Sözlükler, dilin canlı ve değişken dokusunu belirli bir zaman diliminde dondurarak kayıt altına alma çabasının ürünüdür. Ancak bu çaba, kaçınılmaz bir paradoksu beraberinde getirir. Kelimeleri tanımlamak, onları tarihsel akışlarından koparıp durağan kalıplara hapsetmek gibi görünse de aslında sözlük yazarının görevi dile müdahale etmek değil, onun anlık fotoğrafını çekmektir. Dil, sürekli dönüşen toplumsal pratiklerin içinde kendi anlam alanlarını yeniden üretirken hiçbir sözlük bu devingenliği tam anlamıyla kuşatamaz. Bir sözcük, sözlüğe girdiği andan itibaren sokaktaki canlılığını yitirmeye yüz tutmuş bir müze nesnesine dönüşme riskiyle karşı karşıyadır. Bu durum, sözlüklerin yetersizliğini değil, dilin insan bilinciyle birlikte sürekli genişleyen sınırlarını ve kontrol edilemez doğasını gösterir. Dolayısıyla sözlükçülük, dili sabitleme arzusu ile dilin ele avuca sığmaz akışkanl��ğı arasında verilen, sonu baştan belli bir mücadeledir. Bu mücadelede sözlükler, dili donduran otoriteler olmak yerine, onun tarih içindeki iz sürümünü kolaylaştıran birer kılavuza dönüşür.
Bu parçada vurgulanmak istenen asıl düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
- ASözlük yazarlarının temel sorumluluğu, dile doğrudan müdahale etmekten ziyade dilin belirli bir dönemdeki durumunu tarafsızca belgelemektir.
- BSözlüklere dahil edilen sözcüklerin sokaktaki canlılığını kaybederek durağanlaşması, sözlüklerin işlevsel açıdan yetersiz olduğunu kanıtlar.
- CDilin devingen yapısı ile insan bilincinin sınırları arasındaki uyuşmazlık, sözlük yazımını imkânsız kılan temel etkendir.
- Sözlük hazırlama çalışması, dilin akışkan yapısını tamamen zapt edemese de onun zaman içindeki değişimini izlememize olanak tanıyan bir rehberlik işlevi görür.Cevap
- ESözlükçülük, dilin değişken yapısını dondurup kayıt altına alarak onun toplumsal pratikler içindeki bozulmasını önleme gayretidir.