XX. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti

819 questions

Question 361Question →

I.I. Balkan Savaşı'nda Edirne'nin elden çıkacağı endişesinin arttığı ve Londra Konferansı görüşmelerinin devam ettiği bir süreçte, 2323 Ocak 19131913 tarihinde gerçekleşen Bâb-ı Âli Baskını'nın Osmanlı siyasi tarihindeki kurumsal ve hukuki niteliği hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Show answer & explanation

Answer: Mevcut siyasi rejimi veya hanedan yapısını hedef almayan, sadece yürütme organının zorla değiştirilmesini sağlayan bir hükümet darbesidir.

Answer

Bâb-ı Âli Baskını, mevcut siyasi rejimi veya hanedan yapısını hedef almayan, sadece yürütme organının (hükümetin) zorla değiştirilmesini sağlayan bir hükümet darbesidir.
Bâb-ı Âli Baskını, Osmanlı siyasi tarihinde modern anlamda ilk 'hükümet darbesi' olarak kabul edilir. Bu olayda İttihat ve Terakki Cemiyeti, ordunun bir kısmını da arkasına alarak hükümet binasını basmış ve Kâmil Paşa hükümetini silah zoruyla istifa ettirerek yerine kendi istedikleri Mahmut Şevket Paşa'nın sadrazam atanmasını sağlamışlardır. Ancak bu süreçte ne meşrutiyet rejimi kaldırılmış ne de padişah tahttan indirilmiştir. Bu durum, olayın sadece bir yürütme organı değişikliği (hükümet darbesi) olduğunu, bir rejim veya sistem değişikliği olmadığını kanıtlar.

Step-by-Step Solution

1
Olayın tarihsel arka planını analiz et.
I.I. Balkan Savaşı'ndaki yenilgiler ve Edirne'nin elden çıkma tehlikesi, İttihat ve Terakki Cemiyeti için müdahale gerekçesi oluşturmuştur.
Darbeyi tetikleyen ana faktör, hükümetin (Kâmil Paşa) savaşı yönetemediği ve Edirne'yi teslim edeceği iddiasıdır.
2
Darbeye katılan aktörleri ve hedeflerini belirle.
Enver ve Talat Beyler liderliğindeki İttihatçılar, hükümet merkezini (Bâb-ı Âli) basarak Kâmil Paşa'yı istifaya zorlamış, yerine Mahmut Şevket Paşa'nın getirilmesini sağlamışlardır.
Darbe sonucunda yürütme erki (hükümet) el değiştirmiştir.
3
Darbelerin kurumsal sonuçlarını rejim değişikliği ile kıyasla.
Darbe sonrası Padişah V.V. Mehmet Reşat tahtında kalmış, Meşrutiyet rejimi ve Kanun-i Esasi hukuken varlığını sürdürmüştür.
Bâb-ı Âli Baskını bir 'rejim değişikliği' (devrim) değil, 'hükümet değişikliği' (darbe) niteliğindedir.

Key Concept

Hükümet Darbesi (Kabine Değişikliği) ve Rejim Değişikliği Arasındaki Fark

Hints

1
Bu olayda sadece hükümetin (kabinenin) değiştiğini, padişahın ve meşrutiyetin yerinde kaldığını hatırlayın.

Practice More

Bâb-ı Âli Baskını sonrası Osmanlı Devleti'nde başlayan 'Üç Paşalar Devri' (Enver, Talat ve Cemal Paşalar) ve bu dönemdeki İttihatçı politikaları inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:2m 0s
Question 362Question →

19091909 yılında gerçekleşen 3131 Mart Vakası'nın Hareket Ordusu tarafından bastırılmasının ardından IIII. Abdülhamid tahttan indirilmiş ve 18761876 tarihli Kanun-i Esasi'de köklü değişiklikler yapılmıştır.

Bu olay ve sonrasındaki anayasal düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, Osmanlı devlet yönetimiyle ilgili ulaşılabilecek en kapsamlı yargı aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Meclisin, padişahı görevden alma yetkisini resmen kullanması ve yapılan değişikliklerle yürütmenin yasama organına sorumlu hale getirilmesiyle parlamenter sistem güçlenmiştir.

Answer

Meclis-i Mebusan'ın padişahı tahttan indirme kararı alması ve anayasa değişiklikleriyle hükümetin padişaha değil meclise sorumlu tutulması, parlamenter sistemi güçlendirmiştir.
Doğru yanıt olan seçenek, olayın hem siyasi (meclis kararıyla tahttan indirme) hem de hukuki (19091909 değişiklikleri) sonuçlarını kapsamlı bir şekilde özetlemektedir. Osmanlı tarihinde ilk kez bir padişahın parlamento kararıyla görevden alınması, anayasal monarşinin parlamenter bir karaktere büründüğünün en somut kanıtıdır.

Step-by-Step Solution

1
Olayın niteliğini analiz etme.
3131 Mart Vakası, meşrutiyet rejimini yıkmaya yönelik bir isyandır.
İsyanın bastırılması rejiminin korunduğunu gösterir.
2
Hukuki sonucu tespit etme.
IIII. Abdülhamid'in sadece fetva ile değil, ilk kez meclis kararıyla tahttan indirilmesi.
Bu durum meclisin (milli iradenin) hükümdar üzerindeki hukuki üstünlüğünü kanıtlar.
3
Anayasal değişimleri değerlendirme.
19091909 Anayasa değişiklikleriyle yürütmenin (Hükümet) meclise sorumlu hale gelmesi.
18761876 Anayasası'ndaki 'hükümet padişaha sorumludur' anlayışının yıkılarak demokratik bir yapıya geçilmesini sağlar.

Key Concept

Osmanlı'da Meclis Üstünlüğü ve 1909 Anayasa Değişiklikleri

Hints

1
IIII. Abdülhamid'in tahttan indirilme sürecinde hangi kurumun (meclis mi yoksa sadece ordu mu) yetki kullandığına odaklanın.

Practice More

Bâb-ı Âli Baskını ile 3131 Mart Vakası arasındaki farkları (rejim değişikliği vs. hükümet değişikliği) tablo halinde inceleyerek bu konudaki kafa karışıklığını giderebilirsiniz.
Estimated Time:1m 30s
Question 363Question →

İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarının 2323 Ocak 19131913 tarihinde gerçekleştirdiği ve Osmanlı tarihinde 'Bâb-ı Âli Baskını' olarak adlandırılan gelişmenin temel niteliği dikkate alındığında, bu olayla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Show answer & explanation

Answer: Mevcut hükümetin askeri güç kullanılarak istifaya zorlanmasıyla gerçekleştirilen bir hükümet darbesidir.

Answer

Bâb-ı Âli Baskını, mevcut hükümetin askeri müdahaleyle düşürülüp yerine yeni bir hükümetin kurulmasıyla sonuçlanan bir hükümet darbesidir.
Doğru seçenek, baskının niteliğini tam olarak yansıtmaktadır; çünkü askeri bir müdahale ile yürütme organının başındaki kabine zorla değiştirilmiştir. Bu durum siyaset biliminde ve tarihte 'hükümet darbesi' (coup d'état) olarak tanımlanır.

Step-by-Step Solution

1
Olayın kapsamını belirle.
Bâb-ı Âli Baskını, 2323 Ocak 19131913'te İttihat ve Terakki tarafından yapılmıştır.
Olayın niteliğini anlamak için kimin kime karşı yaptığını bilmek gerekir.
2
Sonuçları analiz et.
Kâmil Paşa (Hürriyet ve İtilaf yanlısı) istifa ettirilmiş, Mahmut Şevket Paşa sadrazam olmuştur.
Bu değişim bir rejim değişikliği değil, yürütme organının (hükümetin) el değiştirmesidir.
3
Kavramsal ayrım yap.
Padişah veya Anayasa değişmediği için buna 'hükümet darbesi' denir.
KPSS'de hükümet darbesi ile rejim değişikliği (ihtilal) farkı sıkça sorulmaktadır.

Key Concept

Hükümet Darbesi ve Rejim Değişikliği Ayrımı

Hints

1
Bâb-ı Âli, Osmanlı Devleti'nde hükümet (sadrazamlık) binasına verilen isimdir.
2
Bu baskın sırasında padişah değişikliği mi yoksa sadrazam değişikliği mi yaşandığını hatırlayın.
3
İttihatçıların Kâmil Paşa'yı istifaya zorlayıp Mahmut Şevket Paşa'yı getirmesi tipik bir kabine müdahalesidir.

Practice More

Bâb-ı Âli Baskını ile 3131 Mart Vakası'nı (Rejim değişikliği girişimi) karşılaştırarak farklarını not ediniz.
Estimated Time:1m 15s
Question 364Question →

Osmanlı Devleti'nde II.Mes\crutiyetII. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte çok partili hayata geçilmiş ve pek çok siyasi fırka kurulmuştur.

Bu dönemde faaliyet gösteren;
- Osmanlı Ahrar Fırkası
- İttihad-ı Muhammedi Fırkası
- Hürriyet ve İtilaf Fırkası

gibi oluşumların ortak özelliği aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: İttihat ve Terakki Fırkası'na karşı muhalif bir duruş sergilemeleri

Answer

Verilen siyasi oluşumların ortak özelliği, İttihat ve Terakki Fırkası'na karşı muhalif bir duruş sergilemeleridir.
II. Meşrutiyet Dönemi'nde kurulan Osmanlı Ahrar Fırkası, İttihad-ı Muhammedi Fırkası ve Hürriyet ve İtilaf Fırkası; her ne kadar savundukları fikir akımları (liberalizm, İslamcılık, muhafazakârlık vb.) birbirinden çok farklı olsa da, dönemin en güçlü ve baskın siyasi gücü olan İttihat ve Terakki Fırkası'na karşı muhalefet yürütme noktasında birleşmişlerdir. Bu durum, dönemin siyasi kutuplaşmasının temelini oluşturur.

Step-by-Step Solution

1
II. Meşrutiyet dönemi siyasi partilerinin ideolojik yapılarını analiz et.
Osmanlı Ahrar Fırkası (Liberal/Adem-i merkeziyetçi), İttihad-ı Muhammedi Fırkası (Dini ağırlıklı muhalefet) ve Hürriyet ve İtilaf Fırkası (Geniş tabanlı muhalefet) olarak tanımlanır.
Partilerin karakteristik özelliklerini belirlemek, ortak bir payda bulmak için gereklidir.
2
Bu partilerin dönemin iktidar yapısı ile ilişkisini değerlendir.
Tüm bu fırkaların, 1908'den itibaren devlet yönetiminde belirleyici olan İttihat ve Terakki Cemiyeti/Fırkası'na karşı sert bir muhalefet yürüttükleri görülür.
Farklı görüşlere sahip olmalarına rağmen 'İttihat ve Terakki karşıtlığı' etrafında toplandıklarını teyit etmek için önemlidir.
3
Diğer seçeneklerdeki (iktidar olma, Türkçülük, darbe yapma vb.) iddiaları kontrol et.
Bu özelliklerin belirtilen muhalefet partilerine değil, rakip oldukları İttihat ve Terakki'ye ait olduğu saptanır.
Çeldiricilerin neden yanlış olduğunu kesinleştirmek amacıyla yapılır.

Key Concept

II. Meşrutiyet Dönemi Siyasi Partileri ve Muhalefet Yapısı

Hints

1
Bu fırkaların hepsi İttihat ve Terakki'nin karşısında yer almıştır.
2
Dönemin siyasi hayatı 'İttihatçılar' ve onlara karşı olan 'Muhalifler' şeklinde iki ana kampa bölünmüştür.

Practice More

II. Meşrutiyet Dönemi'ndeki 1909 Anayasa değişikliklerinin padişahın yetkileri üzerindeki kısıtlayıcı etkilerini inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:1m 15s
Question 365Question →

Osmanlı Devleti'nde Kamil Paşa hükümetinin askeri zorlama ile istifaya zorlanarak yerine Mahmut Şevket Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesiyle sonuçlanan siyasi gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Bâb-ı Âli Baskını

Answer

Sözü edilen siyasi gelişme Bâb-ı Âli Baskını'dır.
Bâb-ı Âli Baskını, 23 Ocak 1913'te İttihat ve Terakki tarafından düzenlenen ve Kamil Paşa'nın yerine Mahmut Şevket Paşa'nın getirildiği Türk siyasi tarihinin ilk modern hükümet darbesidir.

Step-by-Step Solution

1
Hükümet değişikliğinin aktörlerini belirleyin.
İttihat ve Terakki Cemiyeti, askeri bir müdahale ile yönetimi hedef almıştır.
Olayın kimler tarafından ve hangi amaçla yapıldığını anlamak temel ipucudur.
2
Hükümet başkanı değişimini kontrol edin.
Kamil Paşa'nın istifası ve yerine Mahmut Şevket Paşa'nın gelişi söz konusudur.
Bu spesifik kabine değişikliği 23 Ocak 1913 tarihindeki baskına özgüdür.
3
Olayın niteliğini tanımlayın.
Bu bir rejim değişikliği değil, sadece bir hükümet değişikliğidir (hükümet darbesi).
Doğru seçeneği diğer büyük olaylardan ayıran en önemli fark budur.

Key Concept

Bâb-ı Âli Baskını'nın 'hükümet darbesi' niteliğinde olması ve sadrazam değişikliğine yol açması.

Hints

1
Bu olay Türk siyasi tarihinde padişahın değişmediği, sadece hükümetin değiştiği ilk baskın olarak bilinir.
2
İttihat ve Terakki Cemiyeti bu baskını Birinci Balkan Savaşı'ndaki başarısızlıkları ve Edirne'nin kaybedileceği korkusunu gerekçe göstererek yapmıştır.

Practice More

Bâb-ı Âli Baskını ile 31 Mart Vakası'nı karşılaştırarak hangisinin rejimi, hangisinin hükümeti hedef aldığını not edin.
Estimated Time:45s
Question 366Question →

I. Balkan Savaşı’nı resmen sona erdiren 3030 Mayıs 19131913 tarihli Londra Antlaşması’nın hükümleri ve savaş sürecinde yaşanan siyasi gelişmeler dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Show answer & explanation

Answer: Romanya, Londra Antlaşması’na taraf olarak katılmış ve Dobruca bölgesini Osmanlı Devleti'nden alarak sınırlarını Balkanlar yönünde genişletmiştir.

Answer

Romanya'nın Londra Antlaşması'na taraf olarak katılması ve Osmanlı'dan toprak alması yönündeki ifade yanlıştır çünkü Romanya I. Balkan Savaşı'nda yer almamıştır.
I. Balkan Savaşı'nın tarafları arasında Romanya bulunmamaktadır. Romanya, Bulgaristan'ın I. Balkan Savaşı sonunda çok fazla toprak kazanmasından rahatsızlık duyarak sadece II. Balkan Savaşı'na katılmış ve Bükreş Antlaşması ile Bulgaristan'dan Dobruca/Silistre bölgesini almıştır. Dolayısıyla Londra Antlaşması'nda Romanya'nın Osmanlı'dan toprak alması tarihsel bir hatadır.

Step-by-Step Solution

1
I. Balkan Savaşı katılımcılarını hatırla.
Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ Osmanlı Devleti'ne karşı savaşmıştır; Romanya bu savaşta yoktur.
Savaşın taraflarını bilmek, antlaşmanın imzacılarını belirlemek için gereklidir.
2
Londra Antlaşması'nın sınır hükümlerini analiz et.
Osmanlı'nın sınırı Midye-Enez hattı olarak belirlenmiştir. Edirne ve Kırklareli Bulgaristan'a geçmiştir.
Toprak kayıplarının hangi savaş sonunda ve kime karşı olduğunu ayırt etmek gerekir.
3
Romanya'nın Balkan Savaşları'ndaki rolünü değerlendir.
Romanya sadece II. Balkan Savaşı'na katılmış ve Bulgaristan'dan toprak almıştır.
Bu bilgi, Romanya ile ilgili şıkkın neden yanlış olduğunu kanıtlar.

Key Concept

I. Balkan Savaşı'nın siyasi ve bölgesel sonuçları ile Londra Antlaşması'nın sınırları.

Hints

1
Balkan Savaşları'nda Romanya'nın hangi savaşta ve kime karşı savaştığını düşünün.

Practice More

II. Balkan Savaşı sonunda imzalanan İstanbul ve Atina antlaşmaları ile sınırların nasıl değiştiğini inceleyin.
Estimated Time:1m 30s
Question 367Question →

Osmanlı Devleti'nde II.Mes\crutiyetII. Meşrutiyet Dönemi'nde yaşanan siyasi rekabet, parti programları ve 19091909 yılındaki Kanun−iEsasiKanun-i Esasi değişiklikleri göz önüne alındığında, aşağıdakilerden hangisi bu dönemin siyasi ve hukuki yapısını doğru bir şekilde yansıtmaktadır?

Show answer & explanation

Answer: Meclis-i Mebusan'ın padişah tarafından feshedilmesinin zorlaştırılması ve hükümetin meclise karşı sorumlu hale getirilmesiyle parlamenter sistemin güçlendirilmesi

Answer

Meclis-i Mebusan'ın padişah tarafından feshedilmesinin zorlaştırılması ve hükümetin meclise karşı sorumlu hale getirilmesiyle parlamenter sistemin güçlendirilmesi
Doğru olan seçenek, 19091909 yılında anayasada yapılan köklü değişikliklerin özünü yansıtmaktadır. Bu düzenleme ile hükümet artık padişaha karşı değil, meclise (Millet meclisine) karşı sorumlu tutulmuş, padişahın meclisi feshetme yetkisi şarta bağlanarak zorlaştırılmıştır. Bu durum, Osmanlı'da gerçek anlamda parlamenter bir sistemin başlangıcıdır.

Step-by-Step Solution

1
1909 Anayasa Değişikliklerini Analiz Etme
Padişahın yetkileri kısıtlanırken, meclisin ve hükümetin yetkileri artırılmıştır.
1876 Kanun-i Esasi'sindeki mutlakiyetçi unsurların demokratikleştirilmesi amaçlanmıştır.
2
Siyasi Partilerin İdeolojik Farklarını İnceleme
İttihat ve Terakki merkeziyetçi, Hürriyet ve İtilaf ise adem-i merkeziyetçi bir çizgiye sahiptir.
Dönemin siyasi rekabeti bu temel fikir ayrılığı üzerine kuruludur.
3
Dönemsel Olayları Karşılaştırma
Bâb-ı Âli Baskını hükümet darbesidir, 31 Mart Vakası ise rejim karşıtı bir ayaklanmadır.
Kronolojik ve içeriksel karmaşayı gidermek için olayların failleri ve sonuçları ayırt edilmelidir.

Key Concept

1909 Anayasa Değişiklikleri ve Parlamenter Monarşi

Hints

1
1909 değişikliklerinin, 1876'daki 'Padişah üstünlüğü' yerine 'Meclis üstünlüğü' getirdiğini hatırlayın.

Practice More

II. Meşrutiyet dönemindeki partiler ile Cumhuriyet dönemi partileri arasındaki program benzerliklerini (örneğin SCF ve Hürriyet ve İtilaf'ın liberalizmi) karşılaştırın.
Estimated Time:1m 40s
Question 368Question →

31 Mart Vakası’nın bastırılmasının ardından II. Abdülhamid’in, Şeyhülislam fetvasının yanı sıra Meclis-i Mebusan kararıyla tahttan indirilmesi ve ardından gerçekleştirilen 1909 anayasa değişiklikleri; Osmanlı-Türk parlamento tarihinde bir dönüm noktası kabul edilir. Bu süreci, 1876’daki ilk anayasal düzenden ayıran ve "parlamenter sistem" yolunda atılmış en radikal adım olarak nitelendiren temel gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Meclis-i Mebusan’ın, hükümdar ve hükümet üzerindeki denetim yetkisinin artırılarak "yasama üstünlüğü" ilkesinin hukuksal bir statü kazanması

Answer

Meclis-i Mebusan’ın hem padişah hem de hükümet üzerindeki denetim gücünü artırarak yasama üstünlüğünü pekiştirmesi
31 Mart Vakası'nın bastırılmasından sonra yapılan 1909 değişiklikleri, 1876 Kanun-i Esasi'sindeki 'padişah merkezli' yapıyı yıkarak 'meclis merkezli' bir yapı kurmuştur. Hükümetin meclise karşı sorumlu tutulması, padişahın meclis üzerindeki sınırsız fesih yetkisinin kısıtlanması ve veto gücünün zorlaştırılması gibi adımlar, yasama organını yürütme karşısında üstün konuma getirerek gerçek bir parlamenter sistemin kapısını açmıştır.

Step-by-Step Solution

1
İsyanın mahiyetini analiz etme
31 Mart Vakası meşrutiyet rejimine karşı çıkan ilk büyük isyandır.
Olayın rejim karşıtı doğasını anlamak, sonrasındaki anayasal tepkiyi açıklar.
2
Tahttan indirme yöntemini değerlendirme
II. Abdülhamid'in bir parlamento (Meclis-i Milli) kararıyla görevden alınması.
Bu durum, meclisin hükümdar üzerinde hukuki bir otoriteye dönüştüğünü kanıtlar.
3
1909 Anayasa değişikliklerini inceleme
Hükümetin padişaha değil meclise sorumlu olması, veto ve meclisi fesih yetkilerinin zorlaştırılması.
Padişah merkezli anayasal düzenden meclis merkezli (parlamenter) düzene geçişin temelini oluşturur.

Key Concept

1909 Anayasa Değişiklikleri ve Parlamenter Monarşi

Hints

1
1876 Anayasası'nda hükümet padişaha karşı sorumluyken, 1909'da kime karşı sorumlu hale gelmiş olabilir?

Practice More

1909 anayasa değişikliklerinin basın hürriyeti ve cemiyet kurma özgürlüğü üzerindeki etkilerini inceleyin.
Estimated Time:2m 0s
Question 369Question →

Osmanlı Devleti'nde II.Mes\crutiyetII. Meşrutiyet’in ilanından sonra başlayan çok partili siyasal hayatın ilk muhalefet partisi olma özelliğini taşıyan, Prens Sabahattin’in 'adem-i merkeziyetçilik' ve 'şahsi teşebbüs' fikirlerini programına temel alan siyasi oluşum aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Ahrar Fırkası

Answer

Ahrar Fırkası, II. Meşrutiyet döneminin ilk muhalefet partisidir ve Prens Sabahattin'in liberal görüşlerini temsil eder.
Ahrar Fırkası, Osmanlı Devleti'nde 19081908 yılında kurularak çok partili dönemin ilk muhalefet partisi olmuştur. Partinin programı, Prens Sabahattin'in yerinden yönetimi savunan 'adem-i merkeziyetçilik' ve bireysel girişimi önceleyen 'şahsi teşebbüs' ilkelerine dayanmaktadır.

Step-by-Step Solution

1
Soru kökündeki anahtar kavramları belirle.
Anahtar kavramlar: İlk muhalefet partisi, Prens Sabahattin, adem-i merkeziyetçilik, şahsi teşebbüs.
Bu kavramlar bizi doğrudan fırkanın kurumsal kimliğine götürür.
2
Seçeneklerdeki partilerin kuruluş tarihini ve ideolojilerini karşılaştır.
Ahrar Fırkası 19081908 yılında kurulmuştur. Hürriyet ve İtilaf ise 19111911'de kurulmuştur.
Soru 'ilk' olma özelliğini sorguladığı için kronolojik bilgi gereklidir.
3
Prens Sabahattin'in görüşleri ile parti programını eşleştir.
Prens Sabahattin'in 'Teşebbüs-i Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti' fırka bazında Ahrar Fırkası olarak şekillenmiştir.
İdeolojik temeller doğru cevabı teyit eder.

Key Concept

II. Meşrutiyet Dönemi'nin çok partili siyasi yapısı ve ilk muhalefet partisi olan Ahrar Fırkası'nın özellikleri.

Hints

1
Bu fırka, İttihat ve Terakki'nin merkeziyetçi politikalarına karşı yerinden yönetimi savunmuştur.
2
Fırkanın en önemli manevi lideri ve fikir babası Prens Sabahattin'dir.
3
İsmi 'Hürler Partisi' anlamına gelen bu oluşum, 19081908 seçimlerine de katılmıştır.

Practice More

İttihat ve Terakki'nin 19131913 Bâb-ı Âli Baskını sonrası tek parti yönetimine geçiş sürecini inceleyebilirsiniz.

Alternative Method

Kronolojik eleme yöntemi kullanılabilir. 19081908 ile 19131913 arası kurulan partiler listelendiğinde, İttihat ve Terakki'den hemen sonra kurulan ilk yapı hatırlanabilir.
Estimated Time:50s
Question 370Question →

Osmanlı Devleti'nin 1912 yılında İtalya ile imzaladığı Uşi Antlaşması'nda yer alan;

I. Trablusgarp ve Bingazi'nin İtalya'ya bırakılması,
II. Bölge halkının dini işlerini yürütmek üzere padişahın temsilcisi olarak "Naibü's-Sultan"ın atanması,
III. On İki Ada'nın, Balkan Savaşları sonuna kadar geçici olarak İtalya'da kalmasının kabul edilmesi,

maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, Osmanlı diplomasisinin bu süreçteki temel stratejisi hakkında yapılabilecek en kapsamlı yorum aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Askeri zayıflık ve Balkan Savaşları'nın yarattığı baskı nedeniyle, fiili kayıpları diplomatik manevralar ve hukuki bağlarla telafi etmeye yönelik pragmatik bir yol izlenmiştir.

Answer

Askeri zayıflık ve Balkan Savaşları'nın yarattığı baskı nedeniyle, fiili kayıpları diplomatik manevralar ve hukuki bağlarla telafi etmeye yönelik pragmatik bir yol izlenmiştir.
Doğru yanıt olan seçenek, antlaşmanın üç temel maddesini (toprak kaybı, dini bağ ve adaların statüsü) Osmanlı Devleti'nin o dönem içinden geçtiği zorlu süreçle (Balkan Savaşları ve donanma zayıflığı) doğru bir şekilde ilişkilendirir. Osmanlı Devleti, toprak kaybetmesine rağmen kültürel haklarını koruyarak ve adaların güvenliğini başkasına (İtalya'ya) emanet ederek pragmatik bir kriz yönetimi sergilemiştir.

Step-by-Step Solution

1
Trablusgarp ve Bingazi'nin kaybını analiz etme
Osmanlı Devleti, Kuzey Afrika'daki son toprak parçasını kaybederek üç kıtadaki varlığını fiilen yitirmiştir.
Balkan Savaşları'nın başlaması, Osmanlı'yı iki cephede savaşamayacağı için İtalya ile anlaşmaya zorlamıştır.
2
Naibü's-Sultan ve halifelik maddesini yorumlama
Bölge halkıyla dini ve kültürel bağlar korunarak, gelecekteki olası bir hak iddiası için hukuki zemin açık bırakılmıştır.
Siyasi egemenliğin kaybını kültürel bir bağ ile yumuşatma çabasıdır.
3
On İki Ada maddesinin stratejik nedenini belirleme
Adaların Yunanistan tarafından işgal edilmesini önlemek amacıyla "geçici" olarak İtalya'ya bırakılması kararlaştırılmıştır.
Osmanlı donanmasının yetersizliği, adaların savunulmasını imkansız kılmıştır.

Key Concept

Osmanlı Devleti'nin Uşi Antlaşması'ndaki denge siyaseti ve pragmatik diplomasi anlayışı.

Hints

1
Antlaşma maddelerinin her birinin hangi dış tehditlere (Balkan devletleri veya Yunanistan) karşı bir önlem olabileceğini düşünün.

Practice More

Osmanlı Devleti'nin On İki Ada'yı daha sonra hangi antlaşma ile tamamen kaybettiğini araştırarak süreci tamamlayabilirsiniz.
Estimated Time:2m 0s
Question 371Question →

II.BalkanSavas\cıII. Balkan Savaşı sonunda Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında imzalanan 1414 Kasım 19131913 tarihli Atina Antlaşması; Selanik, Yanya ve Girit üzerindeki Yunan hâkimiyetini onaylamasına rağmen, Ege Adaları'nın mülkiyeti ve statüsü hakkında nihai bir hüküm içermemiştir. Diplomatik süreç ve dönemin antlaşmalar hukuku dikkate alındığında, bu durumun temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Adaların geleceğinin Londra Antlaşması hükümleri gereğince büyük devletlerin (Düvel-i Muazzama) kararına bırakılmış olması

Answer

Ege Adaları'nın nihai statüsünün Atina Antlaşması'nda yer almamasının nedeni, bu yetkinin daha önce imzalanan Londra Antlaşması ile büyük devletlere (Düvel-i Muazzama) devredilmiş olmasıdır.
Doğru cevap olan ifade, uluslararası hukuktaki yetki devrini belirtmektedir. I.BalkanSavas\cıI. Balkan Savaşı'nı bitiren Londra Antlaşması'nın 55. maddesi uyarınca, adaların kaderini belirleme yetkisi 'Düvel-i Muazzama' olarak adlandırılan büyük devletlere verilmiştir. Bu nedenle, daha sonra imzalanan Atina Antlaşması'nda Yunanistan ve Osmanlı Devleti kendi aralarında bu konuda nihai bir karar verememiş, önceki uluslararası karara bağlı kalmışlardır.

Step-by-Step Solution

1
I.BalkanSavas\cıI. Balkan Savaşı'nı bitiren Londra Antlaşması (3030 Mayıs 19131913) hükümlerini hatırla.
Londra Antlaşması'na göre Ege Adaları'nın geleceği Büyük Devletlerin (İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya, Avusturya-Macaristan, İtalya) kararına bırakılmıştı.
Uluslararası bir sorun haline gelen adalar konusunun çözüm yetkisi Osmanlı ve Yunanistan'ın tekelinden çıkmıştı.
2
II.BalkanSavas\cıII. Balkan Savaşı sonrası imzalanan Atina Antlaşması'nın niteliğini analiz et.
Atina Antlaşması ikili (bilateral) bir metindir ve Londra Antlaşması gibi çok taraflı metinlerin üstünde bir hukuki güce sahip değildir.
Önceki uluslararası yükümlülükler uyarınca, ikili bir görüşmede genel statüyü bozacak bir karar alınamazdı.
3
Sonuçları birleştirerek gerekçeyi belirle.
Büyük devletlerin yetkisi saklı tutulduğu için Atina Antlaşması sadece Selanik, Yanya ve Girit gibi 'işgal ve ilhakı kesinleşmiş' kara topraklarını onaylamıştır.
Adalar konusu ancak 19141914 Şubat ayında büyük devletlerin tebligatıyla (Meis, Bozcaada ve Gökçeada hariç Yunanistan'a verilmesi) sonuçlanmıştır.

Key Concept

Balkan Savaşları Diplomasisi ve Antlaşmalar Hiyerarşisi

Hints

1
Adaların statüsü konusunda iki devletin (Osmanlı-Yunanistan) dışında üçüncü bir tarafın (Büyük Devletler) daha önce yetkilendirildiğini düşünün.

Practice More

Büyük devletlerin 19141914 Şubat ayında adalara dair verdiği kararda hangi adaların Osmanlı Devleti'ne geri verildiğini incelemek, konuyu pekiştirmenize yardımcı olacaktır.
Estimated Time:1m 30s
Question 372Question →

Osmanlı Hükûmeti tarafından Sevr Antlaşması taslağını onaylatmak amacıyla 22 Temmuz 1920'de Yıldız Sarayı'nda toplanan Saltanat Şûrası'nda, antlaşmanın kabul edilmesi yönündeki karara karşı çıkarak ayağa kalkmayan ve onay vermeyen tek üye aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Topçu Feriki Rıza Paşa

Answer

Topçu Feriki Rıza Paşa
Sevr Antlaşması taslağının onaylanması için Yıldız Sarayı'nda toplanan Saltanat Şûrası'nda Padişah Vahdettin'in kabul yönündeki işaretine uymayarak ayağa kalkmayan ve antlaşmayı imzalamayı açıkça reddeden tek kişi Topçu Feriki (Korgeneral) Rıza Paşa'dır.

Step-by-Step Solution

1
Saltanat Şûrası'nın toplanma amacını ve sürecini analiz etmek
Mebusan Meclisi kapalı olduğu için Osmanlı Hükûmeti, Sevr Antlaşması'nı onaylatmak amacıyla 22 Temmuz 1920'de Yıldız Sarayı'nda Padişah VI. Mehmet Vahdettin başkanlığında Saltanat Şûrası'nı toplamıştır.
Antlaşmanın hukuki geçerlilik kazanması amacıyla alternatif bir danışma organına başvurulmuştur.
2
Saltanat Şûrası'ndaki oylama tutumunu ve üyelerin tepkisini belirlemek
Toplantıda antlaşmanın kabulü için yapılan oylamada Padişah'ın çağrısına rağmen Topçu Feriki Rıza Paşa ayağa kalkmayarak antlaşmaya ret oyu vermiştir.
Rıza Paşa, şartların bağımsız devlet onuruyla bağdaşmadığını savunarak onay vermeyen tek üye olmuştur.
3
Sevr'i imzalayan heyet ile antlaşmaya muhalif kalan ismi ayırt etmek
Sevr Antlaşması'nı bizzat imzalayanlar Bağdatlı Hadi Paşa, Rıza Tevfik (Bölükbaşı) ve Reşat Halis Bey'dir; muhalif kalan ise Topçu Feriki Rıza Paşa'dır.
İmzacı delegeler ile Saltanat Şûrası'nda muhalif kalan askerî temsilcinin karıştırılmaması gerekir.

Key Concept

Sevr Antlaşması'nın Saltanat Şûrası tarafından onaylanma süreci ve Topçu Feriki Rıza Paşa'nın muhalefeti

Hints

1
Bu kişi antlaşmayı imzalayan heyette değil, Saltanat Şûrası'na katılan komutanlar arasında yer almaktadır.
2
İsmi imzacılardan biriyle benzerlik gösterse de rütbesi 'Topçu Feriki' olan bir askerdir.
3
Padişahın 'kabul edenler ayağa kalksın' çağrısında oturmaya devam eden tek üyedir.

Practice More

Sevr Antlaşması'nı imzalayan heyet üyeleri hakkında TBMM'nin aldığı 19 Ağustos 1920 tarihli 'Hıyanet-i Vataniye' kararını inceleyiniz.

Alternative Method

Sevr Antlaşması'nı imzalayan heyeti 'H-A-R-P' veya 'Hadi Paşa, Rıza Tevfik, Reşat Halis' üçlüsü olarak kodlayıp bu isimleri eledikten sonra Saltanat Şûrası'ndaki muhalif isme ulaşabilirsiniz.
Estimated Time:1m 0s
Question 373Question →

I. Dünya Savaşı'nın ortaya çıkışında etkili olan faktörler 'genel sebepler' ve 'özel sebepler' olmak üzere iki ana kategoride değerlendirilmektedir.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi I. Dünya Savaşı'nın çıkmasında etkili olan özel sebeplerden biridir?

Show answer & explanation

Answer: Fransa'nın zengin kömür ve demir havzası olan Alsas-Loren bölgesini Almanya'dan geri almak istemesi

Answer

Fransa'nın zengin kömür ve demir havzası olan Alsas-Loren bölgesini Almanya'dan geri almak istemesi
I. Dünya Savaşı'nın sebepleri 'genel' ve 'özel' olmak üzere ikiye ayrılır. Genel sebepler; Sanayi İnkılabı (hammadde-pazar arayışı), Fransız İhtilali (milliyetçilik), silahlanma yarışı ve bloklaşma gibi dünyadaki birçok devleti aynı anda etkileyen evrensel faktörlerdir. Özel sebepler ise belirli devletler arasındaki ikili çekişmelerdir. 1871 Sedan Savaşı sonrasında Almanya'nın Fransa'dan aldığı zengin kömür ve demir yataklarına sahip Alsas-Loren bölgesi, doğrudan Fransa ile Almanya arasındaki ikili bir çıkar çatışması olduğundan savaşın 'özel sebebi' niteliğindedir.

Step-by-Step Solution

1
I. Dünya Savaşı'nın genel ve özel sebeplerinin tanımlarını ve kapsamlarını belirleme
Genel sebepler tüm veya çoğu devleti ilgilendiren küresel dinamiklerken; özel sebepler belirli devletler arasındaki ikili çıkar çatışmalarıdır.
Doğru sınıflandırma yapabilmek için sebep türlerinin kapsamını ayrıştırmak gerekir.
2
Seçeneklerdeki faktörlerin etkilediği devlet kapsamını analiz etme
Hammadde arayışı, milliyetçilik akımı, silahlanma yarışı ve bloklaşma evrensel/genel faktörlerdir.
Bu faktörler tek bir devlete özgü olmayıp dönemin tüm büyük güçlerini kapsayan genel nedenlerdir.
3
Alsas-Loren konusunun niteliğini değerlendirme
1871 Sedan Savaşı sonrası Almanya'nın ilhak ettiği Alsas-Loren bölgesi, doğrudan Almanya ve Fransa arasındaki ikili rekabeti (özel sebebi) oluşturur.
İki devlet arasındaki bu somut toprak ve maden anlaşmazlığı özel bir nedendir.

Key Concept

I. Dünya Savaşı'nın Genel ve Özel Sebepleri Arasındaki Ayrım

Hints

1
Genel sebepler tüm dünyayı veya birçok devleti ilgilendiren evrensel olaylarken, özel sebepler yalnızca iki ya da birkaç devlet arasındaki ikili çıkar çatışmalarıdır.
2
Seçeneklerde sadece iki devlet (Almanya ve Fransa) arasındaki somut bir sınır ve maden bölgesi anlaşmazlığını aramalısınız.
3
1871 Sedan Savaşı sonrasında zengin kömür yataklarına sahip bir bölge yüzünden ortaya çıkan anlaşmazlık özel bir sebeptir.

Practice More

I. Dünya Savaşı'nın diğer özel sebepleri (Rusya'nın Panslavizm politikası, İtalya'nın Akdeniz emelleri, İngiltere-Almanya deniz rekabeti) ile Osmanlı Devleti'nin savaşa giriş aşamalarını inceleyebilirsiniz.

Alternative Method

Eleme yöntemiyle seçenekler incelendiğinde; hammadde arayışı, milliyetçilik, silahlanma ve bloklaşmanın tüm dünyayı etkileyen evrensel/genel dinamikler olduğu görülür. Yalnızca belirli bir coğrafi bölge ve iki devlet arasındaki çekişmeyi anlatan seçenek özel sebep olarak ayrılır.
Estimated Time:45s
Question 374Question →

Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan gibi müttefiklerine askerî destek vermek amacıyla Osmanlı ordusunun sınırları dışında harekât icra ettiği yardım cephesi aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Makedonya

Answer

Makedonya
Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'nda müttefikleri olan Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan'a destek sağlamak amacıyla kendi sınırları dışındaki Galiçya, Romanya ve Makedonya cephelerine birlikler göndermiştir. Bu nedenle Makedonya doğru cevaptır.

Step-by-Step Solution

1
I. Dünya Savaşı'ndaki Osmanlı cephelerini niteliklerine (taarruz, savunma, yardım) göre gruplandırmak
Osmanlı Devleti; taarruz (Kafkas, Kanal), savunma (Çanakkale, Irak, Suriye-Filistin, Hicaz-Yemen) ve sınır dışı yardım (Galiçya, Romanya, Makedonya) cephelerinde savaşmıştır.
Soruda Osmanlı Devleti'nin müttefiklerine destek olmak amacıyla kendi sınırları dışında savaştığı yardım cephesi sorulmaktadır.
2
Seçeneklerde verilen cepheleri yardım cephesi niteliğine göre analiz etmek
Makedonya cephesi, Osmanlı ordusunun sınırları dışında müttefiklerine yardım amacıyla asker gönderdiği üç cepheden (Galiçya, Makedonya, Romanya) biridir.
Irak, Suriye-Filistin, Hicaz-Yemen ve Çanakkale cepheleri Osmanlı Devleti'nin kendi vatan topraklarını koruduğu savunma cepheleridir.

Key Concept

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin savaştığı cephelerin niteliklerine (taarruz, savunma, yardım) göre sınıflandırılması ve yardım cepheleri (Galiçya, Romanya, Makedonya)

Hints

1
Osmanlı Devleti'nin müttefiklerine yardım amacıyla savaştığı sınır dışı cephelerin adlarının 'ya' hecesiyle bittiğini hatırlayınız.
2
Irak, Suriye-Filistin ve Hicaz-Yemen gibi cepheler Osmanlı Devleti'nin doğrudan kendi topraklarını savunduğu cephelerdir.
3
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'ndaki üç yardım cephesi Galiçya, Makedonya ve Romanya'dır.

Practice More

Osmanlı Devleti'nin Galiçya ve Romanya cephelerine hangi müttefik devletlerin talebi doğrultusunda kolordu seviyesinde destek gönderdiğini inceleyebilirsiniz.

Alternative Method

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı cephelerini Taarruz (Kafkas, Kanal), Savunma (Çanakkale, Irak, Suriye-Filistin, Hicaz-Yemen) ve Yardım (Galiçya, Romanya, Makedonya) şeklinde gruplandırarak yardım cephelerini kolaylıkla ayırt edebilirsiniz.
Estimated Time:45s
Question 375Question →

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin savaştığı cephelerin amaç ve nitelikleri göz önüne alındığında, Galiçya, Makedonya ve Romanya cephelerini; Irak, Hicaz-Yemen ve Suriye-Filistin cephelerinden ayıran en temel özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Osmanlı Devleti'nin kendi mülkü ve sınırları dışında müttefiklerine askerî destek sağlama gayesiyle açılmış olması

Answer

Osmanlı Devleti'nin kendi mülkü ve sınırları dışında müttefiklerine askerî destek sağlama gayesiyle açılmış olması
Galiçya, Romanya ve Makedonya cepheleri; Osmanlı Devleti'nin kendi toprak bütünlüğü için değil, İttifak Bloku'nda birlikte yer aldığı müttefikleri olan Avusturya-Macaristan ve Almanya'ya askerî takviye sağlamak maksadıyla sınırları dışında savaştığı 'yardım cepheleri'dir. Buna karşılık Irak, Hicaz-Yemen ve Suriye-Filistin cepheleri, doğrudan Osmanlı mülkünü işgalci İtilaf kuvvetlerine karşı koruma gayesi güden 'savunma cepheleri'dir.

Step-by-Step Solution

1
I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin yer aldığı cephelerin sınıflandırmasını incelemek
Cepheler Taarruz (Kafkas, Kanal), Savunma (Çanakkale, Irak, Suriye-Filistin, Hicaz-Yemen) ve Yardım (Galiçya, Romanya, Makedonya) olarak üçe ayrılır.
Soru kökünde verilen cephelerin hangi kategoriye ait olduğunu tespit etmek gerekir.
2
Savunma ve yardım cephelerinin hedeflerini ve coğrafi kapsamını karşılaştırmak
Savunma cepheleri Osmanlı Devleti'nin doğrudan kendi topraklarını, kutsal mekanlarını ve stratejik kaynaklarını İtilaf Devletleri'ne karşı korumak için açtığı cephelerdir. Yardım cepheleri ise Osmanlı sınırları dışındaki topraklarda Avusturya-Macaristan, Almanya ve Bulgaristan gibi müttefiklere destek vermek amacıyla açılmıştır.
İki grup arasındaki temel ayrımın coğrafi sınır ve açılma amacı olduğu belirlenir.
3
Seçenekler arasından yalnızca yardım cephelerine ait olan ayırıcı niteliği saptamak
Osmanlı Devleti'nin kendi egemenlik sınırları dışına çıkarak müttefiklerine kuvvet desteği göndermesi yardım cephelerinin en belirgin özelliğidir.
Doğru sonuca ulaşmak için yardım cephelerinin özgün karakteristiği belirlenir.

Key Concept

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin Savunma ve Yardım Cepheleri Arasındaki Nitelik ve Coğrafi Konum Farkları

Hints

1
Soruda verilen cephe gruplarını Osmanlı Devleti'nin egemenlik sınırları ve açılma amaçları bakımından sınıflandırmayı deneyiniz.
2
Galiçya, Romanya ve Makedonya cephelerinin 'yardım cephesi' statüsünde olduğunu ve buralara gönderilen kolorduların görev alanını hatırlayınız.
3
Yardım cephelerinde Osmanlı ordusu kendi vatan topraklarını müdafaa etmek yerine müttefiki olan Avusturya-Macaristan ve Almanya'ya sınır ötesi destek vermiştir.

Practice More

Irak Cephesi'nde kazanılan Kut'ül Amare zaferinin komutanı Halil (Kut) Paşa ve İngiliz generali Townshend'in esir alınması sürecini tekrar ediniz.

Alternative Method

Cephe isimlerinin son harfleri ve coğrafi konumları üzerinden kodlama yapılabilir: Sonu '–ya' ile biten cepheler (Galiçya, Romanya, Makedonya) sınır dışı yardım cepheleridir; Orta Doğu ve Anadolu hinterlandında kalanlar ise savunma veya taarruz cepheleridir.
Estimated Time:1m 0s
Question 376Question →

Bahriye Nazırı Cemal Paşa komutasındaki 4. Ordu birliklerince icra edilen ve Osmanlı Devleti'nin doğrudan taarruz gayesiyle açtığı Süveyş harekâtlarının temel stratejik hedefi aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: İngiltere'nin Uzak Doğu ve Hindistan sömürgeleriyle olan stratejik deniz bağlantısını kesmek

Answer

İngiltere'nin Uzak Doğu ve Hindistan sömürgeleriyle olan stratejik deniz bağlantısını kesmek
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda açtığı taarruz cephelerinden biri olan Kanal Cephesi'nde 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa komutasında 1915 ve 1916 yıllarında iki kez Süveyş Kanalı'na taarruz düzenlenmiştir. Bu harekâtların temel amacı, İngiltere'nin Uzak Doğu ve Hindistan sömürgelerine giden ana ikmal yolu olan Süveyş Kanalı'nı ele geçirerek İtilaf Devletleri'nin insan ve hammadde akışını durdurmak ve 1882'de kaybedilen Mısır'ı yeniden Osmanlı topraklarına katmaktır.

Step-by-Step Solution

1
Soruda bahsi geçen komuta kademesi ve harekât bölgesini analiz etmek
Cemal Paşa komutasında düzenlenen Süveyş harekâtlarının Kanal Cephesi'ne ait bir taarruz faaliyeti olduğu tespit edilir.
Osmanlı Devleti'nin bizzat açtığı iki taarruz cephesinden biri Kanal, diğeri Kafkas Cephesi'dir.
2
Kanal Cephesi'nin açılma nedenlerini ve stratejik gayelerini değerlendirmek
Almanya'nın isteğiyle açılan bu cephede Mısır'ı İngiltere'den geri almak ve Süveyş Kanalı'nı denetim altına alarak İngiltere'nin sömürgeleriyle (özellikle Hindistan) olan lojistik ve askeri bağını koparmak amaçlanmıştır.
Süveyş Kanalı, İngiltere için en hayati sömürge ikmal hattıdır.
3
Seçeneklerdeki hedefleri cephe özellikleriyle eşleştirmek
İngiltere'nin deniz irtibatını kesme hedefinin doğru olduğu sonucuna varılır.
Diğer seçenekler Kafkas, Irak, Çanakkale ve Hicaz-Yemen cephelerinin özelliklerini yansıtmaktadır.

Key Concept

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin taarruz cephelerinden Kanal Cephesi'nin askerî ve jeopolitik amaçları

Hints

1
Cemal Paşa'nın 4. Ordu ile yürüttüğü bu harekât Mısır ve Akdeniz-Kızıldeniz hattında cereyan etmiştir.
2
Hedef alınan bölge, İngiliz İmparatorluğu'nun Asya ve Hindistan'daki sömürgeleriyle bağlantısını sağlayan en kritik su yoludur.
3
Süveyş Kanalı'nın kontrol altına alınmasıyla İngiltere'nin küresel ikmal ve sömürge hattının kesilmesi hedeflenmiştir.

Practice More

Kanal Harekâtı'nın başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından İngilizlerin karşı taarruza geçmesiyle açılan Suriye-Filistin savunma cephesinin gelişmelerini pekiştiriniz.

Alternative Method

Osmanlı cephelerini 'Taarruz (Kafkas, Kanal)' ve 'Savunma (Çanakkale, Irak, Suriye-Filistin, Hicaz-Yemen)' olarak gruplandırıp, Kanal Cephesi'nin coğrafi konumu olan Mısır/Süveyş hattının küresel deniz ticareti ve sömürge yolları üzerindeki stratejik rolü üzerinden doğrudan sonuca ulaşılabilir.
Estimated Time:1m 0s
Question 377Question →

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 12. maddesinde; "Hükümet haberleşmesi dışındaki bütün telsiz, telgraf ve kabloların denetimi İtilaf Devletleri'ne geçecektir." hükmü yer almıştır.

İtilaf Devletleri'nin resmi hükümet haberleşmesini kapsam dışı bırakırken sivil ve bölgesel iletişim kanallarını doğrudan denetim altına alma stratejisinin temel amacı aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: İşgaller karşısında pasif ve teslimiyetçi bir politika izleyen İstanbul Hükümeti'nin otoritesini kullanarak halkın topyekûn bir direniş ağı kurmasını engellemek

Answer

İşgaller karşısında pasif ve teslimiyetçi bir politika izleyen İstanbul Hükümeti'nin otoritesini kullanarak halkın topyekûn bir direniş ağı kurmasını engellemek
Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandıktan sonra işgallere karşı teslimiyetçi bir tavır takınan İstanbul Hükümeti, taşra teşkilatına ve halka sürekli sükûnet ve İtilaf güçlerine zorluk çıkarılmaması yönünde telgraflar çekmiştir. İtilaf Devletleri, hükümetin bu tavrının halka ulaşmasını kendi çıkarlarına uygun buldukları için hükümet haberleşmesine dokunmamış; ancak halkın işgallerin vahametini kavramasını, mitingler düzenlemesini ve Kuva-yı Milliye ruhuyla merkezi bir direniş oluşturmasını engellemek için sivil haberleşmeyi tamamen sansür altına almıştır.

Step-by-Step Solution

1
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın haberleşmeyle ilgili maddesinin kapsamı ve istisnası analiz edilir.
Hükümet haberleşmesi serbest bırakılmış, ancak sivil ve bölgesel iletişim İtilaf denetimine alınmıştır.
İtilaf Devletleri'nin neden genel bir iletişim kesintisi yerine seçici bir sansür uyguladığını tespit etmek gereklidir.
2
İstanbul Hükümeti'nin mütareke sonrası izlediği politika ile halkın tepkisi karşılaştırılır.
İstanbul Hükümeti işgalleri geçici görerek sükûnet ve teslimiyet çağrısı yaparken, halk işgallere karşı yerel direniş teşkilatları kurma eğilimindedir.
İletişim kanallarının açık tutulmasının kime hizmet ettiğini tarihsel bağlamda çözümlemek gerekir.
3
İtilaf Devletleri'nin bu ayrımla hedeflediği stratejik kazanım belirlenir.
Hükümetin teslimiyetçi direktiflerinin taşraya ulaşması sağlanırken, halkın birbirinden haberdar olup örgütlü ve senkronize bir milli direniş başlatması engellenmiştir.
Maddenin hem psikolojik kontrol hem de lojistik engelleme amacını ortaya koyar.

Key Concept

Mondros Mütarekesi'nde İletişim Sansürü ve Direnişi Engelleme Stratejisi

Hints

1
İtilaf Devletleri'nin sansür politikasında hükümet haberleşmesini serbest bırakırken sivil iletişimi kesmesinin arkasındaki siyasi ve psikolojik etkiyi düşününüz.
2
Dönemin İstanbul Hükümeti'nin işgaller karşısındaki teslimiyetçi ve uzlaşmacı tutumu ile halkın potansiyel direniş refleksi arasındaki farkı göz önüne alınız.
3
Merkezi hükümetin sükûnet çağrıları taşraya ulaşırken, yerel halkın işgallerden haberdar olup örgütlenmesini engellemek hedeflenmiştir.

Practice More

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın Toros tünelleri ve demiryollarının denetimini kapsayan maddesinin işgallere karşı askeri sevkiyat üzerindeki etkilerini inceleyebilirsiniz.

Alternative Method

Madde analizi yöntemi: 'Hükümet haberleşmesi serbest' = Teslimiyetçi emirlerin taşraya yayılması sağlanır. 'Sivil/bölgesel iletişim yasak' = Direniş örgütlenmesi ve halkın bilinçlenmesi engellenir.
Estimated Time:1m 30s
Question 378Question →

Büyük Savaş yıllarında müttefik bloklar arasındaki güç dengesini korumak ve Osmanlı idaresindeki stratejik coğrafyaların savaş sonrası statüsünü belirlemek amacıyla birtakım gizli paylaşım tasarıları hazırlanmıştır. Bu tasarılar; tarafların bölgesel çıkarları, kutsal mekânların konumu ve savaşa yeni dahil olan aktörlerin beklentileri doğrultusunda şekillendirilmiştir.

Bu kapsamda hazırlanan gizli paylaşım planları ve bunların diplomatik içerikleriyle ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğru değildir?

Show answer & explanation

Answer: Sykes-Picot planlamasında Orta Doğu toprakları nüfuz alanlarına ayrılırken, semavi dinler açısından kutsal kabul edilen Kudüs ve çevresini kapsayan Filistin sahasının yönetimi, müttefikler arası uyuşmazlığı önlemek amacıyla doğrudan ve yalnızca Fransa'nın manda idaresine bırakılmıştır.

Answer

Sykes-Picot planlamasında Filistin ve Kudüs bölgesinin tek başına Fransa'nın manda idaresine bırakıldığını ileri süren ifade yanlıştır; çünkü bu bölge uluslararası bir yönetime (Kahverengi Bölge) terk edilmiştir.
Sykes-Picot Antlaşması'nda Orta Doğu toprakları paylaşılırken; Lübnan, Suriye kıyıları ve Adana (Kilikya) Fransa'ya (Mavi Bölge), Bağdat ve Basra İngiltere'ye (Kırmızı Bölge) bırakılmıştır. Ancak Kudüs ve kutsal mekânları içeren Filistin coğrafyası (Kahverengi Bölge), müttefikler arasındaki dinî ve siyasi anlaşmazlıkları önlemek adına doğrudan tek bir devlete değil, uluslararası bir yönetime devredilmiştir. Bu sebeple Filistin'in yalnızca Fransa'nın manda idaresine bırakıldığını iddia eden yargı yanlıştır.

Step-by-Step Solution

1
Gizli antlaşmaların amaç ve içeriklerini antlaşma bazında ayrıştır.
İstanbul (1915), Londra (1915), Sykes-Picot (1916), Petrograd (1916), Saint-Jean de Maurienne (1917) antlaşmalarının tarafları ve paylaşım sahaları belirlendi.
Her bir antlaşmanın Osmanlı üzerindeki hedef coğrafyasını ve taraflarını netleştirmek gerekir.
2
Sykes-Picot Antlaşması'nın bölgesel renk kodlamalarını ve paylaşılan nüfuz alanlarını analiz et.
Mavi Bölge (Fransa - Kilikya, Suriye kıyıları), Kırmızı Bölge (İngiltere - Irak, Bağdat, Basra), A Bölgesi (Fransız nüfuzunda Arap devleti), B Bölgesi (İngiliz nüfuzunda Arap devleti) ve Kahverengi Bölge (Kudüs ve çevresi - Uluslararası yönetim) olarak tasnif edildi.
Antlaşmanın metninde Kudüs ve Filistin'in kime bırakıldığını tespit etmek için zorunludur.
3
Öncüldeki seçenekleri karşılaştırarak tarihsel çelişkiyi yakala.
Kudüs ve Filistin'in 'yalnızca Fransa'nın mandasına' bırakıldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığı, uluslararası bir idare kurulmasının öngörüldüğü saptandı.
Çoklu devlet çıkarlarının çatıştığı kutsal yerler sorunu ancak uluslararası statü ile çözüme kavuşturulmak istenmiştir.

Key Concept

İtilaf Devletleri'nin Gizli Paylaşım Antlaşmaları ve Sykes-Picot'da Uluslararası Bölge (Kudüs/Filistin) Statüsü

Hints

1
Sykes-Picot Antlaşması'ndaki nüfuz bölgelerinin renk kodlamalarını ve özellikle kutsal şehir Kudüs'ün statüsünü hatırlayınız.
2
İtilaf Devletleri kutsal mekânların yönetimini tek bir devletin tekeline bırakmak yerine çok uluslu bir formülle çözmeyi kararlaştırmıştır.
3
Filistin ve Kudüs çevresi (Kahverengi Bölge) hiçbir devletin doğrudan mandasına verilmemiş, uluslararası yönetim bölgesi olarak tanımlanmıştır.

Practice More

Sykes-Picot Antlaşması'nda yer alan A ve B bölgelerinin niteliği ile San Remo Konferansı'nda bu bölgelerin mandater sisteme dönüştürülme sürecini inceleyiniz.

Alternative Method

Gizli antlaşmaları ve maddelerini 'Devlet - Vadedilen Bölge - Özel Şart' tablosu halinde zihinde eşleştirerek Kudüs'ün tek taraflı değil 'uluslararası konsorsiyum' alanı olduğunu doğrudan eleyebilirsiniz.
Estimated Time:2m 0s
Question 379Question →

Kafkas Cephesi'nde Sarıkamış Harekâtı'nın ardından Rus birliklerinin Doğu Anadolu'da ilerleyişe geçmesi üzerine, ordu ikmal hatlarının güvenliğini temin etmek ve cephe gerisindeki iç güvenliği sağlamak amacıyla Osmanlı Hükûmeti 27 Mayıs 1915 tarihinde Sevk ve İskân Kanunu'nu (Tehcir Kanunu) yürürlüğe koymuştur.

Buna göre Osmanlı Devleti'nin bu yasal düzenlemeye başvurmasındaki temel gerekçe aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Bölgedeki bazı Ermeni çetelerinin işgalci Rus kuvvetleriyle iş birliği yaparak cephe gerisinde güvenlik zafiyeti oluşturması

Answer

Bölgedeki bazı Ermeni çetelerinin işgalci Rus kuvvetleriyle iş birliği yaparak cephe gerisinde güvenlik zafiyeti oluşturması
I. Dünya Savaşı sırasında Kafkas Cephesi'nde Osmanlı ordusu Rus ilerleyişini durdurmaya çalışırken, bölgedeki bazı Taşnak ve Hınçak çeteleri Rus ordusuna kılavuzluk etmiş, ordu konvoylarına saldırmış ve telgraf hatlarını kesmiştir. Bu durum karşısında Osmanlı Hükûmeti, 27 Mayıs 1915 tarihinde Sevk ve İskân (Tehcir) Kanunu'nu çıkararak isyana karışan ve ordu güvenliğini tehdit eden nüfusu savaş bölgesinden çıkarıp Suriye vilayetine nakletmiştir.

Step-by-Step Solution

1
Kafkas Cephesi'ndeki askerî durumu ve cephe gerisindeki gelişmeleri analiz etmek
Sarıkamış Harekâtı sonrasında Rus ordusunun Doğu Anadolu'da ilerlemesiyle birlikte bölgedeki bazı ayrılıkçı çetelerin Ruslarla iş birliği içine girdiği ve Osmanlı ordusunun lojistik hatlarını tehdit ettiği tespit edilir.
Savaş ortamında ordunun ikmal ve geri hat güvenliği hayati önem taşır.
2
27 Mayıs 1915 tarihli Sevk ve İskân Kanunu'nun amacını değerlendirmek
Osmanlı Devleti'nin isyan eden ve düşmanla iş birliği yapan unsurları savaş alanı dışındaki güvenli bölgelere (Suriye ve Lübnan) göç ettirmeyi hedeflediği görülür.
Yasanın doğrudan çıkarılma sebebi cephe gerisi emniyetini ve ordunun geri hat ikmalini korumaktır.
3
Çeldiricileri kronolojik ve tematik olarak elemek
Bolşevik İhtilali (1917), Brest-Litovsk Antlaşması (1918), Kanal Harekâtı sonuçları ve Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin faaliyetleri (1918 sonrası) bu kanunun doğrudan gerekçesi değildir.
Doğru neden-sonuç ve kronoloji ilişkisi kurulmalıdır.

Key Concept

Kafkas Cephesi'nde Güvenlik ve Sevk-İskân (Tehcir) Kanunu

Hints

1
Kafkas Cephesi'nde savaş sürerken ordunun lojistik ikmal yollarını ve cephe gerisini tehdit eden iç güvenlik gelişmelerini düşününüz.
2
1915 yılında çıkarılan bu yasa, doğrudan cephe gerisindeki silahlı çetelerin düşman ordusuyla iş birliği yapmasını önlemeye yöneliktir.
3
Sevk ve İskân Kanunu, Rus ordusuna destek veren ve ikmal hatlarına saldıran Ermeni çetelerinin yarattığı asayiş sorunları sebebiyle yürürlüğe konulmuştur.

Practice More

Kafkas Cephesi'nde 1916 yılında Mustafa Kemal Paşa'nın 16. Kolordu Komutanı olarak Muş ve Bitlis'i geri alması ve 1918 Brest-Litovsk Antlaşması ile Elviye-i Selase'nin geri kazanılması süreçlerini tekrar edebilirsiniz.

Alternative Method

Soru kökündeki tarihe (27 Mayıs 1915) dikkat edilerek, seçeneklerdeki 1917 (Bolşevik İhtilali) ve 1918 (Brest-Litovsk ve Mondros sonrası cemiyetler) gelişmelerinin kronolojik olarak elenmesiyle doğrudan doğru cevaba ulaşılabilir.
Estimated Time:1m 0s
Question 380Question →

İtalya'nın müttefiklerinin Orta Doğu paylaşımlarından rahatsız olması üzerine İngiltere ve Fransa'nın, İtalya'yı tatmin etmek amacıyla İzmir ve Batı Anadolu kıyılarını bu devlete vadettiği gizli paylaşım antlaşması aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: St. Jean de Maurienne Antlaşması

Answer

St. Jean de Maurienne Antlaşması
St. Jean de Maurienne Antlaşması; İngiltere, Fransa ve İtalya arasında imzalanmış olup İtalya'ya daha önce vadedilen Antalya ve Konya çevresine ilaveten İzmir ve Batı Anadolu kıyılarının verilmesini hükme bağlayan gizli mutabakattır.

Step-by-Step Solution

1
Soru kökünde belirtilen hedefleri ve vadedilen coğrafi bölgeyi analiz etme
İtalya'ya vadedilen bölgenin İzmir ve Batı Anadolu olduğu tespit edildi.
İtilaf Devletleri arasındaki paylaşım antlaşmalarında her devlete farklı bölgeler tahsis edilmiştir.
2
İtalya ile yapılan gizli antlaşmaları ayrıştırma
Londra Antlaşması ile İtalya'ya On İki Ada ve Antalya vadederken, St. Jean de Maurienne Antlaşması ile bu paya İzmir ve Batı Anadolu eklenmiştir.
İtalya, Sykes-Picot Antlaşması'ndan haberdar olunca tepki göstermiş ve payını artırmak istemiştir.

Key Concept

İtilaf Devletleri'nin Osmanlı topraklarını paylaşma planları ve St. Jean de Maurienne Antlaşması

Hints

1
İtalya'ya vadedilen toprakların genişletilmesi amacıyla imzalanan bir antlaşmayı düşününüz.
2
Bu antlaşma ile İtalya'ya özellikle Ege kıyıları ve İzmir vadedilmiş, fakat daha sonra Paris Barış Konferansı'nda bu karar değiştirilmiştir.
3
Fransa'nın Saint-Jean-de-Maurienne kentinde yapılan ve İtalya'ya Batı Anadolu'yu bırakan antlaşmadır.

Practice More

Paris Barış Konferansı'nda İzmir'in İtalya yerine Yunanistan'a verilme gerekçelerini ve İtilaf Devletleri arasındaki ilk görüş ayrılıklarını inceleyebilirsiniz.

Alternative Method

Gizli antlaşmalarda İtalya ile ilişkili iki temel antlaşma vardır: Londra (Antalya ve On İki Ada) ve St. Jean de Maurienne (İzmir ve Batı Anadolu). İzmir anahtar kelimesi doğrudan St. Jean de Maurienne'e götürür.
Estimated Time:45s
PreviousPage 19 / 41Next