Çoklu Paragraf Soruları
41 questions
Metinlerarasılık kuramının yazar, okur ve anlam kavramlar��na getirdiği yeni bakış açısını açıklayan aşağıdaki cümleleri anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturacak şekilde sıralayınız.
Drag items to arrange them in the correct order
Edebi eserin varoluşsal statüsü, yazarın zihnindeki ilk tasarımla sınırlı olmadığı gibi, kâğıt üzerine dökülen sabit harflerin ve dilsel göstergelerin mekanik toplamından da ibaret değildir. Bir roman ya da şiir, ancak okuma eyleminin tetiklediği o dinamik karşılaşma alanında, yani yazarın kurgusal göndergeleri ile okurun öznel alımlama ufkunun kesiştiği o gizemli "boşluklarda" gerçek anlamını ve estetik değerini kazanır. Wolfgang Iser’in estetik kuramında kavramsallaştırdığı bu "belirsizlik noktaları" (indeterminacy), okuru pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp metnin anlam üretimine katılan aktif bir ortak haline getirir. Edebi metin, yapısı gereği her tarihsel dönemde ve her farklı zihinde yeniden kurgulanmaya açık, ucu açık potansiyel bir anlam matrisidir. Bu bağlamda, bir yapıtın "klasik" payesiyle taçlandırılması, onun zamanlar üstü, değişmez ve donmuş bir mutlak hakikati barındırmasından değil; aksine, farklı dönemlerin değişen estetik ve entelektüel algılarına, yeni soru sorma biçimlerine sürekli cevap verebilecek esnek ve tükenmez bir anlam potansiyeline sahip olmasından kaynaklanır. Dolayısıyla edebi yapıt, geçmişte tamamlanıp müzeye kaldırılmış donuk bir anıt değil, her okuma edimiyle şimdiki zamanda yeniden üretilen canlı ve dinamik bir süreçtir.
Bu parçadan hareketle "klasik" yapıtların kalıcılığı ve sanatsal değeri aşağıdakilerden hangisine bağlanmıştır?
Aşağıdaki numaralanmış cümleleri anlamlı ve kurallı bir paragraf oluşturacak şekilde sıralayınız.
Drag items to arrange them in the correct order
Numaralanmış cümlelerin anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturacak şekilde sıralanması için doğru dizilim aşağıdakilerden hangisi olmalıdır?
Drag items to arrange them in the correct order
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
İnsan hafızası, geçmişi kaydetmek ve geri çağırmak için karmaşık mekanizmalar kullanır. Bu mekanizmalar içinde en şaşırtıcı olanlardan biri, kokuların ge��mişe ait anıları ve duyguları aniden tetiklemesi durumudur. Edebiyat dünyasında Marcel Proust'un 'Kayıp Zamanın İzinde' adlı romanındaki madlen keki çaya batırıp yediğinde çocukluk anılarının canlanmasıyla ünlenen bu durum, bilim literatüründe 'Proust etkisi' olarak adlandırılır. Bilimsel araştırmalar, kokuları işleyen koku soğancığının, beynin duygu ve hafıza merkezleri olan amigdala ve hipokampus ile doğrudan bağlantılı olduğunu gösterir. Diğer duyulardan gelen bilgiler beyin kabuğunda işlendikten sonra bu merkezlere ulaşırken, koku duyusu hiçbir aracıya uğramadan doğrudan duygu ve bellek merkezine iletilir. Bu yüzden bir koku, yıllardır unutulmuş bir anıyı en ince ayrıntılarıyla ve o günkü yoğun duygusal hissiyle aniden zihnimizde canlandırabilir. Araştırmacılar, bu doğrudan yolun, kokuların neden diğer duyulardan daha hızlı ve daha yoğun duygusal tepkiler yarattığını açıkladığını belirtmektedirler. Örneğin, bir ses veya görüntü geçmişe dair bilgileri mantıksal bir sırayla hatırlamamızı sağlarken, bir koku bizi doğrudan o anın içine fırlatır. Bu durum, kokunun hafıza üzerindeki eşsiz ve güçlü etkisini ortaya koymaktadır. Günümüzde bu etki, özellikle pazarlama sektöründe tüketicilerin duygusal bağlarını güçlendirmek amacıyla sıklıkla kullanılmaktadır.
Bu parçaya göre, kokuların diğer duyulara kıyasla geçmişteki anıları daha hızlı ve yoğun duygusal tepkilerle canlandırmasının temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
Walter Benjamin, 'Teknik Çoğaltılabilirlik Çağında Sanat Yapıtı' adlı meşhur denemesinde, mekanik yeniden üretim tekniklerinin gelişmesiyle sanat eserinin geleneksel konumunda meydana gelen k��klü değişimi estetik ve sosyolojik açılardan ele alır. Benjamin’e göre, özgün bir sanat eseri, kendine has bir 'aura'ya (hale) sahiptir. Aura; eserin şimdi ve buradalığı, yani belirli bir zamanda ve mekanda benzersiz bir biçimde var olmasıyla ortaya çıkan tarihsel derinlik, otorite ve biriciklik duygusudur. Ancak fotoğraf ve sinema gibi modern teknolojiler sayesinde sanat eserleri kitlesel olarak çoğaltılabilir hale geldiğinde, bu benzersizlik ve onunla birlikte aura da kaçınılmaz olarak çözülmeye başlar. Yeniden üretim teknolojileri, eseri yaratıldığı ritüel ve geleneksel bağlamdan kopararak onu alıcının kendi gündelik gerçekliğine yaklaştırır ve böylece sanatın yüksek sınıflara özgü törensel işlevini sarsar. Benjamin bu durumu salt nostaljik veya olumsuz bir kayıp olarak görmekten ziyade, sanatın elitist ve tekelci bir tapınma nesnesi olmaktan çıkıp kitleler için demokratikleşmesi ve yeni bir politik işlev kazanması için alan açtığını savunur. Böylece aura kaybı, sanatın toplumsal algılanışında devrimci bir dönüşümün habercisi haline gelir.
Bu parçadan hareketle 'aura' (hale) kavramı ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
35 ve 36. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Sanat eserinin varoluşu, sadece yaratıcısının üretim eylemiyle sınırlı ve tamamlanmış bir olgu değildir; aksine, eserin asıl varlık alanı alımlayıcının (okur, izleyici ya da dinleyici) zihinsel evreninde inşa edilir. Hans Robert Jauss ve Wolfgang Iser gibi alımlama estetiği kuramcıları, edebi metni veya sanat yapıtını kendi içine kapalı, sabit bir anlamlar toplamı olarak görmezler. Onlara göre yapıt, alımlayıcı tarafından somutlaştırılmayı ve anlamlandırılmayı bekleyen birtakım 'belirsizlik alanları' yani 'boşluklar' barındıran dinamik bir taslaktır. Yazar veya sanatçı, metne yalnızca belirli bir potansiyel yükler; bu potansiyelin fiiliyata dökülmesi ise alımlayıcının tarihsel birikimi, 'beklenti ufku' ve estetik yönelimleri aracılığıyla gerçekleşir. Dolayısıyla her yeni alımlama süreci, eserin yeniden üretilmesi ve farklı bir anlam katmanıyla donatılması demektir. Bu durum, sanat eserini monolojik bir dayatmadan kurtarıp sanatçı ile alımlayıcı arasında kurulan zamansız bir diyaloga dönüştürür. Sonuç olarak, alımlayıcının aktif kurucu rolünü dışlayan her estetik kuram, yapıtı kendi tarihsel anına hapsolmuş, donmuş bir nesneye indirgeme hatasına düşer. Bu bağlamda bir eserin değeri, onun içinde barındırdığı hazır doğrulardan ziyade, farklı okurların zihninde yarattığı bu çoğulcu ve dinamik anlamlandırma süreçlerinin zenginliğiyle ölçülür.
35. Bu parçadan hareketle alımlama estetiğiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
35 - 36. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Gaston Bachelard, bilimsel zihnin oluşum sürecini temellendirirken 'epistemolojik engel' kavramını ortaya atar. Ona göre bilimsel bilgiye giden yol, pürüzsüz ve birikimsel bir doğrultuda ilerlemekten ziyade, gündelik deneyimin ve sezgisel kabullerin inşa ettiği zihinsel engellerin sürekli olarak aşılması ve yıkılmasıyla mümkündür. İnsan zihni, doğası gereği bilinmeyeni bilinenle, karmaşık olanı ise gündelik yaşamdan aşina olduğu basit benzetmelerle açıklama eğilimindedir. Örneğin, ilk bakışta nesnelerin doğrudan gözlemlenmesinden elde edilen duyusal veriler, bilimsel birer gerçeklik gibi görünse de aslında zihnin arınması gereken ilk engellerdir. Bachelard’a göre ilk deneyim, bilimsel kuram��n inşasında güvenilir bir temel oluşturmak şöyle dursun, nesnelliğin önündeki en büyük bariyerdir; çünkü zihni ilk gözlemin aldatıcı cazibesine hapsederek eleştirel mesafeyi yok eder. Dolayısıyla gerçek bilimsel ilerleme, olguların doğrudan tasvir edilmesiyle değil, bu ilk sezgisel algıların kökten reddedilmesi ve 'hayır diyen bir felsefe' ile zihnin kendi alışkanlıklarıyla hesaplaşması sonucu gerçekleşir. Bilim, sağduyunun bittiği ve onunla bağların koparıldığı yerde başlar. Bu yönüyle yeni bir bilimsel kuram, eski bilgilerin üzerine eklenen yeni tuğlalar değil; o tuğlaların üzerine basılan zeminin yeniden sorgulanması ve gerekirse yıkılmasıyla doğan köklü bir zihinsel dönüşümdür.
Bu parçadan hareketle Gaston Bachelard'ın bilimsel ilerleme anlayışıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Yukarıda karışık olarak verilen cümlelerin anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturabilmesi için doğru sıralama nasıl olmalıdır?
Drag items to arrange them in the correct order
Yukarıda karışık olarak verilen cümlelerin anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturacak şekilde sıralanması için doğru dizilim nasıl olmalıd��r?
Drag items to arrange them in the correct order
Yukarıda karışık olarak verilen cümlelerin anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturacak şekilde sıralanmasını sağlayınız.
Drag items to arrange them in the correct order
Georg Simmel, modern metropol yaşamının bireyin zihinsel ve ruhsal yapısı üzerindeki derin etkilerini incelerken 'taşra' ve 'şehir' insanının yaşam pratikleri arasında belirgin bir ayrım yapar. Simmel'e göre metropol, dış dünyadan gelen uyaranların eşi benzeri görülmemiş yoğunluğu ve akış hızı nedeniyle bireyde sürekli bir aşırı uyarılmışlık durumu yaratır. İnsan zihni, bu bitmek bilmeyen ve dinamik bombardımana doğrudan maruz kaldığında yıpranacağından, kendini korumak amacıyla rasyonel bir kalkan geliştirirmek zorunda kalır. Taşra hayatının temelini oluşturan duygusal, samimi ve kişisel ilişkilerin yerini metropolde soğuk akılcılık, sosyal mesafe ve en nihayetinde 'kayıtsızlık' (blase) tavrı alır. Simmel'in kavramsallaştırdığı bu kayıtsızlık, bireyin dış dünyaya karşı tamamen hissizleşmesi veya duyarsızlaşması demek değildir; aksine, yoğun uyarıcı dalgasına karşı kendini koruma içgüdüsüyle geliştirdiği zihinsel bir adaptasyondur. Bu adaptasyon mekanizması sayesinde metropol insanı, her gün karşılaştığı binlerce yüz, ses ve durum karşısında kendi içsel dengesini korumayı başarır. Ancak bu koruyucu kalkan, kaçınılmaz olarak bireyin diğer insanlarla kurduğu bağları mekanikleştirerek onu kalabalıklar içinde yalnızlığa sürükler.
Bu parçaya göre metropol insanında görülen 'kayıtsızlık' (blase) tavrının temel işlevi aşağıdakilerden hangisidir?
Geleneksel Türk tiyatrosunun en önemli türlerinden biri olan Karagöz, geçmişte toplumsal yaşamın aynası olma görevini üstlenmiştir. Bu gölge oyununda Karagöz; okumamış ama sağduyulu, açık sözlü halk tipini temsil ederken Hacivat ise yarı aydın, düzeni korumaya çalışan ve kurallara bağlı bir karakteri simgeler. Oyunun temel çatışması, bu iki karakterin birbirini yanlış anlaması üzerine kuruludur. Ancak bu çatışma sadece basit bir güldürü unsuru değildir; aynı zamanda farklı toplumsal kesimlerin kültürel çatışmasını ve iletişim sorunlarını da gözler önüne serer. Dolayısıyla Karagöz oyunu, döneminin sosyal yapısını, dil özelliklerini ve kültürel değerlerini içinde barındıran zengin bir kaynak niteliğindedir. Günümüzde bu sanatın yaşatılması, geçmişin kültürel kodlarını anlamamız açısından büyük önem taşımaktadır.
Bu parçadan hareketle Karagöz oyunu ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Anlamlı ve kurallı bir paragraf oluşturabilmek için aşağıdaki cümleleri hangi sırayla dizmelisiniz?
Drag items to arrange them in the correct order
Yukarıda karışık olarak verilen cümleleri, anlamlı ve kurallı bir paragraf oluşturacak şekilde sıralayınız.
Drag items to arrange them in the correct order
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerin anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturabilmesi için doğru şekilde sıralayınız.
Drag items to arrange them in the correct order
35 - 36. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Moderniteyle birlikte hayatımıza giren ve her geçen gün etkisini artıran 'hız' kavramı, yalnızca gündelik pratiklerimizi değil, zihinsel süreçlerimizi ve bu süreçlerin en somut dışavurumu olan sanatsal üretimlerimizi de kökten dönüştürmüştür. Klasik anlatı geleneğinde zaman, genişleyen ve derinleşen bir nehir gibi kendi mecrasında akarken modern ve post-modern edebiyatta anlık parçalanmalara uğrar. Bu durum, bireyin zaman algısının giderek daralması ve zihinsel dikkatin sürekli olarak yeni dijital uyaranlara bölünmesiyle doğrudan ilişkilidir. Geleneksel romanın sunduğu geniş zaman dilimleri ve çok boyutlu karakter analizleri, yerini hızla tüketilen ve anlık izlenimleri aktaran kısa, fragmanter metinlere bırakmaktadır. Ancak bu dönüşüm, edebiyat sosyolojisinde sadece bir teknik veya biçim değişikliği olarak okunmamal��dır; zira anlatının bu denli kısalması ve hızlanması, insanın geçmişle kurduğu köklü bağları zedelemekte ve belleği edilgen bir arşivleyiciye dönüştürmektedir. Çağımız insanı için artık hatırlamak, geçmiş deneyimler üzerine derinlemesine düşünmek değil; durmaksızın akan veri akışı içinde kaybolmamak adına yapılan geçici bir tutunma çabasından ibarettir. Edebiyat da bu yeni bellek biçiminin hem bir aynası hem de en sadık kaydedicisi olarak varlığını sürdürmeye çalışmaktadır.
35. Bu parçada vurgulanmak istenen temel düşünce a��ağıdakilerden hangisidir?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Nöroestetik, sanat eserlerinin insan zihninde ve beynindeki biyolojik karşılıklarını deneysel yöntemlerle inceleyen, görece yeni ve disiplinlerarası bir çalışma alanıdır. Bu alanın savunucuları, güzellik ve sanat algısının sadece toplumsal kurallar ya da kültürel kabullerle inşa edilmiş bir değerler bütünü olmadığını, temelde evrimsel süreçlerle şekillenmiş sinirsel mekanizmalara dayandığını ileri sürerler. Örneğin; doğada hayatta kalma ve eş seçme başarısıyla ilişkilendirilen simetri, düzen ve denge gibi görsel ögelerin beyindeki ödül merkezlerini uyarması, biyolojik mirasımızın sanatsal beğenilerimiz üzerindeki belirleyici gücüne örnek gösterilir. Ancak nöroestetik, sanatı ve estetik deneyimi sadece sinir hücrelerinin elektriksel ve kimyasal aktivitelerine indirgediği gerekçesiyle geleneksel sanat tarihçileri ve estetik kuramcıları tarafından sert biçimde eleştirilmektedir. Eleştirmenlere göre sanat; tarihsel bağlamın, toplumsal bellek ve bireysel yaşanmışlıkların oluşturduğu çok boyutlu bir anlam ağının ürünüdür ve laboratuvar koşullarında ölçümlenemez. Bu yönüyle nöroestetik, sanatın karmaşık yapısını bütünüyle açıklamada tek başına yetersiz kalsa da insanın yaratıcı edimlerle kurduğu fiziksel ve biyolojik bağı somut verilerle görünür kılması bakımından önemli bir potansiyel barındırmaktadır.
Bu parçadan hareketle nöroestetikle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Aşağıdaki cümleler anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında doğru sıralama nasıl olmalıdır?
Drag items to arrange them in the correct order
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Çeviri faaliyeti, tarihsel süreçte uzun bir dönem boyunca bir dilden diğerine sözcük aktarma ya da en iyi ihtimalle kaynak metnin içeriğini hedef dilde sadakatle yeniden üretme çabası olarak görülmüştür. Bu geleneksel yaklaşımda çevirmen, metnin gölgesinde kalan, kendi sesini duyurmaması gereken pasif bir aracı konumundaydı. Ancak yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren gelişen dilbilimsel, kültürel ve edebi kuramlar, çevirmenin rolünü bu edilgen sınırlardan kurtararak onu metnin aktif bir yeniden üreticisi konumuna yükseltmiştir. Artık modern dünyada çeviri, yalnızca iki dil arasındaki mekanik bir kod değişimi olarak değil; iki farklı kültür, dünya görüşü ve tarihsel dönem arasında kurulan dinamik bir diyalog ve müzakere süreci olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda, çevirideki 'sadakat' kavramı da biçimsel ve sözcüksel bir benzerlikten ziyade, kaynak metnin hedef dilde yarattığı estetik ve anlamsal etkinin eş değer bir biçimde yeniden inşa edilmesi olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla günümüzde başarılı bir çeviri, asıl metni kelimesi kelimesine taklit ederek donduran değil, onun estetik özünü ve ruhunu hedef dilin sanatsal olanaklarıyla yeniden var eden bir yaratıcı eylemdir.
Bu parçaya göre modern çeviri anlayışındaki 'sadakat' kavramıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?