Paragraf
590 questions
Köyün girişindeki virajı dönünce karşınıza çıkan eski yel değirmeni, zamanın yıpratıcı etkisine direnmeye çalışıyordu. Rüzgârda ağır ağır dönen gri kanatları, çatlak taş duvarları ve etrafını saran yabani otlar sessiz bir yalnızlığı fısıldıyordu. Değirmenin hemen yanından akan ince dere, güneşin son ışıkları altında gümüş bir şerit gibi parıldıyordu.
Bu parçanın anlatımında ağırlıklı olarak kullanılan anlatım tekniği aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Biyomimikri, doğadaki modelleri, sistemleri ve unsurları inceleyerek bunları insanların karşılaştığı karmaşık sorunları çözmek amacıyla taklit eden veya onlardan ilham alan disiplinler arası bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, doğayı sadece bir hammadde deposu veya sömürülecek bir kaynak olarak görmekten ziyade, milyarlarca yıllık evrimsel süreçte mükemmelleşmiş bir mentör, bir model ve ölçü birimi olarak kabul eder. Geleneksel endüstriyel tasarım süreçleri çoğunlukla yüksek enerji tüketimi, toksik maddelerin kullanımı ve yoğun atık üretimiyle sonuçlanırken; biyomimikri sürdürülebilirliği, kendi kendini temizlemeyi ve yüksek enerji verimliliğini tasarımların merkezine yerleştirir. Örneğin, hızlı trenlerin tünellerden geçerken oluşturduğu gürültüyü azaltmak için yalıçapkını kuşunun gagasından esinlenilmesi ya da binaların havalandırma sistemlerinde termit yuvalarının mimari yapısının taklit edilmesi bu disiplinin en bilinen pratik çıktılarındandır. Doğadaki her organizma, milyonlarca yıldır devam eden zorlu doğal seçilim süzgecinden geçerek hayatta kalmayı başarmış, en az enerjiyle en yüksek performansı gösteren birer tasarım harikasıdır. Dolayısıyla biyomimikri, insanlığa sadece mekanik veya mimari çözümler sunmakla kalmaz; aynı zamanda ekolojik dengenin korunması adına doğa ile kurduğumuz tahrip edici ilişkiyi onarıcı ve uyumlu bir ortaklığa dönüştürme potansiyeli taşır. Bu felsefe, insan yapımı sistemlerin doğal ekosistemlerin bir parçası olarak yeniden kurgulanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu doğrultuda biyomimikri, sadece doğayı taklit etmekle sınırlı kalmayıp insanlığın gelecekteki teknolojik gelişimini doğayla bütünleşik ve sürdürülebilir kılma vizyonunu taşır.
Bu parçadan hareketle "biyomimikri" ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Sanatçı, eserlerinde sadece toplumsal sorunları dile getirmekle yetinmez; aynı zamanda bu sorunların temelinde yatan insani çatışmaları ve duyguları da derinlemesine inceler. Toplumun aksayan yönlerini adeta bir ayna gibi yansıtırken bireyin iç dünyasındaki yalnızlığı, korkuları ve fırtınaları da asla göz ardı etmez. Onun yaratım sürecinde toplumsal gerçeklik ile bireysel ruh halleri her zaman birbirini besleyen ve tamamlayan iki önemli unsurdur. Bu nedenle ----.
Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Sanal müzelerin ve dijital arşivlerin hızla yaygınlaşması, Walter Benjamin'in 'sanat eserinin teknik yollarla çoğaltılması' üzerine geliştirdiği 'aura' (özgünlük/hâle) kavramını çağdaş sanat tartışmalarının merkezine taşımıştır. Dijital ortama aktarılan yapıtlar, fiziksel mekânın dayattığı sınırlılıkları aşarak küresel ölçekte eş zamanlı bir erişilebilirliğe kavuşsa da eserin tarihsel tekilliği ve 'şimdi ve buradalığı' olarak tanımlanan aurasından yoksun kalmaktadır. Dijital ekran karşısındaki izleyici; eserin özgün malzeme dokusunu, zamanın üzerinde bıraktığı fiziksel izleri ve sergilendiği mekânın mimari atmosferiyle kurduğu ontolojik bağı derinlemesine deneyimleyememektedir. Sanat alımlamasını geniş kitlelere yayarak demokratikleştiren bu teknolojik dönüşüm, ironik biçimde estetik alımlamanın derinliğini azaltmakta ve sanat yapıtını sıradan birer hızlı tüketim nesnesine dönüştürmektedir. Sonuç olarak, sanal sergilerin sunduğu pürüzsüz görsel kusursuzluk, fiziksel sanat nesnesiyle kurulan doğrudan ve aracısız karşılaşmanın bireyde yarattığı entelektüel sarsıntıyı ve kalıcı duygusal izlenimi tam anlam��yla ikame edememektedir.
Bu parçadan hareketle sanal sergiler ve dijitalleştirilmiş sanat eserleriyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Müzeler, tarihsel nesneleri gündelik hayatın akışından ve kendi işlevsel bağlamlarından kopararak vitrinlerin arkasına yerleştirir. Bu eylem, nesnenin yaşamla olan organik bağını kesintiye uğratır; bir zamanlar dokunulan, yıpranan ve yaşayan bir nesne artık sadece seyredilen birer imgeye dönüşür. Ancak bu yalıtma, nesneyi sadece dondurmakla kalmaz; ona yeni, estetik ve kurgusal bir anlatı kazandırır. Ziyaretçi nesneye baktığında onun geçmişteki gerçek işlevini değil, müzenin kurguladığı tarihsel temsili tüketir. Dolayısıyla müze, geçmişi muhafaza eden bir depo olmanın ötesinde, nesneleri kendi gerçekliğinden koparıp onlara yeni bir kimlik giydiren etkin bir anlam üreticisidir.
Bu parçada müzelerle ilgili olarak vurgulanmak istenen temel düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
Plastisfer, okyanuslardaki makro ve mikro boyutlu plastik atıklar üzerinde gelişen; bakteriler, algler, mantarlar ve tek hücreliler gibi mikroskobik organizmalardan oluşan yapay bir ekolojik yaşam alanını ifade eder. Geleneksel organik denizel substratlardan farklı olarak bu sentetik yüzeyler, üzerindeki canlı topluluklarına son derece dayanıklı, hidrofobik ve uzun ömürlü bir tutunma zemini sunmaktadır. Yapılan güncel moleküler araştırmalar, plastisfer sakinlerinin plastik polimer zincirlerini parçalayabilen bazı enzim ve metabolik yollara sahip olduğunu ortaya koysa da bu parçalanmanın hızı ve doğadaki net verimliliği henüz tam olarak kanıtlanabilmiş değildir. Öte yandan bu yapay mikro-ekosistemler, bünyelerinde barındırdıkları bazı zararlı patojenleri ve istilacı organizmaları okyanus akıntıları vasıtasıyla kıtalararası mesafelere taşıyarak küresel biyoçeşitlilik ile halk sağlığı açısından ciddi tehditler oluşturmaktadır. Tüm bu karma��ık dinamiklerine rağmen plastisfer, denizel besin ağının alt basamaklarıyla entegre olarak modern ekolojik dengenin göz ardı edilemeyecek bir unsuru haline gelmiştir.
Bu parçadan hareketle plastisfer ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Bilimin doğrusal ve pürüzsüz bir çizgide, sürekli birikerek ilerlediği düşüncesi yaygın bir yanılgıdır. Çoğu insan, yeni buluşların eski bilgilerin üzerine adeta birer tuğla koyar gibi eklendiğini sanır. Oysa bilim tarihi, bu pembe tabloyu yalanlayan devrimsel kopuşlarla doludur. Thomas Kuhn’un 'paradigma değişimi' olarak adlandırdığı bu kopuşlar, eski kuramların yavaşça ve uyum içinde erimesiyle değil, mevcut kabullerin yetersiz kaldığı bir kriz dönemiyle başlar. Yeni bir kuram, eskisinin cilalanmış bir sürümü değildir; aksine dünyayı algılama biçimimizi kökten değiştiren yepyeni bir gözlüktür.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Sosyolog Mark Granovetter tarafından 1973 yılında yay��mlanan ve sosyolojinin en etkili makalelerinden biri kabul edilen 'zayıf bağların gücü' kuramı, bireylerin sosyal ağlarındaki ilişkilerin niteliği ile bilgi akışı arasındaki dinamik ilişkiyi mercek altına alır. Granovetter, sosyal ağlarda yer alan bağları temel olarak 'güçlü bağlar' (yakın arkadaşlar, aile bireyleri, düzenli görüşülen dostlar) ve 'zayıf bağlar' (tanıdıklar, eski i�� arkadaşları, ara sıra karşılaşılan kişiler) olmak üzere iki ana kategoriye ayırır. Kuramsal çerçeveye göre, bireyin yakın çevresini oluşturan güçlü bağlar, benzer sosyoekonomik yapılarda ve aynı bilgi havuzlarında hareket ettikleri için yeni fırsatların keşfinde genellikle yetersiz kalır. Çünkü bu sıkı gruptaki insanlar çoğunlukla aynı bilgi kaynaklarına erişebilir ve benzer bakış açılarına sahiptir. Buna karşın, daha seyrek iletişim kurduğumuz ve farklı sosyal çevrelerde yer alan zayıf bağlar, bireyin doğrudan erişiminin olmadığı dış dünyadaki ağlara birer köprü vazifesi görür. Dolayısıyla, yeni bir iş bulma, farklı bir fikir geliştirme ya da yenilikçi bir bilgiye ulaşma sürecinde zayıf bağlar, güçlü bağlara kıyasla çok daha stratejik ve belirleyici bir role sahiptir. Granovetter’in bu öncü çalışması, toplumsal yapıda bireyler arası mesafelerin ve gevşek görünen ilişkilerin, toplumsal bütünleşme ve bilgi yayılımı açısından sanılandan çok daha hayati bir işlev üstlendiğini ortaya koymuştur. Günümüzde dijital sosyal ağların ve çevrimiçi platformların yaygınlaşmasıyla birlikte zayıf bağların bu işlevi daha da görünür hale gelmiş ve coğrafi sınırları aşan küresel bir bilgi akışını tetiklemiştir.
Bu parçadan hareketle 'zayıf bağlar' ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Biyomimikri, doğadaki yapı ve sistemleri taklit ederek insanların karşılaştı��ı sorunlara çözümler üreten bir yaklaşımdır. Bu disiplin, doğanın milyonlarca yıllık evrim süreciyle geliştirdiği verimli yöntemleri örnek alır. Örneğin, hızlı tren tasarımlarında yalıçapkını kuşunun gagasından esinlenilmesi, trenin tünellerden geçerken çıkardığı gürültüyü azaltmış ve hızını artırmıştır. Biyomimikri; doğayı sadece süslemek amacıyla değil, enerji verimliliği sağlayan ve çevreye zarar vermeyen sürdürülebilir teknolojiler geliştirmek amacıyla kullanır.
Bu parçaya göre biyomimikri ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Müzikteki esler ya da konuşma esnasındaki duraklamalar, ilk bakışta sadece birer boşluk, işitsel bir kesinti veya eylemsizlik anı olarak algılanabilir. Oysa sessizlik, sanılandan çok daha aktif bir rol üstlenerek sesin ve sözün sınırlarını çizen, onlara asıl estetik ve anlamsal değerini kazandıran kurucu bir ögedir. Nota aralarındaki o sessiz boşluklar olmasaydı en kusursuz melodi bile karmaşık bir gürültü yığınından ibaret kalırdı; kelimeler arasındaki duraklamalar olmasaydı beşerî iletişim, anlaşılması imkânsız tekdüze bir ses akışına dönüşürdü. Dolayısıyla sessizlik, sesin karşıtı veya onun yokluğu değildir; aksine sesin var olabilmesi ve zihinde anlamlı bir yankı bulabilmesi için gereken temel zemindir. Tıpkı bir tablodaki boş alanların figürleri görünür kılması gibi, yaşamdaki ve sanattaki sessizlik anları da anlamın belirginleşmesini sağlar.
Bu parçada sessizlikle ilgili olarak asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Çeviri, uzun yıllar boyunca bir dilden diğerine sözcüklerin mekanik bir şekilde aktarılması süreci olarak gör��lmüştür. Oysa nitelikli bir edebi çeviri, yalnızca sözlük dağarcığının eşleştirilmesinden ibaret değildir. Her dil, kendi kültürünün, özgün dünya görüşünün ve tarihsel birikiminin canlı bir taşıyıcısıdır. Bir çevirmen, kaynak metindeki kelimelerin ardında yatan kültürel kodları derinlemesine çözümleyip bunları hedef dilin duygu ve düşünce evrenine yeniden inşa ederken aslında eseri baştan yaratır. Bu bağlamda çevirmen, yazarın gölgesinde kalmış edilgen bir aktarıcı değil; metne kendi sanatsal duyarlılığını katan, onu yeniden üreten bir yaratıcı ortaktır. Dolayısıyla başarılı bir çeviri, iki farklı dil ve kültür arasında kurulan kuru bir köprü değil, yeni bir estetik var oluştur.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte hayatımızın neredeyse her alanına giren dijital klavyeler, hızlı not almayı kolaylaştırarak büyük bir pratiklik sunmaktadır. Ancak gerçekleştirilen bazı bilimsel araştırmalar, ders çalışırken ya da toplantılarda doğrudan el yazısıyla not tutmanın öğrenme sürecini çok daha olumlu etkilediğini göstermektedir. Klavyeyle yazarken söylenenleri kelimesi kelimesine, zihinsel bir süzgeçten geçirmeden mekanik olarak kaydetme eğilimindeyizdir. Buna karşın, el yazısıyla not alırken sınırlı yazma hızımız nedeniyle duyduklarımız�� özetlemek, kendi ifadelerimizle yeniden yapılandırmak zorunda kalırız. Bu zorunluluk, beynin bilgiyi işleme sürecini aktif hale getirerek öğrenilenlerin hafızada daha kalıcı olmasını sağlar. Dolayısıyla el yazısının sunduğu yavaşlık, zihnimizin bilgiyi derinlemesine kavramasına yardımcı olan değerli bir avantaja dönüşür.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Düzenli ve yeterli uykunun, insan beyninin bilgi işleme ve depolama süreçlerinde hayati bir rolü vardır. Gün boyunca öğrenilen yeni bilgiler, uyku esnasında beyindeki nöral bağlantılar aracılığıyla pekiştirilerek kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe aktarılır. Araştırmalar, özellikle uykunun derin evrelerinde hafıza konsolidasyonunun (pekiştirilmesinin) en üst seviyeye ulaştığını göstermektedir. Uykusuzluk çeken bireylerde ise odaklanma güçlü��ünün yanı sıra öğrenilen bilgileri hatırlama oranında ciddi bir düşüş gözlenir. Dolayısıyla kaliteli bir uyku düzeni, zihinsel performansın ve güçlü bir hafızanın korunması için vazgeçilmez bir unsurdur.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Gün boyunca edindiğimiz bilgilerin kalıcı hâle gelmesi için uyku son derece önemlidir. Beynimiz, biz uykudayken gün içinde karşılaştığımız deneyimleri sınıflandırır ve gereksiz olanları ayıklayarak önemli bilgileri hafıza merkezine kaydeder. ----. Bu nedenle, sınavlara hazırlanan öğrencilerin uykusuz kalarak ders çalışması, öğrenme sürecini olumlu etkilemek bir yana, öğrenilenlerin hatırlanmasını zorlaştırır.
Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Pomodoro Tekniği, 1980'lerin sonlarında Francesco Cirillo tarafından geliştirilen bir zaman yönetimi yöntemidir. Bu teknik, geleneksel olarak 25 dakikalık çalışma ve ardından gelen 5 dakikalık kısa bir mola süresinden oluşan 'pomodoro' adı verilen zaman dilimlerine dayanır. Dört pomodoro döneminden sonra, yaklaşık 15-30 dakikalık daha uzun bir mola verilir. Yöntemin temel amacı, çalışma süresini planlı molalarla bölerek zihnin odaklanma kapasitesini artırmak ve zihinsel yorgunluğu azaltmaktır.
Bu parçaya göre Pomodoro Tekniği ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
(1) Plasebo etkisi, hastaların farmakolojik olarak etkisiz bir maddeyi gerçek bir ilaç gibi aldıklarında iyileşme eğilimi göstermesi durumudur. Bu etki, zihnin iyileşme beklentisiyle vücutta salgılanan nörokimyasal maddelerin bir sonucudur. Zihin, tedavi edildiğine inandığında, ağrıyı azaltan kimyasalları doğal olarak üretmeye başlar.
(2) Öte yandan, nosebo etkisi bunun tam tersi olarak çalışır. Kişi, olumsuz yan etkileri olacağına inandığı etkisiz bir maddeyi aldığında, tamamen beklentiye bağlı olarak gerçek fiziksel rahatsızlıklar yaşamaya başlar. Her iki durum da insan zihninin fiziksel beden üzerindeki güçlü etkisini kanıtlamaktadır.
Bu parçaya göre plasebo ve nosebo etkilerinin ortak özelliği aşağıdakilerden hangisidir?
I. Okur, bu kurmaca dünyaya adım attığında kendi gerçeklik algısını askıya alarak metnin kurallarına boyun eğer.
II. Ancak bu boyun eğme, edilgen bir teslimiyetten ziyade, yazarın inşa ettiği evreni kendi zihinsel şemalarıyla yeniden ürettiği aktif bir süreçtir.
III. Bu nedenle, bir edebî eserin başarısı, sadece yazarın kurduğu dünyanın tutarlılığıyla değil, okurda başlattığı bu yeniden üretim süreciyle ölçülür.
IV. Edebî metinler, dış dünyadaki gerçekliği doğrudan yansıtmak yerine onu sanatsal bir süzgeçten geçirerek yeniden inşa eder.
V. Dolayısıyla okuma eylemi, iki farklı zihnin kurmaca bir düzlemde buluştuğu ve anlamı ortaklaşa inşa ettiği dinamik bir diyalog hâlini alır.
Yukarıdaki numaralanmı�� cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında, baştan üçüncü cümle hangisi olur?
Gazeteci:
(I) --------------------------------------
Ekololog:
- Popüler inanışın aksine, ağaç dikmek tek başına her zaman ekosisteme fayda sağlamaz. Eğer o bölgenin florasına uygun olmayan, istilacı ya da aşırı su tüketen yabancı türler dikerseniz, oradaki yerli bitki örtüsünü ve su kaynaklarını yok ederek biyoçeşitliliğe zarar verirsiniz. Önemli olan ağaç sayısı değil, doğru ağacın doğru toprağa dikilmesidir.
Gazeteci:
(II) --------------------------------------
Ekololog:
- Tabii ki. Bir bölgedeki ormansızlaşma ya da habitat kaybı sadece oradaki canlıları etkilemekle kalmaz; yerel iklim düzenini bozarak yağış rejimini değiştirir, toprak erozyonunu hızlandırır ve en nihayetinde tarımsal verimliliği düşürerek insan topluluklarının göç etmesine yol açar. Doğa zincirleme reaksiyonlarla çalışır.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere aşağıdakilerden hangisi sırasıyla getirilmelidir?
II. Biyoçeşitliliğin korunması amacıyla küresel ölçekte yürütülen çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz?
II. Tarımsal faaliyetlerin iklim değişikliği üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek mümkün müdür?
II. Yerel düzeyde yaşanan bir çevre sorununun ya da habitat kaybının, doğrudan insan yaşamı üzerinde de etkileri olur mu?
II. Kuraklıkla mücadelede orman varlığının artırılması tek başına yeterli bir çözüm müdür?
II. Çevresel tahribat sebebiyle yaşanan insan göçlerinin tarihteki en bilinen örnekleri hangileridir?
Dijital amnezi, bireylerin ihtiya�� duydukları çeşitli bilgilere internet ya da akıllı mobil cihazlar aracılığıyla saniyeler içinde ulaşabileceklerini bildikleri durumlarda, bu verileri kendi zihinsel belleklerinde saklama gereksinimi duymamaları olarak tanımlanır. Günümüzde hızla yaygınlaşan arama motorları ve akıllı telefonlar, adeta insan bilişsel sisteminin dışsal birer uzantısı hâline gelmiştir. Konuyla ilgili yapılan çeşitli deneysel araştırmalar, bireylerin internette kolayca erişebileceklerini düşündükleri bilgileri zihinlerinde tutmakta zorlandıklarını, buna karşın bu bilgilerin nerede saklandığını çok daha net hatırladıklarını ortaya koymaktadır. Bu durum, teknolojinin insan belleğinin biyolojik işlevini tamamen ortadan kaldırmadığını, aksine bilginin kendisini depolamaktan bilginin konumunu depolamaya doğru işlevsel bir dönüşüm başlattığını göstermektedir. Ne var ki dijital depolama mekanizmalarına aşırı bağımlı olmak, zihinsel analiz süreçlerini tembelleştirebilir ve bireyin derinlemesine muhakeme yapma yetisini zamanla köreltebilir. Dolayısıyla, teknolojinin sunduğu bu zahmetsiz erişim kolaylığı, uzun vadede bilişsel performans üzerinde beklenmedik olumsuz sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir.
Bu parçaya göre "dijital amnezi" ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Gazeteci:
(I) --------------------------------------
Arkeolog:
- Bir kazı alanına adım attığımızda amacımız sadece toprağın altındaki gösterişli altın veya heykel gibi nesneleri bulup gün yüzüne çıkarmak değildir. Bizim için o alandaki kırık bir çömlek parçası, kömürleşmiş bir tohum kalıntısı ya da tabakalaşma düzeni, geçmişteki insanların günlük yaşam pratiklerine, beslenme alışkanlıklarına ve çevreyle olan etkileşimlerine dair çok daha kıymetli ipuçları barındırır. Kısacası biz nesnelerin peşinde değil, o nesnelerin anlattığı hikâyelerin ve insanlık tarihinin kayıp sayfalarının peşindeyiz.
Gazeteci:
(II) --------------------------------------
Arkeolog:
- Teknolojik gelişmeler, özellikle de son yıllarda arkeolojide devrim yaratan disiplinler arası yöntemler işimizi büyük ölçüde değiştirdi. Örneğin, artık sadece gözle görülebilen buluntularla yetinmiyoruz; kimyasal analizler sayesinde bir kabın gözeneklerinde kalmış yağ asitlerini inceleyerek binlerce yıl önce orada hangi yemeğin pişirildiğini saptayabiliyoruz. Ya da uydu görüntüleme sistemleri (LIDAR) sayesinde sık bitki örtüsüyle kaplı ormanların altındaki devasa antik kent kalıntılarını hiç kazı yapmadan haritalandırabiliyoruz. Bu durum, geçmişe dair sorduğumuz soruları ve aldığımız yanıtlerin derinliğini tamamen dönüştürdü.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangileri getirilmelidir?
II. Antik yerleşimlerin haritalandırılmasında coğrafi bilgi sistemlerinin sağladığı kolaylıklar nelerdir?
II. Kazı sırasında karşılaştığınız teknik zorlukları aşmak için ne tür modern araçlardan yararlanıyorsunuz?
II. Yeni teknolojilerin ve disiplinler arası yaklaşımların, geçmişe dair araştırmalarınızın niteliğine etkisi nedir?
II. Disiplinler arası çalışmaların arkeoloji eğitimi alan genç araştırmacılar üzerindeki etkileri nelerdir?
II. Laboratuvar analizlerinin antik dönem beslenme alışkanlıklarını ortaya çıkarmadaki rolü nedir?