Fotoğraf, icat edildiği ilk günlerden itibaren gerçeğin doğrudan ve müdahalesiz bir yansıması, tarihin tarafsız bir şahidi olarak kabul edilmiştir. Kameranın, karşısındaki nesneyi fiziksel bir kesinlikle kaydetme yeteneği, uzun süre bu sanat dalına mutlak bir nesnellik atfedilmesine yol açmıştır. Oysa derinlemesine bir bakış, fotoğrafın hiçbir zaman tam anlamıyla tarafsız olamayacağını gösterir. Çünkü kadrajı belirleyen, ışığı yönlendiren, derinliği ayarlayan ve deklanşöre basacağı anı seçen fotoğrafçı, aslında dünyayı olduğu gibi sunmaz. O, dış dünyadaki çok katmanlı gerçekliği kendi estetik ve entelektüel süzgecinden geçirerek yeniden inşa eder. Bir fotoğraf karesi, içinde barındırdığı görüntülerle bir şeyler anlatırken kadrajın dışında bıraktığı detaylarla da aslında yeni bir anlam dünyası kurmaktadır. Bu yönüyle fotoğraf, gerçekliğin kendisi değil; onun yaratıcısı taraf��ndan belirli bir bakış açısıyla sınırlandırılmış, yorumlanmış ve görselleştirilmiş öznel bir tasarımıdır.
Bu parçada fotoğraf ile ilgili olarak asıl vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- AKameranın nesneleri fiziksel bir kesinlikle kaydetmesinin, fotoğrafa belge niteliği kazandırdığı
- BFotoğrafta kadraj dışında tutulan unsurların, karede yer alan nesneler kadar anlamın oluşmasında etkili olduğu
- CDiğer görsel sanat dalları gibi fotoğrafın da nesnel gerçeğe ulaşmakta yetersiz kaldığı
- Fotoğrafın, dış dünyayı doğrudan aktarmak yerine sanatçının tercihleri doğrultusunda yeniden kurgulanan öznel bir nitelik taşıdığıCevap
- ESanatçının duygu ve düşüncelerini yansıtma çabasının, fotoğrafın belgesel değerini tamamen ortadan kaldırdığı