Siyaset bilimi literatüründe normatif demokrasi yaklaşımları, siyasal iktidarın meşruiyeti ve yurttaşın devletle ilişkisi bağlamında farklı ontolojik temellere dayanır. Bu bağlamda öne çıkan iki farklı gelenek şu şekilde özetlenebilir:
I. Gelenek: Bireyi, kendi çıkarlarını maksimize etmeye çalışan rasyonel ve bencil bir aktör olarak kabul eder. Siyasal katılım ve evrensel oy hakkı, sivil toplumdaki serbest piyasa ilişkilerini korumak ve yöneticilerin tiranlaşarak yönetilenleri sömürmesini engellemek için kurumsal bir güvencedir. 'Sınırlı devlet' vurgusu ön plandadır.
II. Gelenek: Siyasal katılımı yalnızca iktidarı sınırlandıran araçsal bir mekanizma olarak değil, bireyin dar ve bencil çıkarlarını aşıp kamusal aklı içselleştirmesini sağlayan pedagojik bir süreç olarak görür. 'Halk egemenliği' ve aktif katılım, yurttaşın 'ahlaki öz-gelişimini' tamamlaması için zorunlu bir koşul kabul edilir.
Yukarıda temel varsayımları verilen normatif demokrasi gelenekleri ve bu geleneklerin kuramsal arka planıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
- Birinci gelenek, Jeremy Bentham'ın faydacı felsefesiyle şekillenen 'Koruyucu Demokrasi' modelini yansıtırken; ikinci gelenek Jean-Jacques Rousseau'nun radikal katılım anlayışı ve J. S. Mill'in vizyonuyla sentezlenen 'Geliştirici Demokrasi' idealine işaret eder.Cevap
- BBirinci gelenek, Joseph Schumpeter'in rekabetçi liderlik anlayışını benimseyerek, demokratik sistemlerin salt elit tahakkümünden ibaret antidemokratik ve otoriter bir yapıda olması gerektiğini savunur.
- Cİkinci gelenek, Robert Dahl'ın 'Poliarşi' kuramından beslenerek, ahlaki öz-gelişimin ancak sivil toplumdaki baskı gruplarının serbest rekabeti ve çoğunlukçu bir tahakküm mekanizmasıyla sağlanacağını ileri sürer.
- DBirinci gelenek, iktidarın sınırlandırılması hedefini klasik liberalizmin negatif özgürlük anlayışından çıkarıp, modern liberalizmin refah devleti ve sosyo-ekonomik müdahale ilkeleri üzerine inşa eder.
- Eİkinci geleneğin temelindeki halk egemenliği ilkesi, modern anayasal devletteki evrensel insan hakları güvencelerini reddederek mutlak, keyfi ve sınırsız bir devlet otoritesinin gerekliliğine vurgu yapar.