Kelam ilminde imanın mahiyeti tartışılırken kalp ile tasdik ve dil ile ikrar arasındaki ilişki kapsamlı bir şekilde analiz edilmiştir. Ehl-i Sünnet kelamcılarının çoğunluğu, imanın yegane rüknünün kalp ile tasdik olduğunu; dil ile ikrarın ise kalpteki inancın dış dünyada bilinmesini sağlayan ve kişiye dünyada Müslüman muamelesi (cenaze namazı, miras, evlilik vb. hukuki hükümler) uygulanmasına zemin hazırlayan bir şart olduğunu kabul etmiştir.
Bir kelam dersinde bu konuyu tartışan öğrencilerin görüşleri şu şekildedir:
- Ahmet: "İman yalnızca kalpte gerçekleşen bir onaylamadan ibaret olamaz; kişi inancını diliyle ikrar etmediği sürece kalbindeki tasdikin Allah katında hiçbir değeri yoktur ve bu kişi ahirette kesinlikle kurtuluşa eremez."
- Büşra: "Zorlama ve ölüm tehdidi (ikrah) altında kalan bir kimse, kalben inanmaya devam etse dahi diliyle inkar ettiğini beyan ettiği anda dilin beyanı esas alınacağından imanını tamamen kaybetmiş olur."
- Cihan: "Konuşma engeli olan (dilsiz) bir kimsenin kalben tasdik ettiği halde diliyle ikrar edememesine rağmen mümin kabul edilmesi, dil ile ikrarın imanın kurucu bir rüknü değil, kalpteki inancın dış dünyadaki bir işareti olduğunu gösterir."
- Derya: "İslam'ın inanç esaslarını kalben onaylamadığı halde toplumsal menfaat veya baskılar sebebiyle diliyle Müslüman olduğunu söyleyen bir kimse, dünyada Müslüman muamelesi görse de kalbi tasdiki bulunmadığı için Allah katında mümin sayılmaz."
- Elif: "Herhangi bir engeli veya hayati tehlikesi bulunmayan bir kimsenin inancını diliyle beyan etmemesi, kalbiyle tasdik etmiş olsa bile onun ahirette ebedi olarak cezalandırılmasına yol açar; çünkü ikrar imanın uhrevi geçerlilik (sıhhat) şartıdır."
Buna göre, yukarıda iman-amel ve tasdik-ikrar ilişkisi hakkında görüş belirten öğrencilerden hangilerinin ifadeleri, Ehl-i Sünnet kelamının bu genel kabulüyle çelişmektedir?
- AYalnız Ahmet
- BAhmet ve Büşra
- Ahmet, Büşra ve ElifAnswer
- DBüşra ve Elif
- ECihan, Derya ve Elif