Çoklu Paragraf Soruları
85 soru
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Parkinson Yasası, en yalın hâliyle "Bir iş, tamamlanması için ayrılan sürenin tamamını kapsayacak şekilde genişler." ilkesine dayanır. Örneğin, bir raporu hazırlamak için bir haftanız varsa, zihniniz bu işi bir haftalık bir süreye yayacak ve işin zorluk derecesini bu süreye göre algılayacaktır. Aynı raporu hazırlamak için sadece bir gününüz olsaydı, işi yine tamamlayabilirdiniz ancak bu sefer süreç daha kısa ve yoğun olurdu. Bu yasa, zaman yönetiminde verimliliği artırmak için sürelerin gerçekçi ve hatta biraz kısıtlı belirlenmesi gerektiğini savunur.
Bu parçaya göre Parkinson Yasası'nın temel iddiası aşağıdakilerden hangisidir?
Nostalji, kelime kökeni itibarıyla sıla hasreti ya da geçmişe duyulan özlem olarak tanımlansa da günümüz tüketim toplumunda bu duygu, bireysel bir sığınak olmaktan çıkıp endüstriyel bir araca dönüşmüştür. Modernleşmenin getirdiği hızlı değişim ve geleceğe yönelik belirsizlikler, bireyleri tanıdık ve güvenli buldukları geçmişin limanına yönlendirirken; pazarlama sektörü bu eğilimi retro tasarımlar, yeniden çevrim filmler ve geçmişin popüler simgeleriyle estetize ederek dolaşıma sokmaktadır. Böylece nostalji, yaşanmış bir geçmişin samimi anısı olmaktan ziyade, hiç deneyimlenmemiş dönemlerin bile tüketim nesnesi hâline getirildiği yapay bir illüzyona dönüşür.
Bu durum, bireyin geçmişle kurduğu tarihsel ve kültürel bağı zedelerken toplumsal belleğin de sanal bir şekilde yeniden inşa edilmesine yol açar. Tüketici, satın aldığı nostaljik bir nesneyle geçmişe ait bir kimliği veya statüyü de edindiğini varsayar. Ancak bu ilişki, gerçek bir tarih bilincinden yoksundur; çünkü pazarlanan geçmiş, tarihsel gerçekliğinden arındırılmış, sterilize edilmiş ve sadece arzu uyandıracak şekilde kurgulanmış bir göstergedir. Sonuçta nostalji endüstrisi, bireyi şimdiki zamanın sorunlarından kaçırıp sahte bir geçmiş cennetine hapsederken onun toplumsal dünyayı dönüştürme ve eyleme geçme gücünü de pasifize etmektedir.
Bu parçadan hareketle "nostalji endüstrisi" ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
I. Dijitalleşme süreciyle birlikte bilginin tüketim hızı ve biçimi köklü bir değişime uğramıştır. Geleneksel yazılı kültürün gerektirdiği derinlemesine okuma pratikleri, yerini ekran üzerinden yapılan ve 'tarama' olarak adlandırılan y��zeysel okuma alışkanlıklarına bırakmaktadır. Bu durum, bireylerin uzun metinler üzerinde odaklanma sürelerini kısaltmakla kalmayıp, okuduklarını derinlemesine analiz etme ve eleştirel bir süzgeçten geçirme becerilerini de aşındırmaktadır. Zihinsel süreçlerin bu şekilde yeniden yapılanması, bilginin içselleştirilmesini zorlaştırmakta ve entelektüel derinliği gölgelemektedir.
II. Nörobilim alanında yapılan son araştırmalar, dijital metinlerle yoğun şekilde etkileşime giren bireylerin beyinlerindeki sinaptik bağlantıların farklı biçimlerde organize olduğunu göstermektedir. Özellikle derin okuma sırasında aktifleşen sol temporal lobdaki hareketlilik azalırken, hızlı karar verme ve görsel uyaranları işleme merkezlerinde geçici bir yoğunlaşma gözlenmektedir. Beynin bu plastik yapısı, çevreye uyum sağlama mekanizmasının bir sonucu olsa da, uzun vadede kavramsal düşünme ve soyut akıl yürütme yetilerinin gerilemesine zemin hazırlamaktadır.
Bu iki paragraf için aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
38. - 39. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Semmelweis refleksi veya Semmelweis etkisi; bilim ve fikir tarihinde, mevcut paradigmalarla veya kabul görmüş yerleşik inançlarla çelişen yeni ve kanıta dayalı bir bilginin, bilim topluluğu veya toplum tarafından otomatik olarak ve sorgulanmaksızın reddedilmesi eğilimini ifade eder. Bu kavram, adını 19. yüzyılın ortalarında Viyana Genel Hastanesinde çalışan Macar hekim Ignaz Semmelweis’tan alır. Semmelweis, lohusalık hummasından kaynaklanan anne ölümlerinin, hekimlerin otopsi odalarından çıkıp ellerini dezenfekte etmeden doğuma girmelerinden kaynaklandığını fark etmiş ve klorlu kireç çözeltisiyle el yıkama uygulamasını başlatarak ölüm oranlarını dramatik biçimde düşürmüştür. Ancak dönemin tıp otoriteleri, hastalıkların 'kötü hava' (miasma) ya da beden sıvılarındaki dengesizliklerden kaynaklandığına inanıyor ve saygın hekimlerin ellerinin hastalık taşıyıcısı olabileceği fikrini gururlarına yediremiyorlardı. Semmelweis’ın deneysel kanıtları, tıp camiasının yerleşik dogmalarına çarparak reddedilmiş, kendisi dışlanmış ve ancak ölümünden yıllar sonra, Pasteur’ün mikrop teorisiyle haklılığı tescil edilmiştir. Günümüzde bu etki, psikolojide ve bilim sosyolojisinde, bireylerin veya kurumların bilişsel çelişkiyi önlemek amacıyla yeni bilgileri reddederek konforlu alanlarını koruma refleksini tanımlamak için kullanılmaktadır. Bilim felsefecisi Thomas Kuhn'un da belirttiği gibi, yerleşik bir paradigma kolay kolay yıkılmaz; çünkü bilim insanları da inançlarına duygusal ve sosyal yatırımlar yaparlar. Bilimsel ilerlemenin önündeki en büyük engellerden biri olan bu durum, bilginin nesnelliğinden ziyade, kabul edilebilirliğinin sosyal ve psikolojik dinamiklere bağlı olduğunu gösterir.
Bu parçadan hareketle Semmelweis refleksiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Ses ekolojisi (akustik ekoloji), bireyler ile çevreleri arasındaki ilişkinin sesler aracılığıyla nasıl şekillendiğini inceleyen disiplinler arası bir alandır. Modern kentleşmenin getirdiği gürültü kirliliği, yalnızca fiziksel sağlığı tehdit etmekle kalmaz; aynı zamanda insanın mekânla kurduğu bağıntısal ve duygusal iletişimi de zedeler. Doğal seslerin arka plana itilmesiyle oluşan bu 'işitsel yabancılaşma', toplumsal hafızanın ve mekânsal aidiyetin zayıflamasına yol açar. Ses ekolojisi çalışmaları, kentlerin sadece görsel değil, işitsel olarak da tasarlanması gerektiğini savunarak gürültüyü azaltmanın ötesinde, çevrenin özgün ses kimliğinin (soundscape) korunmasını amaçlar. Bu yaklaşım, ekolojik dengenin korunması kadar, insanın zihinsel esenliği ve kült��rel sürekliliği için de hayati bir önem taşır.
Bu parçaya göre, ses ekolojisinin amaçları arasında aşağıdakilerden hangisi gösterilemez?
Aşa��ıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Zeigarnik etkisi, insanların tamamlanmamış ya da yarıda kesilmiş işleri, tamamlananlara göre daha net ve kolay hatırlama eğilimidir. Rus psikolog Bluma Zeigarnik taraf��ndan keşfedilen bu durum, zihnin yarım kalan işleri bir 'gerilim' unsuru olarak tutmasından kaynaklanır. İş tamamlandığında bu zihinsel gerilim son bulur ve bilgi bellekten silinmeye başlar. Günlük hayatta televizyon dizilerinin en heyecanlı yerinde bitmesi veya yarım kalan işlerin sürekli aklımızı kurcalaması bu etkiyle açıklanır.
Bu parçaya göre Zeigarnik etkisinin ortaya çıkmasının temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Ringelmann Etkisi olarak da bilinen sosyal kaytarma, bireylerin bir grup içinde ortak bir amaç doğrultusunda çalışırken tek başlarına çalıştıklarına kıyasla daha az çaba gösterme eğilimidir. Fransız tarım mühendisi Max Ringelmann, gruptaki kişi sayısı arttıkça kişi başına düşen fiziksel performansın azaldığını gözlemlemiştir. Yapılan araştırmalar, bu durumun sorumluluğun yayılmasından ve bireysel katkının grup içinde tam olarak ayırt edilemeyeceği düşüncesinden kaynaklandığını göstermektedir. Birey, kendi emeğinin görünmez olduğunu düşündüğünde motivasyonunu kaybeder. Ancak grup üyelerinin bireysel performanslarının görünür kılınması ve her üyeye belirgin sorumluluklar yüklenmesi, sosyal kaytarma davranışını azaltmada etkilidir.
Bu parçaya göre, sosyal kaytarmanın temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Sahne ışığı etkisi (spotlight effect), bireyin kendi dış görünüşünün ya da davranışlarının başkaları tarafından ne ölçüde fark edildiğini abartma eğilimidir. İnsanlar, sosyal ortamlarda adeta üzerlerinde bir sahne ışığı varmış ve herkes onları izliyormuş gibi hissederler. Oysa gerçekte, çevredeki diğer insanlar genellikle kendi dünyalarıyla meşguldür ve bu küçük ayrıntıların farkına bile varmazlar. Yapılan araştırmalar, insanların üzerlerindeki sosyal baskıyı ve dikkat çekme düzeylerini kendi zihinlerinde gereğinden fazla büyüttüklerini ortaya koymuştur.
Bu parçaya göre 'sahne ışığı etkisi' yaşayan bir bireyin temel yanılgısı aşağıdakilerden hangisidir?
1. ve 2. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Psikolojide 'akış' (flow) kavramı, bireyin gerçekleştirdiği faaliyete tamamen odaklandığı, zaman algısının değiştiği ve yaptığı işten yüksek düzeyde keyif aldığı zihinsel durumu ifade eder. İlk kez Mihaly Csikszentmihalyi tarafından tanımlanan bu durum, genellikle kişinin yetenekleri ile karşılaştığı zorluklar arasındaki hassas dengenin kurulmasıyla ortaya çıkar. Eğer yapılan iş bireyin yeteneklerinin çok altındaysa sıkıntı ve monotonluk; yeteneklerinin çok üzerindeyse kaygı ve stres gelişir. Akış durumu, tam da bu iki kutup arasındaki ince çizgide, kişinin sınırlarını zorlayan ama onu aşmayan bir zorluk derecesiyle karşılaşması durumunda tetiklenir. Akış deneyimi yaşayan bireyler, dış dünyadan gelen uyarıcılara karşı geçici bir duyarsızlık geliştirir ve sadece hedefe yönelirler. Bu süreçte öz bilinç geçici olarak kaybolur ve eylemler kendiliğinden akar gibi görünür. Akış, sadece sanatsal üretimlerde veya profesyonel sporcuların performanslarında değil, günlük yaşamdaki sıradan bir hobide ya da iş ortamında da deneyimlenebilir. Önemli olan, kişinin yaptığı işi kendi içinde ödüllendirici bulması ve dışsal bir ödül beklentisi olmadan o eyleme odaklanabilmesidir. Bu durum, bireyin motivasyonunu artıran en önemli içsel etkenlerden biridir. Günümüzde eğitimden iş dünyasına kadar pek çok alanda bu teoriden yararlanılarak insanların yaptıkları işlerden daha fazla verim alması ve mutlu olması hedeflenmektedir. Bu sayede verimlilik doğal bir süreç olarak artış gösterir.
Bu parçaya göre akış (flow) deneyimi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Geleneksel bakır işlemeciliği, yalnızca bir metalin şekillendirilmesi süreci değil; ustadan çırağa aktarılan bir estetik dilin, sabrın ve toplumsal hafızanın somutlaşmış halidir. Geçmişte çarşıların kalbinde yankılanan çekiç sesleri, günümüzde yerini dijitalleşen dünyanın sessiz tüketim alışkanlıklarına bırakmaktadır. Bu durum, zanaatkarları hem el emeğini koruma hem de küresel pazarda görünür olma ikilemiyle karşı karşıya getirmektedir. Bir yandan turistik ve ticari kaygılarla üretimin hızlandırılması ve fabrikasyon desenlerin kullanılması zanaatın özgün ruhunu zedelerken diğer yandan internet aracılığıyla yerel bir atölyenin dünyaya açılması, yok olmaya yüz tutmuş bu sanata yeni bir soluk getirebilmektedir.
Bu parçadan hareketle geleneksel bakır işlemeciliğinin günümüzdeki durumuyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
I ve II. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Kolektif hafıza, bireysel anıların toplamından öte, bir toplumu bir arada tutan ortak anlam dünyasının ve geçmiş tasavvurunun somutlaşmış halidir. Geleneksel dönemde bu hafıza; sözlü anlatılar, anıtlar, ritüeller ve kütüphaneler aracılığıyla nesilden nesile aktarılırken, dijital çağın gelişiyle birlikte bellek aktarım mekanizmaları köklü bir dönüşüme uğramıştır. Günümüzde bilgiye erişim hızı ve veri depolama kapasitesi muazzam boyutlara ulaşmış, geçmişe ait her türlü vesika dijital mecralarda arşivlenmeye başlanmıştır. Ancak bu durum, ironik bir biçimde, toplumsal hatırlama pratiğini güçlendirmek yerine bir tür 'hafıza obezitesi' ve ardından gelen derin bir unutuşa zemin hazırlamaktadır. Bilgi bolluğu, nitelikli bir öğrenme süreciyle birleşmediğinde zihinsel bir yük haline gelmektedir. Dijital arşivlerin sunduğu sınırsız veri yığını içinde bireyler, bilgiyi içselleştirmek yerine onu dışsal depolama birimlerine emanet etmeyi tercih etmektedir. Bu durum da insan zihninin derinlemesine işleme kapasitesini körelterek bilginin kalıcı bir entelektüel birikime dönüşmesini engellemektedir. Bilginin anlık tüketim nesnesi haline geldiği bu yeni düzende, geçmişle kurulan bağ da yüzeyselleşmektedir. Dolayısıyla dijitalleşme, geçmişi koruma vaadi sunarken, paradoksal olarak onu bugünün gürültüsü içinde eriten ve anlamsızlaştıran bir işlev de görebilmektedir. Bu bağlamda, kolektif belleğin geleceği, dijital araçların niceliksel zenginliğinden ziyade, bu verilerin niteliksel olarak nasıl anlamlandırılacağı ve toplumsal bilince nasıl dahil edileceği sorusuna verilecek yanıtlara bağlıdır.
Bu parçadan hareketle dijitalleşmenin kolektif bellek üzerindeki etkileriyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
I. Şehirlerdeki yeşil alanların hızla azalması; hava kirliliğinin artmasına, biyolojik çeşitliliğin kaybolmasına ve kent sakinlerinin stres seviyelerinin yükselmesine neden olmaktadır.
II. Dikey bahçecilik ve çatı parkları gibi modern mimari çözümler, kısıtlı kentsel alanlarda doğayla yeniden bağ kurulmasını sağlayarak bu olumsuz gidişatın etkilerini hafifletmektedir.
Bu iki paragraf ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
I. Mikro öğrenme, bilginin küçük ve yönetilebilir parçalar hâlinde sunulduğu modern bir eğitim yaklaşımıdır. Günümüzün yoğun iş ve yaşam temposunda, bireylerin uzun saatler boyunca odaklanması zorlaşmaktadır. Mikro öğrenme; kısa videolar, infografikler veya küçük testler aracılığıyla öğrenmenin günlük rutinlere kolayca entegre edilmesini sağlar.
II. Bu yöntemin en büyük avantajı, bilginin ihtiyaç duyulduğu anda ve doğrudan hedefe yönelik olarak sunulmasıdır. Örneğin bir yazılımcı, karmaşık bir kodlama sorununu çözmek için saatlerce süren bir kurs yerine, sadece o konuyu anlatan üç dakikalık bir videoyu izleyerek sorununu çözebilir. Böylece hem zamandan tasarruf edilir hem de öğrenilen bilginin kalıcılığı artar.
Bu iki paragraf arasındaki anlamsal ilişkiyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
I ve II. sorular�� aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Akustik ekoloji, canlıların çevreleriyle kurdukları ilişkileri işitsel boyut üzerinden inceleyen disiplinler arası bir çalışma alanıdır. Temelleri 1960’ların sonunda R. Murray Schafer ve ekibi tarafından atılan bu yaklaşım, endüstrileşmenin ses ortamları üzerindeki tahribatına dikkat çekmeyi amaçlar. Küreselleşme ve plansız kentleşmenin bir sonucu olarak ortaya çıkan endüstriyel gürültü kirliliği, yalnızca işitme sağlığını tehdit etmekle kalmayıp bireylerin mekânla kurduğu psikolojik bağı zedelemektedir. Doğal çevrelerin sunduğu heterojen ve dinamik ses manzaraları; örneğin yaprak hışırtıları, kuş cıvıltıları ya da su şırıltıları, insan beynindeki varsayılan mod ağını (default mode network) etkinleştirerek bilişsel yenilenmeye imkân tanır. Buna karşın modern kentlerin tekdüze, homojen ve yüksek desibelli uğultusu, zihni sürekli bir tehdit algısı altında tutarak stres mekanizmalarını harekete geçirir. Akustik ekoloji araştırmacıları, günümüz mimari ve kentsel tasarım pratiklerinde sesin estetik ve işlevsel boyutunun ihmal edildiğini belirterek kentsel peyzajlarda 'sessizlik cepleri' ve işitsel koridorlar oluşturulması gerektiğini savunmaktadır. Buradaki sessizlik kavramı, sesin fiziksel olarak mutlak yokluğu anlamına gelmez. Aksine sessizlik; insanın kendi iç sesini duyabildiği, dış dünyadaki seslerin ise belirli bir hiyerarşik düzen ve anlam çerçevesinde algılanabildiği estetik ve psikolojik bir denge durumunu ifade eder. Dolayısıyla ses manzaralarının korunması, sanıldığının aksine biyolojik bir lüks değil, kentsel yaşamda zihinsel bütünlüğün sürdürülebilmesi adına atılması gereken hayati bir adımdır.
I. Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
I. Şehir hayatının getirdiği yoğun stres ve gürültüden uzaklaşmak isteyen insanlar, doğa yürüyüşü ve kamp gibi etkinliklere yönelmektedir. Bu tür aktiviteler, bireylerin zihinsel olarak dinlenmesini sağlamakta ve genel ya��am kalitesini artırmaktadır.
II. Diğer yandan, doğaya kontrolsüz ve bilinçsizce yapılan bu yönelim; yeşil alanların kirlenmesine, yaban hayatının dengesinin bozulmasına ve çevre tahribatına yol açmaktadır.
Bu iki parça ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Biyotaklit, insanların karşılaştığı karmaşık sorunlara doğadaki modelleri, sistemleri ve unsurları inceleyerek ve onları taklit ederek sürdürülebilir çözümler bulmayı amaçlayan modern bir bilim dalıdır. Doğa, yaklaşık 3,8 milyar yıllık evrim süreci boyunca karşılaştığı sorunlara en az enerjiyle en verimli çözümleri üretmeyi başarmış devasa bir Ar-Ge laboratuvarıdır. Bu uzun süreçte hayatta kalmayı başaran tüm canlılar; mükemmel birer tasarım, malzeme kalitesi ve organizasyon örneği sunarlar. Örneğin, hızlı trenlerin ön burun tasarımlarının yal��çapkını kuşunun gagasına benzetilmesi, tünellerden geçerken oluşan yüksek gürültülü hava basıncı patlamalarını engellemiş ve enerji verimliliğini artırmıştır. Benzer şekilde, dulavratotu bitkisinin dikenli tohumlarının giysilere yapışmasından esinlenilerek günlük hayatta sıkça kullandığımız cırt cırt bantlar geliştirilmiştir. Günümüzde biyotaklit; mimariden havacılığa, tıptan robotik malzeme bilimine kadar pek çok alanda çığır açıcı yenilikçi fikirlerin doğmasına zemin hazırlamaktadır. Bu yaklaşım, sadece doğanın biçimsel veya estetik olarak taklit edilmesini değil, onun temel işleyiş prensiplerinin ve ekosistem dengesinin de anlaşılmasını gerektirir. Sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek isteyen modern tasarımcılar ve mühendisler, doğayı sadece bir hammadde deposu olarak görmek yerine, onu bir akıl hocası ve model olarak kabul etmektedir. Böylece hem çevreye zarar vermeyen hem de yüksek verimliliğe sahip temiz teknolojiler üretilebilmektedir. Doğanın bu sessiz rehberliği, insanlığın teknolojik gelişimini doğayla uyum içinde sürdürmesinin anahtarını sunmaktadır.
Bu parçaya göre biyotaklit ile ilgili aşağ��dakilerden hangisi söylenemez?
I ve II. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Nöroestetik, sanat eserlerinin ve estetik deneyimlerin insan beynindeki biyolojik ve nörolojik temellerini inceleyen son derece genç ve disiplinlerarası bir araştırma alanıdır. Yirminci yüzyılın sonlarında nörobiyolog Semir Zeki tarafından kuramsallaştırılan bu alan; görsel sanatlar, müzik, dans ve edebiyat gibi farklı yaratıcı disiplinlerin insan zihninde nasıl bir karşılık bulduğunu deneysel yöntemlerle açıklamaya çalışır. Araştırmacılar, fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) ve elektroensefalografi (EEG) gibi gelişmiş beyin görüntüleme teknolojilerini kullanarak, bireyler bir sanat yapıtıyla karşılaştıklarında beyin dalgalarını ve kan akışındaki değişimleri gözlemlerler. Elde edilen bulgular; estetik beğeninin sadece öznel ve kültürel bir kabule dayanmadığını, aksine beynin ödül merkezleri, karar verme mekanizmaları ve duygusal işlemleme ağlarıyla doğrudan ilintili olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle beynin farklı bölgelerindeki sinir hücrelerinin birbiriyle olan karmaşık iletişimi, estetik algının oluşum sürecinde hangi nöron gruplarının öncelikli rol oynadığını belirleme çabalarını hızlandırmıştır. Ancak nöroestetik, sanatsal yaratım ve alımlamayı yalnızca sinirsel aktivitelere indirgediği gerekçesiyle bazı sanat kuramcıları ve filozoflar tarafından sert şekilde eleştirilmektedir. Bu eleştirmenler, bir eserin uyandırdığı estetik hazzın tarihsel, toplumsal ve felsefi bağlamlarından koparılarak laboratuvar ortamında tam olarak ölçülemeyeceğini savunmaktadır. Buna rağmen nöroestetik çalışmaları, insanlığın ortak sanat algısının evrimsel kökenlerini ve beynin sanata verdiği tepkilerin evrenselliğini anlamak adına modern bilim dünyasında yeni ufuklar a��maya devam etmektedir.
Bu parçadan hareketle nöroestetik alanı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
I. ve II. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Ekolojik dilbilim ya da kısaca eko-dilbilim, 1990'lardan itibaren bağımsız bir disiplin olarak şekillenen ve dil ile çevre arasındaki karmaşık, dinamik ilişkileri mercek altına alan disiplinlerarası bir çalışma alanıdır. Bu yaklaşım, dillerin sadece zihinsel veya soyut kurallar bütününden ibaret olmadığını, tam aksine tıpkı biyolojik organizmalar gibi içinde geliştikleri coğrafi, sosyal ve kültürel ekosistemlerle sürekli bir etkileşim halinde yaşadığını savunur. Eko-dilbilimin en önemli iddialarından biri, yeryüzündeki dilsel çeşitlilik ile biyolojik çeşitlilik arasında doğrudan ve şaşırtıcı bir paralellik bulunduğudur. Bilimsel araştırmalar, biyolojik çeşitliliğin en yüksek olduğu tropikal yağmur ormanları gibi bölgelerin aynı zamanda en yoğun yerel dil çeşitliliğine de ev sahipliği yaptığını ortaya koymaktadır. Ancak bu durum basit bir mekânsal örtüşmeden çok daha derin bir anlama sahiptir; çünkü yerel diller, konuşuldukları çevreye dair binlerce yıllık ekolojik deneyimi, bitki ve hayvan türlerinin sınıflandırılmasından mevsimsel döngülerin takibine kadar yaşamsal bilgileri kendi semantik yapılarında saklar. Dolayısıyla, küreselleşmenin etkisiyle yerel bir dilin yok olması, yalnızca soyut bir kültürel miras kaybı değil, aynı zamanda insanlığın doğayla uyum içinde yaşamasına olanak tanıyan köklü bir ekolojik bilgi kütüphanesinin de sonsuza dek tahrip edilmesi anlamına gelir. Bu bağlamda eko-dilbilim, hem dillerin hayatta kalma mücadelesini destekler hem de modern ekolojik krizlerin aşılmasında yerel dillerin sunduğu kavramsal araçların değerini gösterir.
Bu parçaya göre, eko-dilbilim ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Dijitalleşme ile birlikte haberin üretim ve tüketim hızının akılalmaz boyutlara ulaşması, habercilikte doğruluk ve derinlik kriterlerinin arka plana itilmesine yol açtı. Tıklanma oranları ve 'ilk veren olma' yarışı, gazeteciliği yüzeysel ve teyit edilmemiş bilgi yığınlarına dönüştürdü. Bu duruma tepki olarak doğan yavaş gazetecilik (slow journalism) hareketi; anlık haber akışının yarattığı bilgi kirliliğine karşı, derinlemesine araştırmayı, saha gözlemini ve edebi bir anlatımı savunmaktadır. Amacı, okuyucuya sadece ne olduğunu değil, olayın neden ve nasıl gerçekleştiğini, arka planındaki toplumsal ilişkileriyle birlikte sunmaktır. Bu yaklaşım, haberi bir tüketim nesnesi olmaktan çıkarıp kamusal bir tartışma ve anlama zeminine taşımayı hedefler.
Bu parçaya göre yavaş gazeteciliğin habercilik anlayışına getirmeyi hedeflediği temel değişim aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Yavaş moda, h��zlı tüketim odaklı hazır giyim sektörüne alternatif olarak gelişen, çevre dostu ve etik değerleri savunan bir yaklaşımdır. Bu hareket; giysi üretiminde sürdürülebilir hammaddelerin kullanılmasını, adil iş gücü koşullarının sağlanmasını ve tüketicilerin uzun ömürlü, kaliteli ürünleri tercih etmesini savunur. Yavaş moda akımı, her sezon değişen trendler nedeniyle sürekli yeni kıyafetler satın almak yerine, giysileri tamir ederek veya ikinci el ürünlere yönelerek kullanım süresini uzatmayı hedefler. Böylece hem doğal kaynakların tüketimi sınırlandırıl��r hem de tekstil atıklarının çevreye verdiği zararların önüne geçilir.
Bu parçaya göre yavaş moda akımının amaçlarından biri aşağıdakilerden hangisidir?