Tarih yazımı, geçmişte meydana gelmiş olayların tarafsız bir dökümünü yapmaktan çok daha karmaşık bir zihinsel faaliyettir. Tarihçi, belgelerin sunduğu ham verileri seçerken, düzenlerken ve anlamlandırırken kaçınılmaz olarak kendi çağının değer yargılarını, kavramsal araçlarını ve ideolojik konumunu işe koşar. Bu durum, tarihin geçmişin eksiksiz ve değişmez bir kopyası olduğu yönündeki yaygın inancı sarsmaktadır. Geçmiş, kendi başına dilsizdir; ona ses veren, olaylar arasında neden-sonuç ilişkileri kurarak bir 'anlatı' inşa eden tarihçinin kendisidir. Dolayısıyla her tarihsel metin, geçmişe ait gerçeklik kırıntılarından hareketle inşa edilmiş, yazarının bakış açısıyla sınırlı birer yeniden kurgulamadır. Bu kurgusallık, tarihin bir bilim olmadığı anlamına gelmez; aksine onun, insan elinden çıkma bir inşa süreci olduğunu ve her neslin geçmişi kendi soruları ışığında yeniden yazmak zorunda olduğunu gösterir. Geçmişin bilgisi, durağan bir miras değil, şimdiki zaman ile geçmiş arasındaki kesintisiz ve dinamik bir diyalogdur.
Bu parçada vurgulanmak istenen asıl düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
- Tarih yazımı, geçmişi olduğu gibi yansıtmak yerine, tarihçinin bugünden kurduğu bakış açısıyla şekillenen dinamik bir yeniden inşa sürecidir.Cevap
- BHer yeni neslin tarihsel olayları kendi döneminin soruları doğrultusunda yeniden ele alması gerekir.
- CTarihsel metinlerin kurgusallığı, bu disiplinin nesnel gerçekliğe ulaşmasın�� imkansız kıldığı için tarihi bilim sınıfından uzaklaştırır.
- DTarihçi, geçmişe dair araştırma yaparken belgelere dayanarak ham verileri seçer ve düzenler.
- ETarihçinin çağın��n koşullarından etkilenmesi, tarihsel bilginin tamamen öznel ve dayanaksız bir anlatıdan ibaret kalmasına yol açar.