Paragraf
590 questions
Zeigarnik etkisi, insanların tamamlanmamış veya bölünmüş görevleri, tamamlanmış olanlara göre daha kolay ve net bir şekilde hatırlaması durumunu ifade eden psikolojik bir kavramdır. Adını Rus psikolog Bluma Zeigarnik’ten alan bu durum, zihnin yarım kalan işleri bir tür 'gerilim' olarak algılaması ve bu gerilimi çözmek için bilgiyi aktif tutmasıyla açıklanır. Bir iş tamamlandığında ise zihinsel gerilim sona erer ve ilgili detaylar bellekten silinmeye ba��lar. Günümüzde bu etkiden reklamcılık sektöründe, televizyon dizilerinin en heyecanlı yerinde kesilmesinde ve eğitimde öğrenme kalıcılığını artırmada sıklıkla yararlanılmaktadır.
Bu parçaya göre "Zeigarnik etkisi" ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Gazeteci:
(I) --------------------------------------
Deniz Biyoloğu:
- Güneş ışığının hiç ulaşmadığı bu derinliklerde yaşayan organizmalar, enerjilerini fotosentez yerine deniz tabanındaki hidrotermal bacalardan sızan kimyasallardan elde eder. Kemosentez adı verilen bu kimyasal süreç, zifiri karanlıkta tamamen bağımsız bir besin zincirinin kurulmasını sağlar. Yani güneşle hiçbir teması olmayan devasa bir yaşam ekosistemi mevcuttur.
Gazeteci:
(II) --------------------------------------
Deniz Biyoloğu:
- Bu canlıların ekstrem basınç ve sıcaklık değerlerine uyum sağlama mekanizmaları, biyoteknoloji ve tıp alanında çığır açıcı gelişmelere kapı aralayabilir. Özellikle yüksek basınca dayanıklı hücresel yapıları ve ekstrem koşullarda çalışan enzimleri, sanayide atık dönüşümünden yeni nesil ilaçların geliştirilmesine kadar pek çok alanda kullanılma potansiyeline sahiptir.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Biyoteknoloji alanındaki çalışmaların derin deniz araştırmalarını yavaşlattığı iddiasına katılıyor musunuz?
II. Ekstrem koşullarda yaşayan canlıların hücresel yapılarının tıp dünyasında yarattığı etik tartışmalar nelerdir?
II. Derin deniz organizmalarının sahip olduğu bu benzersiz adaptasyon yetenekleri pratik hayatta nasıl bir karşılık bulabilir?
II. Sanayide atık dönüşümü sağlamak amacıyla üretilen yapay enzimlerin doğal enzimlerden farkı nedir?
II. Yeni nesil ilaçların geliştirilmesinde derin deniz canlılarının tıp dünyasındaki yeri neden henüz yeterince anlaşılamamıştır?
Bellek, genellikle geçmişten gelen bilgilerin eksiksiz bir şekilde depolanması ve gerektiğinde geri çağrılması yeteneği olarak tanımlanır. Bu tanım gereği, unutma ise belleğin işlevsel bir başarısızlığı, sistemin bir açığı olarak konumlandırılır. Oysa zihinsel dünyamızın ham veri bombardımanından kurtulup anlamlı yapılar inşa edebilmesi, ancak ayrınt��ların elenmesiyle mümkündür. Her anı, her görsel uyaranı ve her işitsel veriyi ilk anki canlılığıyla koruyan bir zihin, kavramlar arası ilişkiler kuramaz; genellemelere ve soyutlamalara ulaşamaz. Unutma, belleğin bozulan bir çarkı değil; aksine, deneyimlerden süzülen bilginin işlenebilir ve kullanılabilir hale gelmesini sağlayan, zihni aşırı yüklenmeden koruyan aktif bir ayıklama mekanizmasıdır.
Bu parçada vurgulanmak istenen temel düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
Enformasyon obezitesi, günümüz dijital dünyasında bireylerin aşırı miktarda bilgiye maruz kalmasıyla ortaya çıkan zihinsel doymuşluk ve odaklanma güçlüğünü ifade eder. Tıpkı fiziksel obezitede olduğu gibi, tüketilen bilginin kalitesizliği ve kontrolsüz tüketimi zihinsel sindirimi zorlaştırır. Birey, her an yeni bir içeriğe ulaşma dürtüsüyle hareket ederken derinlemesine düşünme becerisini zamanla yitirir. Bu durum, sadece bilgi sahibi olmakla gerçek bilgelik arasındaki ayrımın belirsizleşmesine yol açmakla kalmaz, aynı zamanda karar alma süreçlerinde ciddi kararsızlıklara ve zihinsel yorgunluğa neden olur. Bu zihinsel yükten kurtulmak için, modern insanın bilgi tüketim alışkanlıklarını düzenleyen dijital diyetlere yönelmesi kaçınılmaz bir gereklilik haline gelmiştir.
Bu parçadan hareketle "enformasyon obezitesi" ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Tardigradlar (su ayıları), mikroskobik boyutlarda, sekiz bacaklı ve dünya genelinde son derece farklı ekosistemlerde yaşayabilen dayanıklı canlılardır. Aşırı sıcaklık, dondurucu soğuklar, yüksek radyasyon ve hatta uzay boşluğu gibi son derece zorlu çevre koşullarına karşı gösterdikleri dirençle bilim dünyasının ilgisini çekmektedirler. Bu canlılar, çevre koşulları yaşam için elverişsiz hale geldiğinde 'kriptobiyoz' adı verilen yarı ölüm evresine girerek metabolizmalarını neredeyse tamamen durdururlar. Bu süreçte vücutlarındaki su oranını %1'e kadar düşürerek yıllarca aktif olmadan hayatta kalabilirler. Çevre şartları tekrar normale döndüğünde ise yeniden su alarak aktif yaşam faaliyetlerine kaldıkları yerden devam ederler.
Bu parçada tardigradlar ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Sabahın ilk ışıkları odasına süzülür süzülmez büyük bir telaşla yataktan fırladı. Bugün onun için çok önemli bir gündü ve kesinlikle geç kalmaması gerekiyordu. Hızla üzerini değiştirip akşamdan hazırladığı sırt çantasını omuzladı. Mutfağa geçerek tezgahın üzerindeki bardaktan alelacele birkaç yudum su içti ve dış kapıya yöneldi. Anahtarı çevirip kendini serin sabah havasına bıraktığında sokaklar henüz bomboş, dükkanların kepenkleri kapalıydı. Adımlarını olabildiğince hızlandırarak vapur iskelesine doğru adeta koşarcasına yürümeye başladı. Uzaktan vapurun hareket etmek üzere olduğunu bildiren son düdük sesi duyulduğunda adımlarını daha da sıklaştırdı. Son anda kendini vapurun güvertesine atmayı başardı, derin bir nefes alarak ahşap koltuklardan birine bıraktı kendini.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
1 - 2. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Akış teorisi, bireyin yaptığı faaliyete tamamen odaklandığı, zaman algısının değiştiği ve eylemden en üst düzeyde doyum aldığı zihinsel durumu tanımlar. Psikolog Mihaly Csikszentmihalyi tarafından ortaya atılan bu kavram, kişinin becerileri ile karşı karşıya kaldığı görevin zorluğu arasındaki hassas dengeye dayanır. Eğer görevin zorluğu bireyin becerilerinin çok üzerindeyse kaygı ve stres ortaya çıkar; aksine, beceri düzeyi görevin zorluğundan çok yüksekse bu durum sıkıntı ve monotonlukla sonuçlanır. Akış durumu ise tam olarak bu iki kutbun ortasında, becerinin ve zorluğun üst sınırda bulu��tuğu noktada gerçekleşir. Bu esnada kişi, benlik bilincini geçici olarak kaybeder ve tamamen 'şimdi ve burada' olmanın getirdiği derin bir odaklanma yaşar. Akış teorisinin en dikkat çekici y��nlerinden biri, bu deneyimin sadece sanatsal yaratım veya spor gibi yüksek konsantrasyon gerektiren alanlarda değil, günlük rutin işlerde dahi deneyimlenebilmesidir. Önemli olan, yapılan işin net hedeflere sahip olması, anlık geri bildirimler sunması ve bireyin kontrol hissini elinde tutmasıdır. Modern iş dünyasında ve eğitim süreçlerinde akış teorisinden faydalanılarak tasarlanan ortamlar, bireylerin hem üretkenliğini hem de psikolojik iyi oluşunu doğrudan artırmaktadır. Bu doğrultuda, bireylerin kendi potansiyellerini gerçekleştirebilmeleri için zorlayıcı fakat aşılabilir hedeflerle buluşturulması kritik bir önem taşımaktadır.
Bu parçadan hareketle 'akış teorisi' ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Bilimsel yayıncılık dünyasında, öne sürülen hipotezleri doğrulayan pozitif sonuçların paylaşılmasına yönelik güçlü ve yerleşik bir eğilim mevcuttur. Akademik prestij kaygılarıyla beslenen bu durum, beklentilerin aksine sonuçlanan ya da başarısızlıkla neticelenen çalışmaları adeta görünmez kılmaktadır. Oysa bilimsel süreçte elde edilen olumsuz sonuçlar da en az olumlular kadar değerlidir; çünkü sonraki araştırmacılara hangi yolların çıkmaz sokak olduğunu göstererek ciddi bir zaman ve kaynak israfını önler. Hataların ve geçersiz kılınan varsayımların sistematik bir biçimde paylaşılmaması, bilim dünyasının benzer yanılgıları tekrar tekrar tecrübe etmesine yol açar. Gerçek anlamda kümülatif bir bilimsel ilerleme, yalnızca neyin işe yaradığını bilmekle değil, neyin işe yaramadığını da tescil edip toplumsal hafızaya aktarmakla mümkündür.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Sıvı kil teknolojisi, çölleşme ile mücadelede devrim niteliğinde bir yöntem sunmaktadır. Bu teknoloji, kil parçacıklarının suyla karıştırılarak ultra ince bir sıvı tabakası hâline getirilmesi esasına dayanır. Çöl kumuna uygulanan bu karışım, kum tanelerinin etrafını sararak onların birbirine tutunmasını sağlar. Böylece kumun su tutma kapasitesi artar ve buharlaşma oranı düşer. Normal şartlarda tarıma elverişsiz olan çöl toprakları, bu işlemden sonra bitki yetiştirilebilecek verimli alanlara dönüşebilir. Üstelik kimyasal katkı maddesi içermeyen bu yöntem, çevreye hiçbir zarar vermez ve yaklaşık on beş yıl boyunca etkisini korur.
Bu parçada sıvı kil teknolojisiyle ilgili olarak aşa��ıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
I. Ancak bu tohumların laboratuvar ortamında incelenmesi, geçmişteki iklim koşulları hakkında da önemli ipuçları sunmaktadır.
II. Arkeolojik kazılarda gün ışığına çıkarılan antik bitki tohumları, binlerce yıl öncesinin tarım pratiklerini anlamamızda anahtar bir rol oynar.
III. Bu veriler sayesinde, geçmişteki insanların hangi tarım tekniklerini kullandığını ve beslenme alışkanlıklarının nasıl şekillendiğini belirlemek kolaylaşmaktadır.
IV. Elde edilen iklimsel veriler ile tarım yöntemlerinin karşılaştırılması ise antik toplumların çevreye uyum sağlama yeteneğini gözler önüne serer.
V. Araştırmacılar, bu tohumların genetik yapısını inceleyerek ilk tarım topluluklarının hangi bitkileri evcilleştirdiğini tespit edebilmektedir.
Yukarıdaki numaralanmış cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında hangisi baştan üçüncü cümle olur?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Bilişsel çelişki kuramı, 1957 yılında sosyal psikolog Leon Festinger tarafından ortaya atılmış ve o günden bu yana insan davranışlarını açıklamada sıklıkla kullanılmıştır. Bu kuram, bireyin sahip olduğu inançlar, değerler veya tutumlar ile sergilediği davranışlar arasında bir uyumsuzluk meydana geldiğinde yaşadığı zihinsel rahatsızlık ve huzursuzluk durumunu tanımlar. Festinger’a göre, insanlar zihinsel olarak içsel bir tutarlılık ve denge arayışı içindedirler. Bir kişi kendi inançlarıyla çelişen bir eylemde bulunduğunda (örneğin, sigaranın sağlığa son derece zararlı olduğunu bildiği hâlde sigara içmeye devam ettiğinde) içsel bir gerilim yaşar. Yaşanılan bu psikolojik gerilim, bireyi çelişkiyi azaltmaya ve yeniden zihinsel denge kurmaya zorlar. Çelişkiyi çözmek amacıyla birey genellikle üç yoldan birini seçer: Davranışını değiştirmek, çelişkiye neden olan inancı veya tutumu değiştirmek ya da mevcut davranışını haklı çıkaracak yeni bilişsel unsurlar yani bahaneler eklemek. Örneğin, sigara içen kişi 'sigara stresimi azaltıyor' diyerek yeni bir gerekçe üretebilir veya 'az içiyorum, o yüzden zarar vermez' şeklinde inancını esnetebilir. Bilişsel çelişkiyi azaltma çabası, insanların kendi kararlarını rasyonalize etme ve kendilerini haklı çıkarma eğilimlerinin temelini oluşturur. Sonuç olarak bu durum, bireyin nesnel gerçekliği çarpıtmasına ve mantıkl�� davranmak yerine sadece mantığa büründürücü bir tutum sergilemesine yol açabilir.
Bu parçaya göre, bilişsel çelişki yaşayan bir kişinin bu çelişkiyi azaltmak veya ortadan kaldırmak için başvurabileceği yöntemlerden biri aşağıdakilerden hangisi olamaz?
Roland Barthes'ın 'Yazarın Ölümü' kuramı, edebi metnin anlam merkezini üreticiden alımlayıcıya kaydırarak metni özgürleştirmiştir. Günümüzde üretken yapay zekânın estetik üretim alanındaki yükselişi ise bu kavramsal çerçeveyi radikal bir eşiğe taşımaktadır. Yapay zekâ, insan yazarın yerini alırken geleneksel anlamda özgün bir özne olarak konumlanmaz; aksine, insanlığın ortak dilsel ve kültürel veri tabanının bir süzgeci, kolektif bir yankı odası olarak işlev görür. Bu yeni durum, yazarın mutlak yokluğunu ilan etmekle kalmaz, okuru da salt bir yorumcu olmaktan çıkarıp komutlar (prompt) aracılığıyla yapay zekayı yönlendiren bir 'ortak metin mimar��' haline verir. Sonuç olarak ortaya çıkan yapay zekâ metni, Barthes'ın öngördüğü gibi okurun mutlak iktidarını değil; yazar, teknolojik aracı ve alımlayıcı arasındaki ayrımların çözüldüğü hibrit bir kolektif yaratıcılığı doğurur.
Bu parçadan hareketle yapay zekânın edebiyat ve sanat üretimindeki etkilerine dair aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
I. Bu geometrik şekil, peteğin en az balmumu kullanılarak en fazla balı depolamasını sağlar.
II. Doğadaki en yetenekli mimarlardan biri olan bal arıları, yuvalarını inşa ederken kusursuz bir altıgen düzen kullan��r.
III. Eğer petek gözleri daire veya sekizgen gibi farklı şekillerde tasarlansaydı arada boşluklar kalacaktı.
IV. Arılar, bu boşlukları doldurmak için fazladan enerji ve balmumu harcamak zorunda kalacaklardı.
V. Böylece altıgen form sayesinde hem alandan tasarruf edilir hem de harcanan emek en aza indirgenir.
Yukarıdaki numaralanmış cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında baştan üçüncü cümle hangisi olur?
Gündelik hayatın hızlı akışında önünden öylece geçip gittiğimiz yapılar, yalnızca betondan ve demirden ibaret cansız sığınaklar değildir. İçinde zaman geçirdiğimiz mimari çevre, farkında olmasak da zihinsel durumumuzu, duygu dünyamızı ve hatta diğer insanlarla kurduğumuz sosyal ilişkilerin niteliğini derinden şekillendirir. Yüksek duvarlarla çevrili, birbirinin kopyası devasa bloklar bireysel yalnızlığı ve yabancılaşmayı beslerken; geniş sosyal alanlar barındıran, doğayla bütünleşik yatay mimari tasarımlar toplumsal dayanışmayı ve aidiyet hissini kuvvetlendirir. Bu doğrultuda mimari projelerin, sadece estetik ve ekonomik kaygılarla değil, insanın psikolojik ihtiyaçları ve toplumsal refahı göz önünde bulundurularak hayata geçirilmesi gerekir. Unutulmamalıdır ki inşa ettiğimiz mekânlar, aslında gelecekte nasıl bir topluma dönüşeceğimizin sınırlarını da sessizce çizer.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Nöroplastisite, insan beyninin deneyimler, öğrenme ve dış dünyadan gelen uyaranlar karşısında yeni sinaptik bağlantılar kurarak kendisini dinamik bir biçimde yeniden yapılandırma yeteneğidir. Uzun yıllar boyunca nörobilim çevrelerinde, çocukluk döneminden sonra yetişkin beyin yapısının tamamen sabitlendiği ve yeni nöron gelişiminin imkânsız olduğu inancı hâkimdi. Oysa modern nörogörüntüleme teknolojileriyle yapılan araştırmalar, beynin yaşlılıkta dahi yapısal ve işlevsel değişimler geçirebildiğini kesin olarak kanıtlamıştır. Beynin bu adaptasyon gücü; yeni bir dil öğrenmek gibi yoğun zihinsel aktivitelerin yanı sıra düzenli fiziksel egzersiz ve uyku kalitesi gibi yaşam tarzı faktörlerinden de doğrudan etkilenmektedir. Hasar gören sinirsel ağların görevlerini alternatif yollarla sağlıklı bölgelerin devralması, nöroplastisitenin en hayati yönüdür. Nitekim bu hücresel esneklik, günümüzde felç gibi ağır nörolojik rahatsızlıkların rehabilitasyonunda yeni tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine zemin hazırlamaktadır.
Bu parçadan hareketle nöroplastisiteyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
Aşağıdaki parçayı okuyarak soruyu cevaplayınız.
Geri tepme etkisi (backfire effect), bireylerin inançlarıyla çelişen kanıtlarla karşılaştıklarında, bu kanıtları reddederek mevcut inançlarına daha sıkı bağlanmaları durumunu ifade eden bilişsel bir eğilimdir. Mantıksal olarak, düzeltici bilgilerin yanlış algıları zayıflatması beklenirken bu durum tam tersi bir etki doğurur. Çünkü bireyler, kimliklerini ve dünya görüşlerini tehdit eden bilgilere karşı savunma mekanizması geliştirir. Zihin, bu yeni ve tehditkar veriyi çürütmek için inanç sistemindeki eski bilgileri daha yoğun bir şekilde geri çağırır ve bu süreç, aslında yanlış olan bilginin zihindeki yerini daha da pekiştirir. Dolayısıyla, bir fikri doğrudan çürütmeye çalışmak, o fikri savunan kişide ters teperek kişinin eski inancına olan bağlılığını artırabilir.
Bu parçaya göre, 'geri tepme etkisi'nin ortaya çıkmasındaki temel belirleyici aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Koku duyusu, insan beyninde duygusal hafıza ve otobiyografik bellek süreçlerini kontrol eden amigdala ve hipokampus ile doğrudan bağlantılı tek duyumuzdur. (II) Diğer duyulardan gelen veriler talamus adı verilen bir süzgeçten geçerek işlenirken kokunun doğrudan duygusal merkezlere ulaşması, onun bellekle olan bu ayrıcalıklı ilişkisini açıklar. (III) Bu nörolojik ayrıcalık sayesinde, geçmişte yaşanan bir ana dair en ufak bir koku uyaranı bile o anın tüm hissiyle zihinde saniyeler içinde canlanmasına yol açar. (IV) Edebiyat dünyası da kokunun insan zihninde uyandırdığı bu köklü çağrışımları sıklıkla işlemiş, Proust’un eserindeki "madlen kek" imgesiyle konuyu ölümsüzleştirmiştir. (V) Alıcı hücreler tarafından algılanan kimyasal uyarıcıların koku soğancığı (olfaktör bulbus) vasıtasıyla doğrudan limbik sisteme iletilmesi, bu hızlı ve kesintisiz aktarım zincirinin ilk halkasını oluşturur.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
I. Hedonik uyum veya bilinen diğer adıyla hedonik koşu bandı, bireylerin yaşamlarında meydana gelen büyük olumlu ya da olumsuz değişimlerin ardından, genel mutluluk düzeylerinin geçici bir süre dalgalandıktan sonra en nihayetinde eski kararlı başlangıç noktasına geri dönmesi eğilimidir. İnsanlar, hedeflerine ulaştıklarında hissettikleri o büyük coşkuyu zamanla kanıksayarak yaşam standartlarındaki artışı yeni normal olarak kabul ederler.
II. Evrimsel açıdan bakıldığında, hedonik uyum mekanizmasının insan türünün hayatta kalma mücadelesinde kritik bir adaptasyon işlevi gördüğü anlaşılmaktadır. Sürekli bir haz veya bitmek bilmeyen bir yas durumu içinde kalmak, bireyin çevredeki ani değişimleri, fırsatları veya tehditleri algılama yetisini köreltebilirdi. Duygusal durumun hızla nötr bir dengeye dönmesi, organizmanın tetikte kalmasını ve sürekli olarak yeni hedeflere yönelmesini sağlayarak motivasyon kaybını engeller.
Bu parçadaki ikinci paragrafın birinci paragrafla olan ilişkisini aşağıdakilerden hangisi en doğru şekilde açıklar?
Plastisfer; okyanuslara karışan plastik atıkların yüzeyinde zamanla oluşan, virüslerden bakterilere, mantarlardan tek hücreli canlılara kadar geniş bir mikroorganizma yelpazesine ev sahipliği yapan yeni bir yapay ekosistemdir. Bu terim ilk kez 2013 yılında deniz biyologları tarafından kullanılmıştır. Plastiklerin doğada yüzlerce yıl yok olmadan kalabilmesi, bu mikroorganizmalar için son derece dayanıklı ve uzun ömürlü bir yaşam alanı sunmaktadır. Ancak plastisferin varlığı, deniz ekosistemleri için ciddi riskler barındırmaktadır. Örneğin bazı patojen (hastalık yapıcı) bakteriler plastik yüzeylere tutunarak akıntılar yardımıyla çok uzak mesafelere taşınabilmekte ve yerel deniz canlılarının sağlığını tehdit etmektedir. Bunun yanı sıra plastisfer sakinleri, plastiklerin kimyasal yapısını değiştirerek onların daha küçük parçalara (mikroplastiklere) ayrılmasını hızlandırmakta, bu da besin zincirine zehirli maddelerin sızmasını kolaylaştırmaktadır.
Bu parçadan plastisfer ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
Çeviri, yalnızca bir dildeki sözcükleri başka bir dile aktarma işlemi değildir; aynı zamanda o dillerin ait olduğu kültürler arasında bir köprü kurma sanatıdır. Bir çevirmen, kaynak metindeki deyimleri, atasözlerini ya da kültürel göndermeleri hedef dile aktarırken sadece sözlük anlamlarına bağlı kalamaz. ----. Aksi takdirde, erek dildeki okur metnin derinliğini kavrayamaz ve metin yabancı, yapay bir yapı olarak kalır. Bu nedenle başarılı bir çeviri, kelimelerin ötesine geçerek kültürel dünyaların uzlaşmasını gerektirir.
Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?