Soru

Zorluk: OrtaUluslararası Teâmül (Yapılageliş) Hukuku

Birbirine komşu olan üç devlet, aralarındaki sınır aşan nehirlerde seyreden ticari gemilerden on yıllar boyunca karşılıklı olarak herhangi bir geçiş ücreti almamış ve bu yönde istikrarlı bir uygulama geliştirmişlerdir. Ancak bu devletlerin kendi aralarındaki diplomatik yazışmalarda, söz konusu muafiyetin tamamen "iyi komşuluk ilişkileri ve siyasi nezaket" (comitas gentium) çerçevesinde sürdürüldüğü, tarafların bu yönde hukuki bir bağlayıcılık hissetmedikleri açıkça vurgulanmıştır. İlerleyen yıllarda devletlerden birinin geçiş ücreti talep etmeye başlaması üzerine çıkan uyuşmazlıkta, diğer devletler uluslararası teâmül (yapılageliş) hukukunun ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Buna göre, uluslararası yargı organının bu uyuşmazlıkta bağlayıcı bir teâmül kuralının oluşmadığına hükmetmesinin temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

  1. A
    İlgili uygulamanın, uluslararası hukukun emredici kurallarına (jus cogens) aykırılık teşkil etmesi ve hiyerarşik olarak batıl sayılması
  2. Devlet uygulamasının hukuki bir zorunluluk inancıyla (opinio juris) değil, yalnızca uluslararası nezaket kuralları gereği yerine getirilmiş olmasıCevap
  3. C
    Geliştirilen bu pratiğin, yardımcı kaynak niteliğindeki uluslararası yargı kararları veya doktrin tarafından henüz asli bir kural olarak tasdik edilmemiş olması
  4. D
    Uyuşmazlık konusu sınır aşan nehrin tamamen ulusal yetki alanına dâhil bir iç su statüsünde kabul edilmesi ve uluslararası hukukun kapsamı dışında kalması
  5. E
    Geçiş ücreti muafiyetinin uygulanabilmesi için hakkaniyet ve nisfet kuralı (ex aequo et bono) gereği tarafların özel ve açık rızasının bulunmaması

Cevap

Uluslararası teâmül (yapılageliş) kuralının oluşabilmesi için uygulamanın hukuki bir zorunluluk inancıyla (opinio juris) yapılmış olması gerektiği, yalnızca uluslararası nezaket kurallarına dayanan eylemlerin bağlayıcı teâmül yaratmadığını belirten seçenektir.
Doğru yanıt, teâmül hukukunun manevi unsuru olan 'opinio juris' (hukuki zorunluluk inancı) kavramına dayanmaktadır. Bir uygulamanın uluslararası hukukta bağlayıcı bir teâmül (yapılageliş) kuralı haline gelebilmesi için, devletlerin o eylemi salt bir alışkanlık, siyasi menfaat veya uluslararası nezaket (comitas gentium) saikiyle değil, o eylemin hukuken zorunlu olduğuna dair bir inançla (opinio juris sive necessitatis) gerçekleştirmeleri gerekir. Soru kökünde tarafların uygulamanın nezaket gereği olduğunu belirtmeleri, hukuki zorunluluk inancının doğmasını engellemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası teâmül (yapılageliş) hukukunun kurucu unsurlarını analiz etmek
Teâmül hukukunun iki unsuru vardır: Maddi unsur (istikrarlı devlet uygulaması) ve manevi unsur (opinio juris sive necessitatis - hukuki zorunluluk inancı).
Teâmül kurallarının basit alışkanlıklardan veya siyasi nezaketten ayırt edilebilmesi için manevi unsura bakılması şarttır.
2
Soru kökündeki senaryoyu bu unsurlar çerçevesinde değerlendirmek
Olayda on yıllar süren istikrarlı bir geçiş ücreti muafiyeti (maddi unsur) vardır. Ancak diplomatik yazışmalarda bunun sadece 'iyi komşuluk ve nezaket' için yapıldığı belirtilmiştir.
Devletlerin iradelerini yansıtan resmi tutum, olayın niteliğini belirlemek için temel veridir.
3
Eksik olan unsuru tespit ederek doğru hukuki sonuca varmak
Uygulama mevcut olsa da, devletler bu eylemi hukuki bir yükümlülük hissiyle yapmadıklarını açıkça belirtmişlerdir. Bu nedenle 'opinio juris' eksiktir ve bağlayıcı bir teâmül kuralı oluşmamıştır.
Uluslararası yargı organları (örneğin UAD), uluslararası nezaket kurallarını (comitas gentium) teâmül hukuku olarak kabul etmez.

Anahtar Kavram

Uluslararası Teâmül Hukukunun Unsurları (Maddi Unsur ve Manevi Unsur / Opinio Juris)
Bu soruyu puanla