Arkeoloji, toprak altından çıkarılan dilsiz nesneleri konuşturma çabası olarak görülse de aslında geçmişin bugünün zihniyetiyle yeniden inşa edilmesidir. Bir kazı alanında bulunan çanak çömlek parçası, bir mezar odası ya da antik bir tapınak kalıntısı, kendi başına geçmişteki yaşamın eksiksiz ve nesnel bir resmini sunamaz. Arkeolog, bu sessiz buluntuları tasnif edip yorumlarken kaçınılmaz olarak kendi çağının kültürel kodlarını, bilimsel paradigmalarını ve hatta kişisel yönelimlerini devreye sokar. Dolayısıyla ortaya konan her arkeolojik çalışma ve tarihsel rapor, geçmişin pürüzsüz bir aynası olmaktan ziyade, o geçmişin günümüz entelektüel süzgecinden geçirilerek yeniden üretilmiş bir anlatısıdır. Bu yönüyle arkeolojik bilgi, geçmişin mutlak gerçeğini keşfetmekten çok, şimdiki zaman��n bakış açısıyla geçmişe dair tutarlı bir kurgu yapma faaliyetidir. Sonuçta geçmişe yöneltilen her soru, aslında bugünün insanının kendi dünyasına dair sorduğu soruların ve arayışların bir yansımasından ibarettir.
Bu parçaya göre, arkeolojik bilginin geçmişin değişmez ve nesnel bir kopyasını sunmak yerine, şimdiki zamanın düşünsel kodları ve paradigmalarıyla şekillenen kurgusal bir anlatı olduğu iddiası metnin ana düşüncesidir.
Cevap: Cevap