Paragraf
590 soru
I. Klasik romanlarda zaman, genellikle kronolojik bir çizgi üzerinde akar ve olaylar birbirini doğrusal bir sıra takip ederek izler.
II. Nitekim yazar, kahramanın zihnindeki karmaşık anı geçişlerini aktarabilmek için kronolojiyi tamamen devre dışı bırakır.
III. Modern romanda ise bu geleneksel yaklaşım terk edilerek zaman, parçalanmış ve öznel bir algı biçimi olarak sunulur.
IV. Bu doğrusal yapı, okurun olay örgüsünü sebep-sonuç ilişkileri çerçevesinde kolayca takip etmesini sağlar.
V. Bu anlatım tekniğinde geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek, bilincin akışkan doğasına uygun olarak iç içe geçer.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangileri yer değiştirirse parçanın anlam bütünlüğü sağlanır?
I. Kitap okuma alışkanlığı kazanmak, çocukların hayal dünyasını zenginleştirirken dil becerilerini de geliştirir.
II. Ebeveynlerin çocuklarına kitap okuması ve onlara uygun kitaplar seçmesi bu sürecin ilk adımıdır.
III. Böylece çocuklar, kitapları sıkıcı bir zorunluluk olarak değil, keyifli bir macera olarak görmeye başlarlar.
IV. Ayrıca kendi kitaplığını oluşturan bir child, okuma eylemine daha fazla aidiyet hisseder.
V. Sonraki aşamada ise çocuğun kendi ilgi alanına göre özgürce kitap seçmesine izin verilmelidir.
Bu parçadaki anlam bütünlüğünün sağlanabilmesi için numaralanmış cümlelerden hangilerinin yer değiştirmesi gerekir?
(I) Kitap okumak, bireyin kelime dağarcığını zenginleştirerek kendini ifade etme gücünü artırır. (II) Düzenli okuma alışkanlığı kazanan bireylerin odaklanma süresi ve analitik düşünme yeteneği de gelişir. (III) Ülkemizde kütüphane üye sayıları ve kitap ödünç alma oranları son yıllarda düşüş göstermektedir. (IV) Ayrıca okuma eylemi, farklı yaşamları ve kültürleri tanımayı sağlayarak empati duygusunu besler. (V) Zihinsel gelişimi destekleyen bu süreç, kişinin olaylara daha geniş bir açıdan bakabilmesine yardımcı olur.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Edebi eser, okur tarafından alımlandığı sürece varlık kazanır. Roman veya şiir, yazarın kurguladığı sözcükler yığınından ibaret değildir; metinde bilinçli olarak bırakılmış boşluklar, okurun hayal gücüyle doldurulmayı bekler. Wolfgang Iser’in "boşluk" kavramına göre bu belirsizlik alanları, okura metnin inşasında aktif bir rol sunar. Boşlukların varlığı, metnin anlamını sabitlemek yerine onu sürekli devinim halinde tutar. Başka bir deyişle, yazar her şeyi açıkça söylemiş olsaydı, okur sadece edilgen bir alıcı konumuna indirgenecekti. ----. İşte bu yüzden edebi metnin estetik değeri, doğrudan aktarılan bilgilerde değil, okurun kendi zihinsel emeğiyle biçimlendirdiği bu alımlama sürecinde gizlidir.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
I. Postmodern edebiyatta metinlerarasılık; bir yazarın başka metinlerden alıntılar, göndermeler veya taklitler yoluyla yeni bir anlatı inşa etmesi sürecidir.
II. Bu yaklaşımda yazar, kendi eserini yalıtılmış bir ada gibi değil, kendinden önceki geniş yazınsal okyanusun bir parçası olarak görür.
III. Aksine yazar, ödünç aldığı bu unsurları kendi yaratıcı süzgecinden geçirerek onlara yepyeni bir estetik değer ve bağlam kazandırır.
IV. Ancak bu durum, metnin özgünlüğünün kaybolduğu veya yazarın kolaya kaçtığı anlamına gelmez.
V. Nitekim postmodern metinlerdeki bu katmanlı yapı, okurun da benzer bir entelektüel birikime sahip olmasını ve metindeki gizli referansları deşifre etmesini zorunlu kılar.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangileri yer değiştirirse parçanın anlam bütünlüğü sağlanır?
Doğadaki canlılar, milyonlarca yıllık evrimsel süreç boyunca çevrelerine uyum sağlamak için mükemmel mekanizmalar geliştirmiştir. İnsanoğlu ise karşılaştığı mühendislik sorunlarını çözerken çoğu zaman kendi teknolojisine güvenmiş, doğanın sunduğu hazır çözümleri görmezden gelmiştir. Ancak son yıllarda bu bakış açısı kökten değişmeye başlamış ve 'biyotaklit' adı verilen disiplin ön plana çıkmıştır. Biyotaklit, doğadaki tasarımları inceleyerek bunları endüstriyel tasarıma ve teknolojiye uyarlamayı amaçlar. ----. Örneğin, hızlı trenlerin burun tasarımında yalıçapkını kuşunun gagasından esinlenilmesi, hem gürültüyü azaltmış hem de enerji tasarrufu sağlamıştır.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Gazeteci:
(I) --------------------------------------
Yönetmen:
Filmlerimde müzik, sadece arka planda çalan bir melodi değildir; karakterlerin duygularını, söze dökülmeyen hislerini izleyiciye aktaran en güçlü anlatım aracıdır. Bu yüzden müzik seçimlerimi senaryo aşamasında yapmaya başlarım.
Bu diyalogda boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
(I) Şanlıurfa yakınlarında yer alan Göbeklitepe, arkeoloji dünyasında son yılların en önemli keşiflerinden biri olarak kabul edilmektedir. (II) Yaklaşık 12 bin yıl öncesine tarihlenen bu tapınak kompleksi, insanlığın yerleşik hayata geçiş ve inanç tarihine dair bildiklerimizi altüst etmiştir. (III) Üzerinde hayvan kabartmaları bulunan devasa T biçimli dikilitaşlar, o dönemin inanç dünyasının zenginliğini ve gelişmiş el işçiliğini gözler önüne sermektedir. (IV) Son yıllarda Göbeklitepe'nin uluslararası düzeyde tanıtılması amacıyla çok yönlü kültür turizmi projeleri hayata geçirilmektedir. (V) Haz��rlanan belgeseller, düzenlenen festivaller ve uluslararası fuarlardaki sunumlar sayesinde bölgeye olan turist ilgisi her geçen gün artmaktadır. (VI) Kültür ve Turizm Bakanlığının öncülüğ��nde yürütülen bu tanıtım kampanyaları, ülkemizin kültürel mirasının dünya çapında hak ettiği değeri görmesine katkı sağlamaktadır.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Dijital amnezi, bireylerin ihtiyaç duydukları bilgilere arama motorları ve akıllı cihazlar aracılığıyla anında ulaşabileceklerini bilmelerinden ötürü, bu bilgileri kendi belleklerinde depolamaktan vazgeçmeleri durumunu ifade eder. Günümüzde akıllı telefonlar ve internet ağları, adreslerden telefon numaralarına, tarihi olaylardan günlük planlara kadar her türlü veriyi hafızasında tutarak insan beyninin yükünü büyük ölçüde hafifletmektedir. Ancak bu durum, beynin bilgiyi işleme ve uzun süreli belleğe aktarma mekanizmalarını tembelleştirmektedir. Bilişsel psikologlar, bilginin dışsal bir depolama birimine aktarılmasının, bilginin öğrenilme derinliğini azalttığını ve bireyleri teknolojik altyapıya bağımlı kıldığını belirtmektedir. Zira insan belleği, bilgiyi geri çağırırken kurduğu nöral bağlantılar sayesinde gelişir ve aktif kalır. Bilgiye zahmetsizce erişmek, bu nöral patikaların zamanla zayıflamasına yol açar. Öte yandan bazı araştırmacılar, dijital amnezinin olumsuz bir durumdan ziyade, insan zihninin evrimsel bir adaptasyonu olduğunu savunmaktadır. Bu görüşe göre beyin, değişen çevre koşullarına uyum sağlayarak gereksiz ayrıntıları depolamak yerine bilişsel kaynaklarını daha karmaşık analizler yapmaya ve yaratıcı düşünmeye yönlendirmektedir. Dolayısıyla dijital araçlar, zihinsel kapasiteyi kısıtlayan bir unsur olmaktan ziyade, beynin sınırlarını genişleten dışsal bir bellek protezi işlevi görmektedir. Bu iki farklı yaklaşım, dijitalleşmenin bilişsel süreçlerimiz üzerindeki çok boyutlu etkilerini anlamamız açısından önemli ipuçları sunmaktadır.
Bu parçadan hareketle dijital amneziyle ilgili aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?
Edebiyat eserleri, okuyucuya hiç gitmediği diyarların kapılarını aralarken orada yaşayan insanların iç dünyalarını da tanıma fırsatı sunar. Bir roman kahramanının sevinciyle mutlu olup acısıyla hüzünlenen okur, zamanla kendi sınırlarının dışına çıkmaya başlar. Kendi dışındaki hayatlara karşı bir duyarlılık geliştiren insan, çevresindeki kişilerin davranışlarını yargılamadan önce onların dünyasını anlamaya çalışır. Bu yönüyle edebiyat, insanı sadece entelektüel olarak geliştiren bir araç değil, aynı zamanda toplumsal yaşamı kolaylaştıran bir köprüdür. ----.
Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Pareidoli, insan zihninin rastgele veya belirsiz görsel uyarıcıları anlaml�� şekillere, özellikle de insan yüzlerine benzetme eğilimidir. Evrimsel psikologlara göre bu fenomen, insan türünün hayatta kalma mücadelesinin bir parçası olarak tarih öncesi dönemlerde gelişmiştir. İlkel doğa koşullarında, çalılıkların arasındaki yırtıcı bir hayvanın yüzünü hızlıca fark etmek, hayatta kalma ile ölüm arasındaki ince çizgiyi belirlemekteydi. Bu nedenle insan beyni, hata payını göze alarak belirsiz şekilleri tanıdık ve hayati örüntülere benzetmeye programlanmıştır. Günlük hayatta gökyüzündeki bulutları çeşitli hayvanlara benzetmek, priz deliklerini şaşırmış bir insan yüzü gibi görmek ya da Ay'ın yüzeyindeki lekelerde bir insan silueti fark etmek pareidoliye en yaygın örnekler arasında gösterilebilir. Yaygın kanının aksine bu durum bir akıl hastalığı veya zihinsel algı bozukluğu değil, beynin görsel işleme merkezlerinin oldukça sağlıklı ve hızlı çalıştığının önemli bir göstergesidir. Nörolojik araştırmalar, beyindeki temporal lobun alt kısmında yer alan 'fusiform yüz alanı' (FFA) adlı bölgenin yüzlerin tanınmasında kritik bir rol oynadığını ve pareidoli sırasında da tıpkı gerçek bir insan yüzüne bakılıyormuş gibi aktif hâle geldiğini göstermektedir. Dolayısıyla, cansız nesnelerde yüz benzeri yapılar gördüğümüzde zihnimiz, sosyal ilişkileri sürdürebilmek ve çevresini güvenli kılabilmek için milyarlarca yıldır geliştirdiği bu uzmanlaşmış bölgeyi devreye sokmaktadır. Sonuç olarak pareidoli, insan zihninin çevresini anlamlandırma, gruplandırma ve potansiyel tehlikelerden kendini koruma dürtüsünün modern dünyadaki zararsız bir yansıması olarak varlığını sürdürmektedir.
Bu parçadan hareketle pareidoli ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
(I) Arılar, çiçek polenlerini taşıyarak doğadaki bitki çeşitliliğinin korunmasında çok önemli bir görev üstlenir. (II) Pek çok meyve ve sebze, arıların bu tozlaşma faaliyeti sayesinde yetişir. (III) Arıcılıkla uğraşan üreticiler, kaliteli bal elde etmek için kovanların yerleştirileceği bölgeleri özenle seçerler. (IV) Bitki çeşitliliğinin devam etmesi, bu küçük canlıların doğadaki hareketliliğine doğrudan bağlıdır. (V) Dolayısıyla arıların yok olması, ekosistemdeki besin zincirinin büyük zarar görmesine yol açacaktır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Zaman bankacılığı, geleneksel para birimi yerine zamanı temel alan, toplumsal dayanışmayı ve karşılıklılık ilkesini savunan alternatif bir ekonomik modeldir. Bu sistemde, bir bireyin başka birine sunduğu bir saatlik hizmet (örneğin yabancı dil dersi veya ev onarımı), sistemdeki hesabına 'bir saat' olarak kaydedilir. Birey, bu bir saati kendisinin ihtiyaç duyduğu ve bir başkası tarafından sunulan başka bir hizmeti satın almak için kullanabilir. Sistemde, yapılan işin niteliği ya da karmaşıklığı ne olursa olsun herkesin bir saati eşit değere sahiptir; bir beyin cerrah��nın verdiği bir saatlik ders ile bir temizlik işçisinin yaptığı bir saatlik temizlik aynı birimle ücretlendirilir. Böylece toplumsal hiyerarşiler ve sınıfsal ayrımlar geri plana itilerek topluluk içi bağların güçlendirilmesi hedeflenir. Zaman bankacılığı, sadece ekonomik bir takas aracı olmakla kalmayıp bireylerin kendilerini topluma yararlı hissetmelerini sağlayarak sosyal sermayenin artmasına da katkı sunar.
Bu parçada zaman bankacılığı ile ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Solastalji, Avustralyalı filozof Glenn Albrecht tarafından 2005 yılında ortaya atılan, bireyin kendi evinde veya tanıdık çevresinde yaşarken, bu çevrenin çevresel yıkım veya iklim değişikliği nedeniyle uğradığı dönüşüm karşısında hissettiği derin keder ve yabancılaşma durumunu tanımlayan bir kavramdır. Klasik sıla hasretinden (nostalji) farklı olarak solastaljide kişi mekânsal olarak yer değiştirmemiştir; aksine, sevdiği ve güvende hissettiği coğrafyanın gözlerinin önünde yok olmasına tanıklık etmektedir. Açık kömür madenciliği, kuraklık veya orman yangınları gibi nedenlerle yerel peyzajın tahrip olması, bireyin aidiyet duygusunu sarsarak kronik bir güvensizlik hissi yaratır. Bu durum, insan psikolojisinin yalnızca sosyal ilişkilerle değil, fiziksel çevreyle kurulan bağlarla da doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla solastalji, ekolojik krizlerin yalnızca biyolojik veya ekonomik değil, aynı zamanda varoluşsal bir tehdit barındırdığının da en somut göstergelerinden biridir.
Bu parçada "solastalji" kavramı ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Karanlık gökyüzü parkları; yapay ışık kirliliğinin olmadığı, yıldızların ve diğer gök cisimlerinin çıplak gözle net bir şekilde izlenebildiği, özel olarak korunan alanlardır. Bu parklar, yalnızca gök bilimciler ve gökyüzü meraklıları için gözlem alanları sunmakla kalmaz; aynı zamanda gece ekosisteminin korunmasına da hayati bir katkı sağlar. Yapay ışıkların gececil hayvanların göç, beslenme ve üreme döngülerini bozduğu bilinmektedir. Karanlık gökyüzü parkları, bu canlıların doğal ritimlerini sürdürebilmeleri için güvenli sığınaklar oluşturur. Ayrıca, bu alanlar çevre bilincinin artırılmasına ve astro-turizm adı verilen yeni bir sürdürülebilir turizm modelinin gelişmesine öncülük eder. Böylece hem yerel ekonomilere destek sağlanmakta hem de gökyüzü mirasının gelecek kuşaklara aktarılması güvence altına alınmaktadır.
Bu parçaya göre karanlık gökyüzü parkları ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Modern mimari, sadece estetik kaygılarla ya da barınma ihtiyacıyla şekillenen bir disiplin olmanın ötesine geçerek insan psikolojisi üzerinde derin izler bırakan bir unsura dönüşmüştür. Şehirlerdeki yüksek katlı betonarme yapılar ve dar sokaklar, bireylerde yalnızlık ve sıkışmışlık hissini tetiklerken; yeşil alanlarla entegre edilmiş, gün ışığını maksimum düzeyde alan tasarımlar ise toplumsal bağları güçlendirmekte ve stres düzeyini düşürmektedir. Mekânların tasarımı, farkında olmasak da günlük kararlarımızı, ruh halimizi ve hatta sosyal ilişkilerimizi doğrudan yönlendirmektedir. Bu nedenle günümüzde mimarlar, sadece binalar inşa etmekle kalmayıp insanların duygu dünyasını ve davranış kalıplarını da tasarladıklarının bilinciyle hareket etmek zorundadırlar.
Bu parçada aşağıdakilerin hangisinden söz edilmektedir?
(I) Karagöz ve Hacivat, geleneksel Türk gölge tiyatrosunun en önemli iki karakteridir. (II) Bu gölge oyunu, deriden kesilen tasvirlerin arkadan bir ışık kaynağ�� yardımıyla beyaz perdeye yansıtılmasına dayanır. (III) Oyunda Karagöz halkın sağduyulu kesimini, Hacivat ise medrese eğitimi almış yarı aydın kesimi temsil eder. (IV) Bu iki karakterin şive taklitlerine ve yanlış anlaşılmalara dayanan diyalogları oyunun mizahi yönünü oluşturur. (V) Günümüzde tiyatro salonlarının teknik altyapısının yetersiz olması, modern oyunların sahnelenmesini zorlaştırmaktadır. (VI) Dolayısıyla bu klasik yapıt, yüzyıllar boyunca izleyicileri hem güldürmüş hem de düşündürmüş, toplumsal hafızada yer edinmiştir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Bal arıları, ekosistemin dengede kalması ve yeryüzündeki yaşamın devamlılığı için hayati bir öneme sahiptir. Bu canlılar, çiçekler arasında mekik dokuyarak bitkilerin tozlaşmasını sağlar ve böylece pek çok meyve ile sebzenin üremesine doğrudan yardımcı olurlar. Bu yönleriyle tarımsal üretimin ve gıda zincirinin kesintisiz sürmesini güvence altına alırlar. Ayrıca arıların ürettiği bal ve balmumu gibi doğal ürünler, insanlık tarihi boyunca hem besin kaynağı hem de geleneksel tedavi yöntemlerinde ilaç olarak kullanılmıştır. Ancak son yıllarda tarım ilaçlarının bilinçsiz ve aşırı kullanımı, bu hassas canlıların nüfusunu ciddi şekilde tehdit etmektedir.
Bu parçadan bal arılarıyla ilgili olarak aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?
Gazeteci:
(I) --------------------------------------
Dağcı:
Tırmanış yapacağım bölgenin hava durumunu günlerce önceden takip ederim. Yanıma alacağım ekipmanları tek tek kontrol eder, rotayı zihnimde defalarca canlandırırım. Çünkü yüksek irtifada yapılacak en küçük bir dikkatsizlik hayati sonuçlar doğurabilir.
Bu diyalogda boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Bir bilim dalının ya da sanat akımının tarihsel süreçteki dönüşümü, sadece içsel dinamikleriyle açıklanamaz; o alanın dış dünyayla ve diğer disiplinlerle kurduğu etkileşim de bu dönüşümde belirleyici bir rol oynar. Örneğin, modern psikolojinin birey odaklı yaklaşımlardan sıyrılarak ili��kisel ve kültürel boyutları önemsemeye başlaması, sosyoloji ve antropoloji gibi alanların sunduğu verilerle doğrudan ilişkilidir. ----. Ancak bu durum, psikolojinin kendi özgün kuramsal zeminini yitirdi��i anlamına gelmez; aksine, disiplinler arası alışveriş onun açıklama gücünü ve uygulama alanlarını zenginleştirmiştir.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?