Anlatım Biçimleri ve Düşünceyi Geliştirme
109 soru
Edebiyat, dille örülen sessiz bir köprüdür; bu köprü geçmişle gelecek, hayalle gerçek arasında mekik dokur. Tıpkı bir mimarın binasını tuğla tuğla yükseltmesi gibi, yazar da kelimelerini özenle seçerek dünyasını inşa eder. Bu süreçte yazar, aslında kendi iç dünyasının kapılarını okura açmaktadır. Montaigne’in 'Her insan, kendisinde bütün bir insanlık halini taşır.' sözü, yazarın bireysel tecrübesinin evrenselliğe nasıl dönüştüğünü özetler. Dolayısıyla her eser, yazarın elinde şekillenen ama sonunda tüm insanlığa ait olan bir mirastır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Bazı çevreler, dijitalleşen dünyada basılı kitapların miadını doldurduğunu ve kütüphanelerin yerini veri bulutlarının alacağını iddia ediyor. Onlara göre, taşınması kolay olan ve binlerce eseri içine sığdıran e-kitap okuyucular varken kağıda basılı eserler artık birer nostalji öğesinden ibarettir. Ancak bu yaklaşım, okuma eyleminin sadece bilgi edinmekten ibaret olduğunu varsaymaktadır. Oysa gerçek bir okur için kitabın kokusu, sayfaların dokusu ve kenara alınan el yazısı notlar, okuma sürecinin ruhunu oluşturur. Kağıdın ve mürekkebin sağladığı o fiziksel derinlik, soğuk bir ekranın ışığıyla asla ikame edilemez.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Ebru, kitreyle yoğunlaştırılmış su üzerine, özel hazırlanmış boyalarla oluşturulan desenlerin kâğıda geçirilmesiyle yapılan bir süsleme sanatıdır. Bu sanat dalında kullanılan fırçalar, genellikle gül dalından ve at kılından imal edilir. Boyalar ise doğadaki toprak ve bitkilerden elde edilen doğal pigmentlerdir. Sanatçı, suyun yüzeyinde oluşturduğu renk cümbüşünü büyük bir titizlikle kâğıda aktararak her seferinde eşsiz bir eser ortaya koyar. Bu yönüyle ebru, sadece bir el becerisi değil, aynı zamanda sabır ve ruh dinginliği gerektiren bir disiplindir.
Bu parçanın anlatımında ağır basan anlatım biçimi aşağıdakilerden hangisidir?
Eskiden yazılan mektuplar, insanın duygularını kağıda döktüğü, günlerce beklenen ve saklanan kıymetli emanetlerdi. Oysa günümüzdeki e-postalar veya kısa mesajlar, hızın ön planda olduğu, duygudan ziyade bilgi aktarımına dayanan geçici iletişim araçlarıdır. Mektupta mürekkebin kokusu ve el yazısının sıcaklığı varken dijital iletilerde soğuk bir ekran ve standart karakterler bulunur. Bu durum, iletişimin niteliğini de kökten değiştirmiştir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinden yararlanılmıştır?
Geleneksel çarşılar ile modern alışveriş merkezleri sosyal doku açısından birbirine hiç benzemez. Çarşılar; esnafın ve mahallelinin bir araya geldiği, samimi bağların kurulduğu yaşam alanlarıdır. Oysa alışveriş merkezleri, yüksek tavanları ve camdan duvarlarıyla insanı bir müşteriden öteye taşımayan, soğuk ve mekanik yapılardır. Birincisi kültürel mirası yaşatırken ikincisi sadece tüketimi körükler.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinden yararlanılmıştır?
Bazı çevreler, teknolojinin insan ilişkilerini tamamen kopardığını ve bireyi yalnızlaştırdığını iddia ediyor. Bu bakış açısına katılmak mümkün değildir. Aksine teknoloji, doğru kullanıldığında mesafeleri ortadan kaldırarak iletişimi daha hızlı ve etkili hale getirmektedir. Önemli olan teknolojinin kendisi değil, insanın onu hangi amaçla ve nasıl kullandığıdır. İletişimsizliğin faturasını sadece araçlara kesmek, sorumluluktan kaçmaktır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Bazı sanat kuramcıları, fotoğrafın gerçekliği olduğu gibi yansıtan mekanik bir araç olduğunu savunur; oysa fotoğraf, sanatçının bakış açısıyla yeniden kurgulanan bir dünyadır. Fotoğrafçı, deklanşöre bastığı an, zamanın akışından bir parçayı koparıp onu ölümsüzleştirir. Bu yönüyle o, bir aynadan ziyade, seçici bir pencereye benzer. Susan Sontag’ın da belirttiği gibi, "Fotoğraf çekmek, bir başkasının veya başka bir şeyin ölümlülüğüne, kırılganlığına, değişkenliğine katılmaktır." Dolayısıyla bir kareye bakarken sadece gördüklerimizi değil, sanatçının o kareye sığdırdığı düşünceyi de anlamaya çalışırız.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Lale Devri denildiğinde akla gelen ilk şey, sadece eğlence ve sefahat düşkünlüğü olmamalıdır. Aslında bu dönem, Osmanlı İmparatorluğu'nun Batı'ya açılan ilk penceresi, bir modernleşme sancısıdır. Dönemin en önemli simgesi olan lale, sadece bir çiçek değil, aynı zamanda bir estetik anlayışın ve zarafet arayışının tezahürüdür. Diğer dönemlerdeki katı askeri disiplin anlayışının aksine bu devirde, kültürel ve sanatsal faaliyetler ön plana çıkmıştır. Örneğin, ilk matbaanın kurulması ve tercüme heyetlerinin oluşturulması, bu dönemdeki zihniyet değişiminin en somut kanıtlarıdır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinden yararlanılmamıştır?
Eleştiri, bir yapıtın anatomisini çıkarmak değil, onun ruhuyla kurulan bir diyalogdur. Çoğu zaman nesnellik zırhına bürünerek metne yaklaşan eleştirmen, aslında kendi öznelliğinin sınırlarını çizer. Saint-Beuve'ün "Eleştiri, ruhların doğa tarihidir." sözü, bu sürecin ne denli derin bir kavrayış gerektirdiğini kanıtlar. Nasıl ki bir arkeolog katmanlar arasında geçmişin izini sürerse eleştirmen de sözcüklerin altındaki o gizli anlam haritasını gün yüzüne çıkarır. Bu yönüyle eleştiri, pasif bir değerlendirme eylemi değil, yaratıcı bir yeniden inşa sürecidir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Sahi, 'zaman' dediğimiz mefhum, akreple yelkovanın mekanik dansından mı ibarettir? Bergson'a göre zaman, ölçülebilir bir nicelik değil; bilincin içinde akan kesintisiz bir 'süre'dir. Modern saatler zamanı parçalara bölüp metalaştırırken kadim medeniyetlerin zaman algısı, güneşin ve mevsimlerin ritmine yaslanan bütüncül bir anlayışı temsil ediyordu. Bu iki yaklaşım arasındaki temel fark, insanın varlıkla kurduğu bağın niteliğini de belirlemektedir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Gecenin karanlığı, kasabanın dar sokaklarına çökerken eski ahşap evlerin pencerelerinden sızan cılız sarı ışıklar, taş döşeli yollarda uzun gölgeler oluşturuyordu. Hafiften esen rüzgâr, denizden yosun kokusu getiriyor; paslanmış demir kapıların gıcırtısı sessizliği dalga dalga bölüyordu. Köşedeki tarihi çeşmenin yalağından taşan sular, küçük arklar oluşturarak bayır aşağı süzülüyor, nemli duvarlara çarpan su sesi insanın ruhunda hüzünlü bir melodi bırakıyordu.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki anlatım biçimlerinden hangisi ağır basmaktadır?
Peri bacaları, volkanik tüflerden oluşan tabakaların rüzgâr ve yağmur suları tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkan doğal oluşumlardır. Bu oluşumların üst kısmında yer alan sert kayaçlar, alt kısımdaki daha yumuşak tabakayı aşınmaya karşı koruyarak kule benzeri bir yapının ortaya çıkmasını sağlar. Türkiye'de özellikle İç Anadolu Bölgesi'nde, Kapadokya çevresinde geniş alanlar kaplayan bu yer şekilleri, jeolojik süreçlerin bir sonucu olarak binlerce yılda meydana gelmiştir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisinden yararlanılmıştır?
Post-hümanizm; insanın evrenin merkezindeki ayrıcalıklı konumunu sarsan, doğa ve teknoloji ile olan ilişkisini yeniden kurgulayan radikal bir düşünce iklimidir. Bu anlayışta insan, diğer canlı türlerinden üstün bir efendi değil, karmaşık bir ekosistemin geçici bir yolcusu olarak konumlanır. Geleneksel hümanizmin 'akıl' merkezli katı hiyerarşisi, yerini türler arası yatay bir etkileşime bırakır. Rosi Braidotti’nin de belirttiği gibi, artık 'insan' dediğimiz şey, teknolojik protezler ve biyolojik verilerle iç içe geçmiş hibrit bir varoluştur. Bu değişim, tıpkı suların yükselip kıyı şeridini yeniden şekillendirmesi gibi, kimlik algımızın sınırlarını da belirsizleştirir.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Eski İstanbul evleri, birbirine yaslanmış yorgun ama mağrur ihtiyarlar gibi daracık sokakların iki yanına dizilirdi. Cumbalı pencerelerinden sarkan sardunyalar, sokağa her sabah taze bir hayat enerjisi aşılardı. Bugünün devasa betonarme yapıları ise ruhsuz birer yığın gibi gökyüzünü parsellemiş durumda. Yapılan son araştırmalara göre, kentteki tarihî dokunun korunma oranı son elli yılda 'tan 'ye gerilemiş bulunuyor. Bu durum, sadece bir mimari değişim değil, köklü bir mahalle kültürünün de sessizce veda etmesidir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisinden yararlanılmamıştır?
Kütüphanenin köşesindeki büyük ahşap masa, üzerindeki eski kitap kokusuyla insanı geçmişe götürüyordu. Pencerelerden süzülen ince toz zerreleri, güneş ışığının altında altın sarısı bir renk almıştı. Duvarlardaki boy boy raflar, tavana kadar uzanan binlerce ciltli kitapla doluydu. Odanın ortasındaki kadife koltuk, dinlenmek isteyenler için yumuşak bir liman gibi görünüyordu.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisinden yararlanılmıştır?
Günümüzde pek çok kurum, uzaktan çalışma modelinin çalışan disiplinini ve kurumsal verimliliği düşürdüğünü savunmaktadır. Oysaki teknolojik altyapının sağladığı esneklik, çalışanın iş-özel hayat dengesini kurmasına yardımcı olarak motivasyonu artırmaktadır. Yapılan araştırmalara göre, evden çalışan bireylerin odaklanma süreleri; ofis ortamındaki gürültü, kalabalık ve plansız kesintiler olmadığı için %20 daha yüksektir. Bu veriler göstermektedir ki başarı, fiziksel mekândan ziyade çalışana sunulan güven ve teknolojik imkânlarla doğru orantılıdır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinden yararlanılmamıştır?
Şanlıurfa'da yer alan Göbeklitepe, günümüzden yaklaşık 12 bin yıl öncesine dayanan tarihiyle 'tarihin sıfır noktası' olarak nitelendirilir. Yapılan kazılarda ortaya çıkarılan devasa sütunlar üzerindeki hayvan kabartmaları, o dönemdeki insanların inanç sistemleri ve sanatsal becerileri hakkında önemli ipuçları sunmaktadır. Bu arkeolojik keşif, yerleşik hayata geçişin nedenleri konusundaki geleneksel teorilerin yeniden gözden geçirilmesine yol açmıştır. Metinde bu antik merkezin özellikleri ve tarihsel önemi nesnel bir yaklaşımla okuyucuya aktarılmıştır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Yusufçuk böcekleri, biyolojik yapıları itibarıyla oldukça ilginç canlılardır. Başlarının büyük bir kısmını kaplayan bileşik gözleri, onlara geniş bir görüş alanı sağlar. Bu böcekler, dört kanadını birbirinden bağımsız hareket ettirerek havada asılı kalma yeteneğine sahiptir. Genellikle durgun su kenarlarında yaşayan yusufçuklar, diğer küçük böceklerle beslenerek ekosistemde dengeleyici bir rol üstlenirler.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisinden yararlanılmıştır?
Metafor, dilden ziyade bir zihin tasarımıdır; dünyayı kavrama biçimimizdir. Metaforun sadece edebî bir süsleme aracı olduğu yönündeki yaygın kanı, onun bilişsel işlevini gölgelemektedir. Soyut olanı somutun kalıbına dökerek anlamlandıran bu yapı, zamanın para gibi 'harcanabilir' bir değer olarak algılanmasında vücut bulur. Zihin, metafor aracılığıyla tanıdık olmayan bir kıtada elindeki eski haritalarla yolunu bulmaya çalışan bir kâşif edasıyla hareket eder. Bu bağlamda metaforik düşünce, dili süslemekten ziyade gerçeği her an yeniden inşa eden bir mimaridir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinde verilenlerden yararlanılmıştır?
Modern insanın en büyük yanılgısı, gelişmeyi sadece teknolojik ilerlemeyle ölçmesidir. Oysa gerçek ilerleme, teknik cihazların hızında değil, insanın içsel derinliğinde ve ahlaki olgunluğundadır. Bazıları teknolojinin bizi özgürleştirdiğini iddia etse de aslında bizi ekranlara bağımlı kılarak gerçeklikten koparmaktadır. Albert Einstein'ın şu uyarısı bu noktada oldukça düşündürücüdür: "Korkarım ki bir gün teknoloji, insani etkileşimin önüne geçecek ve dünya aptal bir nesle kalacak." İşte bu yüzden ilerlemeyi sadece makinelerde değil, insan ruhunun tekâmülünde aramalıyız.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisinde verilenlerden yararlanılmıştır?