Anlatım Biçimleri ve Düşünceyi Geliştirme
109 soru
Ebru, yoğunlaştırılmış suyun üzerine boyaların serpilmesiyle oluşturulan geleneksel bir Türk kâğıt süsleme sanatıdır. Bu sanatta 'kitre' adı verilen doğal bir zamkla suyun kıvamı artırılır. Fırçalar yardımıyla su yüzeyine damlatılan boyalar, 'biz' adı verilen metal uçlu araçlarla şekillendirilir. Son aşamada suyun üzerindeki desenler, kâğıda aktarılarak işlem tamamlanır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Edebiyatta 'sessizlik', kelimelerin tükendiği bir son nokta değil; aksine anlamın en rafine biçimde filizlendiği bir boşluk tasarımıdır. Geleneksel anlatılarda her duygu en ince ayrıntısına kadar serimlenirken modern metinlerde yazar, bilinçli bir 'eksiltme' yaparak okuru metnin aktif bir paydaşı hâline getirir. Bu durum, tıpkı bir müzik bestesindeki 'es'lerin, notaların kendisi kadar ritmik bir güce sahip olmasına benzer. Örneğin minimal metinlerdeki anlam yoğunluğu, az sözle çok şey anlatma sanatının en uç noktalarından biridir. Bazı araştırmacılar bu yapısal kapalılığı 'iletişim kopukluğu' olarak değerlendirse de aslında bu, metnin çok katmanlı bir yorum alanına açılmasıdır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinden yararlanılmamıştır?
Modern çağın en büyük tiranı, kuşkusuz ki "hız" kavramıdır. Her şeyi bir an önce tüketmeye odaklanmış bu düzen, insanı kendi doğasından koparıp mekanik bir dişliye dönüştürüyor. Oysa gerçek bir derinleşme, yavaşlamayı ve durup bakmayı gerektirir. Milan Kundera'nın dediği gibi, "Yavaşlık ile anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır." Bu yüzden günümüz insanı, hızın göz kamaştırıcı ışığında aslında koca bir belleksizliğe sürüklenmektedir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangilerine başvurulmuştur?
Mimari, sadece taş ve betonun soğuk birleşimi değil; toplumsal hafızanın mekâna nakşedilmiş hâlidir. Modern kentleşme anlayışı, eskiyi bir yük olarak görüp onu hızla tasfiye etmeyi 'gelişim' olarak pazarlamaktadır. Oysa tarihsel dokusunu kaybeden bir şehir, kimliğini yitirmiş bir insana benzer; hatıraları yoktur, sadece bugünü vardır. Bu noktada Turgut Cansever’in "Şehri inşa etmek, aslında kendimizi inşa etmektir." tespiti, mimarinin ontolojik boyutunu gözler önüne serer. Geçmişin estetiği ile bugünün işlevselliği arasındaki o ince denge gözetilmediğinde, ortaya çıkan yapılar ruhsuz birer yığından öteye geçemez.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinde verilenlerden yararlanılmıştır?
Modern insanın doğadan kopuşunu sadece teknolojik bir ilerleme olarak okumak, meselenin trajik boyutunu gözden kaçırmak demektir. Sahiden de beton yığınları arasına sıkışmış ruhlarımızın tek tesellisi, ekranlara sığdırılmış yapay yeşillikler mi olmalı? Bazı çevreci kuramcılar, bu yabancılaşmanın geri dönülemez bir eşikte olduğunu savunsa da asıl sorun doğayı 'seyirlik bir nesne'ye indirgeyen o narsist bakış açımızda gizlidir. Heidegger’in 'teknoloji, varlığın üstünü örter' tespiti, tam da bu noktada karşımıza aşılması gereken bir hakikat olarak çıkar. Bizler doğayı fethettiğimizi sanırken aslında kendi varoluşsal zeminimizi her geçen gün biraz daha aşındırıyoruz.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Küçük dükkânın her yanını kaplayan is kokusu, içeri girenleri hemen sarmalıyor. Duvarlardaki raflarda irili ufaklı, parlatılmış bakır tencereler, işlemeli tepsiler ışığı yansıtarak göz alıyor. Köşedeki ocakta hafifçe çıtırdayan odun ateşi, ustanın terli alnında kızıl parıltılar oluştururken örsün üzerindeki çekiç darbeleri ritmik bir melodiye dönüşüyor.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisinden yararlanılmıştır?
Güneş, ufuk çizgisinin ardına çekilmeye hazırlanırken gökyüzü; yanık turuncudan derin bir menekşe moruna doğru evrilen geniş bir tuval gibiydi. Vadinin tabanında, akşam serinliğiyle beraber ince bir sis tabakası yükseliyor; nemli toprak ve çam iğnelerinin keskin kokusu havada asılı kalıyordu. Uzaktaki köyün cılız ışıkları, sisin içinden geçen kararsız yıldızlar gibi göz kırpmaktaydı. Rüzgârın kamçıladığı yaşlı çınar ağaçlarının gölgeleri, kayaların üzerinde devasa, huzursuz devler gibi oynaşıyordu.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte köy meydanında büyük bir devinim başladı. Bayram namazından çıkan gençler, avluda birbiriyle kucaklaşıyor; çocuklar ise heyecanla şeker toplamak için kapı eşiklerine birikiyordu. Köyün yaşlıları, asırlık çınar ağacının altına dizilmiş taburelerine yerleşerek eski günlerin özlemiyle sohbete koyuldular. Bir süre sonra muhtarın işaretiyle tüm kalabalık, bayram yemeğinin verileceği geniş avluya doğru ağır ağır ilerledi.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Usta, tezgahının başına geçip önlüğünü bağladı. Çekicini örsün üzerine bırakıp ocağa yöneldi. Kor halindeki demiri uzun bir maşayla kavrayıp su dolu fıçıya daldırdı. Yükselen buharın arasından demiri tekrar çıkarıp dövmeye başladı. Her vuruşta demir biraz daha şekilleniyor, ustanın alnından ter damlaları süzülüyordu.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Geleneksel el sanatları, seri üretimin ruhsuz çarkları arasında her geçen gün kan kaybediyor. Eskiden bir ustanın haftalarca emek vererek nakış gibi işlediği bir bakır ibrik, şimdilerde fabrikalarda dakikalar içinde binlerce adet basılıyor. El emeği göz nuru ürünlerde sanatçının ruhu ve o anki duyguları saklıyken, fabrikasyon ürünlerde sadece mekanik bir kusursuzluk hakimdir. Örneğin, el dokuması bir halının her düğümünde farklı bir hikâye gizliyken, makine halıları birbirinin kopyası olan desenlerden ibarettir. Bu durum, nesnelerin sadece kullanım değerini değil, aynı zamanda kültürel belleğimizi de zayıflatmaktadır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisinden yararlanılmamıştır?
Güneşin çekilmesiyle birlikte vadiye çöken mor sis, devasa çam ağaçlarının tepelerini yavaşça yuttu. Uzaktan yankılanan çan sesleri, eve dönen sürülerin habercisi gibi hüzünlü bir tını bırakıyordu havada. Toprak evlerin bacalarından tüten ince dumanlar, rüzgârın hafif esintisiyle dans ederek gökyüzünün lacivertliğinde kaybolup gidiyordu.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
İskelede bekleyen kalabalık, vapurun yanaşmasıyla birlikte hareketlendi. Halatlar atıldı, kapaklar gürültüyle açıldı. Genç adam, elindeki eski çantayı sıkıca kavrayıp kalabalığın arasına karıştı. Merdivenleri ikişer ikişer çıkarak üst güverteye ulaştı. Rüzgârın yüzüne çarpmasıyla derin bir nefes aldı ve boş bulduğu ilk sandalyeye ilişiiverdi.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Eleştiri, bir sanat yapıtının ya da düşünce ürününün hem olumlu hem de olumsuz yanlarını, belli ölçütler kullanarak ortaya koyma işidir. Çoğu kişi eleştiriyi sadece bir eseri yermek ya da beğenmemek olarak algılasa da aslında o, eserin gerçek değerini saptayan bir pusuladır. Öznel beğeniler rüzgâr gibidir, her an yön değiştirebilir; oysa eleştiri nesnel temellere dayanarak yapıtın kalıcılığını sorgular. Nitekim eleştiri üzerine kafa yoran bir düşünürümüz şöyle der: "Gerçek eleştirmen, sanat bahçesinin ayrık otlarını temizleyen değil, çiçeklerin nasıl daha gür açacağını gösteren bir rehberdir." Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Arpaçay’ın derin vadisine bakan geniş bir plato üzerinde yükselen Ani Harabeleri, tarihin sessiz tanığı gibidir. Kırmızımsı volkanik tüf taşından inşa edilmiş surlar, güneşin batışıyla birlikte binalara mistik bir kızıllık kazandırır. Kentin kalbinde yükselen heybetli katedral, ince taş işçiliği ve göğe yükselen kemerleriyle Orta Çağ mimarisinin zirvesini temsil eder. Bölgeyi gezen sanat tarihçileri, buradaki farklı dinî yapıların bir arada bulunmasını 'inançların kucaklaştığı kadim bir durak' olarak nitelendirir. Bugün bu ıssız kentte sadece rüzgârın uğultusu duyulsa da her bir taşın dili bize kadim bir hikâye anlatmaya devam etmektedir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinden yararlanılmamıştır?
Nanoteknoloji, maddenin atomik ve moleküler seviyede kontrol edilmesini sağlayan bir bilim dalıdır. Bu teknoloji ile malzemelerin yapısal özellikleri değiştirilerek çok daha dayanıklı, hafif ve esnek materyaller üretilmektedir. Bilim dünyasında yeni bir çığır açan bu yöntem, endüstriyel üretim süreçlerinde verimliliği en üst düzeye çıkarmayı amaçlar. Maddenin temel yapısına müdahale edilmesi, geleneksel yöntemlerle ulaşılamayan yeni teknolojik imkânları beraberinde getirir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi kullanılmıştır?
Kimi çevrelerce sanatın, toplumsal fayda gütmekten uzak, sırf estetik bir haz aracı olduğu iddia edilir. Bu yaklaşım, sanatın tarih boyunca üstlendiği dönüştürücü rolü bütünüyle reddetmektir. Sanat, yalnızca güzel olanın peşinde koşmak değil, hakikatin çarpıcı bir yansımasını sunmaktır. Tolstoy’un dediği gibi: "Sanat, bir insanın yaşadığı duyguyu, başkalarına da geçirmesidir." Bu aktarım gerçekleşmediği sürece, bir yapıtın kalıcılığından söz etmek mümkün müdür? Sanatçı, toplumu bir aynanın karşısına oturtur ve ona hiç görmediği kusurlarını fısıldar.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinden yararlanılmıştır?
Koku hafızası, insan zihninin en sadık ama en sessiz kütüphanesidir. Diğer duyularımız dış dünyadan gelen verileri önce mantık süzgecinden geçirirken koku, doğrudan duyguların merkezi olan limbik sisteme sızar. Tıpkı tozlu bir rafın arasından çıkan eski bir fotoğrafın sizi geçmişe götürmesi gibi, bir koku da sizi bir anda çocukluğunuza ışınlayabilir. Örneğin, fırından yeni çıkmış bir ekmek kokusu sizi yıllar önceki okul sabahlarına götürebilir. Bu durum, kokuların anıları canlandırma gücünün diğer duyulardan daha etkili ve kalıcı olduğunu göstermektedir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Tarihi sadece geçmişin tozlu sayfalarında kalmış olaylar dizisi olarak görmek, bugünü anlamlandırma çabamıza vurulmuş bir prangadır. Bazı tarihçiler, olayları sadece kronolojik birer veri yığını şeklinde sunarak nesnellik maskesi ardına gizleniyor. Ancak unutulmamalıdır ki geçmiş, bugünle olan bağını kopardığı an ölü bir metne dönüşür. Belleğin gücü, dünün hatıralarını bugünün bilinciyle harmanlayıp yarına yön verebilmesindedir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinden yararlanılmıştır?
Akış hali; bireyin yaptığı işe tamamen odaklandığı, zaman algısının yittiği ve eylemle bilincin birleştiği bir zihinsel zirvedir. Bu durumu deneyimleyen biri için dış dünya, bir sis perdesinin ardında kalmışçasına belirsizleşir. Psikolog Mihaly Csikszentmihalyi’ye göre akış, insanın kendi kapasitesini en üst düzeyde kullandığı "optimal deneyim" anıdır. Rutin bir faaliyetten farklı olarak akışta, zorluk seviyesi ile beceri düzeyi hassas bir dengede buluşur. Bu denge bozulduğunda ise ya kaygı ya da sıkıntı baş gösterir; yani akış, bir bıçak sırtında yürüme halidir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisinden yararlanılmamıştır?
Sözlü tarih, sadece geçmişin bir anlatısı değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın en canlı korunağıdır. Bazı tarihçiler, yazılı belgelerin dışındaki anlatıların güvenilir olmadığını savunsa da bu yaklaşım pek çok açıdan eksiktir. Çünkü resmi kayıtlar olayların sadece görünen yüzünü aktarırken sözlü tarih, o olayların bireyler üzerindeki duygusal etkilerini bizlere sunar. Nitekim Paul Thompson, "Sözlü tarih, tarihin öznesini yani insanı merkeze alarak geçmişi demokratikleştirir." diyerek bu yöntemin değerini vurgular. Bu bakımdan sözlü tarih çalışmaları, tarihin sessiz kalmış tanıklarını dinleyerek geçmişe çok boyutlu bir perspektif kazandırır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangileri ağır basmaktadır?