Bilim tarihi, sıklıkla geçmişten günümüze uzanan kesintisiz ve doğrusal bir doğrular birikimi olarak tasvir edilir. Bu anlayışa göre her yeni buluş, bir önceki bilginin üzerine konan sağlam bir tuğladır ve insanlık, mutlak gerçeğe doğru emin adımlarla ilerlemektedir. Oysa bilim felsefecilerinin de işaret ettiği gibi, bilimsel süreç çok daha karmaşık, sarsıntılı ve kimi zaman yıkıcı bir yapıya sahiptir. Gerçek bilimsel ilerleme, mevcut teorilerin sunduğu şablonlar içinde daha hassas ölçümler yapmakla değil; bu şablonların yetersiz kaldığı kriz anlarında ortaya çıkan radikal zihniyet değişimleriyle gerçekleşir. Bilim insanları, eski kuramların açıklamakta başarısız olduğu olguları göz ardı etmeyi bırakıp yeni bir bakış açısı geliştirdiklerinde, eski dünya tasavvuru yerini tamamen farklı bir kuramsal çerçeveye bırakır. Dolayısıyla bilim, geçmişin üzerine eklemeler yapan uysal bir inşa faaliyeti değil; yerleşik kabullerin sınırlarını zorlayan ve onları tahtından indiren devrimci bir sorgulama disiplinidir.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- ABilim felsefecilerinin, bilimsel sürecin karmaşıklığı ve sarsıntılı yapısı üzerine çalışmalar yürüttüğü
- BBilimsel araştırmaların karmaşık, sarsıntılı ve doğrusal olmayan aşamalardan oluştuğu
- CBilimdeki paradigma değişimlerinin, toplumların genel dünya görüşünü ve kültürel yapısını kökten değiştirdiği
- Bilimsel gelişimin, salt veri birikimiyle değil, yerleşik kuramsal çerçevelerin sorgulanıp dönüştürülmesiyle sağlandığıCevap
- EFelsefi sorgulamaların, bilimsel kuramların doğruluğunu ve tutarlılığını denetleyen tek mekanizma olduğu