M ve N devletleri, aralarındaki uzun süreli bir sınır ihtilafını çözmek ve bölgesel ticareti geliştirmek amacıyla 'Kapsamlı Sınır ve İşbirliği Antlaşması'nı imzalamışlardır. Antlaşmanın ayrılmaz bir parçası olan ek bir gizli protokolde, sınır bölgesindeki belirli bir etnik grubun vatandaşlıktan çıkarılarak zorla çalıştırılmaya (köleliğe) tabi tutulacağı ve bu kişilerin malvarlıklarına el konulacağı düzenlenmiştir. Antlaşma her iki devlette anayasal süreçlerden geçerek onaylanmış ve yürürlüğe girmiştir. Bir süre sonra M devletinde iktidara gelen yeni yönetim, antlaşmanın geçerliliğini reddetmiştir. N devleti ise 'ahde vefa' (pacta sunt servanda) ilkesini gerekçe göstererek antlaşmanın bütünüyle bağlayıcı olduğunu savunmuş; uluslararası yargı kararlarının devlet iradelerine üstünlük tanıyan niteliği gereği uygulamaya devam edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Ayrıca N devleti, olası bir yargısal süreçte tarafların açık rızası olmasa dahi meselenin uluslararası mahkemece doğrudan 'hakkaniyet ve nisfet' (ex aequo et bono) esasına göre çözülebileceğini iddia etmiştir.
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi ve uluslararası hukukun temel ilkeleri dikkate alındığında, bu vakaya ilişkin aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi hukuken doğrudur?
- AN devletinin yargısal çözüm yöntemi konusundaki iddiası isabetlidir; hakkaniyet ve nisfet kuralı, hukukun genel ilkelerinin ayrılmaz bir parçası olduğundan yargı organlarınca tarafların ek rızası aranmaksızın doğrudan uygulanır.
- BEmredici kurallara aykırılık durumu, antlaşmanın tamamını geçersiz kılmaz; yalnızca ihlale yol açan gizli protokolün iptal edilebilirliği sonucunu doğurur ve diğer hükümler geçerliliğini korur.
- Antlaşmanın içeriği, uluslararası hukukun emredici bir kuralı olan (jus cogens) kölelik yasağını ihlal ettiğinden, antlaşma yapıldığı andan itibaren bütünüyle kesin hükümsüzdür ve onaylanmış olması bu geçersizliği ortadan kaldırmaz.Cevap
- DM devleti antlaşmanın geçersizliği iddiasıyla Uluslararası Adalet Divanına tek taraflı olarak başvurduğunda, uyuşmazlığın konusu bir uluslararası antlaşmanın yorumu olduğu için Divanın zorunlu yargı yetkisi kendiliğinden devreye girer.
- EN devletinin dayandığı uluslararası yargı kararları, uluslararası hukukun asli ve bağlayıcı kaynaklarından biri sayıldığından, devletlerin serbest iradeleriyle kurdukları antlaşma hükümleri emredici kuralların istisnasını oluşturabilir.