Çoklu Paragraf Soruları
41 questions
Modernist edebiyatta zaman algısının dönüşümünü ele alan bu cümlelerin anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturabilmesi için doğru sıralaması nasıl olmalıdır?
Drag items to arrange them in the correct order
35 - 36. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Byung-Chul Han, modern özneyi Foucault’nun 'disiplin toplumu' kavramsallaştırmasının ötesine geçerek bir 'başarı toplumu' sakini olarak tanımlar. Disiplin toplumu; hastaneler, tımarhaneler, hapishaneler ve fabrikalarla örülü, 'yapmalıs��n' ya da 'yasak' gibi negatif sınırlamalarla hareket eden itaatkâr bedenler üretmeye yönelik bir yapıdır. Buna karşın başarı toplumu; spor salonları, ofis kuleleri, bankalar ve büyük teknoloji şirketleriyle karakterize edilir ve mottosu 'yapabilirsin' şeklindeki pozitifliktir. Bu yeni düzende özne, dışsal bir tahakküm odağının zorlayıcı denetiminden kurtulduğunu düşünürken aslında kendi kendisinin girişimcisi haline gelir. Ancak bu özgürleşme illüzyonu, daha derin bir bağımlılık ve tahakküm ilişkisini beraberinde getirir. Çünkü birey, artık başka bir otoritenin değil, bizzat kendisinin söm��rücüsü olmuştur. Performans odaklı bu yapıda sömüren ile sömürülen aynı kişidir. 'Yapabilirlik' sınırı olmayan bu gönüllü öz-sömürü süreci, modern insanı kronik bir tükenmişli��e ve klinik depresyona sürükler. Han’a göre günümüzün tipik psikolojik rahatsızlıkları, dışsal engellerin veya yasakların değil, bireyin kendi üzerinde kurduğu bu sınırsız performans baskısın��n ve başarısızlık korkusunun birer sonucudur.
Bu parçaya göre 'başarı toplumu' ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Aşağıdaki parçayı okuyarak 39 ve 40. soruları cevaplayınız.
Edebiyat, dış dünyayı olduğu gibi yansıtan pasif bir ayna değildir; aksine yazarın zihninde yeniden üretilen, seçilen ve sanatsal bir duyarlılıkla dönüştürülen bir gerçeklik tasarımıdır. Roman ya da öykü okurken karşılaştığımız kurmaca dünya, tanıdık nesnelerle ve insani durumlarla örülü olsa bile, aslında kendi yasaları olan bağımsız bir evrendir. Yazar, günlük gerçeklikten aldığı ham maddeyi estetik bir süzgeçten geçirerek kendi dilsel dünyasını inşa eder. Bu süreçte tarihsel gerçekler veya toplumsal olaylar, belgesel bir doğrulukla aktarılmak yerine, edebi eserin kendi iç tutarlılığı ve estetik bütünlüğü doğrultusunda yeniden biçimlendirilir. Dolayısıyla okur, kurmaca dünyayı dış gerçeklikle doğrudan kıyaslayıp doğrulama arayışına girmek yerine, eserin kendi sınırları ve yarattığı özgün atmosfer içinde kalmalıdır. Aksi takdirde, edebi yaratının kendine has doğası ve sanatsal derinliği gözden kaçırılmış olur. Gerçekliğin birebir taklidi, sanatsal bir başarı olmaktan ziyade yaratıcılığın önündeki en büyük engellerden biridir. Sanatçı, dış dünyayı kopyalamakla yetinmeyip ona kendi özgün yorumunu kattığında kalıcı ve etkileyici eserler ortaya koyabilir. Çünkü sanatın asıl gücü, olanı aynen tekrarlamakta değil; olası dünyaların kapısını aralayarak insana yeni pencereler açabilmesindedir.
39. Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Dijital teknolojilerin sunduğu sınırsız depolama imkânları, insanlığın geçmişe yönelik bellek kurgusunu kökten değiştirmektedir. Eskiden seçme, eleme ve unutma eylemlerinin diyalektik ilişkisiyle şekillenen toplumsal bellek, günümüzde her veriyi muhafaza etme refleksiyle devasa bir arşive dönüşmüştür. Ancak bu durum, ironik bir biçimde hatırlama yetisini güçlendirmek ve derinleştirmek yerine zihni tembelleştirerek onu edilgenleştirmektedir. Bilginin her an erişilebilir bir dış kaynakta hazır bulunması, bireyin bilgiyi kendi deneyim süzgecinden geçirerek içselleştirme süreçlerini sekteye uğratmaktadır. Edebiyat ve sanat da bu köklü dönüşümden kaçınılmaz olarak payını almaktadır; zira nitelikli kurmaca metinler, yazarın bilinçli unutuşunun ve anıları yaratıcı bir biçimde yeniden üretme sancısının bir meyvesidir. Her şeyin kayda geçirilip görünür kılındığı bir çağda, sanatın özünü oluşturan o kurucu 'boşluk bırakma' ve okura alan açan 'estetik mesafe' yavaş yavaş kaybolmaktadır. Sonuç olarak seçilemeyen ve elenemeyen ham veri yığınları arasında sıkışan günümüz anlatıcısı, özgün bir senteze ulaşmakta zorlanmakta; bellek ise sanatsal yaratımın kurucu ögesi olmaktan çıkıp teknik bir veri bankasına indirgenmektedir.
Bu parçadan hareketle dijitalleşmenin bellek ve sanat üzerindeki etkisiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
35 - 36. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Fotoğrafın XIX. yüzyıldaki icadı, resim sanatının varl��k sebebini ortadan kaldırmamış; aksine onu nesnel dünyayı birebir yansıtma yükümlülüğünden kurtararak yepyeni ufuklara kapı açmıştır. Fotoğrafın keşfinden önce ressamlar, doğayı ve insanı olabildiğince aslına uygun şekilde tuvale aktarmak için büyük çaba harcıyorlardı. Bu durum, resim sanatını bir yönüyle görsel dünyayı belgeleme aracı haline getiriyordu. Ancak kameranın nesnel gerçekliği saniyeler içinde ve aslına en sadık biçimde kaydetmeye başlamasıyla birlikte resim, kendi sınırlarına ve doğasına yöneldi. Empresyonizm, ekspresyonizm ve kübizm gibi modern akımlar, bu özgürleşme sürecinin doğrudan birer sonucu olarak doğdu. Ressamlar artık nesnelerin dış dünyadaki bilinen biçimlerini kopyalamak yerine, bu biçimlerin kendi iç dünyalarında uyandırdığı izlenimleri, renklerin ve çizgilerin soyut gücünü araştırmaya başladılar. Dolayısıyla fotoğraf teknolojisi, resmi öldürmemiş; aksine onun taklitçilikten sıyrılıp özgür ve yaratıcı bir ifade alanına dönüşmesine zemin hazırlamıştır.
35. Bu parçaya göre, fotoğrafın icadının resim sanatı üzerindeki temel etkisi aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıdaki cümleleri, kağıdın tarihsel gelişimini kronolojik olarak anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde sıralayınız.
Drag items to arrange them in the correct order
Bir makaleden alınan aşağıdaki cümleler karışık olarak verilmiştir. Bu cümlelerin anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde sıralanması için doğru sıralama nasıl olmalıdır?
Drag items to arrange them in the correct order
Aşağıda karışık olarak verilen cümleleri anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturacak biçimde sıralayınız.
Drag items to arrange them in the correct order
Organik mimari, doğayı sadece dışsal bir süs veya taklit edilecek bir form olarak görmekten ziyade, onunla işlevsel ve estetik bir bütünleşmeyi hedefleyen modern bir tasarım felsefesidir. Bu akımın en önemli temsilcilerinden olan Frank Lloyd Wright, binaların çevrelerindeki doğal peyzajın yapay bir eklentisi değil, onun organik bir uzantısı olması gerektiğini savunmuştur. Wright'a göre bir konut, inşa edildiği tepenin üzerinde yabancı ve eğreti bir kütle gibi durmamalı; aksine, o tepenin bağrından kendiliğinden filizlenmişçesine doğal bir uyum sergilemelidir. Bu yaklaşımda beton ve çelik gibi modern yapı malzemeleri, yerel taşlar ve ahşap dokularla bir arada harmanlanarak doğanın ritmine uydurulur. Organik mimaride amaç, insanı doğadan yalıtan kutular inşa etmek değil; yapay olanla doğal olanı ortak bir yaşam alanında birleştirmektir. Böylece iç mekandaki yaşam ile dışarıdaki doğal akış arasındaki sınırlar belirsizleşir ve insan tasarım�� yapılar doğanın bir parçası haline gelir.
Bu parçada organik mimariyle ilgili olarak asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Modern kentin labirentimsi sokaklarında amaçsızca dolaşarak şehri duyumsayan ve gözlemleyen 'flâneur' figürü, Baudelaire’den Benjamin’e uzanan bir felsefi çizgide, modernle��me deneyiminin ve bunun yarattığı bireysel yabancılaşmanın en somut simgesi olmuştur. Flâneur, kalabalıklar içinde bir gölge gibi süzülürken kenti sadece dışarıdan seyreden edilgen bir izleyici değil; onun ritminde, kaotik yapısında kendi özgün iç dünyasını inşa eden etkin bir zihindir. Ancak günümüzün dijitalleşen, her adımı algoritmalarla haritalandırılan ve sürekli izlenen akıllı şehirlerinde, bu figürün ontolojik bir dönüşüme, hatta yok oluşa sürüklendiğini söylemek mümkündür. GPS tabanlı navigasyon sistemleri, kişiselleştirilmiş mekân önerileri ve sürekli çevrim içi olma baskısı, sokaklarda gezinme eyleminin barındırdığı o kurucu 'rastlantısallığı' ve belirsizliği neredeyse tamamen ortadan kaldırmıştır. Artık modern kent sakini, kendi keşif alanını yaratan bağımsız bir özne olmaktan çıkmış; varmak istediği yere en kısa sürede ulaşmasını sağlayan en verimli yolları izlemekle yükümlü bir veri nesnesine dönüşmüştür. Bu dönüşüm, yalnızca fiziksel bir yer değiştirme pratiğini sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda zihinsel bir serüvenin de önünü tıkar. Çünkü kaybolmanın, sapmanın ve beklenmedik olanla karşılaşmanın bireye sunduğu estetik ve entelektüel haz, yerini önceden tasarlanmış, denetimli bir hareketliliğe bırakmıştır. Sonuç olarak dijital gözetim çağında yürümek, kenti özgürce keşfetmekten ziyade, önceden çizilmiş sanal rotaları tüketmekten ibaret bir etkinliğe indirgenmiştir.
Bu parçadan hareketle 'flâneur' ve modern kent yaşantısıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Yukarıda karışık olarak verilen cümlelerin anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturabilmesi için doğru sıralama nasıl olmalıdır?
Drag items to arrange them in the correct order
35-36. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Modern kentleşme dalgası, mekânı yalnızca fiziksel bir düzenleme alanı olarak görmeyip onu toplumsal belleğin taşıyıcısı olmaktan da uzaklaştırmaktadır. Geleneksel mimarinin sunduğu süreklilik hissi, yerini her an yıkılıp yeniden inşa edilebilen geçici yapılara bıraktıkça bireylerin geçmişle kurdukları bağlar da zayıflamaktadır. Oysa insan belleği, mekânsal kerteriz noktalarına tutunarak yaşar; bir caddenin kıvrımı, eski bir binanın cephesi ya da mahalle meydanındaki tarihi bir çeşme, toplumsal yaşantının ortak anılarını canlı tutan birer simgedir. Ancak 'yaratıcı yıkım' olarak adlandırılan kentsel dönüşüm süreçleri, bu fiziksel işaretleri ortadan kaldırarak kenti homojen, kimliksiz ve hafızasız bir mekânlar toplamına dön��ştürür. Bu durum, bireyde kentsel aidiyeti zedeleyen bir tür 'mekânsal yabancılaşma' yaratırken toplumsal belleğin de parçalanmasına yol açar. Tarihsel dokunun korunması adı altında yapılan uygulamaların pek çoğunda ise geçmişin turistik birer dekora indirgenerek sergilenmesi, onun canlı bir deneyim olmaktan çıkıp tüketim nesnesi hâline gelmesine neden olur. Sonuçta, mekânın ruhunu yitirmesi ve mekânla kurulan duygusal bağların kopmasıyla birlikte, toplumsal kimliğin inşasındaki en önemli tarihsel dayanaklardan biri de geri dönülemez biçimde sarsılmış olur.
Bu parçada asıl vurgulanmak istenen düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
Numaralanmış bu cümlelerin mantık akışına göre anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturabilmesi için yapılması gereken sıralamayı belirleyiniz.
Drag items to arrange them in the correct order
Aşağıdaki cümleleri anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturacak biçimde sıralayınız.
Drag items to arrange them in the correct order
Yazmak, sadece zihindeki hazır düşünceleri kâğıda dökmek veya bellekteki bilgileri depolamak değildir; aksine düşünme eyleminin bizzat kendisini inşa etmektir. Bir insan yazmaya başlamadan önce zihninde sadece uçuşan, sınırları belirsiz ve karmaşık fikir kırıntıları taşır. Kelimeler kâğıt üzerinde yan yana gelip cümlelere dönüştükçe, bu zihinsel sis yavaş yavaş dağılır ve düşünceler berraklık kazanır. Çünkü yazma eylemi, doğası gereği bireyi kendi düşünceleri arasında bir seçim yapmaya, onları önem sırasına göre sınıflandırmaya ve aralarında mantıksal köprüler kurmaya zorlar. Yazarken kurulan her cümle, bir sonraki düşüncenin sınırlarını çizer ve zihinde yeni kapılar aralar. Bu yönüyle yazma süreci, pasif bir aktarım değil; aktif bir zihinsel temizlik ve düzenleme faaliyetidir. Düzenli olarak yazmayan bir insan, kendi düşünce dünyasının derinliğini ve sınırlarını hiçbir zaman tam olarak keşfedemez. Dolayısıyla yazmak, zihni terbiye eden ve insanı kendi kendisiyle yüzleştiren en etkili düşünme aracıdır. Düşüncelerini sadece zihninde tutanlar, onları rüzgarda savrulan yapraklar gibi kontrolsüzce izlemekle yetinirler. Oysa kalemi eline alan kişi, bu yaprakları düzenli bir albümde toplayarak onlardan kalıcı bir anlam üretme şansına sahip olur.
Bu parçaya göre yazma eylemiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Aşağıda karışık olarak verilen paragrafların anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturabilmesi için doğru sıralama nasıl olmalıdır?
Drag items to arrange them in the correct order
35. soruyu aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Bilimsel etkinlikte gözlem, ham duyusal verilerin doğrudan doğruya zihne aktarılması süreci olarak görülmüştür uzun süre. Oysa modern bilim tarihi ve felsefesi çalışmaları, gözlemin kuramlardan bağımsız bir 'saf algı' olmadığını, aksine her gözlem eyleminin arka plandaki kuramsal kabullerle şekillendiğini savunur. Başka bir deyişle, baktığımız şeyi nasıl gördüğümüz, zihnimizde önceden var olan kuramsal çerçeveler tarafından belirlenir. Bu durum özellikle ileri teknoloji ürünü bilimsel aletlerin kullanımıyla daha da belirgin bir boyut kazanır. Örneğin bir mikroskop veya teleskopla yapılan gözlem, sadece çıplak gözün fiziksel sınırlarını genişleten mekanik bir büyüteç işlevi görmez; aynı zamanda o cihazın tasarımına, optik yasalarına ve ışığın kırılma kuramlarına dayanan karmaşık bir teorik ağı da beraberinde getirir. Bilim insanı, mercekten bakarken gördüğü şeyi yorumlamak için bu araçların arkasında yatan fizik teorilerini baştan doğru kabul etmek durumundadır. Dolayısıyla bilimsel bir aletle elde edilen veri, doğanın dolaysız ve tarafsız bir yansıması değil, o aletin dayandığı kuramlar aracılığıyla inşa edilmiş, yapılandırılmış bir bilgidir. Bu bağlamda, deney ve gözlem sonuçlarının bilimsel meşruiyeti, kullanılan araçların kuramsal arka planının kabul görmüş olmasıyla doğrudan ilişkilidir.
Bu parçadan hareketle bilimsel araçlarla gerçekleştirilen gözlemlerle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Walter Benjamin, 'Hikâye Anlatıcısı' adlı meşhur denemesinde deneyimin değersizleşmesi ile modern anlatının krizi arasındaki doğrudan ilişkiye dikkat çeker. Ona göre, sanayileşme ve modernleşme süreçleriyle birlikte hayatımıza giren enformasyon akışı, yaşantının demlenerek deneyime dönüşme ve aktarılabilme imkânını neredeyse tamamen yok etmiştir. Enformasyon, doğası gereği anlık ve tazedir; tüketildiği anda değerini yitirir ve tüm detaylarıyla kendisini hemen açıklamaya can atar. Oysa hakiki bir hikâye, gücünü tam da kendisini doğrudan açıklamış olmamasından alır; okuyucunun zihninde ucu açık boşluklar bırakarak uzun süre yankılanır ve her yeni anlatımda dinleyicinin kendi deneyimleriyle yeniden zenginleşir. Enformasyonun bu mutlak egemenliği, modern insanı gündelik şaşırtıcı olaylarla sürekli kuşatırken onu derinlikli bir deneyimden (Erfahrung) ve dolayısıyla ortak bir 'anlatı cemaati' kurma zemininden yoksun bırakır. Benjamin’in bu tespiti, günümüz dijital çağında bilginin ve görsel uyarım miktarının katlanarak arttığı ama bilgeliğin aynı hızla buharlaştığı gerçeğini kavramak açısından hâlâ hayati bir anahtardır. Çünkü günümüz insanı, maruz kaldığı yoğun veri bombardımanına rağmen, kendi yaşam serüvenine dair anlamlı ve tutarlı bir hayat hikâyesi kurmakta ve bunu başkalarıyla paylaşmakta hiç olmadığı kadar zorlanmaktadır.
Bu parçadan hareketle "enformasyon" ve "hikâye" kavramlarının karşılaştırılmasına ilişkin aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Yazının icadı, insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir. Sümerlerin çivi yazısını geliştirmesiyle başlayan bu süreç, bilginin kalıcı hale gelmesini ve nesiller boyu aktarılmasını sağlamıştır. İlk yazılı belgeler genellikle ticari kayıtlar, tapınak envanterleri ve yasal düzenlemelerden oluşuyordu. Zamanla Mezopotamya’daki kil tablet kütüphaneleri; astronomi, tıp ve edebiyat gibi alanlardaki bilgilerin bir araya toplandığı ilk bilgi merkezleri haline geldi. Kil tabletlerin güneşte kurutularak ya da fırınlanarak dayanıklı hale getirilmesi, geçmişe dair bilgilerin günümüze ulaşmasını sağladı. Bu sayede insanlık, geçmişteki tecrübelerden ders çıkararak kültürel birikimini zenginleştirdi. Yazı olmasaydı, bugün bildiğimiz anlamda bilimsel ve felsefi gelişmelerin gerçekleşmesi neredeyse imkânsız olurdu.
Bu parçada yazının icadı ile ilgili olarak asıl vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Numaralanmış cümlelerin mantıksal akışa göre anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturabilmesi için doğru sıralama nasıl olmalıdır?
Drag items to arrange them in the correct order