Realizm ve Neorealizm
506 soru
Hans Morgenthau, siyasal gerçekçiliğin altıncı ilkesinde siyasetin diğer disiplinlerden (hukuk, ekonomi, ahlak) bağımsız bir "özerk alana" sahip olduğunu belirtir. Ancak bu özerklik, siyasetin ahlaktan tamamen kopuk olduğu anlamına gelmez; aksine siyasetin kendine has bir ahlaki ölçütü olduğunu savunur. Buna göre Morgenthau'ya göre, siyasal alanın bu özerk yapısı içinde bir devlet adamının uyması gereken "en yüksek ahlaki erdem" aşağıdakilerden hangisidir?
Uluslararası ilişkilerde devletlerin birbirlerinin gerçek niyetleri hakkındaki belirsizliği aşamamaları nedeniyle, bir aktörün tamamen savunma amaçlı gerçekleştirdiği askeri kapasite artırımının bir 'tehdit sarmalı' ( ) yaratarak sistemdeki genel güvenlik seviyesini başlangıçtaki durumun gerisine düşürmesi, aşağıdakilerden hangisi ile tanımlanmaktadır?
Uluslararası ilişkilerde devletler arası iş birliğinin önündeki en büyük engellerden biri, tarafların elde edeceği faydaların dağılımıdır. Neorealist perspektif, devletlerin iş birliği yaparken sadece "Ben ne kadar kazandım?" sorusunu değil, aynı zamanda "Partnerim benden ne kadar daha fazla kazandı?" sorusunu sorduklarını savunur. Bu bağlamda, neorealistlerin vurguladığı "göreli kazanç" (relative gains) hassasiyetinin temelinde yatan stratejik gerekçe aşağıdakilerden hangisidir?
Hans Morgenthau, siyasal gerçekçiliğin altıncı ilkesinde siyasetin özerkliğini savunurken 'siyasal insan' (political man) kavramını bir soyutlama olarak kullanır. Morgenthau'ya göre, gerçek hayatta bir insan aynı zamanda bir 'ekonomik insan', 'ahlaki insan', 'dini insan' ve 'aile babası' gibi pek çok farklı kimliğe sahiptir. Ancak siyasal gerçekçilik, bu çok yönlü insan doğasının sadece belirli bir boyutuna odaklanır.
Buna göre, Morgenthau'nun altıncı ilkesi bağlamında 'siyasetin özerkliği' kavramı hakkında yapılabilecek en doğru değerlendirme aşağıdakilerden hangisidir?
Uluslararası sistemin yapısal özellikleri gereği devletlerin birbirlerinin askeri kapasiteleri ve niyetleri hakkında kalıcı bir belirsizlik içinde yaşadığını savunan bir kuramsal yaklaşım; rasyonel devletlerin, güvenliği sağlamanın en garantili yolunun sistemde mevcut statükoyu korumak değil, güç dengesini kendi lehine bozarak bölgesel düzeyde en üstün aktör olmak olduğunu ileri sürmektedir. Bu doğrultuda devletler, sistemin anarşik yapısı nedeniyle hayatta kalma şanslarını artırmak için sürekli güç peşinde koşan rasyonel revizyonistler olarak tanımlanır. Bu düşünce çerçevesinde, güvenliğin ancak hegemonya arayışı ile mümkün olduğunu savunan teori aşağıdakilerden hangisidir?
Kenneth Waltz, yapısal realizm kuramını geliştirirken siyasal yapıları; düzenleyici ilke, birimlerin karakteri ve kapasite dağılımı olmak üzere temel bileşen üzerinden tanımlamaktadır. Waltz'a göre, uluslararası sistemin anarşik yapısı ve devletlerin işlevsel olarak birbirine benzeyen aktörler (benzer birimler) olması tarihsel süreçte sabit kabul edildiği için, sistemin yapısını dönüştüren tek bir değişken bulunmaktadır.
Buna göre, Waltz’un kuramsal çerçevesinde uluslararası sistemin yapısında (structure) köklü bir değişimden söz edebilmek için aşağıdakilerden hangisinin gerçekleşmesi gerekir?