Paragraf
590 soru
(I) Tarihî yapıların korunması ve restorasyonunda uluslararası standartları belirleyen Venedik Tüzüğü, mimari mirasın özgünlüğüne saygı duyulmasını şart koşar. (II) Bu ilke doğrultusunda, tüzükte restorasyonun estetik kaygılardan ziyade belgesel niteliğe önem vermesi gerektiği özellikle vurgulanır. (III) Bu durum ise restorasyonun amacının, geçmişin taklidi değil, tarihî belgenin olduğu gibi muhafaza edilmesi olduğunu gösterir. (IV) Böylece yapıya eklenen yeni unsurların, yapının özgün kısımlarıyla bütünleşmesi sağlanırken aynı zamanda onlardan kolayca ayırt edilebilmesi amaçlanır. (V) Dolayısıyla, tüzüğe göre tarihî yapıda eksik olan kısımlar tamamlanırken çağdaş bir üslup kullanılması zorunludur.
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerin anlamlı bir bütün oluşturabilmesi için hangilerinin birbiriyle yer değiştirmesi gerekir?
I. Türkiye'nin ikinci büyük gölü olan Tuz Gölü, yaz aylarında kırmızımsı bir renge bürünerek ziyaretçilerine görsel bir şölen sunar.
II. Bu renk değişiminin temel nedeni, göl suyundaki tuz oranının artmasıyla çoğalan ve göle adeta kırmızı bir örtü seren 'Dunaliella salina' adlı tek hücreli bir alg türüdür.
III. Söz konusu algler, aşırı tuzlu ve yoğun güneş ışığı alan bu zorlu ortamda hayatta kalabilmek için kırmızı renkli beta-karoten pigmenti salgılar.
IV. Bu göçmen kuşlar, gölde bol miktarda bulunan bu kırmızı alglerle beslenerek tüylerinin o meşhur pembe tonunu kazanırlar.
V. Sıcaklık artışıyla birlikte her yıl üremek için bölgeye gelen binlerce flamingo da bu dönemde Tuz Gölü'nü mesken tutar.
Bu parçadaki anlam bütünlüğünün sağlanması için numaralanmış cümlelerden hangilerinin birbiriyle yer değiştirmesi gerekir?
I. Literatürde "kentsel ısı adası" olarak adlandırılan bu olay, sadece sıcaklık artışıyla sınırlı kalmayıp yerel rüzgâr düzenini de etkiler.
II. Dolayısıyla kentsel planlamada yeşil alanların artırılması, hem bu ısınma etkisini hafifletmek hem de hava kirliliğini önlemek adına kritik bir önem taşır.
III. Beton ve asfalt gibi yapay yüzeylerle kaplı olan kentler, kırsal alanlara kıyasla güneş enerjisini daha fazla soğurma eğilimindedir.
IV. Sıcaklık farklarının tetiklediği bu hava hareketleri, kent üzerindeki kirli havanın dağılmasını zorlaştırarak hava kalitesini düşürür.
V. Soğurulan bu ısı, özellikle geceleri atmosfere geri salınarak şehirlerin çevresine göre belirgin şekilde sıcak kalmasına yol açar.
Yukarıdaki numaralanmış cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında, baştan üçüncü cümle hangisi olur?
Gazeteci:
(I) --------------------------------------
Paleoklimatolog:
- Kutup buzullarından ve derin deniz tortularından elde ettiğimiz karotlar, geçmişteki iklim döngülerinin sadece sıcaklık değişimlerinden ibaret olmadığını gösteriyor. Bu veriler sayesinde, binlerce yıl önce gerçekleşen ani kuraklık dalgalarının ya da buzul ilerlemelerinin, tarım toplumlarının yerleşik düzene geçiş süreçleriyle nasıl eş zamanlı olduğunu görebiliyoruz. Yani iklim, tarihin akışında edilgen bir arka plan değil; göçleri, tarımsal dönüşümleri ve hatta imparatorlukların çöküşünü tetikleyen ana faktörlerden biridir.
Gazeteci:
(II) --------------------------------------
Paleoklimatolog:
- Kesinlikle hayır. Geçmişteki iklim değişiklikleri büyük oranda Dünya'n��n eksen eğikliğindeki kaymalar, güneş aktiviteleri ve volkanik patlamalar gibi tamamen doğal döngülere dayanıyordu. Oysa sanayi devriminden bu yana gözlemlediğimiz değişim, bu doğal döngülerin hızını ve sınırlarını katbekat aşan, insan faaliyetleri kaynaklı sera gazı salınımının doğrudan bir sonucudur. Dolayısıyla geçmişi incelemek bize iklimin etkilerini öğretir ancak bugünkü krizin sorumluluğundan bizi azade kılmaz.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere aşağıdakilerden hangisi sırasıyla getirilmelidir?
II. Sanayi Devrimi sonrasındaki sera gazı salınımının küresel sıcaklık artışına olan doğrudan etkileri nasıl ölçülmektedir?
II. Küresel iklim krizinin gelecekte ne tür göç dalgalarına ve imparatorluk benzeri yapıların çöküşüne yol açacağını öngörüyorsunuz?
II. Geçmişte yaşanan bu büyük iklimsel değişimler göz önüne alındığında, günümüzdeki küresel ısınmayı da benzer bir doğal döngünün parçası olarak görebilir miyiz?
II. İnsan faaliyetlerinin iklim üzerindeki yıkıc�� etkilerini azaltmak adına atılması gereken acil adımlar nelerdir?
II. Sanayi Devrimi ile başlayan endüstriyel üretimin doğal döngüleri tamamen ortadan kaldırdığını söylemek mümkün müdür?
Tarihsel olayları incelerken sıklıkla düşülen en büyük hatalardan biri, geçmişi bugünün değer yargıları, kavramları ve bilgisiyle yargılamaktır. Anakronizm olarak adlandırılan bu durum, tarihî figürlerin kendi dönemlerinin gerçekliklerinden koparılarak modern bir bakış açısıyla değerlendirilmesine yol açar. ----. Buna karşın, tarihçinin asıl görevi, incelediği dönemin zihniyet dünyasına nüfuz edebilmek ve olayları o dönemin koşulları içinde anlamlandırmaya çalışmaktır. Ancak bu sayede geçmiş, kendi özgünlüğü içinde kavranabilir ve günümüzün yargılayıcı süzgecinden kurtarılabilir.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Kitap okumak, sadece boş zamanları değerlendirme aracı değildir; insanın düşünce dünyasını zenginleştiren, empati yeteneğini geliştiren ve olaylara farklı açılardan bakmasını sağlayan en etkili zihinsel etkinliktir. Dolayısıyla düzenli kitap okuma alışkanl��ğı kazanmak, bireyin kişisel gelişiminin ve kendini doğru ifade edebilmesinin temel anahtarıdır.
Bu parçada vurgulanmak istenen temel düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
Gazeteci:
(I) --------------------------------------
Biyomimikri Uzmanı:
- Doğadaki canlılar, milyonlarca yıllık evrimsel süreçte karşılaştıkları sorunlara en az enerjiyle en yüksek verimi alacak çözümler geliştirmiştir. Bizler de tasarımlarımızda, örneğin bir rüzgâr türbininin kanatlarını şekillendirirken kambur balinaların yüzgeç yapısından esinleniyoruz. Ancak buradaki amacımız doğayı doğrudan taklit etmek ya da kopyalamak değil; doğadaki işlevsel tasarım ilkelerini kavrayıp bunları kendi teknolojimize entegre etmektir.
Gazeteci:
(II) --------------------------------------
Biyomimikri Uzmanı:
- Aslında bu yaklaşımın en belirgin kazanımı, doğanın sıfır atık prensibiyle çalışmasını üretim süreçlerine taşıyabilmesidir. Biz endüstriyel üretimde sürekli atık üretir ve bunu ortadan kaldırmaya çalışırız; oysa doğada bir sistemin çıktısı, diğerinin girdisidir. Dolayısıyla biyomimikriden yararlanmak, bize yalnızca verimli veya estetik tasarımlar sunmuyor; aynı zamanda çevreyle uyumlu, sürdürülebilir bir sanayi modelinin kapısını aralıyor.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Sanayi devriminden bu yana ekolojik dengenin bozulmasında endüstriyel üretimin payı nedir?
II. Doğal döngülerin taklit edilmesiyle ortaya konan tasar��mların estetik açıdan yarattığı farklar nelerdir?
II. Biyomimikri odaklı tasarım anlayışının sürdürülebilir çevre ve endüstriyel üretim açısından sağladığı avantajlar nelerdir?
II. Endüstriyel tesislerde sıfır atık hedefine ulaşabilmek için geliştirilen güncel arıtma teknolojileri nelerdir?
II. Çevre kirliliğini önlemek amacıyla sanayide geri dönüşüm projlerine öncelik verilmesinin nedenleri nelerdir?
Okuma eylemi sırasında çoğumuzun farkında olmadan gerçekleştirdiği 'iç seslendirme' (subvocalization), okunan sözcüklerin zihinde sessizce telaffuz edilmesidir. Okuma h��zını konuşma hızına sınırladığı gerekçesiyle bu durum, hızlı okuma tekniklerinde genellikle aşılması gereken bir engel olarak görülür. Ancak bilişsel psikoloji çalışmaları, bu içsel sesin özellikle karmaşık ve soyut metinlerin anlaşılmasında üstlendiği yapıcı rolü ortaya koymaktadır. Zira insan zihni, okuduğu cümleleri sadece görsel olarak algılamakla kalmaz; onları işitsel bir kodlamaya dönüştürerek çalışan bellekte işler. ----. Bu yüzden, iç seslendirmeyi tamamen yok etmeye çalışmak okuma hızını artırabilse de okuma deneyiminin asıl amacı olan kavrama ve derinlemesine nüfuz etme sürecine zarar vermektedir.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Siberkondri, bireylerin internet ortamında sağlıkla ilgili yaptıkları aramalar sonucunda kendi kendilerine teşhis koyarak kaygı düzeylerini artırması durumudur. Geleneksel hipokondrinin (hastalık hastalığı) dijital çağdaki yansıması olan bu durum, internetteki bilgi kirliliğiyle doğrudan beslenir. Bireyler, yaşadıkları hafif ve geçici bir belirtiyi arama motorlarında sorgulattıklarında karşılarına çıkan en olumsuz ve nadir hastalık senaryolar��na odaklanma eğilimi gösterirler. Bu durum, kişiyi gereksiz bir endişe sarmalına sokarak uzman bir hekime danışmak yerine sürekli çevrim içi araştırmalar yapmaya iter. Sonuçta siberkondrik birey, internetten edindiği doğruluğu teyit edilmemiş tıbbi verilerle kendi kendini tedavi etmeye çalışarak hayati riskler barındıran yanlış uygulamalara yönelebilir.
Bu parçadan hareketle "siberkondri" ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Goodhart Yasası, en yalın ifadesiyle, bir gösterge ya da ölçütün hedef hâline getirilmesi durumunda, artık güvenilir bir gösterge olmaktan çıkacağını savunur. İktisatçı Charles Goodhart’ın para politikaları üzerine yaptığı çalışmalardan doğan bu ilke, sosyal bilimlerden eğitim sistemlerine kadar geniş bir yelpazede karşılık bulur. Bir sistemin başarısını ölçmek için seçilen veri, bireylerin veya kurumların davranışlarını bu veriyi manipüle edecek şekilde değiştirmesine yol açar. Sonuçta, başlangıçta sistemin niteliğini yansıtması beklenen ölçüt, gerçek kaliteden bağımsız olarak yapay bir şekilde yükseltilirken asıl amaç göz ardı edilir.
Eğitim sistemlerinde öğrencilerin akademik başar��sını ve okulların niteliğini ölçmek amacıyla uygulanan merkezi ortak sınavlar, bu yasanın somutlaştığı alanlardan biridir. Sınav puanları, eğitimin kalitesini ölçen bir araç olmaktan çıkıp okulların ve öğretmenlerin temel hedefi hâline geldiğinde müfredat daralır. Derslerde öğrencilere eleştirel düşünme, yaratıcı problem çözme gibi temel beceriler kazandırmak yerine, sadece s��navda çıkacak soru tiplerine yönelik ezberci yöntemler aşılanır. Sınav başarı oranları yükselmesine rağmen öğrencilerin gerçek dünyadaki anlama ve uygulama becerileri geriler.
Bu parçanın ikinci paragrafı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Erving Goffman'ın dramatürjik analiz kuramı, sosyal etkileşimi tiyatro sahnesi metaforu üzerinden açıklar. Goffman'a göre bireyler, toplumsal yaşamda hem birer oyuncu hem de seyircidir. 'Ön sahne' (front stage), bireyin toplumun beklentilerine göre ideal benliğini sergilediği, rolleri titizlikle oynadığı alandır. Burada davranışlar, toplumsal normlar ve seyircinin algısı tarafından şekillendirilir. 'Arka sahne' (back stage) ise bireyin rol yapmaktan yorulduğu, maskesini çıkardığı ve gerçek duygularını özgürce ifade edebildiği, seyirciye kapalı alandır. Bireyler, arka sahnede ön sahnedeki performanslarına hazırlanır ve burada kendilerini toplumsal denetimden uzak hissederler. Ancak modern dijitalleşme ve sosyal medya platformları, ön sahne ile arka sahne arasındaki sınırları muğlaklaştırmaktadır. Bireyler, eskiden arka sahne sayılan özel alanlarını dijital mecralarda sergileyerek buraları yeni birer ön sahneye dönüştürmektedir. Bu durum, bireyin sürekli bir performans baskısı altında kalmasına ve rol çatışmaları yaşamasına yol açmaktadır.
Bu par��aya göre Erving Goffman'ın dramatürjik analiz kuramı ve sahne metaforları ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Ebru sanatı, geleneksel Türk sanatlarının en özgün olanlarından biridir. Bu sanatta boyaların suyun üzerinde açılmasını sağlamak amacıyla suyun yoğunluğunu artır��cı maddeler kullanılır. Bu maddelerin en yaygın olanı, geven otunun öz suyundan elde edilen ve 'kitre' adı verilen doğal bir zamktır. Kitre, suyun kıvamını koyulaştırarak boyaların dibe çökmesini önler. Aynı zamanda boyaların kağıda daha iyi tutunmasına yardımcı olur. Tamamen doğal bir malzeme olan kitre, ebru sanatının vazgeçilmez unsurlarından biridir.
Bu parçaya göre 'kitre' ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Planlama yanılgısı, bireylerin gelecekteki bir görevi tamamlamak için ihtiyaç duyacakları süreyi tahmin ederken sergiledikleri iyimser eğilimi ifade eden bilişsel bir sapmadır. Daniel Kahneman ve Amos Tversky tarafından ortaya atılan bu kavram, kişilerin geçmişteki benzer deneyimlerini göz ardı ederek plan yapmalarından kaynaklanır. Bireyler, önceki projelerinde yaşadıkları gecikmeleri 'istisnai durumlar' olarak nitelendirip gelecekteki planlarında hesaba katmama eğilimindedirler. Bu durum, sadece bireysel düzeyde değil, büyük ölçekli altyapı projelerinde veya kurumsal hedeflerde de sıklıkla görülür. Planlama yanılgısının temelinde, planın sorunsuz işleyeceğine dair duyulan aşırı güven ve olumsuz senaryoları hafife alma psikolojisi yatmaktadır. Bu yanılgıdan kaçınmak için uzmanlar, kişinin kendi tahminleri yerine geçmişteki benzer projelerin ortalama tamamlanma sürelerini referans almasını önermektedir.
Bu parçaya göre "planlama yanılgısı" ile ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Hermeneutik adaletsizlik, bir kişinin toplumsal deneyimlerini anlamlandırma ve başkalarına aktarma sürecinde, ortak anlam dağarcığındaki boşluklar nedeniyle dezavantajlı duruma düşmesini ifade eder. Bu durum, özellikle marjinal grupların kendi yaşadıkları haksızlıkları adlandıracak veya açıklayacak kavramsal araçlardan yoksun bırakılmasıyla belirginleşir. --------. Örneğin, 'cinsel taciz' kavramı literatüre girmeden önce, bu deneyimi yaşayan kadınlar maruz kaldıkları durumu ne kendilerine tam olarak açıklayabiliyor ne de bunu hukuki ya da toplumsal bir zeminde dile getirebiliyorlardı. Dolayısıyla, ortak dilsel ve kavramsal alandaki bu eksiklik, doğrudan doğruya adaletsizliğin kendisini görünmez kılarak sürdürmektedir.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Bal arıları, besin kaynağının yerini diğer kovan üyelerine bildirmek için özel bir hareket dili kullanırlar. Bu hareketler genellikle 'sallantı dansı' olarak adlandırılır. Kovandaki diğer arılar, dans eden arının yaptığı dönüşlerin açısını ve süresini gözlemleyerek besinin kovana olan mesafesini ve güneşin konumuna göre yönünü tam olarak belirleyebilirler. Bu iletişim yöntemi, koloninin enerji tasarrufu yapmasını ve besin arama sürecini kısaltmasını sağlar.
Bu parçaya göre bal arılarının yaptığı 'sallantı dansı' ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Hedonik adaptasyon, bireylerin yaşamlarında meydana gelen olumlu ya da olumsuz büyük değişimlere (piyangodan büyük ikramiye kazanmak veya ciddi bir kaza geçirmek gibi) verdikleri duygusal tepkilerin zamanla azalarak eski kararlı mutluluk düzeylerine geri dönme eğilimidir. İnsanlar yeni bir duruma hızlıca uyum sağlar ve bu durum zamanla onların yeni normali hâline gelir. Örneğin, yeni bir araba alındığında hissedilen yoğun coşku, birkaç ay sonra yerini sıradan bir memnuniyete bırakır. Bu durum, mutluluğun dışsal koşullardan ziyade içsel referans noktalarına ve bireysel adaptasyon kapasitesine bağlı olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, sürekli daha fazlasını elde ederek kalıcı mutluluğa ulaşmaya çalışmak, koşu bandında yürümeye benzer; ne kadar hızlı koşarsanız koşun, aslında aynı yerde kalırsınız.
Bu parçadan 'hedonik adaptasyon' ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Teknolojinin hayatımızın her alanına egemen olduğu modern çağda, geleneksel el sanatlarına olan ilginin azaldığı düşünülmektedir. Oysa el emeğine dayalı üretimler, sadece geçmişin kültürel mirasını taşımakla kalmaz, aynı zamanda insan ruhunu dinlendiren birer sığınak işlevi görür. Hızlı tüketim kültürünün dayattığı tek tipleşmeye karşı, el sanatları bireye özgünlük ve sabır aşılar. Kendi elleriyle somut bir nesne ortaya çıkaran birey, üretkenlik duygusunu en yalın haliyle hisseder. Bir çömleği şekillendirirken ya da bir kilimi dokurken harcanan zaman, kişiyi dijital dünyan��n getirdiği sürekli uyarılma halinden ve zihinsel yorgunluktan uzaklaştırır. Bu yönüyle geleneksel uğraşılar, günümüz insanı için geçmişle bağ kurmanın ötesinde, modern yaşamın getirdiği stresten kaçıp içsel huzuru bulmanın ve zihinsel olarak yenilenmenin etkili bir yoludur.
Bu parçada geleneksel el sanatları ile ilgili olarak asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Gündelik yaşamın koşturmacası içinde birçoğumuz uykuyu, yalnızca günün yorgunluğunu atmak ve bedeni bir sonraki güne hazırlamak amacıyla gerçekleştirilen pasif bir dinlenme süreci olarak görürüz. Uykuda geçen saatleri hayatın durağan ve verimsiz bir kesiti olarak değerlendirmek oldukça yaygın bir yanılgıdır. Oysa uyku sırasında beynimiz, uyanık olduğumuz zamanlardan çok daha farklı ve yoğun bir tempoda çalışmaya devam eder. Gün boyunca edindiğimiz deneyimler, yeni bilgiler ve öğrenilen beceriler uyku esnasında analiz edilerek kalıcı hafızaya aktarılır. Aynı zamanda zihnimizdeki gereksiz detaylar elenir ve mevcut bilgiler arasında yeni mantıksal bağlar kurulur. Kısacası uyku, bedensel bir mola olmanın ötesinde, zihnin kendini yapılandırdığı ve bilgiyi işlediği hayati bir süreçtir.
Bu parçada uyku ile ilgili olarak asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Zeigarnik etkisi, insanların tamamlanmamış veya bölünmüş görevleri, tamamlanmış olanlara kıyasla daha kolay ve net bir şekilde hatırlama eğilimini ifade eden psikolojik bir olgudur. 1920’li yıllarda Rus psikolog Bluma Zeigarnik tarafından keşfedilen bu durum, zihnin yarım kalan işleri bir tür iç gerilimle canlı tutmasından kaynaklan��r. Zeigarnik, bir restorandaki garsonların henüz ödenmemiş siparişleri detaylarıyla hatırlarken, hesap ödendikten hemen sonra bu bilgileri unuttuklarını fark ederek araştırmalarına başlamıştır. Yap��lan deneyler, bir işe başlandığında zihinde o işin bitirilmesine yönelik bir motivasyon oluştuğunu ve iş tamamlanana kadar bu bilişsel gerilimin sürdüğünü göstermiştir. Günümüzde bu etki; erteleme hastalığıyla mücadele etmekten reklamcılıkta merak uyandırma stratejilerine, eğitim teknolojilerinden dizi senaryolarının sonlarındaki heyecanlı kesintilere kadar pek çok alanda aktif olarak kullanılmaktadır.
Bu parçaya göre Zeigarnik etkisi ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Seçim körlüğü (choice blindness), bireylerin kendi kararlarının arkasındaki gerekçeleri rasyonalize etme eğilimini gösteren çarpıcı bir bilişsel yanılsamadır. Katılımcılara iki farklı yüz fotoğrafı gösterilip hangisini daha çekici buldukları sorulan bir deneyde, araştırmacılar illüzyon teknikleri kullanarak katılımcıların seçmedikleri fotoğrafları onlara sunmuştur. Katılımcıların büyük çoğunluğu bu manipülasyonu fark etmemekle kalmamış, aslında tercih etmedikleri bu seçeneği neden seçtiklerine dair son derece ayrıntılı ve ikna edici açıklamalar üretmişlerdir. Bu durum, insan zihninin kararları önceden planlanmış bilinçli tercihler olarak deneyimlemektense, gerçekleştikten sonra onları meşrulaştırmaya çalışan geriye dönük bir anlatıcı gibi çalıştığını ortaya koymaktadır. Bilişsel uyumsuzluğu azaltma arzusuyla beslenen bu süreç, özgür irade ve bilinçli karar alma mekanizmalarına dair yerleşik kabulleri sarsarak iç gözlemin (introspection) güvenilirliğini de tartışmaya açmaktadır.
Bu parçadan hareketle seçim körlüğüyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?