Edebi eserlerin tarihsel gerçeklikle ilişkisi, öteden beri tartışılagelmiş çetrefilli bir konudur. Pek çok okur ve hatta bazı eleştirmenler, tarihi bir dönemi konu edinen romanları adeta birer tarih vesikası gibi okuma ve onları tarihsel doğruluk süzgecinden geçirme eğilimindedir. Oysa edebiyat, yaşanmış olanı birebir aktarma memurluğu değildir. Yazarın vazifesi, geçmişin kuru verilerini veya kronolojik olaylar dizisini olduğu gibi kopyalamak değil; o dönemin ruhunu, insan tekinin içsel çatışmalarını ve evrensel insani durumları kurmaca dünyasında yeniden üretmektir. Tarihsel gerçeklik, yazar için yalnızca zihinsel yaratım sürecini harekete geçiren bir malzeme, üzerine kendi estetik dünyasını inşa edeceği bir temeldir. Bir romanın başarısı, tarihi gerçeklere ne kadar sadık kaldığıyla değil, kurduğu estetik evrenin inandırıcılı��ıyla ve insan ruhuna dokunabilme gücüyle ölçülür. Dolayısıyla edebi eseri tarih biliminin ölçütleriyle yargılamak, onun sanatsal varoluşunu ve kurmaca doğasını göz ardı etmek anlamına gelir.
Bu parçadan hareketle, 'Edebi eserlerin değeri, tarihsel gerçekleri aktarma oranına göre değil, kendine özgü kurgusal ve estetik başarısına göre belirlenmelidir.' yargısının par��anın ana düşüncesi olduğu iddiası doğru mudur?
Cevap: Cevap