Soğuk Savaş sonrası dönemde A devleti, bölgesindeki güç dengesi lehine değişmesine ve askeri kapasitesi diğer tüm bölge ülkelerini aşmasına rağmen, revizyonist ve yayılmacı bir politika izlemekten kaçınmıştır. A devletinin karar alıcıları, sistemdeki güç maksimizasyonunun nihai bir hedef olamayacağını; aşırı güçlenmenin ve bölgesel hegemonya arayışının, diğer devletlerin bir araya gelerek bir 'dengeleme koalisyonu' (balancing) oluşturmasına neden olacağını ve bunun da ülkenin güvenliğini eskisinden daha kırılgan hale getireceğini öne sürmüşlerdir. Bu nedenle A devleti, mevcut sistemdeki konumunu korumaya odaklanmış ve yalnızca kendi varlığını garanti altına alacak kadar güç edinmeyi yeterli görmüştür.
A devletinin karar alıcılarının benimsediği bu stratejik yaklaşım, aşağıdaki teorik perspektiflerin hangisinin varsayımlarıyla doğrudan örtüşmektedir?
- Kenneth Waltz'un öncülüğünü yaptığı savunmacı realizmin, devletlerin asıl hedefinin güç maksimizasyonu değil, güvenlik maksimizasyonu ve statükoyu korumak olduğu yönündeki argümanıylaAnswer
- BJohn Mearsheimer'ın temsil ettiği saldırgan realizmin, anarşik sistemde bekâyı sağlamanın tek kesin yolunun hegemonyaya ulaşmak ve gücü sürekli maksimize etmek olduğu teziyle
- CHans Morgenthau'nun klasik realizminin, devletlerin güç kapasitelerini artırma eğilimini doğrudan insan doğasındaki güç istenciyle (animus dominandi) açıklayan yaklaşımıyla
- DDevletlerin göreli kazançlardan ziyade mutlak kazançlara odaklanarak karşılıklı bağımlılık temelinde rasyonel işbirliği kurduğunu savunan neoliberal kurumsalcılıkla
- EUluslararası ilişkilerde anarşinin sürekli bir savaş ve mutlak kaos ortamı anlamına geldiğini ve devletlerin bu belirsizlikte sürekli agresif politikalar izlemesi gerektiğini öne süren yaklaşımla