Paragrafta Anlam
1306 questions
Yazının icadı, insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir. Sümerlerin çivi yazısını geliştirmesiyle başlayan bu süreç, bilginin kalıcı hale gelmesini ve nesiller boyu aktarılmasını sağlamıştır. İlk yazılı belgeler genellikle ticari kayıtlar, tapınak envanterleri ve yasal düzenlemelerden oluşuyordu. Zamanla Mezopotamya’daki kil tablet kütüphaneleri; astronomi, tıp ve edebiyat gibi alanlardaki bilgilerin bir araya toplandığı ilk bilgi merkezleri haline geldi. Kil tabletlerin güneşte kurutularak ya da fırınlanarak dayanıklı hale getirilmesi, geçmişe dair bilgilerin günümüze ulaşmasını sağladı. Bu sayede insanlık, geçmişteki tecrübelerden ders çıkararak kültürel birikimini zenginleştirdi. Yazı olmasaydı, bugün bildiğimiz anlamda bilimsel ve felsefi gelişmelerin gerçekleşmesi neredeyse imkânsız olurdu.
Bu parçada yazının icadı ile ilgili olarak asıl vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Edebi bir yapıtın kalitesi, yazarın kelime seçimi ve bu kelimeleri cümle içindeki kullanımıyla yakından ilgilidir. Ben de yazarken her cümlenin üzerinde titizlikle durur, gereksiz hiçbir kelimeye yer vermemeye çalışırım. Eğer bir cümleden herhangi bir sözcüğü çıkardığımda cümlenin anlamında bir daralma veya bozulma olmuyorsa o sözcük benim gözümde fazlalıktır. Metinlerimi bu tür gereksiz unsurlardan arındırdığım sürece daha nitelikli bir anlatıma ulaştığımı hissederim.
Bu parçada kendisinden ve yazma sürecinden bahseden yazarın benimsediği anlatım ilkesi aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Çay, binlerce yıl önce Uzak Doğu'da şifa amacıyla kullanılmaya başlanmış, zamanla tüm dünyaya yayılarak vazgeçilmez bir içecek olmuştur. (II) Ticaret yolları aracılığıyla farklı coğrafyalara ulaştıkça her toplumun kendi kültürüne özgü demleme ve sunum yöntemleri ortaya çıkmıştır. (III) Türk kültüründe ise çay, sadece yemeklerden sonra tüketilen bir içecek olmanın ötesinde derin bir anlam taşımaktadır. (IV) Günün her saatinde demlenebilen bu sıcak içecek, ince belli bardaklarda sunularak samimi sohbetlerin ve konukseverliğin simgesi hâline gelmiştir. (V) Evlerimize gelen misafirlere ilk olarak çay ikram edilmesi, bu içeceğin toplumsal ilişkileri pekiştiren bir araç olduğunu gösterir. (VI) Nitekim yurdumuzun en ücra köşesindeki kahvehanelerden en modern kafelerine kadar çay, insanları bir araya getiren ortak bir paydadır.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
(I) Karagöz ve Hacivat gölge oyunu, Türk halk kültürünün en köklü ve renkli sahne sanatlarından biri olarak yüzyıllardır varlığını sürdürmektedir. (II) Bu oyunun tarihsel kökeni hakkında kesin bir bilgi bulunmamakla birlikte, Osmanlı toplumunda toplumsal eleştirinin ve mizahın en önemli aracı olmuştur. (III) Karakterlerin söz oyunlarına, yanlış anlaşılmalara ve dönemin sosyal yapısına dayanan diyalogları, seyirciyi hem güldürmüş hem de düşündürmüştür. (IV) Geleneksel olarak bu gölge oyununda kullanılan figürler, deve veya dana derisinden şeffaf olacak şekilde hazırlanan ve "tasvir" adı verilen özel tasarımlardır. (V) Usta sanatçılar tarafından bitkisel boyalarla renklendirilen bu tasvirler, arkadan gelen ışık yardımıyla beyaz perdeye yansıtılır. (VI) Deriden yapılan figürlerin hareket kabiliyetini artırmak için oynatım çubuklarının takılacağı delikler de büyük bir hassasiyetle belirlenir.
Bu par��a iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
(I) Antik dönemden bu yana kentler, sadece barınma ihtiyacını karşılayan mekânlar değil; toplumsal etkileşimin, siyasetin ve ticaretin şekillendiği dinamik merkezlerdir. (II) Bu bağlamda "agora" ve "forum" gibi kamusal alanlar, yurttaşların bir araya gelerek kentin geleceğini tartıştığı kurucu mekânlar olarak işlev görmüştür. (III) Sanayi Devrimi ile birlikte kentsel nüfusun kontrolsüz artışı, geleneksel aile yapısını çözerek bireyi modern metropolün karmaşası içinde yalnızlaştırmıştır. (IV) Orta Çağ kentlerinde ise bu kamusal canlılık yerini daha çok dinsel merkezlerin etrafında örgütlenen, sınırları belirli ve içe dönük bir mekân algısına bırakmıştır. (V) Günümüzde ise dijital platformlar, fiziksel kamusal alanların bu tarihsel işlevini üstlenerek kolektif müzakere süreçlerini sanal ortama taşımaktadır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Gazeteci:
(I) ----
Yazar:
Sanat yapıtının, üretildiği dönemin toplumsal koşullarından tamamen bağımsız bir estetik kozmos olduğunu savunanlar, aslında eserin doğuşundaki tarihsel belirlenimi ıskalıyorlar. Ancak bu durum, edebiyatın sosyolojinin bir alt dalı veya mekanik bir yansıması olduğu anlamına da gelmez. Toplumsal gerçeklik, sanatçının bilincinde kırılmaya uğrayarak, estetik bir dönüştürme süreciyle yeniden inşa edilir. Yani bir roman, yazıldığı dönemin doğrudan belgesi değil, o dönemle girilen estetik bir diyalogdur. Bu diyalogda toplumsal sancılar dışlanmaz fakat sanatın kendi diline tercüme edilir.
Gazeteci:
(II) ----
Yazar:
Bu tehlike her zaman mevcuttur; nitekim sadece belirli bir ideolojik çerçeveyi veya toplumsal tezi doğrulamak adına kaleme alınan yapıtlar, estetik derinliklerini hızla kaybederek birer propaganda metnine dönüşür. Bir sosyolog olarak benim vurgulamak istediğim, eserin değerini düşüren şeyin toplumsal meselelerle ilgilenmesi değil, bu meseleleri sanatın özerk alanına saygı duymadan kaba bir didaktizmle işlemesidir. Gerçek bir sanat eseri, toplumsal olanı içerirken bile kendi kurallarını dayatır; oysa tezin esiri olan metin, dışarıdan dayatılan kurallara boyun eğer.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Sanatın toplumsal meseleleri konu edinmesinin, onu sanatsal niteliklerinden soyutlayıp didaktik bir araca dönüştürme riskini nasıl değerlendiriyorsunuz?
II. Bir sosyolog olarak, edebiyatın sosyolojinin verilerinden yararlanırken estetik kaygıyı elden bırakmamasını neye bağlıyorsunuz?
II. Edebi bir yapıtın başarısını, ele aldığı toplumsal konunun geniş kitlelerce benimsenmesinde mi aramak gerekir?
II. Sanatta didaktik bir üslubun benimsenmesi, sanatçının ideolojik yöneliminin kaçınılmaz bir sonucu mudur?
II. Eserinde toplumsal bir tezi savunan sanatçının, estetik özerkliğini korumak için nasıl bir yöntem izlemesi gerekir?
A��ağıdaki anlatım ilkelerini karşılarında verilen tanımlarla doğru şekilde eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
(I) Koku duyusu, insan beyninde koku merkezinin duygusal hafıza ve anıların işlendiği limbik sistemle, özellikle de amigdala ve hipokampusla doğrudan temas kurduğu tek duyusal kanaldır. (II) Bu anatomik ayrıcalık, geçmişte deneyimlediğimiz bir anı veya mekânı, yıllar sonra dahi ortamdaki ufacık bir koku molekülüyle tüm canlılığıyla zihnimizde uyandırmamıza olanak tanır. (III) Edebiyat ve psikolojide "Proust Fenomeni" olarak adlandırılan bu durum, kokunun zihinsel zaman yolculuğunu başlatmadaki benzersiz gücünü doğrulamaktadır. (IV) İnsanlığın hayatta kalma mücadelesinde koku duyusu; zehirli bitkileri ayırt etme, avcıları sezme ve sağlıklı besin kaynaklarına ulaşma gibi yaşamsal reflekslerin merkezinde yer almıştır. (V) İlkel atalarımızın çevreyle kurduğu ilişkide hayati bir pusula işlevi gören bu duyu, modern yaşamın sterilize edilmiş ortamında biyolojik bir zorunluluk olmaktan çıkıp estetik bir deneyime dönüşmüştür. (VI) Bugün devasa bir endüstriye dönüşen parfümeri sektörü de kökleri evrimsel geçmişimize dayanan bu duyusal kodları manipüle ederek tüketici davranışlarını şekillendirmektedir.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Kokular, insan zihninde geçmişe dair anıları en hızlı ve en canlı şekilde tetikleyen duyusal uyarıcılardır. Diğer duyularımızdan gelen bilgiler beyindeki talamus üzerinden süzülerek ilgili merkezlere iletilirken, koku uyar��ları doğrudan duygu ve hafıza merkezleri olan amigdala ve hipokampusa ulaşır. Bu yüzden, fırından yeni çıkmış sıcak bir ekmeğin kokusu bizi çocukluğumuzun sabahlarına, eski bir kütüphane kokusu ise yıllar öncesinin bir kış gününe aniden götürebilir. Bazı araştırmacılar bu durumun sadece bireysel bir nostalji olmadığını, evrimsel süreçte tehlikelerden kaç��nmak amacıyla geliştirilen derin bir hayatta kalma mekanizması olduğunu savunmaktadır. Koku ve bellek arasındaki bu doğrudan bağ, insan beyninin en karmaşık ve büyüleyici işleyişlerinden biridir.
Bu parçanın anlatımında, kokunun hafızayla ilişkisi bilimsel bir yaklaşımla açıklanırken diğer duyularla yapılan kıyaslama yoluyla karşılaştırmaya, somut durumlar üzerinden de örneklemeye başvurulmuştur.
Aşağıda sol sütunda verilen numaralanmış edebiyat eleştirisi parçalarını, sağ sütundaki uygun anlatım ilkeleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Aşağıdaki parçada numaralanmış yerlerin hangisine, parçanın anlam bütünlüğünü sağlamak için "Bu öznel müdahale, tarihsel gerçeği tahrif etmekten ziyade, ona anlaşılır bir anlam çerçevesi kazandırmayı amaçlar." cümlesi getirilmelidir? Cevabınızı Romen rakamıyla (I, II, III, IV veya V) yazınız.
Fill in the blanks below
Cevap:
Aşağıdaki parçada bir kâğıt restoratörünün çalışma hayatı ve iç dünyası anlatılmaktadır. Bu parçada numaralanmış cümleleri, yansıttıkları baskın duygu veya karakter özellikleriyle doğru bir şekilde eşleştiriniz.
(I) Kadim bir el yazmasının zamana yenik düşmüş sayfalarını büyük bir titizlikle temizlerken titreyen parmaklarıma bakıp 'Nerede o eski gözlerimin keskinliği, ellerimin çevikliği!' diye iç geçiriyorum. (II) Ancak bu zahmetli yolda ne kadar yorulursam yorulayım, o yıpranmış satırları geleceğe taşımak adına her sabah aynı masaya aynı inançla oturmaktan asla vazgeçmiyorum. (III) Yıllardır bu daracık atölyede yalnız başıma kâğıt kokusunu solumak ömrümü tüketse de artık bu tekdüzeliğin ve yalnızlığın getirdiği ruhsal aşınmayı kabullendim, bu durum bana son derece doğal geliyor. (IV) Yine de benden sonra bu narin sayfalara aynı şefkatle dokunacak, onların asırlık fısıltılarını duyabilecek bir halefin yetişip yetişmeyeceği sorusu içimi kemiren en büyük dert olmaya devam ediyor.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Numaralanmış cümlelerin mantıksal akışa göre anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturabilmesi için doğru sıralama nasıl olmalıdır?
Drag items to arrange them in the correct order
Bir sanatçının dil işçiliğinde gösterdiği özen ve titizlik, kendini en net biçimde cümlelerin eklem yerlerinde belli eder. Sözcükler, adeta bir nehir yatağında engelsizce çağıldayan sular gibi, hiçbir pürüzlü ses birleşimine çarpmadan ve okuyucuda telaffuz zorluğu yaratmadan bir sonrakine devrediyorsa o yapıtın dili olgunluğa erişmiş demektir. Okurun zihninde ve dilinde hiçbir engelle karşılaşmadan akıp giden cümleler, okuma eylemini kesintisiz bir estetik yolculuğa dönüştürür.
Bu parçada söz edilen dil ve anlatım özelliği, aşağıdaki anlatım ilkelerinden hangisiyle doğrudan ilgilidir?
Aşağıdaki paragrafta bir deniz feneri bekçisinin iç dünyası ve düşünceleri yansıtılmıştır.
Yalçın kayalıkların üzerinde, rüzgârın ve hırçın dalgaların hiç dinmediği bu yalnız kulede ömrümün yarısını tükettim. (I) Gecenin en koyu anında o devasa fenerin merceğini titizlikle temizlerken her parıltıda kaybolup giden gençliğimin izlerini arıyorum sanki. (II) Zamanında bu ıssız yere sığınmak yerine, kentin o hareketli ve gürültülü sokaklarında kalıp hayatın ritmine ayak uydurabilseydim belki de bambaşka bir hikayem olurdu. (III) Ama ne fayda, o günkü kararım beni bu dalga seslerinin arasına hapsetti ve artık geri dönüşü olmayan bir yoldayım. (IV) Yine de fırtınalı gecelerde uzaktan geçen gemilerin fenerin ışığıyla yollarını bulduğunu gördüğümde içimi kaplayan o sessiz gurur, tüm yalnızlığımı bir anda unutturuyor. (V) Yarın da bu kayalıklara dalgalar vuracak, rüzgâr yine fenerin camlarını dövecek; ben ise ilk günkü özenle burayı aydınlatmaya devam edeceğim.
Parçada numaralanmış cümleleri, bu cümlelerin yansıttığı duygu veya karakter özellikleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
(I) Kitap okumak, bireyin hayal gücünü geliştiren ve kelime dağarcığını zenginleştiren en etkili zihinsel aktivitelerden biridir. (II) Düzenli olarak kitap okuyan insanlar, olaylara farklı açılardan bakabilme ve daha sağlıklı analizler yapabilme becerisi kazanırlar. (III) Ayrıca bu alışkanlık, zihni sürekli aktif tutarak stres seviyesini düşürür ve odaklanma yeteneğini artırır. (IV) Kitapların basım süreci ise yazarın kaleminden çıkan metnin editör kontrolünden geçmesiyle başlayan zahmetli bir yolculuktur. (V) Matbaaya gönderilen sayfalar, kaliteli kâğıtlara basıldıktan sonra ciltlenerek okuyucuyla buluşmaya hazır hâle getirilir. (VI) Bu aşamaların her birinde titiz bir çalışma yürütülmesi, kitabın hem görsel hem de içerik kalitesini doğrudan etkiler.
Bu paragraf iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmı�� cümlelerin hangisiyle başlar?
(I) Mimar Sinan’ın eserlerinde göze çarpan en önemli özelliklerden biri, yapıların inşasında estetik ile işlevselliği kusursuz bir şekilde birleştirmesidir. (II) Mimaride taşıyıcı sistemlerin mukavemetini artırmak için geliştirdiği özgün yöntemler, onun mühendislik dehasının en somut kanıtları arasındadır. (III) Özellikle Süleymaniye ve Selimiye camilerinde uyguladığı kubbe geçiş sistemleri ve statik hesaplamalar, asırlar boyu ayakta kalan bu başyapıtların sırrını oluşturur. (IV) Osmanlı mimarlık kültüründe su yapılarının inşası da ayrı bir uzmanlık alanı olarak gelişmiş, ��ehirlerin su ihtiyacını karşılamak için devasa kemerler yapılmıştır. (V) İstanbul'un su şebekesini düzenlemek amacıyla inşa edilen Kırkçeşme Tesisleri, bu alandaki mühendislik harikalarının baş��nda gelir. (VI) Sinan, bu tesis kapsamında inşa ettiği Mağlova Kemeri'nde, suyun akış hızını kontrol etmek ve rüzgâr yükünü azaltmak için kemer ayaklarında özel tasarımlara gitmiştir.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Palimpsest, antik çağda üzerine yazılmış olan metnin silinerek yeni bir metin yazılmasıyla elde edilen parşömenleri tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Ancak bu silme işlemi hiçbir zaman tam anlamıyla başarılı olamamış, alttaki eski yazıların izleri zamanın yıpratıcı etkisine direnerek yüzeyde kalmaya devam etmiştir. Günümüzde bu kavram, yalnızca fiziksel bir nesneyi değil; şehirlerin, kültürlerin ve insan belleğinin çok katmanlı yapısını açıklayan felsefi bir metafora dönüşmüştür. Modern bir kentin sokaklarında yürürken karşılaştığımız farklı dönemlere ait mimari katmanlar, aslında kentin kendi geçmişinin üzerine yazdığı yeni bir metindir. Bu bağlamda palimpsest, geçmişin tamamen yok edilemeyeceğini, aksine bugünün katmanları arasından sızarak kendini sürekli hatırlatacağını gösterir.
Bu parçada ele alınan temel konu aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Anadolu coğrafyasında cam iş��iliğinin en köklü örneklerinden biri olan Süryani nazar boncuğu, Mardin ve Midyat yöresinde geleneksel yöntemlerle üretilmektedir. (II) Genellikle çift delikli ve mavi tonlarında tasarlanan bu boncuklar, özel fırınlarda yüksek ısıda eritilen camın ustalıkla şekillendirilmesiyle elde edilir. (III) Üretim sürecinde kullanılan doğal mineraller ve camın fırından çıkarılma anındaki hassasiyet, boncuğun kendine has rengini ve dayanıklılığını belirler. (IV) Süryani nazar boncuğu, estetik değerinin ötesinde, binlerce yıllık Mezopotamya kültürünün inanç ve mitoloji dünyasın�� yansıtan güçlü bir semboldür. (V) Halk inanışına göre, bu boncukların üzerindeki iki delik gözü temsil eder ve kem gözlerin olumsuz enerjisini üzerine çekerek kişiyi kötülüklerden korur. (VI) Günümüzde de bu koruyucu gücüne inanılan boncuklar, yeni doğan bebeklerin kıyafetlerine takılmakta, evlerin ve iş yerlerinin kapılarına asılmaktadır.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?
Edebiyatın, okuru rehabilite etme ve ona kılavuzluk yapma misyonuyla sınırlandırılarak terapötik bir aygıta dönüştürülmesi, onun en kurucu gücü olan estetik özerkliği ve sarsıcılığı baltalamaktadır. Edebi yapıt, doğası gereği okuyucuyu alışık olduğu konfor alanının dışına fırlatarak onu varoluşsal çelişkilerle ve belirsizliklerle yüzleştirmeyi hedefler. Oysa okumayı zihinsel bir sağaltım seansına, kitabı ise kişisel gelişim reçetesine indirgeyen bu yararcı yönelim, metinleri yalnızca bireysel kaygıları yatıştırma işleviyle sınırlandırır. Okur ile yapıt arasındaki mesafeyi silerek metni bir ayna gibi kullanan bu yaklaşım, eleştirel sorgulama imkânını yok eder. Sonuçta okuma eylemi, sarsıcı bir yüzleşmeden ziyade, bireyin kendi sınırlarında edilgen bir biçimde teselli bulduğu bir uzlaşma ritüeline dönüşür.
Bu parçada yakınılan temel durum aşağıdakilerden hangisidir?