Resim sanatı, yüzyıllar boyunca doğanın birebir kopyalanması, nesnel gerçekliğin tuval üzerine kusursuz bir biçimde aktarılması olarak algılanmıştır. Klasik dönem ustalarının doğayı taklit etme (mimesis) çabası, resmi adeta bir ayna vazifesine indirgemiş; ressamın başarısı da taklidin gerçeğe yakınlığıyla ölçülmüştür. Ancak modernizmle birlikte bu anlayış köklü bir kırılma yaşamıştır. Ressam art��k dış dünyayı olduğu gibi yansıtan pasif bir gözlemci değil, kendi zihinsel süzgecinden geçirdiği gerçekliği yeniden inşa eden aktif bir öznedir. Bir sanat eseri, dış dünyadaki bir nesneyi ne kadar aslına uygun tasvir ettiğiyle değil, sanatçının o nesneye yüklediği özgün anlam ve hissettirdiği duygu yoğunluğuyla değer kazanır. Dolayısıyla resim, doğanın edilgen bir kopyası olmaktan çıkıp sanatçının içsel gerçekliğinin ve dünyayı algılama biçiminin özgün bir ifadesi haline gelmiştir. Bu durum, izleyiciyi de yalnızca sunulanı tüketen bir alıcı olmaktan çıkarıp eserin anlam dünyasını tamamlayan bir ortak kılmaktadır.
Bu parçada vurgulanmak istenen asıl düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
- AKlasik dönemdeki taklit arayışının yerini modern sanat anlayışıyla birlikte sanatçının aktif bir özneye dönüşmesine bırakması
- BSanat eserlerinin günümüz izleyicisi tarafından takdir edilmesinin, eserin doğadaki gerçekliği ne kadar az yansıttığıyla doğrudan ilişkili olması
- Resmin, doğanın edilgen bir kopyası olmaktan çıkarak sanatçının öznel dünyasının yansıdığı ve izleyicinin katılımıyla anlam kazanan bir sürece dönüşmesiCevap
- Dİzleyicinin bir sanat eserini tam olarak kavrayabilmesinin, ancak klasik dönemdeki mimesis anlayışından tamamen uzaklaşmasıyla gerçekleşebilmesi
- ESanat eserinin değerinin, dış dünyadaki nesneleri gerçeğe en yakın şekilde tasvir etme becerisinden uzaklaşarak tamamen hissettirdiği duygu yoğunluğuna indirgenmesi