Dilsel görelilik kuramı, bireylerin ana dillerinin yapısal özelliklerinin onların d��nyayı algılama, sınıflandırma ve deneyimleme biçimlerini şekillendirdiğini savunur. Bu görüşe göre dil, düşüncenin yalnızca dışa vurulmasını sağlayan edilgen bir araç değil; bilişsel süreçleri doğrudan yapılandıran aktif bir süzgeçtir. Örneğin, bazı yerli dillerinde yön bildiren mutlak konum kelimelerinin sıklıkla kullanılması, bu dili konuşanların uzamsal yönelim becerilerini geliştirirken renk kategorilerinin diller arasındaki farklılığı da görsel algıyı etkileyebilmektedir. Ancak kuram, dilin düşünceyi tamamen hapsettiğini iddia eden katı determinizmden ziyade, dilsel yapıların zihinsel alışkanlıkları yönlendirdiği daha esnek bir eğilim olarak modern dil biliminde kabul görmektedir.
Bu parçadan hareketle dilsel görelilik kuramına ilişkin aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- ADüşünceyi yansıtmanın ötesinde, insan zihnindeki bilişsel süreçleri aktif bir biçimde yapılandıran bir süzgeç görevi görür.
- BAna dildeki yön ifadelerinin kullanım sıklığı ile bireyin çevresini konumlandırma yeteneği arasında bir ilişki bulunur.
- Bireyin ana dilindeki sözcüklerin yetersizliği, onun dış dünyadaki bazı fiziksel uyaranları hiçbir şekilde duyumsayamamasına yol açar.Cevap
- DDiller arasındaki renk tanımlama farklarının, bireylerin nesneleri görsel düzeyde algılama biçimlerini etkilediği varsayılmaktadır.
- EÇağdaş dil bilim çevrelerinde, dilin zihni mutlak biçimde sınırlandırdığı yönündeki katı görüşlerin aksine daha esnek bir yaklaşımla değerlendirilmektedir.