Sanat yapıtının biricikliği ve kalıcılığı, onun toplumsal ya da tarihsel koşullardan bütünüyle bağımsız, kendi içine kapalı bir estetik adacık oluşturmasından değil; tam aksine, bu koşulların karmaşık ağını kendi özgül ve özerk diliyle yeniden üretebilmesinden kaynaklanır. Bir resim ya da roman, yaratıldığı dönemin iktisadi, siyasi ya da kültürel çatışmalarını doğrudan rapor eden nesnel bir belge veya tarihsel bir vesika değildir; eğer yalnızca bu işlevi üstlenseydi, zamanın yıpratıcı etkisine direnemez, tarihsel faydacılığın dar sınırları içinde eriyip giderdi. Sanatın asıl gücü, dış dünyadaki nesnel gerçekliği aynen taklit etmekte değil, o gerçekliğin insan bilincinde yarattığı derin sarsıntıyı estetik biçimlerin sağladığı özgürlük alanı içinde görünür kılmasında yatar. Dolayısıyla, bir sanat eserini doğru anlamlandırma çabası, onu üreten dönemin toplumsal koşullarına kaba bir indirgemecilikle yaklaşmadan, bu koşulların eserin kendine has biçimsel yapısında nasıl sanatsal bir dönüşüme uğradığını deşifre etmeyi gerektirir. Eserin özerkliği, tarihsel bağlamdan tamamen kopuk bir soyutlanma değil, o bağlamın estetik bir süzgeçten geçirilerek evrensel ve kalıcı kılınmasıdır.
Bu parçadan hareketle, sanat eserinin kalıcılığının ve özgünlüğünün, toplumsal bağlamı estetik bir süzgeçten geçirip kendi biçimsel yapısı içinde dönüştürerek aktarmasında yattığı yargısı doğru mudur?
Cevap: Cevap