Uluslararası hukukta bir devlette darbe veya ihtilal gibi anayasa dışı yollarla gerçekleşen iktidar değişimleri sonucunda gündeme gelen "hükümetlerin tanınması" kurumu, doktriner yaklaşımlar ve tanıyan devletin iç hukukunda doğurduğu sonuçlar açısından büyük önem taşır. Hükümetlerin tanınmasına ilişkin teoriler ve bu tanımanın hukuki sonuçları ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi uluslararası hukuk normları ve yerleşik devlet uygulamalarıyla bağdaşmaz?
- ATobar Doktrini, anayasal meşruiyeti temel alarak, demokratik yollarla seçilmemiş veya anayasal düzeni bozarak işbaşına gelmiş hükümetlerin genel seçimlerle halkın güvenini kazanana dek tanınmamasını savunan "legitimizm" yanlısı bir yaklaşımdır.
- BEstrada Doktrini, yeni bir hükümetin tanınması ya da tanınmaması yönündeki resmi irade açıklamalarını devletlerin iç işlerine müdahale olarak görür ve bu uygulamadan kaçınılarak sadece diplomatik ilişkilerin sürdürülmesine veya kesilmesine odaklanılmasını önerir.
- CWilson Doktrini, hükümetlerin tanınmasında anayasal prosedürlere uygunluğu ve demokratik değerleri bir ön şart olarak kabul etmiş; özellikle Latin Amerika'daki askeri müdahalelere karşı ABD'nin bu tür hükümetleri tanımayarak cezalandırması politikasını ifade etmiştir.
- Bir hükümetin "de facto" (fiilen) tanınması, o hükümetin tanıyan devletin mahkemeleri nezdinde yargı bağışıklığından (sovereign immunity) yararlanmasına imkan tanımaz; zira bu bağışıklık ve temsil yetkisi uluslararası hukukta yalnızca "de jure" (hukuken) tanınmış hükümetlere tanınan bir imtiyazdır.Cevap
- EJefferson yaklaşımı, bir hükümetin iktidara geliş biçiminden ziyade, ülkeyi fiilen kontrol etmesini, halkın rızasına veya itaatine dayanmasını ve uluslararası yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesini tanımanın asli unsuru olarak görür.
Cevap
Uluslararası yargı ve mahkeme içtihatlarına göre, bir hükümetin "de facto" tanınmış olması, o hükümetin yargı bağışıklığından yararlanmasına engel teşkil etmez; bu nedenle de facto ve de jure tanınma bu özel hukuki sonuç bakımından eş değerdir.
Uluslararası hukukta ve özellikle Anglo-Sakson mahkeme uygulamalarında (Luther v. Sagor, 1921), bir hükümetin de facto (fiilen) tanınmış olması, o hükümetin tanıyan devletin mahkemeleri nezdinde yargı bağışıklığından yararlanması ve devlet adına dava açabilmesi için yeterlidir. De jure (hukuken) tanıma, siyasi ve diplomatik ilişkilerin tamlığı (tam diplomatik temsil, süreklilik vurgusu vb.) açısından fark yaratsa da, yargı bağışıklığı gibi temel haklar her iki tanıma türünde de tanınır. Bu nedenle, yargı bağışıklığının sadece de jure hükümetlere özgü olduğunu savunan ifade yanlıştır.
Adım Adım Çözüm
Anahtar Kavram
Hükümet Tanımanın Hukuki Sonuçları ve Doktrinleri
Tahmini Süre:2m 0s