Uluslararası Hukukun Kişileri

309 soru

Soru 1Soru

Uluslararası hukukta kısıtlı egemenliğe sahip devlet türleri arasında yer alan 'himaye altındaki devlet' (protectorate) ile 'vassal devlet' (metbu devlete tabi devlet) arasındaki temel hukuki ayrım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Himaye ilişkisinin bir uluslararası antlaşmaya dayanması, vassal devlet statüsünün ise metbu devletin iç hukukundan (anayasal düzeninden) kaynaklanması

Cevap

Himaye ilişkisinin bir uluslararası antlaşmaya dayanması, vassal devlet statüsünün ise metbu devletin iç hukukundan kaynaklanması
Doğru cevap, bu iki kısıtlı devlet türü arasındaki en temel doktrinel farkı belirtmektedir. Himaye (Protectorate) ilişkisi, uluslararası hukukun iki farklı süjesi arasında akdedilen bir antlaşma (international treaty) sonucu doğarken; vassal (tabi) devlet statüsü, genellikle bir devletin kendi iç hukuk düzenlemeleri veya anayasal fermanları ile bir bölgeye dış ilişkilerde kısıtlı yetki vermesiyle (internal law) oluşur.

Adım Adım Çözüm

1
Kısıtlı egemenliğe sahip devlet yapılarını tanımlayın.
Himaye ve vassal devletler, tam bağımsız olmayan ancak sınırlı düzeyde uluslararası hukuk kişiliğine sahip yapılardır.
Sorunun kapsamını belirlemek ve benzerlikleri ayırt etmek için gereklidir.
2
Himaye (Protectorate) statüsünün hukuki kaynağını analiz edin.
Himaye, 'himaye eden' ve 'himaye edilen' devletler arasında imzalanan bir uluslararası antlaşmaya dayanır.
Bu statü, iki ayrı süje arasındaki rızai bir uluslararası işlemle doğar.
3
Vassal (Tabi) devlet statüsünün hukuki kaynağını analiz edin.
Vassal devlet statüsü, metbu devletin anayasası veya iç hukuk düzenlemeleri ile belirlenir.
Vassal devlet, tarihsel olarak metbu devletin bir parçasıyken hukuki statüsü iç hukukla kısıtlanmış bir birimdir.
4
İki yapıyı 'hukuki kaynak' kriterine göre karşılaştırın.
Himaye uluslararası hukuka, vassal statüsü ise iç hukuka (anayasal düzene) dayanmaktadır.
Bu ayrım, doktrinde bu iki türü birbirinden ayıran en temel teknik kriterdir.

Anahtar Kavram

Kısıtlı Egemenliğe Sahip Devletler ve Hukuki Kaynak Ayrımı

İpuçları

1
Bu iki devlet türünü birbirinden ayıran en önemli nokta, bu bağlılık ilişkisinin hangi hukuk dalına (uluslararası hukuk mu yoksa iç hukuk mu) dayandığıdır.

Daha Fazla Pratik

Konfederasyon ve federasyon arasındaki farklarda 'anayasa' ve 'antlaşma' ayrımını incelemek bu kavramın pekişmesine yardımcı olacaktır.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2Soru

1933 tarihli Montevideo Devletlerin Hak ve Ödevleri Sözleşmesi'nin 3. maddesinde yer alan "Bir devletin siyasi varlığı, diğer devletlerin tanımasından bağımsızdır." hükmü ve modern uluslararası hukuk doktrini dikkate alındığında; henüz diğer devletler tarafından tanınmamış bir siyasi topluluğun hukuki durumu ve hakları hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tanınma olmasa dahi, devlet kendi bütünlüğünü ve bağımsızlığını koruma, kendini bir devlet olarak örgütleme ve kendi mahkemelerinin yetkisini belirleme hakkına sahiptir.

Cevap

Henüz tanınmamış olsa bile bir devletin kendi bütünlüğünü koruma ve kendini örgütleme hakkına sahip olduğu ifadesi doğrudur.
Modern uluslararası hukukta baskın olan ve 1933 Montevideo Sözleşmesi ile kodifiye edilen 'açıklayıcı teori' (declaratory theory) uyarınca, bir devletin uluslararası hukuk süjesi olarak varlığı diğer devletlerin tanımasından bağımsızdır. Sözleşmenin 3. maddesi, tanınma gerçekleşmeden önce bile devletin kendi bağımsızlığını ve bütünlüğünü koruma (meşru müdafaa dahil), kendini örgütleme, yasama faaliyetinde bulunma ve mahkemelerinin yetkisini belirleme gibi temel haklara sahip olduğunu açıkça düzenlemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Montevideo Sözleşmesi'nin 3. maddesinin analiz edilmesi.
Maddenin, devletin siyasi varlığının tanınmadan bağımsız olduğunu (açıklayıcı teori) belirttiği görülür.
Uluslararası hukukta devletin varlığı için gerekli olan maddi unsurların (nüfus, ülke, hükümet, kapasite) tanınma işleminden önce gerçekleştiği kabul edilir.
2
Tanınmamış devletin haklarının kapsamının belirlenmesi.
Sözleşme metnine göre tanınma öncesinde de devletin meşru müdafaa, örgütlenme ve yargı yetkisi gibi temel haklara sahip olduğu tespit edilir.
Açıklayıcı teoriye göre tanınma, mevcut bir durumu tespit eden bir işlemdir; hakların kaynağı değil, kullanımının tescilidir.

Anahtar Kavram

Açıklayıcı (Beyan Edici) Tanıma Teorisi ve Montevideo Sözleşmesi Madde 3
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 3Soru

Uluslararası hukukta devletlerin halefiyeti (state succession) kapsamında, selef devletin taraf olduğu uluslararası antlaşmaların halef devlete intikali hususunda çeşitli hukuki rejimler öngörülmüştür. Bu bağlamda, bir devletin parçalanması (dissolution) sonucunda ortaya çıkan yeni devletlerin selef devletin antlaşmalarıyla olan ilişkisi bakımından aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sınır rejimlerini veya ülkesel statüleri (radicite) düzenleyen antlaşmalar, halefiyetten etkilenmez ve yeni devletleri bağlamaya devam eder.

Cevap

Sınır rejimlerini veya ülkesel statüleri (radicite) düzenleyen antlaşmaların halefiyetten etkilenmeyerek yeni devletleri bağlamaya devam etmesi doğru bir hukuki tespittir.
Uluslararası hukukta ve özellikle 1978 Viyana Sözleşmesi'nde (Madde 11 ve 12), sınır rejimlerini belirleyen antlaşmaların ve diğer ülkesel (radicite) yükümlülüklerin devletlerin halefiyeti süreçlerinden muaf tutulduğu ve halef devletleri bağladığı açıkça düzenlenmiştir. Bu kural, uluslararası sınırların istikrarını koruma amacı taşır.

Adım Adım Çözüm

1
Devletlerin halefiyeti türlerini (parçalanma vs. yeni bağımsız devletler) ayırt edin.
Soruda 'parçalanma' (dissolution) durumu sorulmaktadır; bu durumda genel kural (istisnalar hariç) antlaşmaların sürekliliğidir.
Parçalanma ile sömürge sonrası bağımsızlık (NIS) farklı hukuki rejimlere tabidir.
2
Antlaşmaların niteliğini (radicite vs. siyasi) analiz edin.
Sınır ve ülkesel statü antlaşmaları (radicite) her zaman halef devlete geçer.
Bu antlaşmalar 'ülkeye yapışık' kabul edilir ve uluslararası istikrar adına korunur.

Anahtar Kavram

Radicite (Ülkesel) Antlaşmaların Sürekliliği
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 4Soru

Uluslararası hukukta devlet türleri, devlet birleşmeleri ve kısıtlı egemenliğe sahip süjelerin hukuki statüleri dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Vatikan (Holy See), kendine özgü (sui generis) dini niteliği ve toprak unsurunun sembolik olması nedeniyle uluslararası hukuk kişiliğinden ve antlaşma yapma ehliyetinden yoksundur.

Cevap

Vatikan'ın (Holy See) uluslararası hukuk kişiliğinden yoksun olduğu yönündeki ifade yanlıştır; zira Vatikan kendine özgü bir uluslararası hukuk süjesidir.
Vatikan (Holy See), uluslararası hukukta kendine özgü (sui generis) bir kişiliğe sahiptir. Kendi adına antlaşmalar (Konkordatolar) yapabilir, diplomatik temsilci gönderebilir ve kabul edebilir. Dolayısıyla kişiliği ve ehliyeti olmadığı yönündeki ifade hukuken yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Devlet birleşmelerini analiz etme
Şahsi birlik (ayrı kişilik) ve Hakkı birlik (tek kişilik) ayrımı doğrulanır.
Uluslararası hukuk kişiliğinin birleşip birleşmediğini saptamak temel kriterdir.
2
Federal ve konfederal yapıyı karşılaştırma
Federasyonun tek, konfederasyonun çoklu kişiliğe sahip olduğu teyit edilir.
Egemenliğin devredilme biçimi (Anayasa vs. Antlaşma) kişilik durumunu belirler.
3
Sui generis (kendine özgü) süjeleri değerlendirme
Vatikan'ın aktif bir uluslararası hukuk kişiliği ve antlaşma ehliyeti olduğu saptanır.
Vatikan, dini statüsü ve tarihsel tanınmışlığı ile uluslararası ilişkilerin aktif bir aktörüdür.

Anahtar Kavram

Uluslararası Hukuk Kişiliği ve Egemenlik Kısıtlamaları

İpuçları

1
Birleşen devletlerin dış dünyada kaç kişi olarak temsil edildiğine odaklanın.
2
Vatikan'ın (Holy See) yaptığı 'Konkordato' adı verilen belgelerin hukuki niteliğini düşünün.

Daha Fazla Pratik

Daimi tarafsızlık statüsünün antlaşma yapma ehliyeti üzerindeki etkilerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 5Soru

Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) 1949 tarihli 'Birleşmiş Milletlerin Hizmetinde Uğranılan Zararların Tazmini' (Reparation for Injuries) danışma görüşünde ortaya koyduğu ilkeler ışığında, uluslararası örgütlerin hukuk kişiliği hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası örgütlerin hukuk kişiliği, 'uzmanlık ilkesi' (speciality) çerçevesinde kendilerine verilen fonksiyonları yerine getirmekle sınırlı ve 'türev' bir niteliktedir.

Cevap

Uluslararası örgütlerin hukuk kişiliği, uzmanlık ilkesi çerçevesinde kendilerine verilen fonksiyonlarla sınırlı ve türev bir niteliktedir.
Uluslararası örgütler, devletler tarafından belirli amaçları gerçekleştirmek üzere kurulan yapılar oldukları için hukuk kişilikleri 'asli' değil 'türev'dir. Ayrıca devletler her konuda yetki kullanabilirken, örgütlerin yetkileri kurucu antlaşmadaki görevleriyle sınırlıdır (Uzmanlık İlkesi). 1949 Reparation davası ise bu sınırlı kişiliğin, özellikle BM için, üye olmayanlara karşı da geçerli olan 'objektif' bir nitelik taşıdığını teyit etmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Devletlerin ve örgütlerin hukuk kişiliği ayrımını yapın.
Devletler 'asli' ve her konuda yetkili (genel yetki) iken, örgütler devletlerin iradesiyle kurulan 'türev' (derivative) süjelerdir.
Örgütlerin kendi başlarına var olamayıp devletlerin antlaşmalarıyla yaratılmış olması bu ayrımı zorunlu kılar.
2
Uzmanlık (Speciality) ilkesini değerlendirin.
Örgütler sadece kurucu antlaşmada belirlenen amaçlar ve fonksiyonlar doğrultusunda yetki kullanabilirler.
Bu ilke, örgütlerin devletler gibi egemen bir yapı olmayıp belirli bir işbirliği amacı için kurulduklarını gösterir.
3
1949 Reparation for Injuries davası sonuçlarını inceleyin.
BM'nin üye olmayan İsrail'e karşı tazminat talebinde bulunabileceği ve 'objektif' bir kişiliğe sahip olduğu teyit edilmiştir.
Geniş katılımlı örgütlerin kişiliği sadece üyeler için değil, tüm dünya devletleri için bağlayıcı bir hukuki gerçekliktir.

Anahtar Kavram

Uluslararası örgütlerin hukuk kişiliğinin türev, sınırlı ve objektif niteliği.

Daha Fazla Pratik

Uluslararası örgütlerin antlaşma yapma yetkisini düzenleyen 1986 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'ni inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 6Soru

Uluslararası hukukta devletlerin halefiyeti (state succession) çerçevesinde, sömürge yönetiminden kurtularak bağımsızlığını yeni kazanan bir devletin (newly independent state), selef devletin taraf olduğu antlaşmalarla hukuki ilişkisi bakımından aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yeni bağımsız devletler genel olarak 'temiz sayfa' (clean slate) ilkesinden yararlanarak önceki antlaşmalarla bağlı olmasalar da, sınır rejimlerini ve bölgeye bağlı hakları düzenleyen (radicite) antlaşmalar bu kuralın istisnasıdır ve halef devleti bağlamaya devam eder.

Cevap

Yeni bağımsız devletler için geçerli olan 'temiz sayfa' ilkesi, sınır ve bölgeye bağlı (radicite) antlaşmaları kapsamaz; bu tür antlaşmalar süreklilik arz eder.
Uluslararası hukukta, sömürge yönetiminden kurtulan 'yeni bağımsız devletler' için 1978 Viyana Sözleşmesi ve teamül hukuku uyarınca 'temiz sayfa' ilkesi kabul edilmiştir. Bu ilkeye göre yeni devlet, selef devletin antlaşmalarını sürdürüp sürdürmemekte serbesttir. Ancak bu kuralın en önemli istisnası sınırları belirleyen antlaşmalar ve transit geçiş gibi bölgeye bağlı (radicite) haklardır; bu tür antlaşmaların sürekliliği esastır.

Adım Adım Çözüm

1
Devletin statüsünü belirlemek
Söz konusu devlet 'yeni bağımsız devlet' (newly independent state - eski sömürge) kategorisindedir.
Halefiyet hukukunda yeni bağımsız devletler ile parçalanma sonucu ortaya çıkan devletler farklı kurallara tabidir.
2
Temiz sayfa ilkesini uygulamak
Yeni bağımsız devletler, selef devletin antlaşmalarıyla bağlı olmama (clean slate) hakkına sahiptir.
Kendi kaderini tayin hakkının bir gereği olarak yeni devletin rızası olmadan yükümlülük altına girmemesi amaçlanır.
3
İstisnaları değerlendirmek
Sınır antlaşmaları ve bölgeye bağlı (radicite) rejimler süreklidir.
Uluslararası barış ve istikrarın korunması için sınırların ve bölgesel rejimlerin devlet değişimlerinden etkilenmemesi (uti possidetis juris) kuralı uygulanır.

Anahtar Kavram

Devletlerin Halefiyetinde Temiz Sayfa (Clean Slate) İlkesi ve Radicite Antlaşmalar İstisnası
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 7Soru

Modern uluslararası hukuk düzeninde bireylerin statüsü, klasik dönemdeki 'nesne' (objek) niteliğinden 'sınırlı süje' niteliğine evrilmiştir. Bireyler artık belirli şartlar altında doğrudan uluslararası hak sahibi olabilmekte ve uluslararası suçlar nedeniyle doğrudan sorumlu tutulabilmektedir. Bireylerin uluslararası hukuk kişiliği ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi, bu kişiliğin devletlerin sahip olduğu hukuksal kişilikten ayrılan temel niteliğini doğru yansıtmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bireylerin uluslararası hukuk kişiliği, devletlerin aksine uluslararası hukuk kuralı oluşturma (normatif yetki) gücünü kapsamaz; sadece devletlerin iradesiyle çizilen sınırlar dahilinde haklara sahip olma ve sorumluluk altına girme ehliyetiyle sınırlıdır.

Cevap

Bireylerin uluslararası hukuk kişiliği, devletlerin aksine norm yaratma (kural koyma) yetkisini içermez ve sadece devletlerin iradesiyle belirlenmiş alanlarda hak/yükümlülük sahibi olma kapasitesiyle sınırlıdır.
Bireyler uluslararası hukukta 'türev' süjelerdir. Bunun temel anlamı, bireylerin hak ve yükümlülüklerinin kaynağının devletlerin iradesi (antlaşmalar vb.) olmasıdır. Ayrıca 'sınırlı' süjelerdir çünkü devletlerin aksine uluslararası hukuk kuralı yaratma (treaty-making power) yetkisine sahip değillerdir. Birey, sadece kendisi için yaratılmış kuralların muhatabı (hak sahibi veya sorumlusu) olabilir.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası hukuk kişiliğinin 'asli' ve 'türev' ayrımını analiz edin.
Devletler asli süjelerdir (kendiliğinden var olan), bireyler ise türev süjelerdir (devletler tarafından yaratılan).
Kişiliğin kaynağını belirlemek, bireyin hukuki sınırlarını anlamak için temel adımdır.
2
Bireylerin kural koyma (normatif yetki) kapasitesini değerlendirin.
Bireyler antlaşma yapamaz veya teamül kuralı oluşturamazlar.
Bu durum, bireyleri devletlerden ayıran 'sınırlı' olma özelliğinin en somut göstergesidir.
3
Bireyin hak ve sorumluluklarının kapsamını modern hukuk mekanizmalarıyla karşılaştırın.
Birey, devletlerin rızasıyla kurulan mahkemelerde (AİHM, UCM) hak arayabilir veya yargılanabilir; ancak bu ehliyet 'kullanıcı' düzeyindedir, 'yaratıcı' düzeyinde değildir.
Bireyin statüsünün 'sınırlı ve türev' olduğu sonucuna ulaşılır.

Anahtar Kavram

Bireylerin Türev ve Sınırlı Süjeliği

İpuçları

1
Bireyin uluslararası hukuktaki statüsü, devletlerin onlara tanıdığı hakların kapsamıyla sınırlıdır.
2
Bir devletin başka bir devletle antlaşma imzalama yetkisi ile bir bireyin AİHM'e başvurma yetkisi arasındaki 'kaynak' farkını düşünün.
3
Devletler hukuku 'yapan' (asli), bireyler ise yapılan hukuktan 'etkilenen' (türev) taraftadır.

Daha Fazla Pratik

Nuremberg Mahkemeleri'nin bireyin uluslararası sorumluluğu konusundaki etkisini incelemek bu konuyu pekiştirir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 8Soru

Uluslararası hukukta devletlerin halefiyeti (ardıllığı) durumunda, özellikle sömürge idaresinden kurtularak yeni bağımsız olan devletler için kural olarak 'temiz sayfa' (tabula rasa) ilkesi geçerlidir. Bu ilkeye göre yeni devlet, selef devletin taraf olduğu antlaşmalarla otomatik olarak bağlı sayılmaz.

Buna göre, uluslararası hukukun yerleşik kuralları gereği 'temiz sayfa' ilkesine kesin bir istisna teşkil eden ve halef devleti her halükarda bağlamaya devam eden antlaşma türü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sınırları belirleyen ve bölgesel (objektif) statü yaratan antlaşmalar

Cevap

Sınırları belirleyen ve bölgesel (objektif) statü yaratan antlaşmalar halef devleti bağlamaya devam eder.
Uluslararası hukukta sınırların istikrarı kuralı gereği, sınırları belirleyen veya belirli bir bölge üzerinde nesnel (objektif) statü yaratan antlaşmalar (radisite antlaşmalar), halefiyet durumundan etkilenmez. Yeni kurulan bir devlet temiz sayfa ilkesinden yararlansa bile, devraldığı ülkenin sınırlarını çizen antlaşmalara ve bölgesel rejimlere uymak zorundadır. Bu, 1978 Viyana Sözleşmesi'nde de teyit edilmiş evrensel bir teâmül kuralıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Devletlerin halefiyetinde antlaşmaların genel durumunu (temiz sayfa ilkesi) değerlendir.
Yeni bağımsız olan devletler, kural olarak önceki devletin antlaşmalarıyla bağlı değildir.
Yeni devletin siyasi ve ekonomik bağımsızlığının korunması amaçlanır.
2
Uluslararası barış ve düzenin korunması için bu kurala getirilen mutlak istisnayı belirle.
Sınır antlaşmaları (radisite antlaşmalar) halefiyete konu olur ve yeni devleti bağlar.
Uluslararası sınırların istikrarı ve dokunulmazlığı ilkesi (uti possidetis), sınırların her halefiyet durumunda yeniden tartışmaya açılmasını engeller.

Anahtar Kavram

Devredilebilen (Radisite) Antlaşmalar ve Sınırların İstikrarı
Soru 9Soru

Klasik uluslararası hukukta devletler tek ve yegâne süje olarak kabul edilirken, modern uluslararası hukukta insan hakları ve uluslararası ceza hukuku alanlarındaki gelişmelerle birlikte bireylerin de hukuki konumu değişmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) bireysel başvuru hakkının tanınması ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) faaliyete geçmesi bu dönüşümün en somut örnekleridir.

Bu bağlamda, modern uluslararası hukukta bireylerin hukuki statüsü (kişiliği) hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: AİHM gibi mercilere başvurabilme (aktif) ve UCM gibi mahkemelerde yargılanabilme (pasif) ehliyetlerine sahip olsalar da bireyler, devletler gibi tam süje değil; sınırlı ve türev bir uluslararası kişiliğe sahiptir.

Cevap

Bireylerin AİHM'e başvuruyla aktif, UCM'de yargılanmayla pasif ehliyete sahip olduklarını ancak devletlerden farklı olarak yalnızca 'sınırlı' ve 'türev' bir uluslararası kişiliğe sahip olduklarını belirten ifadedir.
Bireylerin günümüzdeki uluslararası hukuk kişiliği, doğrudan doğruya devletlerin imzaladığı antlaşmalardan doğar. Bu nedenle bireylerin kişiliği 'asli' değil 'türev'dir (ikincildir). Aynı şekilde bireyler devletler gibi antlaşma yapma veya savaş ilan etme gibi haklara sahip olmadıkları için ehliyetleri 'tam' değil 'sınırlı'dır. AİHM'e başvuru hakkı bireylerin 'aktif ehliyeti'ni (hak talep etme), UCM'de uluslararası suçlardan dolayı yargılanabilmeleri ise 'pasif ehliyeti'ni (ceza sorumluluğu) göstermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Modern uluslararası hukukta bireylerin konumunu tespit etme
Bireyler klasik hukuktaki nesne konumundan çıkıp belirli hak ve sorumluluklara sahip süjeler haline gelmiştir.
İnsan hakları sözleşmeleri ve uluslararası ceza mahkemesi statüleri bireylere doğrudan hak ve yükümlülükler vermiştir.
2
Bireylerin ehliyet türlerini ayrıştırma
AİHM'e başvuru hakkı aktif ehliyeti, UCM'de yargılanma durumu ise pasif ehliyeti (cezai sorumluluğu) temsil eder.
Uluslararası alanda hak arayabilme kapasitesi 'aktif', uluslararası suçlardan dolayı bizzat sorumlu tutulabilme durumu ise 'pasif' ehliyetin gereğidir.
3
Bireylerin süje sıfatının niteliğini devletlerle karşılaştırma
Devletler uluslararası hukukun 'asli' ve 'tam' süjesiyken, bireylerin hakları antlaşmalardan kaynaklandığı için kişiliği 'türev' ve belirli alanlarla 'sınırlı'dır.
Bireyler uluslararası antlaşma akdedemez veya teamül kuralı yaratamaz; yalnızca devletlerin onlara lütfettiği alanlarda hareket edebilirler.

Anahtar Kavram

Bireylerin Sınırlı ve Türev Uluslararası Kişiliği
Soru 10Soru

Modern uluslararası hukuk doktrininde bireylerin (gerçek kişilerin) statüsü tartışılırken, bu statünün 'türev' (derivative) ve 'sınırlı' (limited) olma niteliği merkezi bir öneme sahiptir. Devletlerin 'asli' kişiliğine karşın bireylere tanınan bu özel statü, uluslararası hukuk düzenindeki yetki ve sorumluluk dağılımını doğrudan belirlemektedir. Buna göre, bireylerin uluslararası hukuk kişiliğinin 'türev' ve 'sınırlı' olma niteliğinin hukuki sonuçları bağlamında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bireyin uluslararası alanda hak iddia edebilme (aktif) ehliyeti, kural olarak devletlerin iradesiyle oluşturulan antlaşma rejimlerine dayanır ve bu rejimlerin ortadan kalkmasıyla bireyin uluslararası başvuru yetkisi de sona erer.

Cevap

Bireyin uluslararası alanda hak iddia edebilme (aktif) ehliyetinin, devletlerin iradesiyle oluşturulan antlaşma rejimlerine dayanması ve bu rejimlerin ortadan kalkmasıyla bu yetkinin de sona ermesi doğrudur.
Bireylerin uluslararası hukuk kişiliği 'türev'dir; yani bu kişilik, devletlerin uluslararası antlaşmalar yoluyla bireylere belirli haklar tanıması veya yükümlülükler yüklemesiyle oluşur. Bu durumun en somut sonucu, bireyin uluslararası bir yargı organına (örneğin AİHM) doğrudan başvurabilme yetkisinin, o devleti bağlayan antlaşmanın yürürlükte kalmasına sıkı sıkıya bağlı olmasıdır. Eğer devlet antlaşmayı feshederse, bireyin uluslararası hukuk seviyesindeki bu aktif ehliyeti de sona erer.

Adım Adım Çözüm

1
Asli ve türev kişilik kavramlarını ayırt edin.
Devletler asli süjedir (kendiliğinden kişilik sahibidir); bireyler ise türev süjedir (kişilikleri devletlerin rızasına dayanır).
Bireyin uluslararası hukuktaki varlığının kaynağını belirlemek için.
2
Aktif ve pasif ehliyet ayrımını analiz edin.
Aktif ehliyet uluslararası organlara başvurabilmeyi, pasif ehliyet ise uluslararası suçlardan sorumlu tutulabilmeyi ifade eder.
Sınırlı kişiliğin kapsamını anlamak için.
3
Türev kişiliğin devamlılık şartını değerlendirin.
Bireyin hakları antlaşma temelli olduğu için, devlet antlaşmadan çekilirse bireyin uluslararası düzeydeki hak arama ehliyeti de sona erer.
Sorunun istediği en isabetli hukuki sonucu saptamak için.

Anahtar Kavram

Bireylerin Uluslararası Hukuk Kişiliğinin Türev ve Sınırlı Niteliği

Daha Fazla Pratik

Bireylerin diplomatik koruma altındaki durumu ile uluslararası mahkemelere doğrudan başvuru yetkisi arasındaki farkları inceleyiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 11Soru

Uluslararası hukuk doktrini ve devletler genel uygulaması çerçevesinde, yeni kurulan bir devletin tanınması ile o devlette meydana gelen ihtilal veya darbe gibi anayasa dışı bir değişiklik sonucu iş başına gelen hükümetin (yönetimin) tanınması arasındaki hukuki ilişkiye dair aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yeni yönetimin (hükümetin) diğer devletlerce tanınmaması, o devletin uluslararası hukuk kişiliğini ve daha önce verilmiş olan devlet tanınmasını sona erdirmez.

Cevap

Yeni yönetimin tanınmamasının devletin uluslararası hukuk kişiliğini ve önceki tanınmasını etkilemeyeceğini belirten ifade doğrudur.
Doğru seçenek, devletin uluslararası hukuk kişiliğinin hükümet değişikliklerinden bağımsız olduğunu doğru bir şekilde vurgulamaktadır. Uluslararası hukukta 'devletlerin sürekliliği' ilkesi uyarınca, bir devletin tanınması kalıcı bir işlemdir ve o devlette meydana gelen darbe veya ihtilal gibi olaylar sonucunda yeni hükümetin tanınmaması, devletin daha önce kazanmış olduğu uluslararası süje vasfını veya diğer devletlerce yapılmış olan de jure tanımayı ortadan kaldırmaz.

Adım Adım Çözüm

1
Devlet tanıma ve hükümet tanıma kavramlarını analiz et.
Devlet tanıma, bir siyasi topluluğun devlet olma unsurlarını taşıdığının kabulüdür; hükümet tanıma ise o devletin kimin tarafından temsil edileceğine dair bir tercihtir.
İki kavramın hukuki kapsamını ayırt etmek, iç siyasi olayların devletin statüsüne etkisini anlamak için gereklidir.
2
Devletlerin sürekliliği (continuity of states) ilkesini uygula.
Darbe, devrim veya rejim değişikliği gibi olaylar devletin tüzel kişiliğini değiştirmez.
Uluslararası hukukta devletin varlığı, içindeki hükümetin anayasal düzeninden bağımsız bir süreklilik arz eder.
3
Tanımanın niteliğini değerlendir.
Devlet tanınması (özellikle de jure) kural olarak geri alınamaz bir işlemdir.
Hükümetin tanınmaması veya diplomatik ilişkilerin kesilmesi, devletin uluslararası toplumdaki yerini (tanınmışlık statüsünü) ortadan kaldırmaz.

Anahtar Kavram

Devlet Tanıma ile Hükümet Tanıma Ayrımı ve Devletlerin Sürekliliği

İpuçları

1
Devletlerin sürekliliği ilkesini ve devletin hükümetten ayrı bir tüzel kişilik olduğunu hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Implicit (zimni) tanıma yolları ile açık (sarih) tanıma arasındaki farkları inceleyerek bilginizi pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 12Soru

Uluslararası hukukta devletlerin halefiyeti (halefiyet/ardıllık) rejiminde; sömürge idaresinden kurtularak kurulan "yeni bağımsızlaşan devletler" (newly independent states) ile mevcut bir devletin ülkesinin bir kısmının ayrılarak yeni bir devlet kurması (ayrılma/secession) durumları arasında, selef devletin borçlarının intikali bakımından farklı hukuki rejimler öngörülmüştür.

Buna göre; taraflar arasında aksine bir anlaşma bulunmadığı takdirde, bir devletin ülkesinin bir kısmının ayrılması (separation) sonucunda yeni bir bağımsız devletin ortaya çıkması durumunda, selef devletin borçlarının akıbetiyle ilgili genel uluslararası hukuk kuralı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Borçların; halef devlete geçen mülkiyet, hak ve menfaatler dikkate alınarak "hakkaniyete uygun bir oranda" (equitable proportion) halef devlete geçmesi

Cevap

Bir devletin bir kısmının ayrılarak yeni bir devlet kurması durumunda, borçlar halef devlete geçen mülkiyet ve haklar oranında hakkaniyete uygun bir pay (equitable proportion) temelinde devredilir.
Doğru cevap, borçların halef devlete geçen mal varlığı ve menfaatlerle orantılı olarak 'hakkaniyete uygun bir pay' temelinde geçeceğini belirten ifadedir. Bu kural, 1983 tarihli Devletlerin Devlet Mallarına, Arşivlerine ve Borçlarına Halefiyeti Hakkında Viyana Sözleşmesi'nin 37. maddesinde açıkça düzenlenmiş olup örf-adet hukukunun da genel eğilimini yansıtmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Devletin oluşum türünü belirleme
Soruda 'ayrılma' (separation/secession) durumu belirtilmiştir, 'yeni bağımsızlaşan devlet' (sömürge) durumu değildir.
Uluslararası hukuk, sömürge sonrası kurulan devletler ile bir devletten ayrılan bölgeler için farklı borç halefiyeti kuralları öngörür.
2
1983 Viyana Sözleşmesi hükümlerini uygulama
1983 Sözleşmesi'nin 37. maddesi uyarınca ayrılma durumunda borçlar 'hakkaniyete uygun pay' ile geçer; 38. madde ise sömürge devletleri için 'tabula rasa' öngörür.
Hakkaniyet ilkesi, halef devletin selef devletten devraldığı ekonomik kapasite (mülkiyet, hak, menfaat) ile borç yükü arasında denge kurulmasını sağlar.
3
Seçenekleri karşılaştırma
Hakkaniyete uygun oranın (equitable proportion) devralınan mülkiyet ve haklarla ilişkilendirilmesi en doğru hukuki cevaptır.
Otomatik/eşit bölünme veya hiç geçmeme gibi mutlak kurallar modern uluslararası hukukta ayrılma vakaları için kabul görmemektedir.

Anahtar Kavram

Devletlerin Devlet Borçlarına Halefiyeti

İpuçları

1
Sömürge devletleri ile normal yollarla (ayrılma veya parçalanma) kurulan devletler arasında borç halefiyeti kurallarının farklı olduğunu unutmayın.
2
Yeni bağımsızlaşan devletler 'temiz sayfa' (Tabula Rasa) ile başlarken, diğer durumlarda 'hakkaniyet' (equity) ilkesi ön plana çıkar.
3
1983 Viyana Sözleşmesi'ne göre, anlaşma yoksa borçlar, devralınan mülkiyet ve haklar oranında (equitable proportion) halef devlete geçer.

Daha Fazla Pratik

Devletlerin antlaşmalara halefiyetinde 'yerelleşmiş antlaşmalar' ile 'siyasi antlaşmalar' arasındaki farkı incelemek konuyu pekiştirecektir.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 13Soru

Uluslararası hukukta devletlerin tanınması genellikle kayıtsız ve şartsız bir işlem olsa da, uygulamada devletlerin bir siyasi oluşumu tanırken demokrasiye geçiş, azınlık haklarının korunması veya silahsızlanma taahhüdü gibi belirli koşulların yerine getirilmesini talep ettikleri (şartlı tanıma) görülmektedir.

Buna göre, "şartlı tanıma" ve bu şartların ihlal edilmesinin hukuki sonuçlarıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası hukukta tanıma işlemi kural olarak geri alınamaz olduğundan, şartın ihlal edilmesi tanımanın geçerliliğini etkilemez; ancak uluslararası sorumluluk doğurabilir.

Cevap

Uluslararası hukukta tanıma işlemi kural olarak geri alınamaz olduğundan, şartın ihlal edilmesi tanımanın geçerliliğini etkilemez; ancak uluslararası sorumluluk doğurabilir.
Uluslararası hukukta devletlerin tanınması, özellikle hukuki (de jure) nitelikteyse, kural olarak geri alınamaz bir işlemdir. Devletler bir oluşumu tanırken belirli şartlar (demokrasi, insan hakları vb.) ileri sürebilirler ancak bu şartların yerine getirilmemesi tanımanın hukuki geçerliliğini ortadan kaldırmaz. Bunun yerine, tanınan devlet bu şartları kabul ederek bir taahhütte bulunmuş sayılır ve bu taahhüdün ihlali tanıyan devlete karşı uluslararası sorumluluk doğurabilir veya diplomatik ilişkilerin kesilmesi gibi yaptırımlara yol açabilir.

Adım Adım Çözüm

1
Tanıma işleminin niteliğini belirle
Tanıma, devletlerin egemenlik yetkisine dayanan takdire bağlı ve tek taraflı bir işlemdir.
Tanımanın ihtiyari (takdire bağlı) doğası, devletlerin şart öne sürebilmesine olanak tanır.
2
Tanımanın geri alınabilirliğini analiz et
Hukuki (de jure) tanıma kural olarak geri alınamaz (irrevocable) bir işlemdir.
Uluslararası ilişkilerde istikrarı sağlamak amacıyla tanıma işleminin kesinliği esastır.
3
Şartın ihlalinin sonucunu değerlendir
Şartın ihlali tanımanın kendisini geçersiz kılmaz, ancak ihlal nedeniyle tanınan devlet uluslararası hukuka aykırı bir fiilden sorumlu tutulabilir.
Şartlı tanımada şart, tanımanın geçerlilik şartı değil, bir siyasi/hukuki yükümlülüktür.

Anahtar Kavram

Şartlı Tanıma ve Tanımanın Geri Alınamazlığı

İpuçları

1
Tanıma işleminin tek taraflı ve ihtiyari bir işlem olduğunu hatırlayın.
2
Bir devlet de jure (hukuki) olarak tanındığında, bu işlemin geri alınıp alınamayacağını düşünün.
3
Şartın ihlali işlemi mi iptal eder yoksa bir yükümlülük ihlali mi oluşturur? Uluslararası hukukta istikrar ilkesine odaklanın.

Daha Fazla Pratik

De jure tanıma ile de facto tanıma arasındaki farkları, özellikle geri alınabilirlik açısından inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 14Soru

Devletlerin bir araya gelerek oluşturduğu karma yapılı devletler ve birleşmeler; hukuki dayanakları, egemenliğin paylaşımı ve üyelerin uluslararası ehliyeti bakımından sınıflandırılır. Bu bağlamda, birleşmenin temelinin bir uluslararası antlaşmaya dayanması ve bileşenlerinin müstakil birer uluslararası hukuk süjesi olarak kalmaya devam etmesi, aşağıdaki yapılardan hangisinin temel ayırt edici özelliğidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Konfederasyon

Cevap

Uluslararası bir antlaşmaya dayanan ve üye devletlerin bağımsız uluslararası kişiliklerini koruduğu yapı Konfederasyondur.
Doğru cevap olan yapıda, birleşme devletler hukuku düzeyinde bir sözleşmeye (antlaşma) dayanır ve bu birleşme sonucunda yeni bir 'üst devlet' değil, sadece devletler arası bir iş birliği yapısı oluşur; dolayısıyla üye devletler uluslararası hukukun müstakil süjeleri olma vasfını kaybetmezler.

Adım Adım Çözüm

1
Birleşmenin hukuki kaynağını tespit etmek.
Birleşmenin kaynağının 'uluslararası antlaşma' olduğu görülmektedir (Federal devlette bu kaynak anayasadır).
Konfederasyonlar devletlerin iradi bir sözleşmesiyle oluşur.
2
Üye devletlerin uluslararası hukuk süjeliğini değerlendirmek.
Üyelerin her birinin ayrı birer uluslararası hukuk süjesi olarak kaldığı tespit edilir.
Konfederasyonda merkezi bir devlet kişiliği oluşmaz, sadece üye devletlerin ortak hareket etmesi sağlanır.
3
Diğer birleşme türleriyle karşılaştırma yapmak.
Bu iki özelliği (antlaşma temeli ve kişilik korunması) aynı anda taşıyan tek yapının konfederasyon olduğu teyit edilir.
Federal devlet ve hakiki birlik gibi yapılarda dış ilişkilerde tek bir kişilik ön plana çıkar.

Anahtar Kavram

Konfederasyon ve Federal Devlet Ayrımı

İpuçları

1
Birleşmenin hukuki temelinin bir 'iç hukuk metni mi' yoksa 'devletler arası bir sözleşme mi' olduğuna odaklanın.
2
Üye devletlerin elçilik açma veya antlaşma yapma yetkilerini koruyup korumadığını düşünün.

Daha Fazla Pratik

Federal devletlerde federe devletlerin sınırlı da olsa dış ilişki kurup kuramayacağına dair anayasal yetki devirlerini inceleyin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 15Soru

Uluslararası hukuk sisteminde devletler, herhangi bir dış iradeye ihtiyaç duymadan varlıklarıyla birlikte "asli süje" niteliği kazanırlar. Buna karşılık uluslararası örgütler, devletlerin bir araya gelerek imzaladıkları bir kurucu antlaşma sonucunda hukuk süjesi haline gelirler. Uluslararası örgütlerin hukuki kişiliklerinin bu şekilde devletlerin iradesinden kaynaklanması aşağıdaki kavramlardan hangisi ile ifade edilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türetilmiş kişilik

Cevap

Uluslararası örgütlerin devletlerin iradesine dayanan kişilik türü türetilmiş kişiliktir.
Doğru seçenek olan türetilmiş kişilik, bir uluslararası örgütün hukuki varlığının üye devletlerin kurucu antlaşmadaki ortak iradesine dayanması durumunu ifade eder. Örgüt, devletlerin aksine hukuk düzeninde kendiliğinden değil, devletlerin onu bir araç olarak oluşturmasıyla yer alır.

Adım Adım Çözüm

1
Devletlerin ve uluslararası örgütlerin hukuk sistemindeki konumlarını karşılaştırın.
Devletler asli süjelerdir; örgütler ise devletler tarafından kurulur.
Kişiliğin kaynağını belirlemek için süjenin nasıl ortaya çıktığını anlamak gerekir.
2
Örgütün kişiliğinin nereden geldiğini tanımlayın.
Örgüt, kişiliğini kendisini kuran devletlerin antlaşma ile devrettiği yetkilerden alır.
Kendiliğinden değil, başka bir süjenin (devletin) iradesinden doğan kişilik 'türetilmiş' olarak adlandırılır.

Anahtar Kavram

Uluslararası Örgütlerin Türetilmiş Kişiliği

İpuçları

1
Devletlerin hukuk süjesi olma durumu ile örgütlerin kurulma süreci arasındaki farkı düşünün.
2
Örgütün kişiliği kendiliğinden mi oluşur yoksa devletler mi ona bu gücü verir?
3
Eğer bir şey başka bir şeyden doğuyorsa veya ona dayanıyorsa buna 'asli' mi denir yoksa 'türetilmiş' mi?

Daha Fazla Pratik

Uluslararası örgütlerin sahip olduğu bu türetilmiş kişiliğin 'fonksiyonel' (işlevsel) sınırı olan 'Uzmanlık İlkesi'ni inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 16Soru

Uluslararası hukuk sisteminde bir yapının 'uluslararası örgüt' statüsünde hukuki kişilik kazanabilmesi ve devletlerden ayrı bir süje olarak kabul edilmesi için belirli kurucu unsurları bünyesinde barındırması gerekir. Buna göre, aşağıdakilerden hangisi bir uluslararası örgütün hukuki kişilik sahibi kabul edilmesi için gereken zorunlu unsurlardan biri değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Üye devletlerin tüm egemenlik yetkilerini ve iç hukuk düzenlerini örgüte devretmiş olması

Cevap

Üye devletlerin tüm egemenlik yetkilerini ve iç hukuk düzenlerini örgüte devretmiş olması durumu, bir uluslararası örgütün kurulması için bir zorunluluk değil, aksine örgütlerin 'sınırlı kişilik' niteliğiyle çelişen bir durumdur.
Uluslararası örgütler, üye devletlerin egemenliklerini tamamen devretmesiyle değil, belirli fonksiyonları yerine getirmek üzere devletlerin iradelerini birleştirmesiyle oluşur. Örgütlerin hukuki kişiliği 'türetilmiş' bir kişilik olup 'uzmanlık ilkesi' (principle of speciality) gereği sadece kurucu belgesindeki amaçlarla sınırlıdır. Dolayısıyla devletlerin egemenlik haklarının tamamını devretmesi gibi bir zorunluluk bulunmamaktadır; aksine örgütlerin çoğu sınırlı yetki devriyle çalışır.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası örgütün tanımını ve unsurlarını analiz etme
Örgütün; devletler arası antlaşma, sürekli organlar, uluslararası hukuka tabiyet ve bağımsız irade unsurlarına sahip olması gerektiğini belirleme.
Bir yapının uluslararası hukuk süjesi sayılabilmesi için bu asgari kriterleri karşılaması gerekir.
2
Devletlerin egemenliği ile örgütün yetkilerini karşılaştırma
Devletlerin 'asli ve tam' kişiliğe sahip olduğu, örgütlerin ise 'türetilmiş ve sınırlı' (fonksiyonel) kişiliğe sahip olduğunun tespiti.
Örgütler devletlerin yerine geçmez, sadece onlardan aldıkları yetkiyle belirli uzmanlık alanlarında faaliyet gösterirler.
3
Seçeneklerdeki 'zorunlu olmayan' unsuru saptama
Egemenliğin tamamen devredilmesinin bir zorunluluk olmadığını, örgütlerin 'uzmanlık ilkesi' çerçevesinde sınırlı kaldığını belirleme.
Uluslararası hukukta örgütlerin varlığı devletlerin egemenliğinin sona ermesi değil, egemenliğin belirli alanlarda ortak kullanımıdır.

Anahtar Kavram

Uluslararası Örgütlerin Kurucu Unsurları ve Uzmanlık İlkesi (Principle of Speciality)

İpuçları

1
Uluslararası örgütlerin kişiliği, devletlerin sahip olduğu 'asli' kişiliğin aksine 'türetilmiş' (derived) bir kişiliktir.
2
Örgütlerin yetkileri kurucu antlaşmalarındaki amaçlarla sınırlıdır; bu durum 'uzmanlık ilkesi' olarak bilinir.
3
Devletler egemenliklerini örgüte devrederken her şeyi bırakmazlar, sadece belirli işlerin yapılması için örgüte yetki verirler.

Daha Fazla Pratik

Uluslararası örgütlerin yetki aşımları durumunda (ultra vires) bu işlemlerin hukuki statüsünü ve zımni yetkiler (implied powers) doktrinini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 17Soru

Modern uluslararası hukuk düzeninde bireylerin (gerçek kişilerin) durumu, geleneksel 'yalnızca devletler arası hukuk' anlayışından farklılaşarak sınırlı bir hukuk kişiliğine (süjeliğine) evrilmiştir. Bireyin bu 'sınırlı süje' olma vasfını, sadece bir hak 'faydalanıcısı' olmanın ötesine taşıyarak uluslararası hukukun doğrudan bir muhatabı haline getiren ve devletin 'perde' (veil) olma işlevini ortadan kaldıran en somut unsur aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası ceza hukuku normları çerçevesinde bireylerin uluslararası suçlardan dolayı doğrudan cezai sorumluluğunun doğması

Cevap

Bireylerin uluslararası ceza hukuku normları çerçevesinde doğrudan sorumluluğunun bulunması, onların uluslararası hukukta sınırlı süje olduğunu gösteren en somut unsurdur.
Bireyin uluslararası hukukta bir kişi (süje) olarak kabul edilmesinin en somut kanıtlarından biri, uluslararası hukuk kurallarının bireye devletin aracılığına gerek duymadan doğrudan ödevler yüklemesi ve bu ödevlerin ihlali durumunda (soykırım, savaş suçları vb.) bireyin bizzat sorumlu tutulabilmesidir. Bu durum, klasik hukuk anlayışındaki 'bireye ancak devleti üzerinden ulaşılabilir' (perde) teorisini yıkmış ve bireyi hukukun doğrudan bir aktörü haline getirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası hukuk kişiliğinin (süjeliğin) unsurlarını tanımlayın.
Süjelik; hak ve ödev sahibi olmayı ve bunları uluslararası alanda ileri sürebilme ehliyetini gerektirir.
Bireyin 'obje' (nesne) mi yoksa 'süje' (kişi) mi olduğunu belirlemek için bu kriterler kullanılır.
2
Bireyin devlet aracılığı (perdesi) olmadan hukukla doğrudan temas kurduğu alanı tespit edin.
İnsan hakları sözleşmeleriyle bireye haklar tanınmış, uluslararası ceza hukukuyla ise doğrudan ödevler (suç ve ceza) yüklenmiştir.
Özellikle cezai sorumluluk, devletin korumasını veya aracılığını devre dışı bırakarak bireyi doğrudan uluslararası yargı önüne çıkarır.
3
Seçenekler arasında bireyi 'pasif faydalanıcı' konumundan 'doğrudan muhatap' konumuna taşıyan en güçlü göstergeyi seçin.
Soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar gibi eylemlerden dolayı bireyin doğrudan uluslararası mahkemelerde (örneğin UCM) yargılanabilmesi.
Bu durum bireyin uluslararası hukukun doğrudan öznelerinden biri olduğunun en somut ve tartışmasız göstergesidir.

Anahtar Kavram

Bireyin Uluslararası Hukuk Kişiliği ve Uluslararası Cezai Sorumluluk

İpuçları

1
Klasik uluslararası hukukta bireyler sadece hukukun nesnesidir; modern hukukta ise sınırlı hak ve ödevleri olan öznelerdir.
2
Bir aktörün 'süje' sayılabilmesi için sadece haklardan faydalanması yetmez, aynı zamanda doğrudan ödevlerinin de olması ve yargılanabilmesi gerekir.
3
Nürnberg Mahkemeleri ve Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi kurumların varlığı, bireyin doğrudan cezai sorumluluğunu esas alarak devlet perdesini aralamıştır.

Daha Fazla Pratik

Bireysel başvuru hakkı (AİHM örneği) ile diplomatik koruma arasındaki temel farkları çalışmak bu konuyu pekiştirmenize yardımcı olacaktır.

Alternatif Yöntem

Bireyin sınırlı süjeliği 'hak' (insan hakları başvurusu) ve 'ödev' (uluslararası suçlar) olarak ikiye ayrılabilir. Seçeneklerde bu iki unsuru doğrudan temsil eden tek ifadeye odaklanın.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 18Soru

Uluslararası hukukta devletlerin 'asli' ve 'tam' süje (kişi) olarak kabul edilmesine karşın; bireylerin (gerçek kişilerin) uluslararası alandaki hak ve ödevlerinin devletlerin iradesine dayanması ve belirli alanlarla kısıtlı olması, bireylerin hukuki statüsünü aşağıdakilerden hangisi yapar?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası hukukun sınırlı ve türev süjesi

Cevap

Uluslararası hukukun sınırlı ve türev süjesi olmaları bireylerin temel statüsüdür.
Uluslararası hukukta bireylerin statüsü 'sınırlı ve türev süje' olarak tanımlanır. 'Türev' olması, bu kişiliğin devletlerin iradesine ve antlaşmalarına dayanmasından; 'sınırlı' olması ise bireylerin sadece belirli hukuki konularda (insan hakları korunması veya uluslararası suçlardan yargılanma gibi) doğrudan muhatap kabul edilmesinden kaynaklanır.

Adım Adım Çözüm

1
Kişiliğin kaynağını belirleme
Türev kişilik
Bireylerin hakları kendi egemenliklerinden değil, devletlerin yaptığı antlaşmalardan (örneğin AİHS) kaynaklandığı için kişilikleri 'türev' (başkasından gelen) niteliktedir.
2
Yetki kapsamını belirleme
Sınırlı kişilik
Devletler her konuda (antlaşma yapma, savaş açma vb.) yetkiliyken, bireyler sadece kendilerine tanınan özel alanlarda (insan hakları başvurusu, ceza sorumluluğu vb.) yetkili oldukları için 'sınırlı' süjedirler.

Anahtar Kavram

Uluslararası Hukuk Süjeliği (Kişiliği)

İpuçları

1
Devletlerin her konuda yetkili olmasına karşın bireylerin yetki alanlarını düşünün.
2
Bireylerin haklarını kendi başlarına mı yoksa devletlerin yaptığı antlaşmalar yoluyla mı kazandığını hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Bireylerin bu statüsünün en somut örnekleri olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 19Soru

1978 tarihli Devletlerin Antlaşmalara Halefiyeti Hakkında Viyana Sözleşmesi hükümleri uyarınca, yeni kurulan veya halef olan bir devletin "temiz sayfa" (tabula rasa) ilkesinden yararlanamadığı, yani halefiyetten etkilenmeksizin yürürlükte kalmaya devam eden antlaşma türü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sınır rejimlerini ve ülke kullanım haklarını düzenleyen antlaşmalar

Cevap

Sınır rejimlerini ve ülke kullanım haklarını düzenleyen antlaşmalar, halefiyet durumunda sürekliliğini koruyan en temel istisnadır.
Uluslararası hukukta, 1978 tarihli Viyana Sözleşmesi'nin 11. maddesi uyarınca, halefiyet olgusu bir sınırın veya bir antlaşma ile kurulmuş olan sınır yükümlülüklerinin kendiliğinden sona ermesine yol açmaz. Sınırların kutsallığı (uti possidetis) ilkesi gereği, ülke rejimini belirleyen antlaşmalar halefiyetin dışındadır ve süreklilik arz eder.

Adım Adım Çözüm

1
Devletlerin halefiyeti kavramını analiz etme
Halefiyet, bir devletin ülke üzerindeki egemenliğinin sona erip başka bir devlete geçmesidir.
Sorunun hukuki zeminini belirlemek için halefiyetin tanımı gereklidir.
2
1978 Viyana Sözleşmesi'ndeki temel kuralı hatırlama
Özellikle yeni bağımsızlaşan devletler için geçerli olan temel kural 'temiz sayfa' (tabula rasa) ilkesidir.
Genel kuralın ne olduğunu bilmek, istisnaları ayırt etmeyi sağlar.
3
Temiz sayfa ilkesinin istisnalarını belirleme
Sözleşmenin 11. ve 12. maddeleri sınır rejimlerinin ve toprak üzerindeki diğer rejimlerin (geçiş hakkı vb.) halefiyetten etkilenmeyeceğini hükme bağlar.
Uluslararası barış ve istikrarın korunması için sınırların kalıcı olması zorunludur (uti possidetis ilkesi).
4
Seçenekleri karşılaştırarak sonuca ulaşma
Siyasi, ticari ve örgütsel antlaşmaların temiz sayfa kapsamında sona erebileceği, ancak sınır antlaşmalarının kalıcı olduğu doğrulanır.
Yanlış seçenekler elenerek hukuki kesinlik sağlanır.

Anahtar Kavram

Sınırların İstikrarı ve Halefiyet İstisnası

İpuçları

1
Uluslararası sistemde kaosun önlenmesi için hangi tür antlaşmaların her zaman sabit kalması gerekir?
2
'Uti possidetis' ilkesi, yeni kurulan devletlerin mevcut sınırları olduğu gibi devralmasını öngörür.
3
1978 Viyana Sözleşmesi'nde 'yerelleşmiş' (localised) antlaşmalar olarak da bilinen ülke rejimleri, temiz sayfa kuralının en katı istisnasıdır.

Daha Fazla Pratik

1983 tarihli Sözleşme kapsamında devlet borçlarının halefiyetinde kullanılan 'hakkaniyet' (equity) ilkesini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 20Soru

AA Devleti'nin ülkesinin bir parçası olan "XX Bölgesi", iki devlet arasında varılan mutabakat sonucunda BB Devleti'nin egemenliğine geçmiştir. Uluslararası hukukta devletlerin halefiyeti (halefiyet/ardıllık) ilkeleri çerçevesinde, XX Bölgesi'nde uygulanacak antlaşmaların statüsü ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Selef devlet olan A'nın antlaşmaları X Bölgesi'nde sona ererken, halef devlet olan B'nin antlaşmaları bu bölgede uygulanmaya başlar.

Cevap

Selef devletin antlaşmalarının sona ermesi ve halef devletin antlaşmalarının o bölgede yürürlüğe girmesi
Uluslararası hukukta ülke devri (transfer of territory) durumunda genel kural, devredilen toprak parçası üzerinde selef (eski) devletin antlaşmalarının sona ermesi ve halef (yeni egemen) devletin antlaşmalarının otomatik olarak yürürlüğe girmesidir. Bu kural 1978 Viyana Sözleşmesi'nde 'Antlaşmaların Sınırlarla Birlikte Yer Değiştirmesi' ilkesi olarak adlandırılır.

Adım Adım Çözüm

1
Olayın türünü belirle
Söz konusu durum, bir devletin ülkesinin bir kısmının başka bir devlete devredilmesidir (Ülke devri / Transfer of territory).
Halefiyet rejiminde uygulanacak kural, olayın türüne (yeni devlet, birleşme, ayrılma veya devir) göre değişir.
2
İlgili uluslararası sözleşmeyi ve kuralı hatırla
1978 tarihli Devletlerin Antlaşmalara Halefiyeti Hakkında Viyana Sözleşmesi'nin 15. maddesi 'Antlaşmaların Sınırlarla Birlikte Yer Değiştirmesi' (Moving Treaty Frontiers) kuralını düzenler.
Bu kural, bir toprak parçası üzerindeki egemenlik el değiştirdiğinde antlaşma rejiminin nasıl değişeceğini tanımlayan temel ilkedir.
3
Kuralı senaryoya uygula
X Bölgesi A'dan ayrıldığı için A'nın antlaşmaları oradan 'çekilir', B'ye katıldığı için B'nin antlaşmaları oraya 'yayılır'.
Toprak parçası artık B Devleti'nin ülkesel yetki alanına girdiği için B'nin taraf olduğu uluslararası yükümlülüklere tabi olur.

Anahtar Kavram

Antlaşmaların Sınırlarla Birlikte Yer Değiştirmesi (Moving Treaty Frontiers) İlkesi

İpuçları

1
Bu soruda yeni bir devletin kurulması değil, mevcut iki devlet arasında bir toprak parçasının el değiştirmesi söz konusudur.
2
1978 Viyana Sözleşmesi'nde bu durum 'Antlaşmaların Sınırlarla Birlikte Yer Değiştirmesi' başlığı altında düzenlenmiştir.
3
Bu kurala göre, bir bölge hangi devletin sınırları içindeyse, o devletin antlaşmalarına tabi olur.

Daha Fazla Pratik

Sınır rejimleri ve yerelleşmiş antlaşmaların (radicite in loco) halefiyete karşı bağışıklığını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Sayfa 1 / 16Sonraki