yirmi Yılın Krizi" eseriyle İdealistleri (Ütopyacıları) gerçeklerden kopuk olmakla suçlamasıdır.
Tartışmanın hangi kırılma noktasında gerçekleştiğini saptamak için gereklidir.
3
Paradigma değişimini tanımla
Bu değişim, "Dünya nasıl barışçıl hale getirilir?" (Normatif/İdealizm) sorusundan "Dünya neden çatışma ve güç mücadelesi içindedir?" (Ampirik/Realizm) sorusuna geçiştir.
Doğru seçeneğe ulaşmak için yapılan son analiz adımıdır.

Anahtar Kavram

Birinci Büyük Tartışma (İdealizm - Realizm)

Daha Fazla Pratik

E.H. Carr'ın 'Yirmi Yılın Krizi' kitabındaki Realizm eleştirilerini daha detaylı inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 3Soru

Uluslararası sistemin merkezi bir otoriteden yoksun olması (anarşi) ve devletlerin birbirlerinin niyetlerinden asla tam olarak emin olamamaları, 'güvenlik ikilemi' (security dilemma) olgusunun yapısal temelini oluşturur. Ancak bu yapısal durumun devletleri ne ölçüde saldırganlığa veya güç maksimizasyonuna ittiği konusunda farklı realist yaklaşımlar bulunmaktadır.

Buna göre, saldırgan realizm (offensive realism) perspektifinden bakıldığında, güvenlik ikileminin kalıcı olmasının ve devletlerin bekalarını sağlamak için sürekli güç artırımına yönelmekten başka rasyonel bir seçenek bulamamalarının en temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletlerin sadece mevcut niyetlerine değil, gelecekteki niyetlerinin ne yönde değişebileceğine dair belirsizliğin giderilmesinin imkânsız olması.

Cevap

Devletlerin niyetlerinin gelecekte değişebileceğine dair belirsizliğin giderilememesi
Saldırgan realizmin öncüsü John Mearsheimer'a göre, devletler birbirlerinin niyetlerinden asla %100 emin olamazlar. Daha önemlisi, bir devlet bugün barışçıl niyetlere sahip olsa bile, bu niyetin gelecekte değişmeyeceğinin garantisi yoktur. Bu zamansal belirsizlik nedeniyle devletler, hayatta kalmak (survival) için mümkün olan en fazla güce sahip olmayı (hegemonya arayışı) tek rasyonel sigorta olarak görürler.

Adım Adım Çözüm

1
Güvenlik ikileminin temel varsayımlarını belirlemek
Anarşi ve niyetlerin belirsizliği ikilemin kökenidir.
İkilemin neden her zaman bir çatışma potansiyeli taşıdığını anlamak için yapısal temeli kurmak gerekir.
2
Saldırgan realizmi savunmacı realizmden ayıran noktayı analiz etmek
Saldırgan realizm (Mearsheimer), devletlerin 'yeterli' güçle yetinemeyeceğini savunur.
Savunmacı realistler statükonun korunabileceğini düşünürken, saldırgan realistler belirsizliğin radikal sonuçlarına odaklanır.
3
Niyetlerin belirsizliği kavramını derinleştirmek
Mearsheimer'a göre bugün dost olan bir devlet, yarın niyetini değiştirebilir.
Sistemin en temel sorunu 'gelecekteki niyetlerin' (future intentions) bilinemez olmasıdır; bu da güç maksimizasyonunu zorunlu kılar.

Anahtar Kavram

Niyetlerin Gelecekteki Belirsizliği ve Güç Maksimizasyonu
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 4Soru

Uluslararası ilişkiler teorisinde, devletlerin istemedikleri halde bir çatışma ve silahlanma sarmalına girmelerini ifade eden "güvenlik ikilemi" (security dilemma) kavramı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası sistemin anarşik yapısı ve niyetlerin belirsizliği, bir devletin savunma amaçlı kapasite artışının bile diğerleri tarafından potansiyel bir tehdit olarak algılanmasına yol açar.

Cevap

Uluslararası sistemin anarşik yapısı ve niyetlerin belirsizliği, bir devletin savunma amaçlı kapasite artışının bile diğerleri tarafından potansiyel bir tehdit olarak algılanmasına yol açar.
Güvenlik ikilemi, uluslararası sistemde merkezi bir otorite olmaması (anarşi) nedeniyle devletlerin kendi güvenliklerini sağlamak için attıkları adımların, diğer devletlerin güvenlik endişelerini artırarak bir güvensizlik sarmalı yaratmasıdır. Bu durum, devletlerin niyetlerinden bağımsız olarak sistemin yapısından kaynaklanan 'yapısal' bir sorundur.

Adım Adım Çözüm

1
Kavramın temel varsayımlarını belirle.
Güvenlik ikilemi; anarşi, devletlerin hayatta kalma arzusu ve diğerlerinin niyetleri hakkındaki belirsizlik üzerine kuruludur.
Bu üç unsur birleştiğinde devletlerin birbirlerine güvenmesini zorlaştıran yapısal bir ortam oluşur.
2
Eylemlerin sonuçlarını analiz et.
Bir devletin (A) tamamen savunma amaçlı silahlanması, diğer devlet (B) tarafından 'yarın saldırabilir' şeklinde yorumlanır.
Savunma ve saldırı kapasiteleri genellikle birbirinden tam olarak ayırt edilemez, bu da niyet okumayı imkansız kılar.
3
Teorik yaklaşımları karşılaştır.
Savunmacı realizm ikilemin şiddetinin azaltılabileceğini (saldırı-savunma dengesi ile) söylerken, saldırgan realizm bunun sistemin kaçınılmaz bir gerçeği olduğunu savunur.
Bu ayrım, devletlerin güvenlik arayışında ne kadar ileri gitmeleri gerektiği konusundaki temel realist tartışmadır.

Anahtar Kavram

Güvenlik İkilemi ve Yapısal Anarşi
Soru 5Soru

Uluslararası ilişkiler teorisinde "anarşi" kavramı, disiplinin temel yapı taşlarından biri olup gündelik dildeki "kaos" veya "düzensizlik" kavramlarından teknik olarak kesin çizgilerle ayrılır. Buna göre, uluslararası sistemin anarşik bir yapıya sahip olması aşağıdakilerden hangisini doğrudan ifade eder?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletlerin üzerinde meşru güç kullanma tekeline sahip merkezi bir otoritenin veya dünya hükümetinin bulunmamasını

Cevap

Uluslararası sistemin anarşik olması, devletlerin üzerinde emretme yetkisine ve meşru şiddet kullanma tekeline sahip merkezi bir otoritenin (dünya hükümeti) bulunmamasıdır.
Doğru yanıt olan seçenek, uluslararası sistemde devletlerin egemenliğini kısıtlayacak ve onlara emretme yetkisine sahip merkezi bir dünya hükümetinin yokluğunu ifade etmektedir. Kenneth Waltz gibi Neorealist düşünürlere göre anarşi, sistemin örgütlenme ilkesidir ve devletlerin 'kendi kendine yardım' (self-help) sisteminde hareket etmelerine neden olur. Bu durum sistemin 'kaos' içinde olduğu anlamına gelmez, sadece merkezi bir otoritenin bulunmadığını belirtir.

Adım Adım Çözüm

1
Teknik Terim Analizi
Anarşi kavramının siyaset bilimindeki 'yönetimsizlik' kökenine gidilmelidir.
Gündelik dildeki 'kaos' anlamı ile akademik anlamı arasındaki farkı belirlemek için gereklidir.
2
Karşılaştırmalı Analiz
İç siyasetteki 'hiyerarşi' (üst otorite varlığı) ile uluslararası siyasetteki 'anarşi' (üst otorite yokluğu) kıyaslanmalıdır.
Max Weber'in devlet tanımındaki 'meşru güç kullanma tekeli'nin uluslararası alanda karşılığının olmadığını görmek için.
3
Teorik Ayıklama
İnsan doğası (Klasik Realizm) veya güç dağılımı (Kutupluluk) gibi diğer sistemik özellikler elenmelidir.
Anarşinin sistemin 'örgütlenme ilkesi' (ordering principle) olduğu gerçeğine ulaşmak için.

Anahtar Kavram

Uluslararası sistemin merkezi otoriteden yoksun yapısı (Anarşi)
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 6Soru

Uluslararası İlişkiler disiplininde 1970'li ve 1980'li yıllara damgasını vuran "Üçüncü Büyük Tartışma" (Paradigmalar Arası Tartışma), disiplini Realizm, Liberalizm (Çoğulculuk) ve Yapısalcılık (Globalizm/Marksizm) ekseninde bölmüştür. Bu tartışmada Yapısalcı/Globalist kanadı diğer iki ana akım yaklaşımdan ayıran temel ontolojik (varlıksal) fark aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası sistemin "anarşik" değil, tarihsel ve ekonomik süreçlerle belirlenmiş "hiyerarşik" (merkez-çevre) bir yapıda olduğunu ve temel analiz biriminin sınıfsal yapılar olduğunu savunması

Cevap

Yapısalcı/Globalist yaklaşım, uluslararası sistemi anarşik bir yapı yerine merkez-çevre ilişkisine dayalı hiyerarşik bir sistem olarak tanımlar.
Üçüncü Büyük Tartışma'da Yapısalcı/Globalist kanat (Bağımlılık Okulu ve Dünya Sistemleri Teorisi dahil), uluslararası sistemi Realizm ve Liberalizm'in aksine anarşik bir yapı olarak değil, ekonomik sömürüye dayalı, eşitsiz ve hiyerarşik bir 'Merkez-Çevre' yapısı olarak tanımlar. Bu yaklaşım, temel analiz birimi olarak devleti değil, küresel kapitalist sistemi ve sınıfsal yapıları merkeze alır.

Adım Adım Çözüm

1
Üçüncü Büyük Tartışma'nın (Paradigmalar Arası Tartışma) taraflarını ve temel odaklarını analiz edin.
Realizm (Devlet/Güç), Liberalizm (Ulusötesi Aktörler/İşbirliği) ve Yapısalcılık (Dünya Sistemi/Sınıf) arasındaki ayrım netleştirilir.
Tartışmanın hangi kavramlar üzerinden yürüdüğünü anlamak, doğru ayrımı yapmayı sağlar.
2
Yapısalcılığın (Marksizm/Globalizm) uluslararası sistemin yapısına dair özgün iddiasını belirleyin.
Sistemin anarşik (merkezi otorite yokluğu) olduğu varsayımına karşı çıkarak, sistemin hiyerarşik (eşitsiz ekonomik dağılım) olduğunu savunur.
Ana akım teoriler (Realizm/Liberalizm) anarşiyi veri kabul ederken, Yapısalcılar hiyerarşiyi (Merkez-Çevre) vurgulayarak ontolojik bir kopuş yaşarlar.

Anahtar Kavram

Hiyerarşik Sistem ve Merkez-Çevre İlişkisi

Daha Fazla Pratik

Waltz'un Neorealizmi (Yapısal Realizm) ile Marksist Yapısalcılık arasındaki 'yapı' kavramı farkını incelemek bu ayrımı pekiştirecektir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 7Soru

Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler disiplinleri karşılaştırıldığında, uluslararası sistemi iç siyasetten ayıran en temel yapısal özellik genellikle 'anarşi' kavramı ile açıklanır.

Buna göre, uluslararası ilişkiler disiplininde anarşi kavramı en temel ve genel kabul gören hâliyle aşağıdakilerden hangisini ifade etmektedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası alanda, egemen devletlerin üzerinde yer alan ve anlaşmazlıkları çözebilecek merkezi bir üst otoritenin bulunmamasını

Cevap

Uluslararası alanda egemen devletlerin üzerinde yer alan merkezi bir üst otoritenin bulunmaması
Uluslararası ilişkiler teorisinde anarşi, gündelik ve popüler dildeki 'kaos' veya 'kargaşa' anlamından farklı olarak tamamen analitik bir siyaset bilimi terimidir. Temel olarak, egemen ulus-devletlerin kendi aralarındaki ilişkileri hiyerarşik bir biçimde düzenleyecek, onlara yasa dayatacak ve bu yasaları uygulama (yaptırım) gücüne sahip olacak 'dünya hükümeti' benzeri merkezi bir üst otoritenin yokluğunu ifade eder.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası ilişkiler disiplinindeki 'anarşi' kavramının teorik tanımını analiz etmek.
Disiplinde anarşi, devletler-üstü bir yapının (hiyerarşinin) olmaması anlamına gelir.
Kavramı gündelik dildeki kullanımlarından sıyırmak için yapısal (sistemik) tanımına odaklanmak gerekir.
2
Kavramın 'kaos' veya 'kuralsızlık' ile aynı anlama gelmediğini saptamak.
Anarşi kaos değildir; yalnızca merkezi, dayatıcı bir hükümetin olmaması durumudur.
Anarşi altında da devletler işbirliği yapabilir ve düzen inşa edebilirler.

Anahtar Kavram

Anarşi (Merkezi Otorite Yokluğu)
Soru 8Soru

Uluslararası İlişkiler disiplininin akademik bir mecra olarak 19191919 yılında kurumsallaşmaya başladığı 'kurucu dönem' ile 19301930'ların sonundan itibaren disipline hakim olan 'gerçekçi' paradigma arasındaki temel metodolojik ve ontolojik dönüşüm dikkate alındığında; 'Birinci Büyük Tartışma'nın (İdealizm-Realizm) disipliner kimlik ve çalışma nesnesinin tanımlanması üzerindeki belirleyici etkisiyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Disiplin, başlangıçtaki normatif ve hukuksal 'dünya barışı' perspektifinden; gücün, ulusal çıkarın ve anarşik yapının merkezi analiz birimi haline geldiği rasyonel ve ampirik bir zemine evrilmiştir.

Cevap

Disiplin, başlangıçtaki normatif ve hukuksal 'dünya barışı' perspektifinden; gücün, ulusal çıkarın ve anarşik yapının merkezi analiz birimi haline geldiği rasyonel ve ampirik bir zemine evrilmiştir.
Uluslararası İlişkiler disiplini, Birinci Dünya Savaşı'nın yıkımına tepki olarak doğan ve 'nasıl olması gerektiği' (normatif) üzerine odaklanan İdealizmden; krizler ve savaşın kaçınılmazlığı karşısında gücü ve devletlerin 'ulusal çıkarını' merkeze alan Realizme doğru köklü bir paradigma değişimi yaşamıştır. Bu dönüşüm, disiplinin çalışma nesnesini soyut hukuksal düzenlemelerden somut güç dengesi ve çıkar analizlerine kaydırmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Disiplinin kurucu evresini tanımlama
19191919'da Aberystwyth'de kurulan ilk kürsü ile disiplin, 'savaşın nasıl önleneceği' ve 'barışın nasıl tesis edileceği' gibi normatif ve hukuksal bir amaçla yola çıkmıştır.
Disiplinin başlangıç motivasyonunu ve çalışma nesnesini saptamak için gereklidir.
2
19301930'lardaki krizlerin etkisini analiz etme
Milletler Cemiyeti'nin başarısızlığı ve yükselen saldırgan milliyetçilik, idealizmin 'çıkarların uyumu' varsayımını sarsmıştır.
Paradigma değişimini tetikleyen tarihsel koşulları anlamak gerekir.
3
Realist eleştiriyi ve paradigma kaymasını değerlendirme
E.H. Carr ve Hans Morgenthau gibi isimlerin öncülüğünde, uluslararası siyasetin bir 'güç mücadelesi' olduğu ve devletlerin ulusal çıkarları doğrultusunda hareket ettiği savunulmuştur.
Birinci Büyük Tartışma'nın disiplindeki ontolojik etkisini belirlemek için gereklidir.
4
Dönüşümün sonucunu saptama
Disiplin, idealist hukukçuların ve tarihçilerin yerini alan rasyonel ve güç odaklı bir analiz zeminine (Realizm) oturmuştur.
Doğru sonucu bulmak için analizlerin sentezlenmesi gerekir.

Anahtar Kavram

Birinci Büyük Tartışma ve Paradigma Değişimi
Soru 9Soru

Modern uluslararası sistemin ontolojik temeli olarak kabul edilen Westphalia tipi egemenlik anlayışında, devletlerin sadece kendi toprakları üzerindeki mutlak hükümranlığı değil, aynı zamanda bu birimlerin birbirleriyle olan "hukuki eşitlik" ilişkisi de merkezi bir rol oynar. Buna göre, Westphalia düzeninde egemenliğin "dışsal" ve "ilişkisel" boyutunu ifade eden temel mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletlerin birbirlerini kendi sınırları içinde en üst otorite olarak tanıması temelinde gelişen karşılıklı tanıma ve müdahale etmeme (non-intervention) rejimi

Cevap

Devletlerin birbirlerini kendi sınırları içinde en üst otorite olarak tanıması temelinde gelişen karşılıklı tanıma ve müdahale etmeme (non-intervention) rejimi
Doğru cevap olan ifade, Westphalia Sistemi'nin en belirgin özelliği olan devletlerin birbirlerini 'eşit ve bağımsız' birimler olarak kabul etmesi sürecini tanımlar. Bu sistemde egemenlik, devletlerin kendi sınırları içinde mutlak otorite olmalarının yanı sıra, dışarıda da diğer devletlerin iç işlerine karışmama ve bağımsızlıklarına saygı duyma prensibiyle korunur.

Adım Adım Çözüm

1
Otorite yapısındaki dönüşümü belirleyin.
Westphalia ile birlikte otorite, dikey/hiyerarşik (Papa-İmparator) yapıdan, yatay/eşitlikçi bir yapıya geçmiştir.
Westphalia Sistemi'nin temel farkı, devletlerin üstünde başka bir otorite tanımamasıdır.
2
"Dışsal egemenlik" kavramını analiz edin.
Dışsal egemenlik, bir devletin bağımsızlığının diğer devletler tarafından tescil edilmesidir.
Egemenlik sadece içerdeki güç değil, dışardaki aktörlerin sizi meşru bir birim olarak görmesiyle kurumsallaşır.
3
Sistemik kuralları eşleştirin.
Karşılıklı tanıma ve müdahale etmeme ilkeleri Westphalia tipi egemenliğin temelidir.
Bu ilkeler, anarşik bir sistemde devletlerin bir arada yaşamasını sağlayan hukuksal çerçeveyi oluşturur.

Anahtar Kavram

Westphalia Tipi Egemenlik ve Karşılıklı Tanıma

İpuçları

1
Westphalia öncesi Orta Çağ düzenindeki hiyerarşik otorite (Papa-İmparator) ile modern devletin yatay eşitliğini düşünün.
2
Egemenlik sadece bir devletin kendi halkına hükmetmesi midir, yoksa diğer devletlerin de onu bir 'devlet' olarak kabul etmesi gerekir mi?
3
Uluslararası sistemde devletlerin birbirlerinin egemenliğine saygı duyması için gereken en temel ilkeyi (müdahale etmeme) hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Uluslararası toplum (International Society) kavramı ve Westphalia düzeninin bu toplumun oluşumundaki rolünü inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 10Soru

Uluslararası İlişkiler disiplininde 1960'lı yıllarda doruk noktasına ulaşan 'İkinci Büyük Tartışma' sürecinde; siyasetin doğa bilimlerindeki gibi ölçülebilir yasalarla açıklanamayacağını, araştırmacının sezgi ve tarihsel birikiminin merkezi bir öneme sahip olduğunu savunarak 'klasik yaklaşımı' (classical approach) savunan düşünce akımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Gelenekselcilik

Cevap

Uluslararası İlişkiler disiplinindeki İkinci Büyük Tartışma'da klasik yöntemi ve tarihsel derinliği savunan taraf Gelenekselcilik akımıdır.
İkinci Büyük Tartışma süreci, disiplinin yöntem (metodoloji) arayışına odaklanmıştır. Bu süreçte Davranışsalcılık akımı doğa bilimlerindeki yöntemlerin (gözlem, matematiksel modelleme, ölçme) sosyal bilimlere uygulanmasını savunurken; Gelenekselcilik akımı ise Hedley Bull önderliğinde bu yaklaşıma karşı çıkmıştır. Gelenekselcilik, uluslararası politikanın doğası gereği tarihsel, felsefi ve hukuki bir birikim gerektirdiğini, sayısal verilerin siyasetin derinliğini ve insan unsurunu açıklamada yetersiz kalacağını savunur.

Adım Adım Çözüm

1
Tartışmanın dönemini ve taraflarını belirle
1960'lar, İkinci Büyük Tartışma: Davranışsalcılık ve Gelenekselcilik arasındaki yöntem savaşı.
Soruda bahsedilen tarih ve içerik, disiplindeki metodolojik ayrışmayı işaret etmektedir.
2
Savunulan yöntemsel argümanı analiz et
Doğa bilimleri yöntemlerine karşı çıkan, sezgi ve tarihsel birikimi önemseyen 'klasik yaklaşım'.
Hedley Bull'un öncülüğünü yaptığı bu eleştiri, disiplinin sosyal ve normatif doğasını korumayı amaçlar.
3
Doğru kavramla eşleştir
Gelenekselcilik (Traditionalism).
Davranışsalcıların 'bilimcilik' (scientism) iddiasına karşı disiplinin köklerini savunan akım budur.

Anahtar Kavram

İkinci Büyük Tartışma (Metodolojik Tartışma)

İpuçları

1
Bu tartışma, 1960'lı yıllarda disiplinin bir 'bilim' mi yoksa bir 'sanat/felsefe' mi olduğu sorusu üzerine yoğunlaşmıştır.
2
Tartışmanın taraflarından biri olan Hedley Bull, 'International Theory: The Case for a Classical Approach' adlı makalesiyle tanınır.
3
Sayısal verilere karşı çıkan ve disiplinin tarihsel-hukuki kökenlerine dönmesini isteyen tarafı düşünün.

Daha Fazla Pratik

Bu tartışmanın sonucunda disiplinde nicel yöntemlerin ağırlığının artıp artmadığını ve 'bilimsel' yaklaşımın kalıcı olup olmadığını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 11Soru

Uluslararası İlişkiler disiplininde 1970’li yılların sonundan itibaren belirginleşen ve "Üçlü Paradigma Tartışması" olarak da adlandırılan Üçüncü Büyük Tartışma sürecinde; Realizm ve Liberalizm’in "devlet-merkezli" (state-centric) bakış açısına en kökten itiraz Globalizm (Yapısalcılık) perspektifinden gelmiştir.

Buna göre, Globalizm'in (Yapısalcılık) bu tartışma içerisindeki temel ontolojik iddiası aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Analiz birimi olarak devletin yerine küresel kapitalist sistemi ve bu sistem içindeki merkez-çevre hiyerarşisini koyarak, yapısal bağımlılık ilişkilerini ön plana çıkarması.

Cevap

Globalizm (Yapısalcılık), Üçüncü Büyük Tartışma'da devletin temel analiz birimi olmasını reddederek, küresel kapitalist sistemi ve merkez-çevre arasındaki hiyerarşik bağımlılık ilişkilerini öncelikli ontolojik gerçeklik olarak kabul eder.
Üçüncü Büyük Tartışma, disiplindeki 'devlet-merkezli' hakimiyete (Realizm ve Liberalizm) meydan okuyan Globalist (Marksist/Dünya Sistemleri) yaklaşımın yükselişiyle karakterize edilir. Bu yaklaşım, analizi devletten başlatmak yerine küresel kapitalist sistemin bütününden başlatır. Ontolojik olarak devletin 'özerk' bir birim olmadığını, küresel yapının bir parçası olarak merkez-çevre ilişkileri ve sınıfsal çatışmalarla belirlendiğini savunur.

Adım Adım Çözüm

1
Tartışma bağlamını belirleme
Üçüncü Büyük Tartışma (1970-80'ler), Realizm, Liberalizm ve Globalizm (Yapısalcılık) arasındaki paradigmatik rekabettir.
Soru, bu tartışma içindeki Globalizm'in özgün konumunu sormaktadır.
2
Globalizm'in (Yapısalcılık) temel varsayımlarını analiz etme
Bu yaklaşım Marksist kökenlidir ve analizi 'bütün' olan dünya sisteminden başlatır.
Realizm ve Liberalizm'in devlet-merkezli ontolojisinden farkını anlamak gerekir.
3
Ontolojik farklılığı saptama
Globalizm'e göre temel gerçeklik devletler arası anarşi değil, küresel kapitalizmin yarattığı hiyerarşi ve sömürü ilişkileridir.
Analiz birimi ve sistemin niteliği konusundaki temel farklılık budur.

Anahtar Kavram

Üçüncü Büyük Tartışma ve Globalist/Yapısalcı Paradigma

İpuçları

1
Üçüncü Tartışma'nın diğer adı 'Paradigmalar Arası Tartışma'dır ve Realizm-Liberalizm ikilisine eklenen üçüncü paradigmayı düşünün.
2
Globalizm (Yapısalcılık) yaklaşımı Marksizm ve Bağımlılık Teorilerinden beslenir. Bu teorilerin devlet kavramına bakışını hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Dördüncü Büyük Tartışma'da 'açıklama' (explaining) ve 'anlama' (understanding) arasındaki epistemolojik farkı incelemek bu konuyu tamamlayacaktır.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 12Soru

Hans J. Morgenthau'ya göre "güç terimiyle tanımlanan çıkar" kavramı, uluslararası politikanın rasyonel bir kuramının nesnel temelini oluşturur. Ancak Morgenthau, çıkarın "özünün" (essence) değişmez olduğunu savunurken, "içeriğinin" (content) tarihsel ve kültürel bağlama göre farklılık gösterebileceğini belirtir. Buna göre, ulusal çıkarın bu ikili yapısı çerçevesinde, çıkarın "nesnelliği" ile "değişkenliği" arasındaki ilişkiyi en doğru açıklayan ifade aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ulusal çıkarın mantıksal zorunluluğu devletin bekasını ve gücünü koruma arayışında gizliyken; bu arayışın somut yansımaları olan stratejik tercihler, devletlerin tarihsel mirası ve dönemsel gereklilikleri doğrultusunda farklılaşır.

Cevap

Ulusal çıkarın mantıksal zorunluluğu devletin bekasını ve gücünü koruma arayışında gizliyken; bu arayışın somut yansımaları olan stratejik tercihler, devletlerin tarihsel mirası ve dönemsel gereklilikleri doğrultusunda farklılaşır.
Morgenthau'nun kuramında ulusal çıkarın 'nesnelliği', devletlerin içinde bulunduğu anarşik çevrenin onlara dayattığı beka ve güç arayışından (mantıksal zorunluluk) kaynaklanır. Ancak bu arayışın hangi araçlarla veya hangi ittifaklarla gerçekleştirileceği (içerik), devletin tarihsel ve kültürel birikimine göre şekillendiği için değişkendir. Bu durum, çıkarın hem sabit bir öze hem de esnek bir uygulamaya sahip olmasını açıklar.

Adım Adım Çözüm

1
Kavramsal Analiz
Morgenthau'nun 'güç terimiyle tanımlanan çıkar' formülünün iki boyutlu yapısı (Öz vs. İçerik) belirlenir.
Sorunun temelini oluşturan kuramsal ayrımı anlamak için gereklidir.
2
Nesnellik Kaynağının Tespiti
Çıkarın nesnelliğinin, sistemin anarşik yapısı içinde her devletin hayatta kalmak (beka) için güce ihtiyaç duyması gerçeğinden kaynaklandığı saptanır.
Realizmin 'nesnellik' iddiasının rasyonel temelini oluşturur.
3
Değişkenlik Faktörlerinin Analizi
Çıkarın içeriğinin (content) ise devletin kültürü, tarihi ve siyasal çevresi tarafından doldurulduğu, dolayısıyla politikaların zamanla değişebileceği sonucuna varılır.
Teorinin esnekliğini ve tarihsel bağlama olan duyarlılığını açıklar.
4
Sentez
Özün (güç/beka) sabit kalması ile içeriğin (somut tercihler) değişmesi arasındaki diyalektik bütünleştirilir.
Doğru cevaba ulaşmayı sağlayan nihai akıl yürütmedir.

Anahtar Kavram

Morgenthau'nun Ulusal Çıkar Diyalektiği (Öz ve İçerik)

İpuçları

1
Morgenthau'nun 'öz' ve 'içerik' kavramları arasındaki farkın, stratejik bir amaç ile o amaca giden farklı yollar arasındaki farka benzediğini düşünün.
2
Nesnellik sistemin anarşik yapısından, değişkenlik ise her devletin kendine has tarihsel ve kültürel kimliğinden kaynaklanır.

Daha Fazla Pratik

Klasik realizm ile Neorealizm (Waltz) arasındaki ulusal çıkar tanımı farklarını incelemek, konuyu derinleştirecektir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 13Soru

Uluslararası ilişkiler teorisinde, uluslararası sistemin yapısını belirleyen en temel unsurlardan biri "kutupluluk" (polaritypolarity) kavramıdır. Buna göre, sistemdeki güç dağılımının tek bir devletin baskınlığına dayandığı "tek kutupluluk" (unipolarityunipolarity) sistemi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sistemde diğer tüm aktörlerin toplam gücünden belirgin şekilde daha fazla güce sahip olan tek bir baskın devletin bulunduğu güç dağılımını ifade eder.

Cevap

Tek kutupluluk, sistemde diğer aktörlerin toplam gücünden daha fazla güce sahip tek bir baskın devletin bulunmasıdır.
Uluslararası ilişkiler teorisinde tek kutupluluk, sistemde askeri, ekonomik ve siyasi kapasiteler bakımından diğer tüm devletlerin üzerinde yer alan ve tek başına sistemi yönlendirme kabiliyetine sahip olan tek bir büyük gücün varlığını ifade eder. Bu durum, sistemin anarşik yapısını ortadan kaldırmaz ancak güç dengesinin tek bir merkezde yoğunlaştığını gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Kutupluluk kavramının kapsamını belirle.
Kutupluluk, sistemdeki büyük güçlerin sayısını ifade eder.
Sistemin yapısını anlamak için aktör sayısı temel ölçüttür.
2
Tek kutupluluk (unipolarityunipolarity) teriminin anlamını analiz et.
Sistemde hiyerarşiyi değil, anarşi içinde bir baskın gücü ifade eder.
Tek kutup, dengeleyici başka bir büyük gücün yokluğunu vurgular.
3
Doğru tanımı seçeneklerle eşleştir.
Gücün tek merkezde toplanmasını ifade eden seçenek doğrudur.
Yapısal bir kavram olarak güç kapasitesi vurgulanmalıdır.

Anahtar Kavram

Kutupluluk ve Güç Dağılımı

İpuçları

1
Kutupluluk kavramı sistemdeki 'büyük güç' sayısıyla ilgilidir.
2
'Tek' (uniuni) ön eki, sistemdeki baskın aktör sayısına işaret eder.
3
Bu sistemde, tek bir devletin gücü diğerlerinin toplamından fazladır ve sistem anarşiktir.

Daha Fazla Pratik

İki kutuplu sistemlerde güç dengesinin nasıl sağlandığını (içsel dengeleme) inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 14Soru

Joseph Nye tarafından geliştirilen; bir devletin askeri müdahale veya ekonomik yaptırımlar gibi zorlayıcı araçlara başvurmak yerine, kendi kültürel değerleri, siyasi idealleri ve dış politikasının meşruiyeti aracılığıyla diğer aktörleri ikna ederek istediği sonuçları elde edebilme kapasitesini tanımlayan kavram aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yumuşak Güç

Cevap

Yumuşak Güç kavramı, rıza ve ikna yoluyla istenilen sonuçlara ulaşma kapasitesini tanımlar.
Yumuşak Güç, bir devletin kendi değerlerini ve politikalarını diğer aktörlere çekici kılması sayesinde, onları zorlamaya gerek kalmadan kendi saflarına çekebilmesidir. Joseph Nye'a göre bu gücün üç ana kaynağı vardır: kültür, siyasi değerler ve dış politikanın meşruiyeti.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen temel anahtar kelimeleri analiz et.
Zorlama yerine 'ikna', 'kültürel değerler' ve 'cazibe' vurgusu öne çıkmaktadır.
Uluslararası ilişkiler teorisinde gücün türünü belirleyen temel ayrım, uygulama yöntemidir (zorlama vs. ikna).
2
Bu yöntemlerin Joseph Nye'ın kavramsallaştırmasındaki karşılığını bul.
İkna ve cazibe temelli güç kapasitesi 'Yumuşak Güç' (Soft Power) olarak adlandırılır.
Joseph Nye, güç kaynaklarını sert (askeri/ekonomik) ve yumuşak (kültür/politika) olarak iki ana kategoriye ayırmıştır.

Anahtar Kavram

Yumuşak Güç (Soft Power)

İpuçları

1
Bu kavram, Joseph Nye tarafından 1980'lerin sonunda geliştirilmiştir.
2
Kavramın temelinde 'zorlama' yerine 'cazibe' (attraction) ve 'rıza' unsurları yer alır.
3
Hollywood sineması veya Amerikan değerlerinin dünya genelindeki etkisi bu güç türüne örnek gösterilir.

Daha Fazla Pratik

Güç geçişi ve hegemonya teorileri arasındaki farkları inceleyerek devletlerin güç kapasitelerinin sistemik etkilerini araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 15Soru

Uluslararası sistemin merkezi bir otoriteden yoksun olması, devletlerin birbirlerinin niyetlerinden asla tam olarak emin olamamasına yol açar. Bu belirsizlik ortamında bir devletin sadece savunma amaçlı gerçekleştirdiği askeri kapasite artışının, diğer devletler tarafından bir tehdit olarak algılanması ve karşı silahlanmayı tetikleyerek tarafları istenmeyen bir gerilim sarmalına sürüklemesi durumu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Güvenlik İkilemi

Cevap

Güvenlik İkilemi
Güvenlik ikilemi, bir devletin kendi bekasını korumak amacıyla attığı adımların (silahlanma, ittifak vb.), diğer devletler tarafından kendi güvenliklerine yönelik bir tehdit olarak algılanması ve bu devletlerin de karşı önlemler alması sonucunda ortaya çıkan sarmal yapıyı ifade eder. Bu paradoksal durumun temelinde, niyetlerin asla tam olarak bilinemediği anarşik bir uluslararası sistem yapısı bulunur.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası sistemin temel karakterini belirleyin.
Anarşi (merkezi otorite yokluğu).
Uluslararası ilişkilerde devletlerin üzerinde bir otorite olmaması, her devletin kendi güvenliğini sağlamak zorunda kalmasına (kendi kendine yardım) neden olur.
2
Bir devletin savunma amaçlı eyleminin diğerleri üzerindeki etkisini analiz edin.
Tehdit algısı ve belirsizlik.
Savunma ve saldırı amaçlı kapasiteler çoğu zaman birbirinden ayırt edilemez; bu durum diğer devletlerde 'niyet belirsizliği' nedeniyle korku yaratır.
3
Karşılıklı etkileşimin sonucunu isimlendirin.
Güvenlik İkilemi (Security Dilemma).
Tarafların her biri daha güvende olmak için silahlanır ancak sürecin sonunda karşılıklı silahlanma nedeniyle kimsenin güvenliği gerçekte artmamış, aksine azalmıştır.

Anahtar Kavram

Güvenlik İkilemi

İpuçları

1
Bir devletin kendisini koruma çabasının, komşusunda 'acaba bana mı saldıracak?' korkusu yaratması üzerine düşünün.
2
Bu kavram genellikle bir 'silahlanma yarışı' veya 'sarmal (spiral)' metaforuyla birlikte kullanılır.
3
Realist teorinin temel taşlarından biridir ve anarşik yapıda devletlerin karşılaştığı yapısal paradoksu ifade eder.

Daha Fazla Pratik

Güvenlik ikileminin hangi koşullarda daha şiddetli (ofansif üstünlük gibi) hissedildiğini araştırmak için Robert Jervis'in çalışmalarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 16Soru

1960’lı yıllarda Uluslararası İlişkiler disiplininde yöntem ve metodoloji üzerine gerçekleşen "İkinci Büyük Tartışma"da, gelenekselci yaklaşımın (traditionalism) temsilcileri, davranışsalcıların (behavioralism) savunduğu bilimsel modelleri eleştirmiştir. Buna göre, gelenekselcilerin bu eleştiride öne sürdüğü temel gerekçe aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası ilişkilerin karmaşık ve değişken doğasının, matematiksel formüllere ve katı bilimsel ölçümlere sığdırılamayacak kadar sezgisel ve tarihsel bir derinliğe sahip olması

Cevap

Gelenekselcilerin davranışsalcılığa yönelik temel eleştirisi, uluslararası siyasetin tarihsel, hukuki ve felsefi derinliğinin matematiksel veya laboratuvar tarzı yöntemlerle tam olarak açıklanamayacağıdır.
İkinci Büyük Tartışma'da gelenekselciler, uluslararası ilişkilerin öznesinin insan ve toplum olması nedeniyle, bu alanın matematiksel kesinliklerle ifade edilemeyeceğini savunmuşlardır. Onlara göre diplomatik tecrübe, tarihsel bağlam ve felsefi sorgulama, soğuk ve ruhsuz verilerden daha kıymetli bir anlama yetisi sunar. Bu nedenle karmaşık siyasal gerçekliğin sadece ölçülebilir verilerle açıklanamayacağı argümanı, gelenekselci eleştirinin merkezinde yer alır.

Adım Adım Çözüm

1
Tartışmanın taraflarını ve konusunu belirle.
İkinci Büyük Tartışma, Gelenekselcilik (Traditionalism) ile Davranışsalcılık (Behavioralism) arasındadır ve yöntem (metodoloji) üzerinedir.
Tartışmanın kapsamını anlamak, yanlış dönem veya konu odaklı seçenekleri elememizi sağlar.
2
Gelenekselcilerin metodolojik savunmasını analiz et.
Gelenekselciler (Hedley Bull gibi isimler); tarihe, felsefeye ve hukuka dayanan yorumlamacı yöntemi savunur.
Bu yaklaşım, olayların arkasındaki anlamı ve tarihsel sürekliliği kavramayı hedefler.
3
Davranışsalcılığa yönelik temel eleştiriyi saptayın.
Gelenekselciler, sosyal dünyanın fiziksel dünya gibi ölçülebilir olmadığını, bu nedenle "bilimsel" olma çabasının yüzeysel kalacağını savunur.
Bu eleştiri, sosyal bilimlerin doğa bilimlerinden ayrılan özgün yapısına yapılan bir vurgudur.

Anahtar Kavram

İkinci Büyük Tartışma ve Metodolojik Ayrım

İpuçları

1
İkinci Tartışma'nın 'neye' odaklandığını değil, 'nasıl' çalışılması gerektiğine odaklandığını hatırlayın.
2
Gelenekselciler, sosyal bilimlerin doğa bilimleri (fizik, kimya) gibi matematikselleştirilmesine karşı çıkmışlardır.
3
Hedley Bull'un davranışsalcılara karşı 'tarih ve felsefe' mirasını savunan makalesini düşünün.

Daha Fazla Pratik

Üçüncü Büyük Tartışma'da (Paradigmalar Arası Tartışma) rasyonalizm ve reflektivizm arasındaki farkları inceleyerek tartışmaların evrimini pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 17Soru

Uluslararası politika teorisinde; siyasal olguların doğa bilimlerindeki gibi katı nicel yöntemler ve matematiksel modellerle açıklanamayacağını, aksine disiplinin tarihsel birikim, hukuk ve felsefi bir derinlik gerektirdiğini savunan "klasik yaklaşım"ın (traditional approach) İkinci Büyük Tartışma'daki en önemli temsilcisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hedley Bull

Cevap

Davranışsalcılığa karşı tarih, hukuk ve felsefeye dayalı klasik yaklaşımı savunan düşünür Hedley Bull'dur.
Doğru yanıt olan seçenek, İkinci Büyük Tartışma sürecinde davranışsalcıların nicel ve bilimsel modelleme arayışlarına karşı, disiplinin tarih, hukuk, felsefe ve sezgiye dayanması gerektiğini savunan Hedley Bull'u ifade etmektedir. Bull, 1966 yılında yayımlanan makalesiyle klasik yaklaşımın en güçlü savunmasını yapmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Tartışmanın konusunu ve taraflarını belirle.
Soru, metodolojik bir ayrışma olan İkinci Büyük Tartışma (Gelenekselcilik vs. Davranışsalcılık) hakkındadır.
Soruda geçen 'nicel yöntemlere karşı felsefe ve tarih' vurgusu bu tartışmayı işaret eder.
2
Klasik yaklaşımın temel argümanlarını analiz et.
Uluslararası ilişkilerin bir laboratuvar gibi incelenemeyeceği, sezgi ve tarihsel tecrübenin esas olduğu görüşü belirlenir.
Hedley Bull, 'International Theory: The Case for a Classical Approach' adlı eseriyle bu görüşün teorik çerçevesini çizmiştir.
3
Seçeneklerdeki isimleri bu argümanlarla eşleştir.
Morton Kaplan ve David Singer davranışsalcı tarafta yer alırken, Hedley Bull klasik tarafın sözcüsüdür.
Bull, İngiliz Okulu'nun da önemli bir ismi olarak disiplinin sosyal bilimler içindeki özgün yerini savunmuştur.

Anahtar Kavram

İkinci Büyük Tartışma ve Klasik Yaklaşım

İpuçları

1
Bu tartışma, 1960'larda disiplinin bir 'bilim' mi yoksa bir 'sanat/sezgi' alanı mı olduğu üzerine yaşanmıştır.
2
Klasik yaklaşım savunucusu olan bu düşünür, aynı zamanda 'Anarşik Toplum' kitabıyla İngiliz Okulu'nun kurucularındandır.

Daha Fazla Pratik

İkinci Büyük Tartışma'nın diğer tarafı olan Morton Kaplan'ın 'Sistem ve Süreç' yaklaşımını inceleyiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 18Soru

Uluslararası ilişkiler teorisyeni Morton Kaplan tarafından geliştirilen sistem modelleri, güç dağılımı ve aktör davranışları temelinde sınıflandırılmıştır. Bu modellerden birinde; ulusal devletler varlıklarını sürdürmekle birlikte, sistemin üzerinde yer alan ve geniş yetkilere sahip 'ulusüstü' (supranationalsupranational) bir merkezi otorite mevcuttur. Bu yapıda devletler bağımsız birimler olarak kalsalar da, sistemin işleyişi ve çatışmaların çözümü bu evrensel nitelikli merkezi örgütün koyduğu hukuksal kurallar çerçevesinde gerçekleşir.

Buna göre, özellikleri açıklanan bu uluslararası sistem türü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Evrensel Sistem

Cevap

Evrensel Sistem
Evrensel sistem, Morton Kaplan'ın tipolojisinde uluslararası sistemin anarşik yapısından uzaklaşarak daha düzenli ve merkezi bir yapıya kavuştuğu aşamayı temsil eder. Bu sistemde, devletlerin üstünde yer alan ancak onları tamamen ortadan kaldırmayan, çatışmaları hukuk yoluyla çözen ve kaynak dağılımını düzenleyen merkezi bir ulusüstü otorite (örgüt) bulunur.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen anahtar kavramları analiz et.
Belirleyici unsurlar: 'Ulusüstü (supranationalsupranational) merkezi otorite', 'bağımsızlığını koruyan devletler' ve 'hukuksal kurallar'.
Morton Kaplan'ın 6 modelini birbirinden ayıran temel farklar aktör sayıları ve otorite biçimleridir.
2
Tanımlanan özellikleri Kaplan'ın modelleriyle eşleştir.
Merkezi bir örgütün (federasyon benzeri) devletler üzerinde kural koyucu olduğu model 'Evrensel Sistem'dir.
Hiyerarşik sistemde bağımsız devletler yok olurken, evrensel sistemde devletler varlığını korur ancak bir üst otoriteye tabidir.

Anahtar Kavram

Morton Kaplan'ın Evrensel Sistem Modeli

İpuçları

1
Morton Kaplan'ın 6 sistem modelinden hangisi bir 'Dünya Federasyonu'na en yakın özellikler gösterir?
2
Soruda vurgulanan 'ulusüstü otorite', devletlerin tamamen yok olduğu bir hiyerarşiyi değil, bir örgüt çatısı altında toplandıklarını ifade eder.
3
Devletler bağımsızlığını koruyor ancak kararları merkezi bir örgüt alıyorsa, bu modelin adı 'evrensel' sıfatıyla başlar.

Daha Fazla Pratik

Kaplan'ın 'Hiyerarşik Sistemi' ile 'Evrensel Sistemi'ni devletlerin bağımsızlık düzeyi açısından karşılaştırınız.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 19Soru

Uluslararası ilişkiler literatüründe devletlerin dış politika amaçlarını belirleyen "ulusal çıkar" kavramı, taşıdığı önem ve vazgeçilebilirlik düzeyine göre çeşitli tasniflere tabi tutulmuştur. Bir devletin egemenliği, toprak bütünlüğü, siyasal sisteminin korunması ve fiziksel bekasının temini gibi unsurları kapsayan, devletin pazarlık konusu yapamayacağı ve uğrunda savaşa girmeyi dahi göze alabileceği çıkar türü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hayati (Birincil) Çıkarlar

Cevap

Hayati (Birincil) çıkarlar; devletin egemenliği, toprak bütünlüğü ve fiziksel varlığı gibi vazgeçilemez unsurları temsil eder.
Doğru yanıt olan seçenek, devletin uluslararası sistemde aktör olarak kalabilmesi için gerekli olan en temel ve sarsılmaz hedefleri tanımlamaktadır. Egemenlik ve toprak bütünlüğü, realist kuramda da vurgulandığı üzere, bir devletin beka (survival) arayışının merkezinde yer alan 'hayati' çıkarlardır.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen unsurların (egemenlik, toprak bütünlüğü, beka) niteliğini analiz etmek.
Bu unsurlar bir devletin uluslararası sistemdeki varlığının temel koşullarıdır.
Ulusal çıkar tasnifinde 'vazgeçilebilirlik' kriteri, çıkarın hiyerarşideki yerini belirler.
2
Tanımlanan nitelikleri literatürdeki çıkar kategorileriyle eşleştirmek.
Pazarlık edilemeyen ve savaş nedeni sayılabilecek olan çıkarların 'Hayati (Birincil)' olarak adlandırıldığı sonucuna ulaşılır.
İkincil veya değişken çıkarlar, hayatta kalma (survival) sorunu teşkil etmedikleri için pazarlığa açıktır.

Anahtar Kavram

Ulusal Çıkar Hiyerarşisi ve Hayati Çıkarlar

İpuçları

1
Çıkarın 'pazarlık edilemez' olup olmadığına ve 'beka' (survival) ile ilişkisine odaklanın.
2
Thomas Robinson'un sınıflamasında, bir devletin uğrunda savaşa girmeyi göze aldığı en temel seviyeyi düşünün.

Daha Fazla Pratik

Ulusal çıkarın Morgenthau tarafından yapılan 'nesnel öz' ve 'değişken içerik' ayrımını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 20Soru

İki dünya savaşı arası dönemde, uluslararası ilişkilerin barışı kurumsallaştırma ve hukuk temelli bir düzen inşa etme yönündeki normatif çabaları, 1930'ların sonunda disiplinin kurucu vizyonuna yönelik sert bir eleştiri dalgasını tetiklemiştir. E.H. Carr’ın 'Yirmi Yıl Krizi' çalışmasıyla disiplinin gündemine oturan bu eleştirel dönüşüm, Uluslararası İlişkiler tarihindeki 'Birinci Büyük Tartışma'yı başlatmıştır. Bu tartışmada Realist ekolün, kendinden önceki 'Ütopik' (İdealist) döneme yönelttiği temel eleştirel argüman aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası politikayı belirleyen temel dinamiklerin ahlaki ve hukuki normlardan ziyade, güç ve ulusal çıkar odaklı bir gerçeklik üzerine kurulu olduğunun göz ardı edilmesi.

Cevap

Uluslararası politikanın güç ve ulusal çıkar odaklı gerçekliğinin normatif değerlerin önüne geçtiği argümanı, Birinci Büyük Tartışma'nın temelini oluşturur.
Realist eleştiri, uluslararası politikanın doğasının güç mücadelesine dayandığını ve İdealistlerin hukuk/kurum yoluyla barış sağlama çabalarının bu 'gerçekliği' ihmal ettiği için başarısız olduğunu savunur. E.H. Carr'ın 'Yirmi Yıl Krizi' eseri, disiplindeki ilk büyük yöntemsel kırılmayı bu eksende (Ütopya-Realizm) yaratmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Disiplinin 1919-1939 arası ilk evresini (İdealizm) analiz et.
Bu dönem, Birinci Dünya Savaşı sonrası savaşı önleme amacı taşıyan normatif ve hukuk odaklıdır.
Tartışmanın başlangıç noktasını anlamak için İdealist paradigmanın varsayımlarını bilmek gerekir.
2
1930'ların sonundaki kriz ve E.H. Carr'ın eleştirisini değerlendir.
Carr, İdealistleri 'Ütopik' olmakla ve gücün siyasetteki merkezi rolünü reddetmekle suçlamıştır.
Birinci Büyük Tartışma'nın Realist tarafının temel argümanını belirlemek.
3
Seçeneklerdeki kavramsal ayrışmaları ele.
Mutlak kazanç (Neoliberalizm), Analiz Düzeyleri (1950'ler) ve Üç Gelenek (İngiliz Okulu) gibi kavramların kronolojik ve teorik olarak farklı olduğu görülür.
Çeldiricilerin hangi yanlış kavramlara/dönemlere referans verdiğini saptamak.

Anahtar Kavram

Birinci Büyük Tartışma (İdealizm vs. Realizm)
Sayfa 1 / 18Sonraki