Bilim Felsefesi
10 soru
Bilim felsefesinde bilimselliğin sınırlar��nı belirleme ve yöntemsel geçerlilik tartışmalarında doğrulanabilirlik ile yanlışlanabilirlik ilkeleri kritik roller üstlenmiştir. Aşağıda bu iki ilkeye ve bunlara dayanan bilimsel yöntem anlayışlarına dair açıklamalar ile ilgili kavramsal yaklaşımlar verilmiştir. Sol sütundaki açıklamaları sağ sütundaki en uygun kavramsal yaklaşım ile eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Bilimsel bilgi, yalnızca zihinsel kurgulara veya soyut akıl yürütmelere dayanarak üretilemez. Bir iddianın bilimsel değer kazanabilmesi için onun somut dünyaya dönük olması, duyu organları ya da çeşitli ölçme araçları yardımıyla doğrudan veya dolaylı olarak gözlemlenebilen gerçekliklerle sınanması gerekir. Deney ve gözlem sınırlarının dışında kalan, yani fiziksel dünyada karşılığı bulunmayan doğaüstü ya da metafiziksel kabuller bilimsel araştırmanın konusu haline getirilemez. Çünkü bilimsel yöntemin temel güvencesi, ileri sürülen hipotezlerin olgular dünyasında sınanabilir olması ve bu yolla doğrulanıp yanlışlanabilmesidir.
Bu parçada bilimsel yöntemin aşağıdaki özelliklerinden hangisi vurgulanmaktadır?
Karl Popper’ın bilim felsefesinde savunduğu yanlışlanabilirlik ilkesine göre, bir bilimsel kuramı destekleyen olumlu gözlemlerin artması o kuramın mantıksal veya matematiksel doğruluk olasılığını artırmaz; bu gözlemler yalnızca kuramın o ana kadarki ciddi sınamalara karşı direnç gösterdiğini (pekiştirildiğini) belgeler.
Hans Reichenbach’a göre bilim felsefesi, bilimsel bilginin psikolojik ve sosyolojik koşullarla şekillenen "keşif bağlamı" (context of discovery) ile ilgilenmez; onun asıl konusu, ortaya konmuş kuramların mantıksal yapısını ve deneyle ilişkisini ele alan "gerekçelendirme bağlamı"dır (context of justification). Filozofun görevi, bilimin tarihsel gelişim sürecindeki öznel etkinlikleri tasvir etmek değil, bilimin dilini mantıksal analize tabi tutarak doğrulanmış önermelerden oluşan rasyonel yapıyı ortaya koymaktır.
Buna göre, parçada savunulan görüş bilim felsefesindeki aşağıdaki yaklaşımlardan hangisinin temel iddialarıyla örtüşmektedir?
Bir teorinin bilimsel değerini belirleyen şey, onun her olguyu açıklama gücündeki sınırsızlık değil, aksine hangi olguların gerçekleşmesi durumunda çökeceğini önceden ilan edebilme cesaretidir. Eğer bir açıklama modeli, karşılaştığı her yeni durumu kendi kavramlarıyla uzlaştırabiliyor ve hiçbir olası deneyle çürütülemiyorsa, o model aslında hiçbir şeyi dışlamıyor demektir. Gerçek anlamda bilimsel bir iddia, dünyadaki bazı olası durumların gerçekleşmesini yasaklar; böylece kendi aleyhine olabilecek gözlemlerin yolunu açar. Sınırları bu şekilde çizilmeyen, her koşulda ayakta kalan bir teori, deneysel dünyanın bilgisine katkı sunamaz.
Bu parçada ortaya konan bakış açıs��ndan yola çıkılarak, bir kuramın bilimsel kimlik kazanması aşağıdakilerden hangisine bağlanmıştır?
Bilim, evrenin ya da olguların bir parçasını kendine konu edinerek deneysel yöntemlerle bu sınırlı alandaki yasaları ortaya koymaya çalışır. Bir biyolog canlı yapıyı, bir astronom gök cisimlerini incelerken araştırdıkları konuyu hazır bir veri olarak kabul ederler; varlığın var olup olmadığını sorgulamazlar. Felsefe ise yöneldiği nesneyi parçalamadan, onu genel ve bütünsel bir biçimde kavramaya çalışır. Varlığı bir bütün olarak ele alırken onun gerisinde yatan ilk ilkeleri ve varlığın kendisinin imkânını sorgular.
Bu parçaya göre felsefe ve bilimin varlığı ele alış tarzı arasındaki temel fark aşağıdakilerden hangisidir?
Bilimi bir 'ürün' olarak ele alan yaklaşım (Neopozitivizm / Mantıkçı Pozitivizm), bilimi tamamlanmış bir önermeler sistemi olarak görür ve onun mantıksal yapısını analiz etmeye odaklanır.
Buna göre, aşağıda verilen 'ürün olarak bilim' yaklaşımına ait kavramları, bu yaklaşımdaki tanımlarıyla doğru bir şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Bilimi anlamak için yalnızca onun nihai ürünü olan bitmiş teorilere ve mantıksal çözümlemelere odaklanmak yeterli değildir. Bilim, tarihsel süreç içerisinde belirli bilim insanı topluluklarının ortak kabulleri, değerleri ve dünyayı algılama biçimleri (paradigmalar) çerçevesinde gerçekleştirdikleri beşeri bir pratiktir. Bu nedenle bilimsel ilerleme, eski paradigmanın krizlerle sarsılıp yerini yeni bir paradigmanın devrimsel bir süreçle almasıyla gerçekleşen toplumsal ve tarihsel bir etkinliktir.
Bu parçada savunulan görüşe göre, bilimi anlamak için aşağıdakilerden hangisine odaklanılması gerekir?
Bilimsel bilgi üretiminde araştırmacı, gözlemlediği olguları ele alırken kendi kişisel eğilimlerini, inançlarını, beklentilerini ve toplumsal ön yargılarını araştırma sürecinin dışında tutmakla yükümlüdür. Bir fizik deneyinin veya astronomik gözlemin sonuçları, deneyi gerçekleştiren bilim insanının kişisel özelliklerinden ya da dünya görüşünden bağımsız olarak, benzer teknik koşullar sağlandığında dünyanın her yerindeki diğer araştırmacılar tarafından da aynı şekilde gözlemlenebilmeli ve sınanabilmelidir. Öznel kanaatlerin veya toplumsal kabullerin gölgesinden sıyrılmak, bilimsel yöntemin güvenirliğini sağlayan en temel güvencedir.
Bu parçadaki düşünce bilimsel yöntemin hangi özelliğini vurgulamaktadır?
Bir araştırma grubunun yürüttüğü ekolojik çalışmada, elde edilen verilerin bir kısmının araştırmacıların baştan öne sürdüğü çevre kirliliği hipotezini desteklemediği görülmüştür. Araştırma ekibi lideri, projenin prestijini korumak ve fonların devamlılığını sağlamak amacıyla hipoteze uymayan verileri analiz dışı bırakmış ve raporu sadece beklentileri doğrulayan veriler üzerinden kaleme almıştır. Bu parçada eleştirilen durum, bilimsel çalışmaların yürütülmesinde aşağıdakilerden hangisinin ihlal edildiğini doğrudan göstermektedir?