Paragrafta Anlam
1306 questions
Her akşamüstü bu eski iskelede oturup uzaklara giden gemileri seyrederim. İçimde tarifi imkansız bir kıpırtı başlar her seferinde. O devasa gemilerin güvertesinde olmayı, rüzgarın yüzüme çarpışını hissetmeyi öyle çok isterim ki... Ancak ne zaman bir bilet almaya yeltensem, evimi, alışık olduğum bu sakin düzeni geride bırakma düşüncesi ayaklarımı geriye çeker. Gitmek ile kalmak arasında sıkışıp kalan ruhum, her defasında iskelenin soğuk taşlarına çakılı kalır. Gençliğimi bu dar sokaklarda eritip bitirdiğimi, hayallerimin peşinden gidecek cesareti kendimde hiçbir zaman bulamadığımı düşünürüm. Keşke zamanında o cesaret kırpıntısını toplayıp o gemilerden birine binebilseydim. Şimdi ise elimde sadece geçip giden yılların gölgesi ve gerçekleşmemiş düşlerin ağırlığı var.
Bu parçadaki anlat��cının ruh hâlini en belirgin şekilde yansıtan duygu aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıda karışık olarak verilen paragrafların anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturabilmesi için doğru sıralama nasıl olmalıdır?
Drag items to arrange them in the correct order
Bunca yıl sonra, o eski tiyatro salonunun tozlu kulisinde buldum kendimi. Duvarlardaki sararmış afişlere bakarken içimde ne geçmişe duyulan o tanıdık özlem ne de sahnede olmanın verdiği o eski heyecan vardı. Sadece derin bir kabulleniş ve bir parça burukluk hissettim. Zaman, durmaksızın akan bir nehir gibi altımızdaki toprağı sürüklerken bizler sadece kıyıda biriken tortuları izlemekle yetiniyorduk. Gençlik yıllarımda her alkışla dünyayı değiştirebileceğimi sanır, sahne ışıklarının altındaki her saniyeyi hayatın tek gerçeği kabul ederdim. Şimdi ise o ışıkların sadece geçici birer yanılsama, alkışların ise rüzgârda dağılan boş birer yankı olduğunu görüyorum. Yine de bu durum bende bir kırgınlık yaratmıyor; aksine, hayatın bu yalın gerçeğiyle yüzleşmiş olmanın getirdiği dingin bir olgunluk hissediyorum.
Bu parçadaki yazarın kendi geçmişine ve bugününe yönelik değerlendirmeleri göz önüne alındığında, aşağıdakilerden hangisi yazarın içinde bulunduğu baskın duygu durumunu en iyi ifade etmektedir?
Kırk yılı aşkın bir süredir bu tapınağın nemli duvarlarında, zamana yenik düşmüş freskleri iğne ucuyla kazıyorum. Gençliğimde bu işe başladığımda, her fırça darbesinin tarihi değiştireceğine inanır, sabırsızlıkla koca bir duvarı bir günde bitirmek isterdim. Şimdi ise ömrümün son çeyreğinde, dökülen her boya zerresinin ardındaki hikâyeyi acele etmeden, adeta onunla nefes alarak dinliyorum. Biliyorum ki bu duvarlar benimle başlamadı, benimle de bitmeyecek. İlerleyişimin yavaşlığına bakıp hayıflananlara sadece gülüms��yorum; çünkü geride bıraktığım pürüzsüz bir yüzeyin, aceleyle kotarılmış yüzlerce metrekareden daha kalıcı olduğunu çoktan öğrendim. Yine de bazen, gölgesinde ömrümü tükettiğim bu devasa figürlerin gölgesinden çıkıp kendi hayatımın resmini çizmeye hiç fırsat bulamadığımı düşündüğümde, içimi ince bir sızı kaplamıyor değil.
Bu parçadaki anlatıcıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Sanatın gerçekliği yansıtma biçimi, öteden beri estetiğin en çok tartışılan çıkmazlarından biridir. Çoğu kimse realizmi, dış dünyanın ayna gibi tuvale aktarılması olarak görür; bu sığ bir yaklaşımdır. Oysa sanatçı bir kameraman değildir. Fotoğraf makinesinin mekanik merceğiyle sanatçının zihni arasındaki fark, tam da buradadır. Fotoğraf nesneyi olduğu gibi dondururken sanat, nesneyi sanatçının algı süzgecinden geçirerek yeniden inşa eder. Nitekim ünlü düşünür de 'Sanat, doğaya eklenmiş insandır.' diyerek bu yaratıcı müdahaleyi vurgulamıştır. Dolayısıyla bir eserdeki gerçeklik, gördüğümüzün kendisi değil, onun sanatçının düş gücüyle yoğrulmuş yeni bir biçimidir.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
(I) İnsanlığın yazılı kültür tarihindeki en büyük ortaklarından biri olan mürekkep, ilk olarak Antik Mısır ve Çin uygarlıklarında eş zamanlı olarak kullanılmaya başlanmıştır. (II) O dönemlerde is karası, bitki öz suları ve bazı minerallerin karı��tırılmasıyla elde edilen bu sıvı, papirüslerin ve parşömenlerin üzerine bilgiyi sabitlemenin en etkili yoluydu. (III) Orta Çağ boyunca manastırlarda kopyalanan el yazması eserler sayesinde formülü geliştirilen mürekkep, dayanıklılığını artıracak kimyasal bileşenlerle zenginleştirildi. (IV) Mürekkebin bu tarihsel yolculuğu boyunca kullanımı, yazının yaygınlaşmasında ve bilginin sınıflar arası geçişinde katalizör görevi üstlendi. (V) Günümüzde ise dijitalleşmenin etkisiyle geleneksel mürekkep kullanımı azalsa da mürekkebin kimyasal yapısındaki değişimler endüstriyel ambalaj ve baskı sektöründe yeni bir boyut kazanmıştır. (VI) Özellikle akıllı paketleme sistemlerinde kullanılan ısıya veya ışığa duyarlı özel mürekkepler, gıda güvenliğinin takibinde aktif olarak rol oynamaktadır.
Bu paragraf iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Müzeler, geçmişin maddi kalıntılarını saklayan soğuk depolar olmaktan çıkıp insanlı��ın ortak hafızasını canlı tutan etkileşimli alanlara dönüşmüştür. Dijital teknolojilerin sunduğu olanaklar sayesinde bugün, binlerce kilometre uzaktaki bir sanat eserini yüksek çözünürlüklü ekranlarımızda inceleyebiliyoruz. Hatta sanal gerçeklik gözlükleriyle Louvre Müzesi'nin koridorlarında adeta yürüyebiliyoruz. Ancak bu dijitalleşme dalgası, eserin fiziksel varlığıyla kurduğumuz o biricik, aurasal bağı zayıflatmıyor mu? Bir eserin karşısında dururken hissettiğimiz o zamansal derinlik ve malzemenin kokusu, piksellerden oluşan bir simulasyona sığdırılabilir mi? Elbette hayır. Dijital dünya bize bilgi sunar ama sanatın asıl hedefi olan estetik deneyimi eksik bırakır. Bu yüzden teknoloji, müzeleri görünür kılmada bir araç olmaktan öteye geçmemelidir.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
35. soruyu aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Bilimsel etkinlikte gözlem, ham duyusal verilerin doğrudan doğruya zihne aktarılması süreci olarak görülmüştür uzun süre. Oysa modern bilim tarihi ve felsefesi çalışmaları, gözlemin kuramlardan bağımsız bir 'saf algı' olmadığını, aksine her gözlem eyleminin arka plandaki kuramsal kabullerle şekillendiğini savunur. Başka bir deyişle, baktığımız şeyi nasıl gördüğümüz, zihnimizde önceden var olan kuramsal çerçeveler tarafından belirlenir. Bu durum özellikle ileri teknoloji ürünü bilimsel aletlerin kullanımıyla daha da belirgin bir boyut kazanır. Örneğin bir mikroskop veya teleskopla yapılan gözlem, sadece çıplak gözün fiziksel sınırlarını genişleten mekanik bir büyüteç işlevi görmez; aynı zamanda o cihazın tasarımına, optik yasalarına ve ışığın kırılma kuramlarına dayanan karmaşık bir teorik ağı da beraberinde getirir. Bilim insanı, mercekten bakarken gördüğü şeyi yorumlamak için bu araçların arkasında yatan fizik teorilerini baştan doğru kabul etmek durumundadır. Dolayısıyla bilimsel bir aletle elde edilen veri, doğanın dolaysız ve tarafsız bir yansıması değil, o aletin dayandığı kuramlar aracılığıyla inşa edilmiş, yapılandırılmış bir bilgidir. Bu bağlamda, deney ve gözlem sonuçlarının bilimsel meşruiyeti, kullanılan araçların kuramsal arka planının kabul görmüş olmasıyla doğrudan ilişkilidir.
Bu parçadan hareketle bilimsel araçlarla gerçekleştirilen gözlemlerle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Kitap basımı, insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul edilir. Matbaanın icadından önce kitaplar el yazısıyla çoğaltıldığı için hem çok pahalıydı hem de sadece sınırlı bir kesimin kullanımına sunulabiliyordu. Johannes Gutenberg'in hareketli metal harflerle baskı tekniğini geliştirmesi, bu alanda büyük bir devrim yarattı. Bu teknik sayesinde kitaplar daha hızlı, ucuz ve hatas��z bir şekilde basılmaya başlandı. Bilgi, manastırların ve sarayların dışına çıkarak halk tabakasına yayıldı. Modern çağın eğitim ve kültür düzeyinin yükselmesinde matbaacılığın bu hızlı gelişimi temel itici güç olmuştur.
Bu parçanın anlatımında açıklayıcı anlatım biçimi kullanılmıştır.
Sanat eserlerinin ve tarihî yapıların restorasyonunda "patina", eserin yüzeyinde zamanla oluşan, yaşanmışlığın izlerini taşıyan ince tabakayı ifade eder. Klasik restorasyon anlayışı, eseri ilk üretildiği günkü kusursuzluğuna kavuşturmayı hedeflerken çağdaş kuramlar patinayı eserin tarihsel kimliğinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul eder. Çünkü patina, nesnenin yalnızca fiziksel varlığını değil, onun zamana karşı direnişini ve geçirdiği tarihsel süreçleri de görünür kılar. Patinayı yok etmek, eseri zamansızlaştırmak ve onu steril bir taklide dönüştürmek anlamına gelir. Dolayısıyla günümüz restorasyon pratiklerinde patinanın korunması, eserin estetik değerinden ziyade onun bir tarihsel belge olarak taşıdığı hakikati koruma kaygısından beslenir.
Bu parçada aşağıdakilerin hangisinden söz edilmektedir?
Koku duyusu, insan zihninde geçmişe dair anıları en hızlı ve en canlı şekilde canlandıran duyudur. Edebiyatta 'Proust etkisi' olarak adlandırılan bu durum, Marcel Proust’un romanında Madeleine kekini çaya batırıp kokusunu almasıyla çocukluk anılarına gitmesinden ilham alır. Bilimsel olarak koku reseptörleri, beynin duygu ve hafıza merkezi olan amigdala ve hipokampüs ile doğrudan bağlantılıdır. Diğer duyular önce talamusta işlenirken koku duyusu bu istasyonu pas geçerek doğrudan duygu merkezine ulaşır. Bu doğrudan erişim, kokuların mantıksal süzgeçlerden geçmeden doğrudan yoğun duygusal anıları tetiklemesini sağlar. Bu yüzden yıllar önce kokladığımız bir koku, bizi anında o anın atmosferine götürebilir.
Bu parçada 'Proust etkisi' ve koku duyusu ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
(I) Marcel Proust’un *Kayıp Zamanın İzinde* adlı anıtsal yapıtında, çaya batırılan bir madlen kekinin kokusu ve tadıyla tetiklenen o meşhur geçmişe dönüş anı, edebiyat tarihine "istem dışı bellek" kavramının en estetik tasviri olarak geçmiştir. (II) Yazar; bilinçli bir geri çağırma çabasıyla ulaşılamayan geçmiş yaşantıların, duyusal uyarıcılar aracılığıyla zihnin derinliklerinden aniden ve tüm canlılığıyla nasıl sıyrıldığını bu sahne üzerinden inceler. (III) Anlatı sanatında hafızanın kapılarını aralayan bu duyusal tetikleyiciler, kronolojik zaman algısını kırarak karakterlerin şimdiki zamanı ile geçmişi arasında estetik köprüler kurar. (IV) Koku duyusunun bellek üzerindeki bu ayrıcalıklı konumu, insan beyninde koku soğanının doğrudan limbik sistemle, yani duyguların ve hafızanın yönetildiği merkezle temas halinde olmasından kaynaklanır. (V) Diğer duyusal uyarılar talamus süzgecinden geçip işlendikten sonra ilgili merkezlere ulaşırken koku sinyallerinin bu filtrelemeye u��ramadan doğrudan amigdalaya iletilmesi, kokuların neden anında güçlü duygusal tepkiler yarattığını açıklar. (VI) Nitekim nörobilimsel çalışmalar da koku duyusu ile şekillenen anıların, görsel ya da işitsel olanlara kıyasla çok daha uzun süre bellekte korunduğunu doğrulamaktadır.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
(I) Modern edebiyat eleştirisinde metin, yazarın zihnindeki mutlak niyetin somutlaşmış bir yansıması olmaktan ziyade, okurun alımlama sürecinde sürekli yeniden üretilen dinamik bir alan olarak tanımlanır. (II) Okur merkezli kuramların öncülük ettiği bu bakış açısı, okuru metnin anlam dünyasını edilgen bir biçimde çözen değil, o dünyaya aktif olarak yön veren bir kurucu ortak hâline getirir. (III) Dolayısıyla bir yapıtın nihai anlamı, yazarın önceden çizdiği sınırlarla belirlenmiş sabit bir veri olmayıp okurun kültürel bagajı ve tarihsel ufkuyla sürekli genişleyen bir potansiyeldir. (IV) Edebi eserin estetik değerinin, onun yazıldığı dönemin toplumsal koşullarından bağımsız ele alınamayacağını savunan sosyolojik yaklaşım da alımlama estetiğiyle eş zamanlı olarak gelişim göstermiştir. (V) Anlamın bu şekilde çoğullaşması ve akışkanlık kazanması, metni donmuş bir anıt olmaktan kurtararak onu her okuma ediminde yeniden kurulan interaktif bir süreç hâline getirir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Güneş enerjisi, dünyamıza ulaşan ve çevreye hiçbir zarar vermeyen en temiz güç kaynaklarının başında gelir. Günümüzde bu enerjiden elektrik üretmek amacıyla fotovoltaik paneller yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu sistemler, üzerlerine düşen güneş ışığını doğrudan elektrik akımına dönüştürürler. Fosil yakıtların aksine, güneş enerjisi üretimi sırasında çevreye karbondioksit gibi zararlı sera gazları salınmaz. Bu yönüyle hem ekolojik dengenin korunmasına yardımcı olur hem de ülkelerin enerji bağımlılığını azaltır. Teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte panellerin verimliliği her geçen gün artmakta, üretim maliyetleri ise ciddi oranda düşmektedir. Bu durum, temiz enerjiyi kömür ve petrol gibi geleneksel enerji kaynaklarına kıyasla daha cazip bir alternatif hâline getirmektedir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Zaman; olayların geçmişten günümüze ve geleceğe doğru birbiri ardına sıralandığı, kesintisiz devam eden boyutsuz bir süreçtir. Ancak onun akışı, fiziksel dünyada mutlak bir nehir gibi kendi mecras��nda ilerlemek yerine zihnin olayları ardışık kılma çabasıyla şekillenir. Klasik fiziğin aksine Einstein’ın görelilik kuramıyla hayatımıza giren bu yeni bilimsel kavrayış, zamanı mekândan tümüyle bağımsız bir olgu olmaktan kalıcı olarak çıkarmıştır. Nitekim ünlü fizikçi, 'Zaman, ne kadar ısrarcı olursa olsun, sadece bizim algıladığımız illüzyondan ibarettir.' diyerek bu durumu çarpıc�� bir biçimde dile getirir. Bugün modern nörobilim çalışmaları da insan beyninin zamanı işleme mekanizmasının, dışsal bir saatten ziyade içsel nöronal ağların ritmine bağlı olduğunu göstermektedir. Yapılan kontrollü laboratuvar deneylerinde, yüksek adrenalin anlarında bireylerin zamanı normalden %36 daha yavaş algıladıkları saptanmıştır. Bu durum, öznel zaman algısının nesnel saat tiktaklarına meydan okuduğunun en açık kanıtıdır.
Bu parçanın anlatımında aşağıda verilen düşünceyi geliştirme yollarından hangisine başvurulmamıştır?
Onun öykülerini okurken dilin kendi yatağında hiçbir engele takılmadan, adeta pürüzsüzce akan bir nehir gibi ilerlediğini hissedersiniz. Telaffuzu güç kelimelerin veya yapay söz dizimlerinin bulunmayışı, okuru yormadan metnin sonuna taşır. Ancak bu sürükleyici yapının ardında, aynı düşünceyi karşılayan farklı sözcükleri veya benzer anlamlı ifadeleri bir arada kullanma alışkanlığı yatar. Yazar, anlatımını güçlendirmek amacıyla bir cümlede aynı anlama gelen kelimeleri peş peşe sıralamaktan çekinmez; bu da metni hacimsel olarak genişletse de anlamsal olarak durağanlaştırır.
Bu par��ada sözü edilen yazarın öykülerinde sırasıyla hangi anlatım ilkelerinin olumlu ve olumsuz yönleri belirginleşmiştir?
Aşağıdaki metin parçalarını, bu parçalarda ihlal edilen anlatım ilkeleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Walter Benjamin, 'Hikâye Anlatıcısı' adlı meşhur denemesinde deneyimin değersizleşmesi ile modern anlatının krizi arasındaki doğrudan ilişkiye dikkat çeker. Ona göre, sanayileşme ve modernleşme süreçleriyle birlikte hayatımıza giren enformasyon akışı, yaşantının demlenerek deneyime dönüşme ve aktarılabilme imkânını neredeyse tamamen yok etmiştir. Enformasyon, doğası gereği anlık ve tazedir; tüketildiği anda değerini yitirir ve tüm detaylarıyla kendisini hemen açıklamaya can atar. Oysa hakiki bir hikâye, gücünü tam da kendisini doğrudan açıklamış olmamasından alır; okuyucunun zihninde ucu açık boşluklar bırakarak uzun süre yankılanır ve her yeni anlatımda dinleyicinin kendi deneyimleriyle yeniden zenginleşir. Enformasyonun bu mutlak egemenliği, modern insanı gündelik şaşırtıcı olaylarla sürekli kuşatırken onu derinlikli bir deneyimden (Erfahrung) ve dolayısıyla ortak bir 'anlatı cemaati' kurma zemininden yoksun bırakır. Benjamin’in bu tespiti, günümüz dijital çağında bilginin ve görsel uyarım miktarının katlanarak arttığı ama bilgeliğin aynı hızla buharlaştığı gerçeğini kavramak açısından hâlâ hayati bir anahtardır. Çünkü günümüz insanı, maruz kaldığı yoğun veri bombardımanına rağmen, kendi yaşam serüvenine dair anlamlı ve tutarlı bir hayat hikâyesi kurmakta ve bunu başkalarıyla paylaşmakta hiç olmadığı kadar zorlanmaktadır.
Bu parçadan hareketle "enformasyon" ve "hikâye" kavramlarının karşılaştırılmasına ilişkin aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Sanat eserinin taşıdığı estetik değer, onun dış dünyayı birebir yansıtmasından ziyade, sanatçının dış dünyayı kendi düş gücüyle yeniden inşa etmesinden kaynaklanır. Nitekim Croce, 'Sanat, doğanın kopyası değil; ruhun, izlenimlerini kendi içinde sentezlemesidir.' diyerek bu görüşü destekler. Bazı kuramcılar, sanatın toplumsal bir fayda gütmesi gerektiğini, aksi takdirde işlevsiz kalacağını iddia etmektedir. Oysa sanat, kendi dışında hiçbir amaca hizmet etmeyen özerk bir yarat�� alanıdır; onu yararcı kalıplara sıkıştırmak, özündeki özgürlüğü yok etmekle eş değerdir.
Bu metnin anlatımında, okuyucunun sanatın işlevine yönelik yerleşik kanıs��nı değiştirmek hedeflendiği için tartışmacı anlatım biçiminden yararlanılmış; yazar savunduğu tezi desteklemek amacıyla da tanık gösterme yoluna başvurmuştur.
Buna göre, metinle ilgili öne s��rülen bu yargı doğru mudur?
Yıllarımı bu loş atölyede, irili ufaklı saat dişlilerinin arasında sessizce geçirdim. (I) Her sabah eski masama oturup mikroskop altında milimetrik vidaları yerleştirmek, dışarıdaki dünyanın gürültüsünü unutturarak beni derin bir dinginliğe kavuşturuyor. (II) Bazen keşke ömrümün ilk yıllarını başka işlerin peşinde harcamak yerine, bu mesleğe çok daha erken yaşlarda adım atabilseydim, demekten kendimi alamıyorum. (III) Yine de önüme getirilen ve artık tamir edilemez denilen asırlık saatleri günlerce uğraşarak yeniden çalışır hâle getirmek için bıkmadan, usanmadan denemeler yapıyorum. (IV) Ancak bazen, ne kadar uğraşsam da zamanın yıprattığı o çok eski çarkların bir daha dönmeyeceğini anladığım anlarda içimi tarif edilemez bir burukluk kaplıyor.
Bu parçada numaralanmış cümleleri, yansıttıkları baskın duygu veya karakter özellikleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches