Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi

478 soru

Soru 181Soru

Soğuk Savaş Dönemi'nde Türkiye'nin bölgesel güvenliği sağlama ve Orta Doğu'da istikrarı koruma çabaları doğrultusunda 1955 yılında kurulan Bağdat Paktı, 1958'de Irak'ta yaşanan rejim değişikliği sonrası bu ülkenin pakttan çekilmesiyle yeni bir sürece girmiştir. Bu gelişmenin ardından paktın merkezi Ankara'ya taşınmış ve teşkilat isim değişikliğine gitmiştir.

Buna göre, 1959 yılında Bağdat Paktı'nın yerini alan ve Türkiye'nin yanı sıra İngiltere, İran ve Pakistan'ın katılımıyla faaliyetlerine devam eden uluslararası kuruluş aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Merkezi Antlaşma Teşkilatı (CENTO)

Cevap

Bağdat Paktı'nın devamı niteliğinde olan kuruluş Merkezi Antlaşma Teşkilatı (CENTO) ifadesidir.
1955 yılında Türkiye, Irak, İngiltere, Pakistan ve İran arasında kurulan Bağdat Paktı, 1958 yılında Irak'taki rejim değişikliği sonrası sarsılmıştır. Irak'ın pakttan resmen çekilmesiyle 1959 yılında paktın adı Merkezi Antlaşma Teşkilatı (CENTO) olarak değiştirilmiş ve merkezi Bağdat'tan Ankara'ya taşınmıştır. Türkiye, CENTO'nun ev sahibi ve kilit üyesi olarak Orta Doğu savunmasında aktif rol oynamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Bağdat Paktı'nın kuruluş sürecini ve amacını hatırla.
1955'te Türkiye ve Irak arasında kurulmuş, daha sonra İngiltere, İran ve Pakistan katılmıştır.
Soruda bahsedilen paktın temel bileşenlerini anlamak için gereklidir.
2
1958 yılında Irak'ta gerçekleşen darbenin pakt üzerindeki etkisini analiz et.
Irak paktın askeri kanadından çekilmiş, ardından 1959'da resmen ayrılmıştır.
Paktın neden isim ve merkez değişikliğine gittiğini açıklayan temel olaydır.
3
Paktın 1959'daki yeni adını ve merkezini belirle.
Paktın adı 'Central Treaty Organization' (CENTO) olmuş ve merkezi Ankara'ya taşınmıştır.
Sorunun doğrudan cevabına ulaştırır.

Anahtar Kavram

Soğuk Savaş Dönemi'nde Türkiye'nin kurucusu olduğu bölgesel paktlar ve CENTO'nun oluşum süreci.

İpuçları

1
Irak'ın başkenti olan Bağdat'tan ayrılan paktın adı, bölgesel konumu vurgulayan 'Merkezi' kelimesini içerir.
2
Bu kuruluşun merkezi Ankara'dır ve 1979 yılındaki İran İslam Devrimi'ne kadar varlığını sürdürmüştür.
3
İngilizce adı 'Central Treaty Organization' olan bu yapı, Bağdat Paktı'nın devamıdır.

Daha Fazla Pratik

Balkan Paktı (1953) ile Bağdat Paktı (1955) arasındaki farkları ve bu paktların hangi dış tehditlere (Yugoslavya'nın durumu, SSCB yayılmacılığı vb.) karşı kurulduğunu incelemek faydalı olacaktır.
Tahmini Süre:50s
Soru 182Soru

1950 genel seçimleriyle iktidara gelen Demokrat Parti döneminde Türk dış politikası, Batı Bloku ile olan ilişkilerin kurumsallaşması ve Sovyet yayılmacılığına karşı bölgesel güvenlik kuşaklarının oluşturulması üzerine kurgulanmıştır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi bu dönemde Türkiye’nin dahil olduğu veya destek verdiği uluslararası gelişmelerden biri değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konseyi’nin (AGİK) çalışmalarına katılınması

Cevap

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konseyi'nin (AGİK) çalışmalarına katılınması
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konseyi (AGİK) süreci, 1970'li yıllarda Doğu ve Batı blokları arasındaki siyasi gerilimin azaldığı Yumuşama (Detant) döneminde hayat bulmuştur. Türkiye'nin bu sürece dahil olması ve Helsinki Nihai Senedi'ni imzalaması 1975 yılına dayanmaktadır. Bu tarih, 1950-1960 yılları arasındaki Demokrat Parti iktidarı döneminden çok sonradır.

Adım Adım Çözüm

1
Dönem sınırlarının belirlenmesi
Soruda belirtilen Demokrat Parti dönemi 1950-1960 yılları arasını kapsamaktadır.
Olayların kronolojik olarak bu on yıllık tarih aralığına uygunluğunu denetlemek için.
2
Seçeneklerdeki olayların tarihlerinin analizi
Kore Savaşı (1950), NATO üyeliği (1952), Balkan Paktı (1953) ve Bağdat Paktı (1955) tarihsel olarak bu sürece dahil edilmektedir.
Döneme ait doğru bilgilerin elenmesi için.
3
Yumuşama dönemi olayının tespiti
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konseyi (AGİK) ve 1975 Helsinki Nihai Senedi, Soğuk Savaş'ın sonraki evresi olan Yumuşama dönemine aittir.
Dönem dışı kalan gelişmeyi belirleyerek doğru cevaba ulaşmak için.

Anahtar Kavram

Soğuk Savaş Dönemi Türk Dış Politikası ve Dönemsel Ayrım
Soru 183Soru

II. Dünya Savaşı'nın son yılında, 1945'te TBMM'ye sunulan ve mülkiyet haklarına yönelik köklü düzenlemeler içermesi sebebiyle iktidar partisi (CHP) içerisinde Adnan Menderes gibi isimlerin sert muhalefetiyle karşılaşan, nihayetinde Türkiye'nin çok partili siyasi hayata geçiş sürecini hızlandıran kanun aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu

Cevap

Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu
Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu (Haziran 1945), savaşın bitimine yakın bir süreçte gündeme gelmiştir. Bu kanun, topraksız köylüyü toprak sahibi yapmayı hedeflerken, büyük toprak sahiplerinin arazilerinin kamulaştırılmasını öngördüğü için Meclis'te büyük bir muhalefetle karşılaşmıştır. Adnan Menderes, Celal Bayar ve Fuat Köprülü gibi isimlerin bu kanuna ve bütçeye yaptıkları sert eleştiriler, sonrasında 'Dörtlü Takrir'in verilmesine ve Demokrat Parti'nin kurulmasına giden yolu açmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Zaman çizelgesini belirle.
Soru 1945 yılındaki, yani savaşın sonundaki bir gelişmeyi sormaktadır.
Milli Korunma (1940), Varlık Vergisi (1942) ve Toprak Mahsulleri Vergisi (1944) savaşın daha erken safhalarına aittir.
2
Siyasi etkileri analiz et.
CHP içinde bölünmeye ve Demokrat Parti'nin kurulmasına zemin hazırlayan olay araştırılmalıdır.
1945 tarihli Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu'na yapılan muhalefet, Türk siyasi tarihinde kırılma noktasıdır.
3
Kanun içeriğini doğrula.
Toprak mülkiyeti ve mülkiyet hakları tartışması Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu ile ilgilidir.
Bu kanunun özellikle 17. maddesi (topraksız köylüye toprak verilmesi için kamulaştırma yapılması) büyük tartışmalara yol açmıştır.

Anahtar Kavram

II. Dünya Savaşı Sonu Siyasi Gelişmeler ve Çok Partili Hayata Geçiş

Daha Fazla Pratik

Demokrat Parti'nin kurulmasına yol açan 'Dörtlü Takrir' metninin içeriğini ve imzacılarını inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 184Soru

II.II. Dünya Savaşı’nın devam ettiği 19431943 yılının Ocak ayında, İngiltere Başbakanı Winston Churchill ile Türkiye Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Adana yakınlarındaki Yenice istasyonunda bir vagonda bir araya gelmişlerdir. Bu görüşmede Churchill'in Türkiye'den temel beklentisi ile Türkiye'nin bu beklentinin karşılanması için öne sürdüğü temel ön koşul aşağıdakilerin hangisinde doğru eşleştirilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye'nin savaşa müttefikler lehine katılması - Türk ordusunun teknik ve askeri malzeme eksikliğinin giderilmesi

Cevap

Türkiye'nin savaşa müttefikler lehine katılması talebi karşılığında Türk ordusunun teknik ve askeri malzeme eksikliğinin giderilmesi şartının öne sürülmesidir.
Doğru seçenek, Adana Görüşmeleri'nin temel dinamiğini yansıtmaktadır. İngiltere'nin (Churchill) temel amacı Türkiye'yi savaşa dahil ederek müttefikler lehine yeni bir cephe açmaktır. Türkiye'nin (İsmet İnönü) buna karşılık verdiği cevap ise ordunun silah ve teçhizat bakımından yetersiz olduğudur. Bu durum, Türkiye'nin savaş dışı kalma stratejisinin bir parçasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Görüşmenin tarihsel bağlamını belirleme
19431943 yılı, müttefiklerin savaşı kazanmaya başladığı ve Türkiye üzerindeki baskının arttığı bir dönemdir.
Adana Görüşmeleri (Yenice), İngiltere'nin Türkiye'yi savaşa ikna etmek için yaptığı en önemli diplomatik girişimlerden biridir.
2
Tarafların tezlerini analiz etme
Churchill, Balkanlar üzerinden bir cephe açmak için Türkiye'nin gücüne ihtiyaç duymuş; İnönü ise ordunun hazırlıksız olduğunu vurgulamıştır.
Türkiye, 'etkin tarafsızlık' politikasını sürdürürken savaşa girmek için ordunun modernizasyonunu bir 'zaman kazanma' stratejisi olarak kullanmıştır.
3
Görüşmenin sonucunu değerlendirme
Görüşme sonucunda 'Hardihood Operasyonu' adı verilen askeri yardım planı üzerinde durulmuş ancak Türkiye savaşa fiilen girmemiştir.
Türkiye, askeri malzeme desteği tam olarak sağlanmadan savaşa girmenin ülkeyi felakete sürükleyeceğini savunmuştur.

Anahtar Kavram

Adana Görüşmeleri ve Türkiye'nin Denge Politikası

İpuçları

1
Görüşmenin yapıldığı vagon, günümüzde Yenice istasyonunda sergilenmektedir.
2
İngiltere'nin amacı Türkiye'yi 'aktif' hale getirmektir; Türkiye'nin cevabı ise ordunun 'hazırlık durumu' ile ilgilidir.
3
Türkiye bu görüşmede savaşa girmeyi reddetmemiş, ancak modern silah yardımı gelmeden bunun imkansız olduğunu belirterek zaman kazanmıştır.

Daha Fazla Pratik

Adana Görüşmeleri'nden sonra 19431943 sonunda gerçekleşen ve ABD'nin de katıldığı İkinci Kahire Konferansı'nı inceleyerek diplomatik sürecin nasıl ilerlediğini karşılaştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 185Soru

II.II. Dünya Savaşı sonrası Türkiye'de çok partili siyasi hayata geçiş sürecinde, iktidardaki Cumhuriyet Halk Partisi (CHPCHP) ile muhalefetteki Demokrat Parti (DPDP) arasında tırmanan gerginliği sona erdirmek ve devlet başkanının tarafsızlığını vurgulayarak demokratik rejimin devamlılığını sağlamak amacıyla 19471947 yılında yayımlanan belge aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 1212 Temmuz Beyannamesi

Cevap

1212 Temmuz Beyannamesi, iktidar ve muhalefet arasındaki gerilimi düşüren ve çok partili yaşamı kalıcı hale getiren belgedir.
Doğru cevap olan ifade, 19471947 yılında Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından yayımlanan ve hem iktidara hem de muhalefete karşı tarafsızlığını ilan ederek çok partili rejimin Türkiye'de kurumsallaşmasını sağlayan tarihi metindir.

Adım Adım Çözüm

1
II.II. Dünya Savaşı sonrası Türkiye'nin iç siyasi atmosferini ve partiler arası sert muhalefeti değerlendirmek.
19461946 seçimleri sonrası CHPCHP ve DPDP arasındaki ilişkilerin kopma noktasına geldiği belirlenir.
Sorunun talep ettiği uzlaşı zeminini anlamak için dönemin kriz ortamını bilmek gerekir.
2
19471947 yılında devlet başkanı sıfatıyla İsmet İnönü'nün üstlendiği rolü incelemek.
İsmet İnönü'nün her iki partiye de eşit mesafede olduğunu bildiren bir metin yayımladığı hatırlanır.
Çok partili hayata geçişte devlet başkanının tarafsızlığı bu süreçteki en kritik dönemeçtir.
3
Seçeneklerdeki belgeleri kronolojik ve içerik bakımından karşılaştırarak doğru sonuca ulaşmak.
1212 Temmuz Beyannamesi'nin bu uzlaşıyı sağlayan temel metin olduğu doğrulanır.
Dörtlü Takrir sürecin başı, Hürriyet Misakı ise muhalefetin sertleştiği noktadır; ancak beyanname orta yolu bulmuştur.

Anahtar Kavram

Demokratik Uzlaşı ve Devlet Başkanının Tarafsızlığı

İpuçları

1
Bu belge, İsmet İnönü'nün tarafsız devlet başkanı rolüne soyunduğu bir metindir.
2
19461946 seçimlerindeki şaibeli atmosferin ardından iktidar ve muhalefeti barıştırmak için yayımlanmıştır.
3
19471947 yılının yaz aylarında yayımlanan ve adını yayımlandığı günden alan bir belgedir.

Daha Fazla Pratik

İsmet İnönü'nün bu belgedeki tutumunun, 19501950 seçimleri sonrası iktidarın sorunsuz el değiştirmesindeki etkisini araştırabilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Süreci şu kronolojik sıralama ile takip edebilirsiniz: Dörtlü Takrir (19451945) \rightarrow Demokrat Parti'nin kurulması (19461946) \rightarrow 1212 Temmuz Beyannamesi (Uzlaşı - 19471947) \rightarrow Beyaz İhtilal (Seçimle iktidar değişimi - 19501950).
Tahmini Süre:50s
Soru 186Soru

19611961 Anayasası ile benimsenen 'çoğulcu demokrasi' ilkesini hayata geçirmek ve parlamentoda temsil adaletini en üst düzeye çıkarmak amacıyla; 19651965 genel seçimlerinde uygulanan ve Türkiye İşçi Partisi (TI˙PTİP) gibi küçük partilerin de mecliste temsil edilmesine olanak sağlayan seçim sistemi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Milli Bakiye Sistemi

Cevap

Milli Bakiye Sistemi, oyların ulusal düzeyde birleştirilerek partilerin toplam oy oranına göre temsil edilmesini sağlayan ve 19651965 seçimlerinde çoğulculuğu artıran sistemdir.
Milli Bakiye Sistemi, oyların boşa gitmesini engellemek ve küçük partilerin meclise girmesini sağlamak amacıyla sadece 19651965 genel seçimlerinde uygulanmıştır. Bu sistem, o dönemdeki en demokratik ve adil temsil yöntemi olarak kabul edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Dönem analizi yapma
19601960 darbesi sonrası 19611961 Anayasası ile başlayan 'Yumuşama Dönemi' iç siyaset dinamikleri belirlendi.
Soruda belirtilen 19651965 yılı, demokratik hakların ve siyasi çoğulculuğun arttığı bir dönemi işaret eder.
2
Seçim sisteminin amacını belirleme
Küçük partilerin meclise girmesini kolaylaştıracak 'adaletli temsil' mekanizması tespit edildi.
19611961 Anayasası'nın çoğulcu demokrasi vaadi, oyların barajsız ve artık oyların değerlendirildiği bir sistemi zorunlu kılmıştır.
3
Tarihsel veriyi eşleştirme
Milli Bakiye Sistemi'nin 19651965 seçimlerindeki etkisi doğrulandı.
Bu sistem sayesinde Türkiye İşçi Partisi (TI˙PTİP) gibi partiler ilk kez meclis grubu oluşturabilmiştir.

Anahtar Kavram

1961 Anayasası sonrası Türk siyasi hayatında çoğulculuk ve Milli Bakiye Sistemi

İpuçları

1
19601960 sonrası dönemin en demokratik seçim yöntemi olarak bilinir.
2
Küçük partilerin 'artık oylarının' ulusal düzeyde toplanarak milletvekiline dönüştüğü sistemi hatırlayın.
3
Türkiye İşçi Partisi'nin (TI˙PTİP) 1515 milletvekiliyle meclise girdiği sistemdir.

Daha Fazla Pratik

1961 Anayasası'nın getirdiği 'Anayasa Mahkemesi' ve 'Cumhuriyet Senatosu' gibi diğer kurumsal yenilikleri de gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 187Soru

19181918 yılında Türkistan'da başlayan ve 19211921 yılında Enver Paşa'nın katılımıyla askeri bir disiplin kazanmaya çalışan Basmacı Hareketi'nin, Sovyet Rusya karşısında kesin bir başarı elde edemeyerek zamanla zayıflamasında aşağıdakilerden hangisinin etkili olduğu savunulamaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Hükümeti'nin, Moskova Antlaşması hükümleri uyarınca bölgeye Kızıl Ordu ile koordineli çalışacak profesyonel bir askeri heyet göndermesi

Cevap

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) Basmacı Hareketi'ni bastırmak amacıyla Sovyetlerle iş birliği yaparak askeri heyet gönderdiği iddiası tarihsel olarak yanlıştır.
Doğru yanıt olan seçenek, TBMM'nin Moskova Antlaşması gereği Basmacı Hareketi'ni bastırmak için askeri heyet gönderdiğini iddia etmektedir. Oysa TBMM, kendi varlık mücadelesi içinde Sovyetlerle pragmatik bir dostluk kurmuş, ancak Türkistan'daki olaylara doğrudan ve karşı cephede askeri müdahil olmamıştır. Bu seçenek, Türkiye'nin dış politikası ile Türkistan'daki olayların birbirine yanlış şekilde eklemlendiği bir tarihsel hatadır.

Adım Adım Çözüm

1
Basmacı Hareketi'nin doğasını analiz etme
Hareketin Türkistan'da Sovyet yayılmacılığına karşı yerel liderler (korbaşılar) tarafından başlatılan bir bağımsızlık mücadelesi olduğu saptanır.
Hangi faktörlerin başarısızlığa neden olduğunu anlamak için hareketin temel yapısı bilinmelidir.
2
Sovyetlerin askeri ve diplomatik taktiklerini değerlendirme
Sovyetlerin hem askeri teknolojik üstünlüğü hem de Afganistan gibi komşularla imzaladığı antlaşmalarla hareketi izole ettiği görülür.
Dış destek eksikliğinin ve diplomatik baskının etkisini ölçmek için gereklidir.
3
Hareket içindeki liderlik ve ideoloji sorunlarını inceleme
Enver Paşa'nın geniş kapsamlı (Pan-Türkist) idealleri ile yerel korbaşıların bölgesel hedefleri arasındaki uyumsuzluğun birliği bozduğu fark edilir.
Başarısızlığın iç nedenlerini teşhis etmek için kritiktir.
4
TBMM ve Sovyet Rusya ilişkilerini kontrol etme
TBMM ve Sovyetler arasında 19211921 Moskova Antlaşması ile bir ittifak kurulsa da bu ittifakın kapsamı Anadolu'daki mücadele ile sınırlıdır; TBMM'nin Türkistan'daki direnişi bastırmak için aktif askeri destek vermesi söz konusu değildir.
Uluslararası ilişkilerdeki yanlış bir çıkarımı (misconception) elemek için son adımdır.

Anahtar Kavram

Basmacı Hareketi'nin Başarısızlık Nedenleri ve Dönemin Diplomatik Dengeleri

İpuçları

1
Basmacı Hareketi'nin başarısızlık nedenlerini düşünürken iç bölünmüşlük, dış destek eksikliği ve Sovyetlerin kurnazca taktiklerine odaklanın.

Daha Fazla Pratik

Bu konuyu pekiştirmek için 19211921 Moskova Antlaşması'nın maddelerini ve Türkiye-Sovyet ilişkilerinin Türk dünyasına etkilerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 188Soru

Türkiye, II.II. Dünya Savaşı'ndan sonra Sovyetler Birliği'nin toprak ve üs talepleriyle ortaya çıkan güvenlik tehdidine karşı Batı Bloku'na dahil olmayı hedeflemiştir. Bu süreçte Türkiye'nin 19521952 yılında Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'ne (NATONATO) tam üye olarak kabul edilmesini sağlayan temel gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Birleşmiş Milletler gücü altında Kore Savaşı'na asker gönderilmesi

Cevap

Türkiye'nin Kore Savaşı'na asker gönderilmesi, NATO'ya giriş sürecini hızlandıran en önemli askeri ve siyasi gelişmedir.
Türkiye'nin Kore Savaşı'na asker göndermesi, Batı Bloku içerisindeki askeri iş birliğine olan bağlılığını kanıtlamış ve bu durum Türkiye'nin 19521952 yılında NATONATO'ya kabul edilmesinde en belirleyici faktör olmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemin dış politika şartlarını değerlendirmek
Sovyet tehdidine karşı Batı Bloku'na (özellikle ABD'ye) yakınlaşma ihtiyacı tespit edildi.
NATO üyeliği için Batı dünyasına askeri bir katkı sunulması gerekiyordu.
2
19501950 yılında başlayan Kore Savaşı'na katılımı incelemek
Demokrat Parti hükümetinin Birleşmiş Milletler çağrısına uyarak Kore'ye tugay düzeyinde asker gönderdiği görüldü.
Kore'deki askeri başarılar Türkiye'nin stratejik önemini artırdı.
3
Askeri katkının diplomatik sonucunu onaylamak
Türkiye ve Yunanistan 19521952 yılında NATO'ya üye yapıldı.
Kore Savaşı, Türkiye'nin NATO'ya kabul edilmesindeki en somut ve doğrudan katalizör görevini gördü.

Anahtar Kavram

Türkiye'nin NATO Üyeliği ve Kore Savaşı İlişkisi

İpuçları

1
Türkiye'nin Batı savunma sistemine dahil olabilmek için uzak bir coğrafyada fiilen katıldığı askeri çatışmayı düşünün.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin NATO üyeliği sonrası kurulan bölgesel paktların (Balkan ve Bağdat) kronolojisini ve amaçlarını inceleyin.
Tahmini Süre:45s
Soru 189Soru

II.II. Dünya Savaşı’nın en kritik dönemlerinden biri olan 19411941 yılında Türkiye, İngiltere’den satın aldığı savaş gemilerini ve uçaklarını teslim alacak askeri heyeti Mersin Limanı'ndan Mısır'a uğurlamıştır. Ancak heyeti taşıyan gemi, Akdeniz sularında seyrederken kimliği belirsiz bir denizaltı tarafından torpillenerek batırılmış; bu olayda pek çok subay, er ve mürettebat şehit olmuştur. Türk siyasi tarihinde Milli Savunma ve Ulaştırma Bakanlarının istifasına yol açan bu trajik olay aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Refah Faciası

Cevap

Türk askeri heyetini taşıyan geminin batırılması ve bakan istifalarına yol açan olay Refah Faciası'dır.
Refah Faciası, 19411941 yılında İngiltere'ye gönderilen askeri personelin Akdeniz'de gemilerinin batırılmasıyla şehit olduğu ve hükümet krizine yol açan olaydır.

Adım Adım Çözüm

1
Olayın tarihini ve amacını belirleme
2323 Haziran 19411941 tarihinde İngiltere'den sipariş edilen askeri malzemeleri teslim alacak heyetin yola çıkışı.
Soruda verilen 19411941 yılı ve askeri heyet vurgusu bizi bu spesifik deniz faciasına yönlendirir.
2
Olayın gerçekleştiği yer ve gemi türünü analiz etme
Mersin Limanı'ndan ayrılan Refah şilebinin Akdeniz'de batırılması.
Mersin-Mısır rotası ve bir nakliye gemisinin torpillenmesi Refah olayının ayırt edici özelliğidir.
3
Siyasi sonuçları değerlendirme
168168 şehit verilmesi üzerine Milli Savunma Bakanı Saffet Arıkan ve Ulaştırma Bakanı Cevat Abbas Gürer'in istifası.
KPSS düzeyinde bu olayın en önemli siyasi sonucu, ihmal tartışmaları nedeniyle yaşanan kabine değişikliğidir.

Anahtar Kavram

Refah Faciası ve II. Dünya Savaşı'nda Türkiye'nin Karşılaştığı Dış Tehditler

İpuçları

1
Bu olay, Türkiye'nin savaş dışında kalma çabalarına rağmen askeri personel kaybı yaşadığı trajik bir kazadır.
2
Mersin'den Mısır'ın İskenderiye limanına gitmek üzere yola çıkan gemi, Akdeniz'de kimliği belirsiz bir denizaltı tarafından torpillenmiştir.
3
Olaydan sonra Milli Savunma ve Ulaştırma Bakanlarının istifa etmesi, olayın idari bir ihmal olarak görülmesinden kaynaklanmıştır.

Daha Fazla Pratik

Benzer bir dönemde yaşanan ve Yahudi soykırımı ile ilişkili olan Struma Olayı'nın detaylarını inceleyerek bu iki deniz trajedisini karşılaştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 190Soru

Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından Türk Cumhuriyetleri ile Türkiye arasındaki ilişkiler, 19921992 yılından itibaren düzenlenen 'Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirveleri' ile çok taraflı bir yapıya kavuşmuştur. Bu zirveler sürecinin kurumsal bir uluslararası örgüte dönüşmesini sağlayan ve 33 Ekim 20092009 tarihinde imzalanan temel belge aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Nahçıvan Anlaşması

Cevap

Türk dünyası arasındaki zirveler sürecini kurumsal bir yapıya dönüştüren temel belge Nahçıvan Anlaşması'dır.
Nahçıvan Anlaşması, 33 Ekim 20092009 tarihinde Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye arasında imzalanmış; bu anlaşma ile Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Konseyi/Türk Keneşi) kurulmuştur. Bu, sürecin bir zirve formatından çıkıp daimi sekreteryası olan uluslararası bir örgüte dönüştüğü andır.

Adım Adım Çözüm

1
Tarihsel süreci analiz etme
Türk dünyası iş birliğinin 19921992'deki zirvelerle başladığı tespit edilir.
Soruda verilen 19921992 ve 'zirveler' vurgusu, sürecin gelişimini anlamak için temeldir.
2
Kurumsallaşma aşamasını belirleme
Gevşek zirve yapısından, sekreteryası olan bir örgüte geçiş noktası aranır.
Soruda 'uluslararası örgüte dönüşmesini sağlayan' ifadesi kurumsallaşmaya işaret eder.
3
Spesifik tarihi eşleştirme
33 Ekim 20092009 tarihinin Nahçıvan Anlaşması ile örtüştüğü görülür.
KPSS düzeyinde bu tür kurucu anlaşmaların isim ve tarih bilgisi ayırt edicidir.

Anahtar Kavram

Türk Devletleri Teşkilatı'nın Kurumsal Temelleri

İpuçları

1
20092009 yılında, Azerbaycan'ın Türkiye ile sınırı olan tek bölgesi ile aynı adı taşıyan yerde imzalanmıştır.
2
Bu anlaşma sonucunda 'Türk Keneşi' adında kurumsal bir yapı ortaya çıkmıştır.
3
Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye'nin kurucu üye olduğu, 33 Ekim'in artık 'Türk Devletleri İşbirliği Günü' olarak kutlandığı anlaşmadır.

Daha Fazla Pratik

Türk Devletleri Teşkilatı'nın diğer alt kuruluşlarını (TÜRKSOY, TÜRKPA, Türk Akademisi) ve bunların merkezlerini incelemek faydalı olacaktır.

Alternatif Yöntem

Eleme yöntemi: Seçeneklerdeki tarihlere bakıldığında; 19911991 (Alma-Ata) ve 19921992 (İstanbul) süreci kurmak için çok erken, 20212021 (Türkistan) ise çok geçtir. 20092009 yılındaki kurumsallaşma adımı Nahçıvan seçeneği ile örtüşür.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 191Soru

II.II. Dünya Savaşı’nın son aşamasında toplanan Potsdam Konferansı’nda, savaş sonrası Avrupa düzeni ve barış şartları ele alınırken Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren kararlar ve talepler de gündeme gelmiştir. Sovyetler Birliği’nin bu konferansta dile getirdiği ve Türkiye’nin dış politika stratejisinde köklü bir değişikliğe giderek Batı Bloku’na yaklaşmasına neden olan temel talebi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin revize edilerek Boğazlar’da Sovyetler Birliği’ne askeri üs verilmesi ve Doğu Anadolu’dan toprak talep edilmesi

Cevap

Potsdam Konferansı'nda Sovyetler Birliği'nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin revizyonunu isteyerek Boğazlar'da üs talep etmesi ve Doğu Anadolu'dan toprak istemesidir.
Potsdam Konferansı'nda Sovyet lideri Stalin, 19361936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin Sovyet çıkarlarını korumadığını belirterek, Boğazlar'da askeri üs kurma ve denetimi ortaklaşa yürütme talebinde bulunmuştur. Ayrıca Doğu Anadolu'da Kars ve Ardahan'ın Sovyetlere (Gürcistan ve Ermenistan SSC'lerine) bırakılması gerektiğini savunmuştur. Bu talepler Türkiye'nin egemenlik haklarına açık bir saldırı olarak kabul edilmiş ve Türkiye'nin ABD liderliğindeki Batı Bloku'na (Truman Doktrini ve Marshall Yardımı süreci) dahil olmasındaki en önemli itici güç olmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Konferansın zamanını ve taraflarını belirle
Potsdam Konferansı (1717 Temmuz - 22 Ağustos 19451945), ABD, İngiltere ve SSCB arasında yapılmıştır.
Savaşın sonundaki diplomatik dengeleri anlamak için gereklidir.
2
Sovyetler Birliği'nin (Stalin) taleplerini analiz et
Stalin, Boğazlar'ın ortak savunulmasını (üs talebi) ve Kars-Ardahan çevresinin SSCB'ye bırakılmasını istemiştir.
Türkiye'nin egemenliğini tehdit eden somut taleplerin neler olduğunu belirlemek için gereklidir.
3
Bu taleplerin Türkiye üzerindeki etkisini değerlendir
Türkiye, bu baskılar karşısında Batı Bloku (ABD ve İngiltere) ile ittifak arayışına girmiştir.
Soruda sorulan 'dış politika stratejisindeki değişiklik' sonucuna ulaşmak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Potsdam Konferansı ve Türk-Sovyet İlişkileri

İpuçları

1
Savaşın sonundaki diplomatik konferanslarda Sovyetler Birliği'nin Türkiye üzerindeki toprak ve egemenlik taleplerini hatırlayın.
2
Stalin'in özellikle Boğazlar ve Doğu Anadolu (Kars-Ardahan) üzerindeki iddialarının dış politikamızı nasıl etkilediğini düşünün.
3
Potsdam Konferansı, Yalta'dan farklı olarak Türkiye üzerindeki Sovyet baskısının müttefikler (ABD-İngiltere) tarafından da netleştiği bir zirvedir.

Daha Fazla Pratik

Sovyet baskıları sonucu Türkiye'nin Batı Bloku'na girişini tescilleyen Truman Doktrini ve Marshall Planı konularına göz atabilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 192Soru

I.\text{I.} Dünya Savaşı sonrasında yayımlanan Wilson İlkeleri'nde yer alan "Yenen devletler yenilenlerden toprak almayacak." maddesi, sömürgecilik faaliyetlerini engellemeyi amaçlamıştır. Ancak İngiltere ve Fransa gibi büyük devletler, sömürgecilik anlayışını devam ettirebilmek amacıyla 19191919 Paris Barış Konferansı'nda bu kavramın yerine yeni bir sistem ortaya koymuşlardır.

Bu doğrultuda, sömürgeciliğin isim değiştirmiş hali olarak kabul edilen ve özellikle Orta Doğu topraklarında uygulanan bu yönetim biçimi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Manda ve himaye

Cevap

Manda ve himaye sistemi, Wilson İlkeleri'ndeki 'sömürgecilik yapılmayacak' maddesini aşmak için geliştirilen yeni yönetim biçimidir.
Manda ve himaye sistemi, 19191919 Paris Barış Konferansı'nda sömürgeciliğin Wilson İlkeleri'ne aykırı görülmesi üzerine, bu ilkeleri ihlal etmeden büyük devletlerin yayılmacılığını sürdürebilmeleri için ortaya atılan yönetim biçimidir.

Adım Adım Çözüm

1
Sömürgecilik ve Wilson İlkeleri arasındaki ilişkiyi analiz et.
Wilson İlkeleri, yenen devletlerin toprak almasını (sömürgeciliği) yasaklamıştır.
Savaş sonrasında barışın korunması ve ABD'nin güçlenmesini sağlamak amaçlanmıştır.
2
Paris Barış Konferansı'ndaki stratejik değişikliği değerlendir.
Büyük devletler (İngiltere ve Fransa), çıkarlarını korumak için sömürgeciliği 'manda ve himaye' adıyla yeniden tanımlamışlardır.
Milletler Cemiyeti çatısı altında bu sistem yasallaştırılarak Wilson İlkeleri'ne şeklen uyulmuştur.

Anahtar Kavram

Manda ve himaye sistemi, emperyalizmin 20. yüzyılın başındaki kurumsallaşmış yeni adıdır.

İpuçları

1
Bu kavram, sömürgeciliğin Wilson İlkeleri'ne uyarlanmış halidir.
2
Özellikle Orta Doğu'daki Arap topraklarında İngiltere ve Fransa tarafından uygulanmıştır.
3
Kavram, 'emanet ve koruma' anlamına gelen bir isimlendirme ile meşrulaştırılmaya çalışılmıştır.

Daha Fazla Pratik

Milletler Cemiyeti'nin bu sistemi nasıl denetlediğini ve hangi bölgelerin A, B, C tipi mandalara ayrıldığını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 193Soru

Soğuk Savaş döneminde Türkiye, Sovyet yayılmacılığına karşı hem Batı hem de Güney sınırlarını güvence altına almak için çeşitli bölgesel ittifaklara öncülük etmiştir. Bu kapsamda 19531953 yılında Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya arasında imzalanan Balkan Paktı (Ankara Antlaşması), stratejik bir savunma hattı olarak planlanmıştır. Ancak pakt, kuruluşundan kısa bir süre sonra kağıt üzerinde kalarak işlevini yitirmiştir.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Balkan Paktı'nın zayıflamasında ve üye ülkelerin paktan uzaklaşmasında etkili olan faktörlerden biri değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Pakt üyesi üç devletin de NATO'ya katılım sürecini tamamlayarak güvenliklerini bu çatı altında toplaması

Cevap

Pakt üyesi üç devletin de NATO'ya katılım sürecini tamamlaması durumu paktın dağılma nedeni olamaz çünkü Yugoslavya NATO üyesi olmamıştır.
Balkan Paktı'nın (19531953) başarısızlık nedenlerinden biri olarak gösterilemeyecek olan durum, tüm üyelerin NATO'ya girmesidir. Türkiye ve Yunanistan 19521952 yılında NATO'ya dahil olmuş olsalar da, paktın üçüncü ortağı olan Yugoslavya hiçbir zaman NATO üyesi olmamıştır. Bu nedenle savunmanın NATO çatısı altında birleşmesi paktın dağılma gerekçesi olamaz.

Adım Adım Çözüm

1
Balkan Paktı'nın üye ülkelerini belirle.
Üyeler: Türkiye, Yunanistan ve Yugoslavya.
Sorunun çözümü için ittifakın yapısını anlamak gerekir.
2
Üye ülkelerin uluslararası askeri örgütlerdeki statüsünü kontrol et.
Türkiye ve Yunanistan 19521952'de NATO'ya girmişken, Yugoslavya bir sosyalist devlet olarak NATO dışında kalmıştır.
Seçeneklerdeki 'ortak NATO üyeliği' bilgisinin doğruluğunu test etmek için bu ayrım kritiktir.
3
Paktın dağılma sürecindeki dış gelişmeleri analiz et.
Stalin'in ölümü (19531953) sonrası SSCB-Yugoslavya normalleşmesi ve Kıbrıs Sorunu paktı bitirmiştir.
Doğru olmayan seçeneği (çeldiriciyi) diğer gerçek nedenlerden ayırmak gerekir.

Anahtar Kavram

Balkan Paktı Üyeleri ve Dağılma Nedenleri

İpuçları

1
Balkan Paktı'nın üç üyesinden hangisinin askeri bloklar dışındaki 'Bağlantısızlar' hareketinin öncüsü olduğunu düşünün.
2
Yugoslavya'nın ideolojik yapısını ve NATO gibi Batılı askeri ittifaklara karşı mesafeli tutumunu hatırlayın.
3
Türkiye ve Yunanistan 19521952'de NATO'ya girmiştir. Ancak paktın üçüncü üyesi olan Yugoslavya sosyalist bir rejimle yönetildiği için bu bloğa hiçbir zaman tam üye olmamıştır.

Daha Fazla Pratik

Bağdat Paktı'nın üye yapısını ve CENTO'ya dönüşme sürecini inceleyerek bölgesel ittifakların benzer dağılma dinamiklerini karşılaştırın.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 194Soru

II.II. Dünya Savaşı'nın ardından Türkiye'de yaşanan çok partili hayata geçiş süreci ile dış politikada Batı Bloku'na yakınlaşma çabaları birbiriyle paralel ilerlemiştir. Türkiye, demokratikleşme adımlarıyla "Hür Dünya"nın bir parçası olduğunu kanıtlamaya çalışmış, ancak bu durum Batı'nın güvenlik şemsiyesi altına girmek için tek başına yeterli olmamıştır.

Buna göre; Türkiye'nin NATO'ya (Kuzey Atlantik Paktı) kabul edilmesini engelleyen "savunulmasının güçlüğü" ve "stratejik risk" gibi çekinceleri ortadan kaldıran ve üyeliğin önündeki en kritik engeli aşan gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 19501950 yılında başlayan Kore Savaşı'na Birleşmiş Milletler çağrısıyla asker gönderilmesi

Cevap

Türkiye'nin Kore Savaşı'na asker göndermesi (19501950), NATO'ya kabul edilmesini sağlayan en belirleyici dış politika hamlesidir.
Türkiye'nin Kore Savaşı'na asker gönderme kararı, Batılı müttefiklerin Türkiye'nin askeri gücüne duyduğu güveni artırmış ve Türkiye'nin stratejik önemini kanıtlayarak 19521952 yılında NATO'ya tam üye olarak kabul edilmesini sağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemin dış politik önceliğini belirle
Türkiye, Sovyet tehdidine karşı Batı Bloku ve özellikle NATO savunma sistemine dahil olmayı hedeflemiştir.
SSCB'nin toprak ve üs talepleri Türkiye'yi bir güvenlik şemsiyesi aramaya itmiştir.
2
NATO üyeliği önündeki engelleri analiz et
Batılı ülkeler, Türkiye'nin coğrafi olarak savunulmasının zor olduğunu ve SSCB ile doğrudan sınır komşusu olmasının ittifakı riske atacağını düşünüyordu.
Bu direnci kırmak için Türkiye'nin "vazgeçilmez" olduğunu kanıtlaması gerekiyordu.
3
Kore Savaşı'nın etkisini değerlendir
Türkiye'nin 19501950'de Kore'ye asker göndermesi, bu direnci kırmış ve 19521952 yılında üyeliği getirmiştir.
Kore'deki başarı, Türk ordusunun değerini ve Türkiye'nin Batı çıkarları için canını ortaya koyabileceğini göstermiştir.

Anahtar Kavram

NATO Üyeliği ve Kore Savaşı İlişkisi

İpuçları

1
Türkiye'nin NATO'ya girişi (19521952), hangi uluslararası çatışmada aktif rol almasından sonra gerçekleşmiştir?

Daha Fazla Pratik

Balkan Paktı ve Bağdat Paktı'nın hangi ülkeler arasında kurulduğunu ve Türkiye'nin buralardaki rolünü tekrar ediniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 195Soru

II. Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle birlikte Türkiye'de Batı demokrasilerine uyum sağlama çabaları hız kazanmıştır. Bu süreçte Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içerisinde muhalefet eden Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan'ın parti tüzüğünde ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasını talep ederek sundukları önerge aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dörtlü Takrir

Cevap

Türkiye'de çok partili hayata geçiş sürecini başlatan önerge Dörtlü Takrir'dir.
Dörtlü Takrir, 7 Haziran 1945'te Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan tarafından imzalanarak CHP Meclis Grubu'na sunulmuştur. Bu önergede, Türkiye'nin BM kurucu üyeliğine vurgu yapılarak ülke içinde de demokratik hakların genişletilmesi ve parti denetiminin artırılması istenmiştir. Önergenin reddedilmesi, Demokrat Parti'nin kurulmasına giden yolu açmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Siyasi aktörlerin belirlenmesi
Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan'ın ortak bir hareket içinde olduğu saptandı.
Bu dört isim Türk siyasi tarihinde 'Dörtlü' olarak bilinir ve muhalefetin öncüleridir.
2
Tarihsel bağlamın kurulması
II. Dünya Savaşı sonrası (1945) demokratikleşme rüzgarlarının etkisi belirlendi.
Türkiye'nin Birleşmiş Milletler'e girişi ve Batı Bloku'na yakınlaşması iç siyasi reformları zorunlu kılmıştır.
3
Belgenin teşhis edilmesi
Dört milletvekilinin CHP Meclis Grubu'na sunduğu önergenin 'Dörtlü Takrir' olduğu sonucuna varıldı.
Bu önerge reddedilince adı geçen isimler CHP'den ayrılarak Demokrat Parti'yi kurmuşlardır.

Anahtar Kavram

Demokrat Parti'nin kuruluşu ve çok partili hayata geçiş

İpuçları

1
Bu belge, II. Dünya Savaşı sonrası Türkiye'nin dış politikada Batı Bloku'na yanaşmasının iç siyasetteki yansımasıdır.
2
Belgeyi imzalayan dört önemli isim, daha sonra Ocak 1946'da Demokrat Parti'yi (DP) kuracak olan kişilerdir.
3
Bu önerge, ismini öneriyi veren milletvekili sayısından (Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuad Köprülü, Refik Koraltan) almaktadır.

Daha Fazla Pratik

Demokrat Parti'nin 1950 seçimlerini kazanarak iktidara gelmesi sürecine ('Beyaz İhtilal') göz atabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 196Soru

II.II. Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler Birliği'nin Türkiye'den toprak ve Boğazlar'da üs talep etmesi üzerine Türk dış politikası Batı Bloku ile ilişkilerini askeri bir ittifak zeminine oturtmaya yönelmiştir. Türkiye'nin, Batı Bloku'nun temel savunma örgütü olan Kuzey Atlantik Paktı'na (NATONATO) tam üye olarak kabul edilmesini sağlayan en temel ve doğrudan gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kore Savaşı'na Birleşmiş Milletler gücü bünyesinde asker gönderilmesi

Cevap

Türkiye'nin Kore Savaşı'na Birleşmiş Milletler gücü bünyesinde asker gönderilmesi, NATO'ya giriş sürecindeki en etkili ve doğrudan gelişmedir.
Kore Savaşı'na asker gönderilmesi, Türkiye'nin Batı savunma sistemine katkıda bulunma isteğini ve yeteneğini göstermiş, bu durum müttefiklerin Türkiye'nin NATO üyeliğine yönelik dirençlerini kırmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
II.II. Dünya Savaşı sonrası Türk dış politikasındaki tehdit algısını analiz etme
Sovyetler Birliği'nin yayılmacı politikası karşısında Türkiye'nin Batılı bir güvenlik şemsiyesine (NATONATO) ihtiyaç duyduğu görülür.
Sovyet tehdidi Türkiye'yi yalnızlıktan kurtulmaya zorlamıştır.
2
NATO'ya üyelik sürecindeki engelleri ve çözümü belirleme
Türkiye'nin stratejik önemine rağmen bazı Batılı ülkelerin çekinceleri, Kore Savaşı (19501950) sırasında gösterilen askeri dayanışma ile aşılmıştır.
Kore'ye asker gönderilmesi, Türkiye'nin 'ortak savunma' ilkesine bağlılığını fiilen kanıtlamıştır.
3
Sonucu doğrulama
19521952 yılında Türkiye ve Yunanistan birlikte NATONATO'ya kabul edilmiştir.
Kore'deki askeri başarı, diplomatik süreci hızlandırmıştır.

Anahtar Kavram

Türkiye'nin Batı Bloku'na Entegrasyonu ve NATO Üyeliği

İpuçları

1
Türkiye'nin bu pakt'a girmesi askeri bir dayanışma kanıtı gerektiriyordu.
2
Türkiye, 19501950 yılında Uzak Doğu'da çıkan bir çatışmaya asker göndererek Batılı ülkelerin güvenini kazanmıştır.
3
Menderes hükümeti döneminde atılan bu adım, Tahsin Yazıcı komutasındaki Türk tugayının kahramanlıklarıyla NATONATO yolunu açmıştır.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin NATO'ya girişiyle eş zamanlı olarak hangi komşu ülkenin de pakta kabul edildiğini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 197Soru

II.II. Dünya Savaşı'nın bitişiyle birlikte Sovyet tehdidini yakından hisseden Türkiye, dış politikasında köklü bir değişikliğe giderek Batı Bloku'na eklemlenme sürecine girmiştir. Bu doğrultuda 19471947 yılında Truman Doktrini ile askeri, 19481948 yılında ise Marshall Planı ile ekonomik yardım almaya başlamıştır. Bu yardımlar sadece maddi destek sağlamamış, aynı zamanda Türkiye'nin iç ve dış politika dinamiklerini de dönüştürmüştür.

Türkiye'nin Batı dünyasıyla bütünleşme çabalarının yoğunlaştığı 194519501945-1950 yılları arasındaki gelişmelerle ilgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye, 19491949 yılında Londra Antlaşması ile kurulan Avrupa Konseyi'nin (Council of Europe) on kurucu üyesinden biri olarak bu uluslararası teşkilata dahil olmuştur.

Cevap

Türkiye'nin Avrupa Konseyi'ne kurucu üye statüsünde katıldığı bilgisi yanlıştır; Türkiye kurucu on ülkeden biri değil, kısa süre sonra davet edilen ilk ülkelerden biridir.
Avrupa Konseyi, 55 Mayıs 19491949'da 1010 Batı Avrupa ülkesi tarafından kurulmuştur. Türkiye, bu antlaşmanın imzalandığı tarihte kurucu üyeler arasında değildir; ancak Konseyin ilk genişleme aşamasında Yunanistan ve İzlanda ile birlikte Ağustos 19491949'da üyeliğe kabul edilmiştir. KPSS gibi sınavlarda 'kurucu üye' ve 'sonradan katılım' ayrımı yüksek zorluk seviyesindeki sorularda sıkça kullanılır.

Adım Adım Çözüm

1
Soğuk Savaş'ın ilk yıllarındaki (194519501945-1950) ekonomik ve diplomatik gelişmeleri analiz et.
Türkiye'nin Truman Doktrini (19471947) ve Marshall Planı (19481948) ile Batı Bloku'na dahil olduğu teyit edilir.
Sorunun zaman dilimini ve ana temasını belirlemek için gereklidir.
2
Seçeneklerdeki kurum ve belge isimlerini (Vaner Planı, JAMMAT, OEEC, Avrupa Konseyi) doğruluk açısından karşılaştır.
Vaner Planı'nın Marshall yardımı için hazırlanan liberal bir plan olduğu, JAMMAT'ın askeri yardım heyeti olduğu ve OEEC'de kurucu üye olduğumuz doğrulanır.
Hatalı olan teknik detayı bulmak için karşılaştırmalı analiz yapılır.
3
Avrupa Konseyi'nin (Council of Europe) kuruluş sürecini ve Türkiye'nin katılım tarihini incele.
Kurucu üyelerin Belçika, Danimarka, Fransa, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, İsveç ve Birleşik Krallık olduğu; Türkiye'nin ise Ağustos 19491949'da katıldığı görülür.
Kurucu üye ile sonradan katılan üye arasındaki nüansı ayırt etmek sorunun zorluk derecesini belirleyen ana noktadır.

Anahtar Kavram

Soğuk Savaş dönemi Türk dış politikasında kurumsallaşma ve Batı Bloku örgütlerine katılım süreçleri.

İpuçları

1
Türkiye'nin üye olduğu uluslararası örgütlerde 'kurucu üye' mi yoksa 'davetle katılan üye' mi olduğuna dikkat edin.
2
Avrupa Konseyi 19491949 Mayıs ayında Londra'da 1010 ülke tarafından kurulmuştur. Türkiye ise o yılın Ağustos ayında katılmıştır.
3
Marshall Planı'na uyum için hazırlanan Vaner Planı ve askeri denetim için kurulan JAMMAT bu dönemin en spesifik detaylarındandır.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin NATO'ya giriş sürecindeki Kore Savaşı ve 1950-1952 arası diplomatik girişimlerini incelemek bu konuyu pekiştirecektir.

Alternatif Yöntem

Kronolojik eleme yöntemi kullanılabilir: BM (19451945 - Kurucu), OEEC (19481948 - Kurucu), Avrupa Konseyi (19491949 - Sonradan), NATO (19521952 - Sonradan).
Tahmini Süre:1m 40s
Soru 198Soru

Türkiye, II.II. Dünya Savaşı’nın ardından Sovyet Rusya’nın toprak ve üs talepleriyle karşılaşmış, bu tehditler karşısında güvenliğini sağlamak amacıyla Batı Bloku içerisinde yer almayı hedeflemiştir. Bu süreçte Türkiye’nin 19521952 yılında Kuzey Atlantik Paktı’na (NATO) tam üye olarak kabul edilmesini sağlayan en önemli gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kore Savaşı’na Birleşmiş Milletler gücü bünyesinde asker gönderilmesi

Cevap

Türkiye'nin Kore Savaşı'na asker göndermesi, NATO'ya kabul edilmesindeki en etkili gelişmedir.
Türkiye, 19501950 yılında başlayan Kore Savaşı'na Birleşmiş Milletler gücü bünyesinde bir tugay asker göndererek büyük başarılar elde etmiştir. Bu askeri destek, Türkiye'nin jeopolitik önemini ve Batı savunma sistemine katkı sağlayabileceğini kanıtlamış, sonucunda 19521952 yılında Yunanistan ile birlikte NATO'ya kabul edilmesini sağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
İhtiyacın Belirlenmesi
Sovyet tehdidine karşı askeri güvenlik arayışı.
II. Dünya Savaşı sonrası SSCB'nin Boğazlar ve Doğu Anadolu üzerindeki baskısı Türkiye'yi Batı'ya yaklaştırmıştır.
2
Fırsatın Değerlendirilmesi
Kore'ye asker gönderilmesi.
1950'de patlak veren Kore Savaşı, Türkiye'nin askeri kapasitesini ve Batı ittifakına bağlılığını göstermek için somut bir fırsat sunmuştur.
3
Sonuç
1952 yılında NATO üyeliği.
Kore'deki başarı ve gösterilen fedakarlık sonucunda Batılı devletler Türkiye'nin üyeliğine onay vermiştir.

Anahtar Kavram

NATO Üyeliği ve Kore Savaşı İlişkisi

İpuçları

1
Türkiye'nin NATO'ya girişi ile uzak bir Asya ülkesindeki savaş arasında doğrudan bir bağ vardır.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin NATO'ya giriş sürecinde görevde olan siyasi parti ve dönemin cumhurbaşkanını gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 199Soru

II.II. Dünya Savaşı’nın olağanüstü şartları altında Türkiye’de 19401940 yılında yürürlüğe giren Milli Korunma Kanunu, devlete ekonomiyi her yönüyle denetleme yetkisi vermiştir. Bu kanuna dayanılarak, özellikle temel gıda maddelerinde görülen fahiş fiyat artışlarını ve karaborsacılığı engellemek amacıyla devlet tarafından "tavan fiyat" belirlenmesi yoluna gidilmiştir.

Geçmişi Osmanlı Devleti'ndeki klasik ekonomik uygulamalara dayanan ve savaş yıllarında fiyat istikrarını sağlamak için başvurulan bu sistem aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Narh Sistemi

Cevap

Savaş yıllarında temel gıda maddelerinin fiyatlarını denetlemek amacıyla uygulanan sistem Narh Sistemi'dir.
Doğru cevap olan sistem, devletin çarşı ve pazardaki ürünlerin satış fiyatına müdahale ederek bir üst sınır getirmesi anlamına gelen Narh Sistemi'dir. Bu uygulama, savaşın yarattığı mal darlığı ve karaborsacılıkla mücadele etmek amacıyla Milli Korunma Kanunu çerçevesinde yeniden canlandırılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
II. Dünya Savaşı sırasında Türkiye'nin aldığı ekonomik önlemleri ve 1940 tarihli Milli Korunma Kanunu'nun içeriğini analiz edin.
Devletin ekonomiye doğrudan müdahale ederek fiyatları belirleme yetkisi aldığını tespit edilir.
Soruda istenen 'tavan fiyat' belirleme uygulamasının yasal dayanağını anlamak için gereklidir.
2
Osmanlı Devleti'nden devralınan ve piyasadaki fiyatları denetlemeye yarayan kavramı hatırlayın.
Bu kavramın 'Narh' (fiyat belirleme) olduğu belirlenir.
Soruda sorulan tarihsel kökenli terimi doğru eşleştirmek için gereklidir.

Anahtar Kavram

Milli Korunma Kanunu ve Narh Uygulaması

İpuçları

1
Bu uygulama Osmanlı Devleti'nde esnafı ve halkı korumak için fiyatların denetlenmesi anlamına gelirdi.
2
II.II. Dünya Savaşı'nda ekmek, şeker gibi ürünlerin fiyatlarının devlet tarafından sabitlenmesi bu sistemin bir parçasıdır.
3
Ekonomide serbest fiyat oluşumu yerine 'tavan fiyat' konulmasını ifade eden bu terim "N" harfi ile başlar.

Daha Fazla Pratik

Milli Korunma Kanunu kapsamında kurulan Petrol Ofisi ve Et ve Balık Kurumu gibi kurumların amaçlarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 200Soru

I.\text{I.} ve II.\text{II.} Dünya Savaşları arasındaki dönemde (İki Savaş Arası Dönem), dünyada totaliter rejimlerin yükseldiği, ekonomik krizlerin yaşandığı ve yeni siyasi dengelerin kurulduğu görülmüştür. Bu dönemdeki gelişmelere ilişkin aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Josef Stalin, Türkistan bölgesinde Rusya'ya karşı başlatılan 'Basmacı Hareketi'nin askeri liderliğini üstlenerek bölgedeki Türk topluluklarını birleştirmiştir.

Cevap

Josef Stalin'in Basmacı Hareketi'nin liderliğini yaptığına dair bilgi yanlıştır.
Verilen seçenekler arasında Josef Stalin ile ilgili olan bilgi tarihsel olarak yanlıştır. Josef Stalin, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) lideridir ve Bolşevik rejimini temsil eder. Basmacı Hareketi ise bu rejime ve Rus egemenliğine karşı Türkistan'da yürütülen bir bağımsızlık mücadelesidir. Dolayısıyla Stalin, bu hareketin lideri değil, en büyük rakibi ve bastırıcısıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Lider ve Hareket eşleştirmelerini kontrol et.
Mussolini-İtalya (Faşizm/Kara Gömlekliler), Hitler-Almanya (Nazizm/SA-SS), Franco-İspanya (Falanjizm) doğru eşleşmelerdir.
Totaliter rejimlerin liderlerini ve temel destekçi gruplarını ayırt etmek gerekir.
2
Basmacı Hareketi'nin niteliğini ve karşıtlarını analiz et.
Basmacı Hareketi, Sovyet Rusya'nın Orta Asya'daki baskıcı politikalarına karşı Türkistan halkının başlattığı bir milli direniştir. Josef Stalin ise bu direnişi bastırmaya çalışan Sovyet lideridir.
Bölgedeki siyasi çatışmanın taraflarını belirlemek sorunun çözüm anahtarıdır.
3
19291929 Krizi ve diplomatik paktları doğrula.
19291929 Bunalımı ve Briand-Kellogg Paktı hakkındaki teknik bilgiler tarihsel gerçeklerle uyumludur.
Diğer seçeneklerin doğruluğunu teyit ederek yanlış olan seçeneği kesinleştir.

Anahtar Kavram

İki Savaş Arası Dönemde Totaliter Rejimler ve Bölgesel Direniş Hareketleri

İpuçları

1
Basmacı Hareketi'nin kimlere karşı ve nerede yapıldığını hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

İki savaş arası dönemde kurulan barışı koruma çabalarını (Milletler Cemiyeti, Locarno, Litvinov Protokolü) tekrar edin.
Tahmini Süre:1m 15s
ÖncekiSayfa 10 / 24Sonraki
Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi — KPSS Genel Yetenek - Genel Kültür — Sayfa 10 | Examkin