Paragrafta Anlam
1306 soru
(I) Bilim kurgu edebiyatı, geleceğe yönelik öngörülerde bulunurken sıklıkla günümüz teknolojisinin sınırlarını ve bu sınırların insan yaşamı üzerindeki etkilerini sorgular. (II) Yazarlar, kurdukları düşsel dünyalar aracılığıyla toplumsal yapıların teknolojik gelişmelerle nasıl dönüşebileceğini gözler önüne serer. (III) Bu doğrultuda yapay zekâ, uzay yolculukları ve genetik mühendisliği gibi temalar, insanlığın varoluşsal kaygılarını tartışmak için birer araç olarak kullanılır. (IV) Günümüzde bilim kurgu sineması, gelişen görsel efekt teknolojileri sayesinde edebi metinlerden çok daha geniş kitlelere ulaşmayı başarmıştır. (V) Bahsedilen tüm bu tematik unsurlar, aslında bugünün insanına gelecekte karşılaşabileceği etik ikilemleri sorgulatmaya hizmet eder.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
(I) Kitap okumak, bireyin zihinsel dünyasını zenginleştiren ve hayal gücünü geliştiren en yararlı aktivitelerden biridir. (II) Düzenli okuyan insanlar, olaylara farklı açılardan bakabilme ve sorunlara yaratıcı çözümler üretme becerisi kazanırlar. (III) Bu alışkanlık, çocukluk yaşlarında aile içi yönlendirmeler ve öğretmenlerin teşvikiyle ��ok daha kolay kazanılmaktadır. (IV) Son yıllarda yayınevleri, kitap fiyatlarındaki artış nedeniyle basım maliyetlerini düşürmenin yollarını aramaktadır. (V) Zira erken yaşta edinilen okuma alışkanl��ğı, bireyin yaşamı boyunca sürdüreceği bir gelişim yolculuğuna dönüşür.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Aşağıdaki parçada numaralanmış yerlerden hangisine verilen cümle getirilmelidir?
Verilen Cümle:
"Bu zihinsel harita, sadece yön bulmayı kolaylaştırmakla kalmaz, aynı zamanda mekânın kültürel bellekle olan bağını da pekiştirir."
Parça:
İnsan, yaşadığı coğrafyayı adlandırırken aslında kendi zihnindeki mekân algısını dışa vurur. (I) Dağlar, nehirler ve ovalar sadece coğrafi birer unsur olmaktan çıkıp toplumsal hafızanın taşıyıcısı olan birer göstergeye dönüşür. (II) Bu göstergeler zamanla birleşerek bireyin ve toplumun çevreyle kurduğu ilişkiyi düzenleyen görünmez bir zihinsel harita oluşturur. (III) İşte bu nedenle, bir bölgedeki yer adlarının değiştirilmesi, geçmişle gelecek arasındaki köprülerin yıkılması anlamına gelir. (IV) Mekânın adı de��iştikçe, o mekâna yüklenen kolektif yaşanmışlıklar da yavaş yavaş silinmeye başlar. (V)
Aşağıdaki boşlukları doldurun
Gazeteci:
(I) ----
Müzikolog:
— Dijital platformların sunduğu sınırsız erişim, dinleyicinin tek bir albüme odaklanma süresini kısalttı. Eskiden bir albümü baştan sona dinleyerek onun bütünsel hikâyesini anlamaya çalışan dinleyici, bugün sadece popüler olan tekli şarkıları çalma listelerine ekleyip geçiyor. Bu durum albüm konseptini neredeyse ortadan kaldırdı.
Gazeteci:
(II) ----
Müzikolog:
— Küreselleşme her ne kadar yerel ezgileri tek tipleştirme tehlikesi taşısa da aslında dünyanın farklı köşelerindeki özgün enstrümanların seslerini geniş kitlelere ulaştırma fırsatı da sundu. Bugün geleneksel bir Doğu enstrümanını modern bir elektronik müzik altyapısının içinde duyabiliyorsunuz. Bu durum yerel kültürleri yok etmekten ziyade onlara küresel sahnede yeni bir alan açıyor.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Dijital ortamda kaydedilen geleneksel enstrüman seslerinin akustik kalitesinin korunması mümkün müdür?
II. Geleneksel enstrümanların genç nesiller tarafından öğrenilmesini sağlamak için ne gibi projeler yapılmalıdır?
II. Küreselleşmenin yerel müzik unsurları ve geleneksel enstrümanlar üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
II. Elektronik müziğin ortaya çıkışı, dünya genelinde yerel ezgilere olan ilgiyi tamamen bitirmiş midir?
II. Melez müzik türlerinin geleneksel müzik dinleyicisi tarafından tepkiyle karşılanmasının temel nedenleri nelerdir?
(I) Mikro tarihçilik, genel tarih yazımının büyük anlatılarına karşı bir alternatif olarak, sıradan insanlar��n gündelik yaşam deneyimlerine ve yerel düzeydeki mikro etkileşimlere odaklanır. (II) Bu tarihsel yaklaşım, makro analizlerin genellemeci yapısı içinde kaybolan yerel kültürel örüntüleri ve marjinalleşmiş grupların toplumsal ilişkilerini derinlemesine incelemeyi hedefler. (III) Analiz ölçeğinin bu şekilde küçültülmesi, büyük iktisadi ya da siyasi dönüşümlerin sıradan bireylerin dünyasındaki somut karşılıklarını görünür kılmaktadır. (IV) Tarihsel belgelerin tarafsızlığı ve arşiv kaynaklarının güvenilirliği sorunu, çağdaş tarihçilerin üzerinde en çok uzlaştığı kuramsal tartışmalar arasında yer alır. (V) Böylece makro tarihsel süreçlerin sınırlarında sessizliğe gömülmüş aktörler, mikro tarihin sunduğu mercek sayesinde kendi tarihsel öznellikleriyle yeniden inşa edilir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Kültürel bellek, bir toplumun geçmişten bugüne biriktirdiği ortak yaşantıların, geleneklerin ve değerlerin mimari yapılar üzerinden geleceğe aktarılan bütünüdür. Bu yönüyle mimari, toplumsal hafızanın en somut taşıyıcısı konumundadır. Hızla yükselen modern kentler, geçmişin izlerini tamamen silerek sakinlerini belleksiz ve kaygılı bir şimdiki zamana hapsederken geleneksel kentler geçmiş ile gelecek arasında organik bir bağ kurar. Kendi tarihsel dokusunu koruyan geleneksel kentler; rüzgarda yaprakları savrulsa da kökleri toprağın derinliklerine sımsıkı bağlı ulu bir çınarı andırır. Geleneksel bir sokakta yürürken karşılaştığımız cumbalı evler, taş kaldırımlar ve çeşmeler geçmişin estetik anlayışını bugüne fısıldar. Oysa modern gökdelenlerin soğuk cam cepheleri, bireye sadece derin bir yabancılaşma ve mekânsal yalnızlık sunmaktan öteye gidemez.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangisi kullanılmamıştır?
Sanat, insanın dış dünyayı kendi estetik süzgecinden geçirerek yeniden yaratma çabasıdır. Bu yönüyle bilimden ayrılır; çünkü bilim var olanı nesnel kurallarla olduğu gibi açıklamaya çalışırken sanat, gerçekliği öznel bir biçimde dönüştürür. İnsanlık tarihi boyunca pek çok yaratıcı zihin, bu dönüştürme g��cünü eserlerinde başarıyla yansıtmıştır. Örneğin Dostoyevski, romanlarında sadece kendi yaşadığı dönemdeki Rus toplumunun sosyal yapısını sunmakla kalmaz; insan ruhunun en derin, en karanlık köşelerini de büyük bir ustalıkla gözler önüne serer. Onun eserleri, sıradan bir toplumsal gözlemin çok ötesine geçerek insan doğasına dair evrensel bir ayna tutar. Yazar, bu yolla okuru kendi iç dünyasıyla yüzleştirerek edebiyatın gücünü kanıtlar. Edebi eserlerin gücü de zaten tam olarak bu noktada, yani kurmaca dünyada yaratılan özgün gerçeklikte başlar.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangileri bir arada kullanılmıştır?
(I) Bu tutumu benimseyen bir araştırmacı, kendi hipotezlerinin geçiciliğini kabul ederek farklı bakış açılarından gelen eleştirilere her zaman açık kapı bırakır.
(II) Bilimsel ilerleme, yalnızca yeni olguların keşfedilmesiyle değil, mevcut kabullerin sınırlarının ve eksikliklerinin fark edilmesiyle de doğrudan ilişkilidir.
(III) Söz konusu açıklık, dogmatik düşünce kalıplarının kırılmasını sağlayarak bilim dünyasında yenilikçi kuramların önünü açan en önemli itici güçtür.
(IV) İşte bu farkındalık, felsefede "epistemik alçakgönüllülük" olarak adlandırılan ve bilginin mutlaklığından şüphe duymayı öneren tutumun temelini oluşturur.
(V) Böylece bilgi, donmuş bir doğrular yığını olmaktan çıkıp sürekli kendini yenileyen dinamik bir sürece dönüşür.
Yukarıdaki numaralanmış cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında hangisi baştan dördüncü cümle olur?
(I) Şehirler, sadece betondan ve taştan oluşan yerleşim yerleri değil, içinde yaşayan toplumların kültürel belleklerinin somutlaştığı canlı alanlardır. (II) Sokakların yapısı, meydanların genişliği ve binaların mimari tarzı, o toplumun geçmişiyle kurduğu bağı ve estetik anlayışını yansıtır. (III) Mimaride kullanılan malzemelerin dayanıklılığı, binaların ömrünü uzatarak kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılmasında önemli rol oynar. (IV) Dolayısıyla bir şehrin tarihi dokusuna yapılan her müdahale, toplumsal hafızanın da tahrif edilmesine yol açma riski taşır. (V) Nitekim eski mahallelerin yıkılıp yerine modern dikey mimarinin inşa edilmesi, bireylerin aidiyet duygusunu sarsarak geçmişle bağlarını koparır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
(I) Porselen, kil ve diğer mineral hammaddelerin yüksek sıcaklıktaki fırınlarda pişirilmesiyle elde edilen beyaz, dayanıklı ve yarı saydam bir seramik türüdür. (II) İlk olarak Çin'de üretilen bu değerli malzeme, zamanla İpek Yolu aracılığıyla tüm dünyaya yayılmıştır. (III) Türkiye'de ise porselen üretimi modern tesislerde yüksek kalite standartlarına uygun olarak gerçekleştirilmektedir. (IV) Özellikle Avrupa saraylarında Çin porselenleri, zarafeti ve özgün tasarımları nedeniyle zenginliğin simgesi olarak kabul görmüştür. (V) Avrupalı ustalar da bu porselenlerin yapım sırrını çözebilmek için uzun süre çeşitli kimyasal formüller üzerinde çalışmışlardır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Numaralanmış cümlelerin anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturabilmesi için doğru sıralamayı belirleyiniz.
Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin
Aşağıdaki cümlelerde kullanılan düşünceyi geliştirme yollarını belirleyerek cümleleri ilgili kavramlarla eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Edebiyat, bireyin iç dünyasını dışsal ger��eklikle çarpıştırarak yeni ve özerk bir varoluş alanı inşa etme çabasıdır. Bu bağlamda roman, insan ruhunun karanlık dehlizlerini aydınlatan, bilincin gizli kalmış köşelerini görünür kılan en güçlü fenerdir. Nitekim ünlü yazar Dostoyevski, 'İnsanın ruhunu anlamak, dünyayı fethetmekten daha zordur.' diyerek bu sanatın barındırdığı psikolojik derinliğe ve yaratım sürecinin zorluğuna işaret eder. Geleneksel anlatılarda olay örgüsü oranında kronolojik bir sıra izleyerek okura güvenli bir zemin sunarken, modern romanda bu oran ’a gerilemiş; anlatı içsel monologlar, bilinç ak��şı ve geriye dönüş teknikleriyle parçalanmıştır. Bu teknik parçalanma, klasik hikâyenin dingin sularında yüzen edilgen okuru, modern metinlerin hırçın dalgalarıyla yüzleşmeye ve anlamı yeniden üretmeye zorlayan etkin bir konuma taşımıştır.
Bu metinde, edebiyat kavramına yönelik öznel bir tanımlama yapılmış; yazarın savını inandırıcı kılmak amacıyla Dostoyevski'nin sözü doğrudan aktarılarak tanık gösterilmiş ve geleneksel ile modern anlatıların kronolojik yapıları sayısal veriler kullanılarak karşılaştırılmıştır.
Arılar, doğadaki en çalışkan canlılar olmanın ötesinde, yeryüzündeki bitkisel yaşamın devamlılığı ve çeşitliliği için hayati bir rol üstlenmektedir. Çiçekten çiçeğe konarak besin arayan bu küçük canlılar, bu süreçte bitkilerin üremesini sağlayan polenleri de taşırlar. Dünya üzerindeki çiçekli bitki türlerinin ve tükettiğimiz tarımsal ürünlerin büyük bir kısmı, arıların gerçekleştirdiği bu tozlaşma faaliyeti sayesinde varlığını sürdürmektedir. Tarımda verimliliği doğrudan artıran ve biyolojik çeşitliliğin korunmasına hizmet eden bu doğal döngü, arıların sadece bal üreten canlılar olmadığını, ekolojik dengenin korunmasında temel bir yapı taşı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Klasik Türk edebiyatı metinleri, yüzyıllar boyunca belirli estetik kurallar ve ortak mazmunlar etrafında şekillenmiştir. (II) Bu geleneksel yapı, şairlerin bireysel üsluplarını sergilerken bile ortak bir imge havuzundan beslenmelerini zorunlu kılmıştır. (III) Dolayısıyla Divan şiiri üzerine yapılan klasik çalışmalar, genellikle bu mazmunların tespiti ve anlamlandırılması üzerine odaklanmıştır. (IV) Günümüzde ise edebî metinlerin incelenmesinde dijital beşerî bilimlerin sunduğu veri madenciliği gibi modern yöntemler de kullanılmaktadır. (V) Bilgisayar algoritmaları yardımıyla yüzlerce divan taranarak şairlerin kelime tercihleri ve imge örüntüleri istatistiksel verilerle ortaya konabilmektedir. (VI) Bu teknolojik olanaklar, geleneksel inceleme yöntemlerinin sınırlarını aşarak araştırmacılara yepyeni ve nesnel bakış açıları sunmaktadır.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
(I) Haritalar, yeryüzünün nesnel birer kopyası olmaktan ziyade, üretildikleri dönemin siyasi ve kült��rel önceliklerini yansıtan ideolojik araçlardır. (II) Her harita çizer, coğrafi verileri seçerken, elerken ya da ön plana çıkarırken aslında belirli bir dünya görüşünü kartografik dile tercüme eder. (III) Kartografyada kullanılan projeksiyon sistemleri de küre biçimindeki yerküreyi iki boyutlu düzleme aktarırken kaçınılmaz olarak bazı bölgeleri gerçek boyutlarından daha büyük göstererek bu öznel temsili pekiştirir. (IV) Coğrafi Keşifler döneminden bu yana denizcilikte yön bulma amacıyla kullanılan pusulalar, haritacılık tekniklerinin gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. (V) Dolayısıyla harita üzerinde yapılan her görsel tercih, bilimsel bir zorunluluğun ötesinde, merkezde kimin durduğunu belirleyen politik bir beyandır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
(I) Kokular, insan zihninde geçmişe dair anıların en canlı ve hızlı şekilde canlanmasını sağlayan duyusal uyarıcılardır. (II) Bir kokunun bizi yıllar öncesine götürmesi, beynimizin koku soğancığı ile hafıza merkezleri arasındaki doğrudan bağdan kaynaklanır. (III) Nitekim insan beyni, diğer duyulardan gelen uyarıları önce talamusta işlerken koku duyusu bu istasyona uğramadan doğrudan amigdala ve hipokampusa ulaşır. (IV) Günümüzde yapay zekâ teknolojileriyle kokuların dijital olarak aktarılması ve arşivlenmesi üzerine kapsamlı araştırmalar yapılmaktadır. (V) Bilimsel yazında "Proust Etkisi" olarak adlandırılan bu doğrudan bağlantı sayesinde, kokularla çağrılan anılar diğer duyulara oranla çok daha güçlü bir duygusal yoğunluk taşır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Fotoğrafın, dış dünyayı olduğu gibi yansıtan nesnel bir ayna olduğu inancı toplumda oldukça yaygındır. Ço��u insan, makinenin deklanşörüne basıldığı anın gerçeğin kendisi olduğunu düşünür. Oysa fotoğrafçı, kadrajı belirlerken aslında kendi zihinsel süzgecinden geçirdiği yapay bir dünyayı kurgulamaktadır. Neyi çerçevenin dışında bırakacağına karar vermek, nesnelliği baştan zedeleyen bir eylemdir. Işığın açısı, seçilen odak noktası ve hatta renk tonları bile gerçeği olduğu gibi aktarmaktan ziyade, sanatçının öznel yorumunu izleyiciye sunar. Dolayısıyla fotoğraf, gerçeğin doğrudan bir kopyası değil; gerçeğin belirli bir bakış açısıyla yeniden üretilmesidir. Bu da belgesel nitelikli karelerde dahi kurmacanın gizli bir şekilde var olduğunu gösterir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
(I) Kil tabletler, insanlık tarihinin ilk yazılı belgelerini taşımaları bakımından uygarlık tarihi için büyük bir öneme sahiptir. (II) Mezopotamya’da yaşayan Sümerler, tapınaklardaki ürünlerin kaydını tutmak amacıyla bu kilden üretilen levhaları kullanmışlardır. (III) Günümüzde üretilen kâğıtların kalitesi ve dayanıklılığı ise selüloz oranına ve üretim teknolojisine göre değişiklik göstermektedir. (IV) Yumuşak kil üzerine ucu sivri kamışlarla kazınan bu yazılar, tabletlerin fırınlanmasıyla kalıcı hâle getirilmiştir. (V) Bu sayede binlerce yıl öncesine ait ticaret antlaşmaları, kanunlar ve edebi metinler günüm��ze kadar ulaşabilmiştir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
(I) Fotoğrafçılık, 19. yüzyılda kimyasal süreçlerin keşfiyle başlayan bir görsel sanattır. (II) İlk dönemlerde görüntüyü sabitlemek için gümüş kaplı plakalar kullanılıyordu. (III) Bugün ise akıllı telefonlar sayesinde saniyeler içinde binlerce fotoğraf çekebiliyoruz. (IV) Bu teknolojik dönüşüm, görsel üretimi demokratikleştirerek herkesin birer içerik üreticisi olmasını sağladı. (V) Ancak bu durum, üretilen görsellerin niteliğini ve sanatsal değerini de tartışmaya açtı.
Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra "Çünkü o dönemde gümüş kaplı bu plakaların üzerindeki görüntünün kalıcı hale getirilmesi saatler süren hassas bir işlem gerektiriyordu." cümlesi getirilmelidir?