Bilimsel bilginin gelişimi, genellikle doğruların üst üste eklenmesiyle oluşan pürüzsüz ve doğrusal bir ilerleme süreci olarak tasavvur edilir. Oysa bilim tarihi, bu birikimsel ilerleme mitinin aksine, mevcut kuramların yeni olguları açıklamakta yetersiz kalmasıyla yaşanan köklü teorik kırılmalarla doludur. Her bilimsel paradigma, araştırmacıların doğayı anlama ve anlamlandırma biçimini belirleyen zihinsel bir çerçeve çizer. Yeni bir kuram ortaya atıldığında, yalnızca eski veriler daha gelişmiş bir düzeyde açıklanmakla kalmaz; aynı zamanda bilim insanlarının dünyayı görme biçimi, sorduğu sorular ve araştırma yöntemleri de tamamen değişir. Dolayısıyla bilim, mutlak ve değişmez hakikatlerin keşfedildiği durağan bir arşiv odası değil; sürekli olarak kendi kabullerini sorgulayan, yıkan ve yeniden inşa eden devingen bir modelleme faaliyetidir. Geçmişin sarsılmaz kabul edilen 'kesin doğruları' bugün sadece tarihsel birer uğrak noktası olarak görülüyorsa, bugünün bilimsel uzlaşmalarını da mutlak gerçekliğin son aşaması olarak kabul etmek yanıltıcı olacaktır.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- ABilim dünyasında ortaya atılan yeni kuramlar, araştırmacıların doğayı anlamlandırma biçimlerini ve kullandıkları yöntemleri kökten değiştirir.
- BBilim tarihi boyunca geliştirilen eski kuramların yeni ortaya çıkan olguları açıklamakta yetersiz kalması, bilimsel kırılmaların temel nedenidir.
- Bilimin durağan bir birikimden ziyade paradigmaların değişimiyle ilerleyen dinamik bir süreç olması, mevcut bilimsel kabullerin nihai ve değişmez doğrular olarak görülmemesini gerektirir.Cevap
- DHer bilimsel kuram, kendinden önceki doğruları tamamen geçersiz kıldığı için bilimin nesnel gerçekliğe ulaşması imkansızdır.
- EBilimsel bilginin doğrusal bir birikimle ilerlediği yönündeki yaygın inanış, tarihin her döneminde bilimsel araştırmaların hızını yavaşlatmıştır.