Çeviri, uzun yıllar boyunca bir dildeki sözcüklerin başka bir dildeki karşılıklarıyla yer değiştirmesinden ibaret olan mekanik bir aktarım eylemi olarak kabul edilmiştir. Oysa gerçek anlamda çeviri, kaynak metni hedef dile taşırken sadece dilsel sınırları aşmakla kalmaz; o metnin doğduğu kültürel iklimi, zihniyet dünyasını ve tarihsel birikimi de yeni bir coğrafyada adeta yeniden üretir. Çevirmen, iki farklı dünya arasında köprü kurarken aslında hedef dilin düşünce dağarcığını genişletir ve ona daha önce sahip olmadığı yeni kavramlar kazandırır. Bu süreçte hedef kültür, yabancı olanla doğrudan karşılaşarak kendi yerleşik sınırlarını sorgular ve kendisini entelektüel düzeyde yeniden inşa eder. Dolayısıyla başarılı bir çeviri faaliyeti, kaynak metne gösterilen salt şekilsel sadakatten ziyade, hedef kültürde yarattığı düşünsel hareketlilik ve dönüştürücü etkiyle asıl değerini kazanır. Kısacası çeviri eylemi, kültürlerin içe kapanarak körelmesini önleyen ve onları s��rekli olarak yenileyen en dinamik etkileşim zeminidir.
Bu parçadan hareketle, 'Çeviri eyleminin asıl başarısı, hedef kültürün düşünce dünyasını yenileme ve dönüştürme gücüyle ölçülür.' yargısı metnin ana düşüncesi olarak değerlendirilebilir mi?
Cevap: Cevap