Soru

Zorluk: ZorVergi Yargılamasında İspat ve Delil Sistemi

Bir mükellef, yasal defterlerinde yer alan bir borç kaydının aslında gerçek bir ticari borcu temsil etmediğini, bu kaydın sadece finansal tabloları farklı göstermek amacıyla oluşturulmuş bir 'hatır senedi' niteliğinde olduğunu ileri sürerek adına yapılan tarhiyata karşı dava açmıştır. Mükellef, bu iddiasını ispatlamak amacıyla vergi mahkemesinden ilgili senedin tarafı olan kişinin tanık olarak dinlenmesini talep etmiştir.

213213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 33. maddesinde düzenlenen ispat ve delil hükümleri dikkate alındığında, bu uyuşmazlıkla ilgili aşağıdaki hukuki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

  1. A
    Vergi hukukunda delil serbestliği asıl olduğu için, mükellefin ticari defterlerinde yer alan bir kaydın aksini sadece tanık beyanıyla ispatlaması hukuken yeterli ve geçerli bir yoldur.
  2. İktisadi ve ticari icaplara uymayan bir durum (hatır senedi) ileri sürüldüğünden ispat yükü bunu iddia eden mükellefe aittir; ancak vergi hukukunda tanık beyanı, defter kayıtları gibi tevsik edici belgelerin aksini ispatlamada tek başına yeterli kabul edilmez.Cevap
  3. C
    Vergi yargılamasında 'kamu yararı' ilkesi gereği, mükellefin kendi kayıtları aleyhine ileri sürdüğü iddiaların doğruluğunu araştırma ve ispatlama yükümlülüğü tamamen vergi idaresinin üzerindedir.
  4. D
    Tanık beyanları, vergi mahkemelerinde 'yazılılık' ilkesi gereği hiçbir aşamada delil olarak değerlendirilmediğinden, mükellefin tanık dinletme talebi mahkemece usulden reddedilmelidir.
  5. E
    Mükellef, kendi imzasını taşıyan ve usulüne uygun tutulan defter belgelerle çelişen bir iddiada bulunduğu için, 'dürüstlük kuralı' gereği bu durumun aksini hiçbir delille ispat etme hakkına sahip değildir.

Cevap

İktisadi ve ticari icaplara uymayan bir durumun iddia edilmesi halinde ispat yükü bunu iddia eden tarafa aittir ve tanık beyanı tek başına yazılı delillerin aksini ispatta yeterli değildir.
Vergi hukukunda ispat yükü kural olarak iddiayı ileri süren tarafa aittir. Özellikle mükellefin kendi tuttuğu yasal defter ve belgelerdeki kayıtların aksini (örneğin bir borcun gerçek olmadığını) ileri sürmesi, ticari icaplara aykırı bir durumun iddiası niteliğindedir ve bu durum mükellef tarafından ispatlanmalıdır. Ancak 213213 sayılı VUK'un 33. maddesi uyarınca, tanık beyanı sadece vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık olması şartıyla bir delildir ve vergi yargılamasında yerleşik anlayış gereği, yazılı bir belgenin veya defter kaydının aksini ispatlamak için tek başına yeterli görülmez.

Adım Adım Çözüm

1
İspat yükünün kime ait olduğunu belirle.
Mükellef, kendi yasal kayıtlarının aksine, 'hatır senedi' gibi ticari icaplara ve hayatın olağan akışına uymayan bir iddia ileri sürmektedir.
VUK Madde 33/B uyarınca; iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan bir durumu iddia eden taraf ispatla yükümlüdür.
2
Tanık beyanının (şahit ifadesi) delil niteliğini değerlendir.
Vergi hukukunda delil serbestliği olsa da, tanık beyanının kullanımı kısıtlanmıştır.
VUK Madde 33 uyarınca vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık olmayan şahit ifadesi ispat vasıtası olamaz; ayrıca tanık beyanı tek başına somut/yazılı delillerin yerini alamaz.
3
Olayı hukuki kural ile birleştir.
Mükellef ispat yükü altındadır ancak sadece tanık dinleterek bu yükü karşılayamaz.
Yargı içtihatları ve kanun lafzı, defter kayıtları gibi kesin delillerin aksinin ancak aynı kuvvette veya onu destekleyen yan delillerle ispatlanabileceğini öngörür.

Anahtar Kavram

VUK Madde 3/B - İspat Külfeti ve Delil Serbestliği Sınırları
Tahmini Süre:2m 0s
Bu soruyu puanla