Aşağıdaki parçayı okuyunuz:
Modern yaşamın dinamikleri, bireyi sürekli bir uyarılma ve eylem hâlinde kalmaya zorlayarak can sıkıntısını adeta acilen bertaraf edilmesi gereken bir tehdit gibi konumlandırır. Gelişen teknoloji, kesintisiz bildirimler ve hızla tüketilen dijital içerikler aracılığıyla zihnin boşlukta kalma, yani hiçbir şeyle meşgul olmama ihtimalini tamamen ortadan kaldırmayı hedefler. Oysa felsefe ve sanat tarihi derinlemesine incelendiğinde, insanın kendi içine dönmesini ve içsel sesini dinlemesini sağlayan o 'verimli boşluğun', yaratıcı üretkenliğin en temel kaynağı olduğu açıkça görülür. Zihin, dış dünyadan gelen yapay ve hazır uyarıcılardan mahrum kaldığında, kendi iç dünyasının labirentlerinde gezinmeye ve sıradan olanın ardındaki gizil anlamları aramaya başlar. Dolayısıyla can sıkıntısı, iddia edildiği gibi insanı uyuşturan pasif bir durağanlık değil; aksine zihnin kendi sınırlarını test etmesi ve yeni düşünsel patikalar inşa etmesi için ihtiyaç duyduğu vazgeçilmez bir kuluçka evresidir. Bu yapıcı sessizliği ve boşluğu dışsal meşguliyetlerle sabırsızca doldurmaya çalışmak, yaratıcı potansiyelimizi daha filizlenmeden kurutmak anlamına gelir.
Bu parçadan yola çıkılarak oluşturulan 'Can sıkıntısı, modern dünyanın dayattığı algının aksine, insan zihnini körelten bir hareketsizlik durumu değil; aksine yaratıcı düşünceyi besleyen ve zihnin derinleşmesini sağlayan üretken bir kuluçka evresidir.' ifadesinin parçanın ana düşüncesi olduğu iddiası doğru mudur?
Cevap: Cevap