Post-Pozitivist ve Çağdaş Yaklaşımlar

279 soru

Soru 1Soru

Robert Cox, uluslararası ilişkilerde hegemonik bir dünya düzeninin inşasında "tarihsel yapılar" (historical structures) olarak adlandırdığı üçlü bir etkileşim modelinden bahseder. Bu modele göre, tarihsel yapıların bir bileşeni olan "kurumlar" unsurunun mevcut düzenin sürdürülebilirliği açısından üstlendiği temel işlev aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hakim olan güç ilişkilerini meşrulaştırmak ve düzenin devamı için gerekli olan rıza üretimini sağlayarak istikrar oluşturmak

Cevap

Robert Cox'un modelinde kurumlar, mevcut güç ilişkilerini meşrulaştıran ve rıza üreterek hegemonik düzenin istikrarını sağlayan yapılardır.
Robert Cox'un kurduğu çerçevede kurumlar, hegemonik bir yapının 'dondurulmuş' halidir. Kurumlar, çatışmaları hakim düzenin sınırları içinde yönetir, mevcut güç dağılımını meşrulaştırır ve bu düzenin sivil toplum ve devletler nezdinde kabul görmesi için rıza (meşruiyet) üretir. Bu durum, hegemonyanın sadece kaba kuvvetle değil, rıza ve kurumlar yoluyla sürdürüldüğünü gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Robert Cox'un tarihsel yapılar (historical structures) modelini analiz etme
Modelin üç temel bileşeni olduğu saptanır: Maddi Kapasiteler, Fikirler ve Kurumlar.
Cox, uluslararası düzenin sadece maddi güçle değil, bu üç unsurun karşılıklı etkileşimiyle açıklandığını belirtir.
2
Kurumların hegemonya inşasındaki özgün rolünü belirleme
Kurumların, hakim olan sosyal güçlerin çıkarlarını genel bir çıkar gibi sunarak rıza ürettiği anlaşılır.
Eleştirel teori, kurumları tarafsız yapılar olarak değil, düzeni koruyan ideolojik ve hukuki araçlar olarak görür.
3
Seçenekler arasında Cox'un yaklaşımına en uygun tanımı seçme
Hakim güç ilişkilerini meşrulaştırma ve rıza üretimi vurgusu yapan ifadenin doğruluğu teyit edilir.
Bu işlev, Gramsciyen anlamda hegemonyanın 'rıza' (consent) boyutunu kurumlar aracılığıyla açıklar.

Anahtar Kavram

Robert Cox'un Tarihsel Yapılar ve Kurumsal Meşruiyet Kavramı

İpuçları

1
Robert Cox'un hegemonya kavramını sadece maddi güçle değil, rıza (consent) ile de açıkladığını hatırlayın.
2
Eleştirel teorinin kurumları tarafsız teknik araçlar olarak değil, belirli bir dünya görüşünü ve düzeni meşrulaştıran yapılar olarak gördüğünü düşünün.
3
Tarihsel yapılar üçgeninde kurumların işlevi, maddi kapasiteler ve fikirler arasındaki dengeyi 'kurumsallaştırarak' düzeni istikrarlı kılmaktır.

Daha Fazla Pratik

Robert Cox'un 'Sorun Çözücü Kuram' ile 'Eleştirel Kuram' ayrımını, kurumların bu iki kuram türündeki farklı rollerini kıyaslayarak inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 2Soru

Post-kolonyal kuramın temel kavramlarından biri olan "Madun" (Subaltern), sömürgecilik sonrası toplumları ve uluslararası ilişkileri analiz etmek amacıyla Gayatri Chakravorty Spivak gibi düşünürler tarafından geliştirilmiştir. Buna göre, sömürgecilik sonrası çalışmalarda bir toplumsal grubun "madun" olarak tanımlanmasının temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Egemen iktidar yapıları ve akademik söylem içerisinde kendi sesini duyurma ve temsil edilme imkânının bulunmaması

Cevap

Bir toplumsal grubun madun olarak tanımlanmasının temel gerekçesi, egemen iktidar yapıları ve akademik söylem içerisinde kendi sesini duyurma ve temsil edilme imkânının bulunmamasıdır.
Post-kolonyal literatürde Madun (Subaltern), egemen iktidar odakları ve Batı-merkezli akademik söylem tarafından marjinalleştirilen, sesi bastırılan ve kendi tarihini kendi diliyle anlatma/temsil etme şansı tanınmayan grupları tanımlar. Spivak'a göre bu kesimlerin 'konuşamaması', biyolojik bir sessizlik değil, egemen söylem içerisinde kendilerini ifade edecekleri bir alanın/dilin bırakılmamasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Madun kavramının teorik kökenini belirlemek.
Kavram Gramsci'den ödünç alınmış ancak Spivak tarafından sömürgecilik sonrası çalışmalarda 'sessizleştirilen özneler' için kullanılmıştır.
Sorunun odak noktası olan Spivak'ın madun analizinin temelini anlamak gerekir.
2
Maduniyetin ana ayırt edici özelliğini analiz etmek.
Madun, sadece ezilen değil, aynı zamanda egemen bilgi-iktidar sistemleri içinde kendisini ifade edecek araçlardan yoksun bırakılan kişidir.
Maduniyetin diğer eleştirel kavramlardan (proletarya, çevre vb.) farkını ortaya koymak için gereklidir.
3
Temsil sorunuyla kavramı ilişkilendirmek.
Doğru yanıt olan temsil imkânının yoksunluğu seçeneğine ulaşılır.
Spivak'ın 'Madun Konuşabilir mi?' sorusunun cevabı, egemen söylemin bu sesi engellediği yönündedir.

Anahtar Kavram

Madun (Subaltern) ve Temsil Krizi
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 3Soru

Alexander Wendt tarafından dile getirilen "Anarşi, devletlerin ondan ne anladığıdır." (AnarchyAnarchy isis whatwhat statesstates makemake ofof itit) argümanı, uluslararası sistemin yapısının maddi unsurlardan ziyade sosyal etkileşimler ve paylaşılan anlamlarla şekillendiğini savunmaktadır.

Bu temel varsayım aşağıdaki uluslararası ilişkiler teorilerinden hangisine aittir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sosyal İnşacılık (Konstrüktivizm)

Cevap

Sosyal İnşacılık (Konstrüktivizm)
Sosyal İnşacılık (Konstrüktivizm), uluslararası ilişkilerde kimliklerin ve çıkarların önceden verili (maddi) olmadığını, aksine öznellikler arası süreçlerde inşa edildiğini savunur. Alexander Wendt'in ünlü ifadesi, anarşinin kendi başına devletleri çatışmaya zorlamadığını; bu durumun devletlerin birbirlerine yönelik algıları (sosyal yapı) tarafından belirlendiğini vurgular.

Adım Adım Çözüm

1
Argümanı ve yazarı analiz etme
"Anarşi, devletlerin ondan ne anladığıdır" ifadesinin Alexander Wendt'e ait olduğu saptandı.
Wendt, sosyal inşacılığın en önemli temsilcilerinden biridir.
2
Kavramsal eşleştirme yapma
Anarşinin sosyal olarak inşa edildiği (intersubjective/öznellikler arası) fikri Sosyal İnşacılık ile eşleşti.
Konstrüktivizm, maddi yapıların ancak sosyal anlamlar yüklendiğinde önem kazandığını savunur.

Anahtar Kavram

Anarşinin Sosyal İnşası

Daha Fazla Pratik

Alexander Wendt'in Hobbesçu, Lockeçu ve Kantçı anarşi kültürleri ayrımını inceleyerek anarşinin farklı 'anlamlarını' pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 4Soru

Uluslararası İlişkiler disiplininde feminist teoriler, ana akım teorilerin devlet, güç ve güvenlik gibi kavramlara yüklediği anlamları sorgular. Bu bağlamda J. Ann Tickner, Hans Morgenthau'nun klasik realizmini eleştirerek realizmin temel kavramlarının erkeksi (maskülen) bir bakış açısıyla oluşturulduğunu savunur.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi J. Ann Tickner'ın klasik realizme yönelttiği temel feminist eleştirilerden biridir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: "Güç" kavramının yalnızca başkaları üzerinde tahakküm kurma olarak tanımlanmasına karşı çıkarak, gücün iş birliği ve ortak hareket etme kapasitesi olarak da anlaşılabileceğini savunması

Cevap

J. Ann Tickner'ın eleştirisi, gücün yalnızca başkaları üzerinde tahakküm kurma olarak tanımlanmasına karşı çıkıp, iş birliği ve ortak hareket etme kapasitesi olarak da anlaşılması gerektiğini savunan seçenektir.
J. Ann Tickner, Morgenthau'nun güç tanımını fazlasıyla erkeksi (maskülen) bulur. Morgenthau gücü 'insanın insan üzerindeki kontrolü' olarak tanımlarken, Tickner gücün 'uyum içinde birlikte hareket edebilme' ve 'iş birliği' kapasitesi olarak yeniden tanımlanması gerektiğini savunur. Doğru seçenek bu temel argümanı yansıtmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
J. Ann Tickner'ın Hans Morgenthau eleştirisinin temelini hatırlamak
Tickner, Morgenthau'nun klasik realizmini ve ilkelerini feminist bir perspektifle yeniden yorumlar.
Soruda doğrudan Tickner'ın Morgenthau'ya (klasik realizme) yönelttiği eleştiri sorulmaktadır.
2
Güç kavramına getirilen feminist alternatif tanımı belirlemek
Realizmin gücü 'tahakküm ve kontrol' olarak görmesine karşın Tickner, gücün 'ortaklaşa hareket etme ve iş birliği (empowerment)' kapasitesi olduğunu belirtir.
Feminist teori, hiyerarşik tanımları yapısöküme uğratarak daha kapsayıcı kavramsal tanımlar önerir.
3
Seçenekleri analiz ederek Tickner'ın yaklaşımıyla uyuşmayan diğer teorileri elemek
Neorealizm (anarşi vurgusu), İnşacılık (fail-yapı inşası), Galler Okulu (özgürleşme) ve Liberal Feminizm (sisteme kadın ekleme) argümanlarını içeren seçenekler elenerek doğru sonuca ulaşılır.
Çeldiriciler diğer post-pozitivist veya ana akım teorilerin bilinen özelliklerini taşımaktadır.

Anahtar Kavram

J. Ann Tickner'ın Morgenthau Eleştirisi (Feminist Uluslararası İlişkiler Teorisi)
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 5Soru

Normatif uluslararası ilişkiler kuramında, ahlaki ilkelerin evrensel ve soyut bir nitelikten ziyade ancak belirli bir tarihsel ve kültürel topluluk içerisinde anlam kazandığını savunan; devletleri ise bireylerin ahlaki gelişimini sağlayan "ortak yaşamın" (common life) koruyucusu olarak gören yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Cemaatçilik

Cevap

Cemaatçilik, ahlaki değerlerin ancak belirli bir toplumsal ve kültürel bağlam içinde var olabileceğini savunan normatif yaklaşımdır.
Cemaatçilik yaklaşımı, ahlaki değerlerin evrensel bir boşlukta değil, ancak belirli bir topluluğun (cemaatin) dili, kültürü ve ortak tarihi içinde anlam kazanabileceğini öne sürer. Bu görüşe göre devlet, basit bir güvenlik birimi değil, bireylerin kimliğini ve ahlaki değerlerini kazandığı "ortak yaşamı" dış müdahalelere karşı koruyan ahlaki bir kurumdur.

Adım Adım Çözüm

1
Sorudaki temel iddiayı analiz etme
Ahlaki ilkelerin yerel/kültürel topluluklara (cemaat) bağlı olduğu vurgusu.
Normatif teorideki en temel ayrım olan evrensellik (kozmopolitanizm) ile tikelcilik (cemaatçilik) arasındaki farkı belirlemek gerekir.
2
Devletin ahlaki statüsünü değerlendirme
Devletin "ortak yaşamın koruyucusu" olarak görülmesi.
Cemaatçi düşünürler (örneğin Michael Walzer), devlet sınırlarının ahlaki bir anlamı olduğunu çünkü bu sınırların içerisindeki toplumsal değerleri dış dünyadan koruduğunu savunur.
3
Kavramsal eşleştirme yapma
Belirli topluluk odaklı etik anlayışının Cemaatçilik ile örtüşmesi.
Kozmopolitancılık evrenselliği, Neorealizm güç dengesini, Eleştirel Teori ise özgürleşmeyi merkeze aldığı için en uygun terim Cemaatçilik'tir.

Anahtar Kavram

Cemaatçilik (Communitarianism) ve Uluslararası Etik

İpuçları

1
Bu yaklaşım, ahlaki kuralların yerel topluluklar dışında bir anlamı olmadığını savunur.
2
Michael Walzer bu akımın en önemli temsilcilerinden biridir ve devletin ahlaki özerkliğini savunur.
3
Terim, 'topluluk' veya 'cemaat' kelimesinden türetilmiştir ve kozmopolitancılığın temel karşıtıdır.

Daha Fazla Pratik

Michael Walzer'ın 'Legalist Paradigma' kavramını ve bunun cemaatçi düşüncedeki yerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 6Soru

Feminist uluslararası ilişkiler teorisyenleri, geleneksel güvenlik anlayışının ve modern devletin meşruiyet temelinde yer alan "Koruma Miti" (Protection Myth) kavramını sorunsallaştırmaktadır. Bu yaklaşıma göre, koruyan (erkek/devlet) ve korunan (kadın/sivil) arasındaki bu kurgusal ilişki, uluslararası siyasetin işleyişini ve devletin kimliğini derinden etkilemektedir.

Buna göre, feminist güvenlik yazınında ele alınan "Koruma Miti"nin uluslararası siyasetteki temel işlevi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletin, 'koruyan' ve 'korunan' arasında inşa ettiği hiyerarşik ikilik sayesinde hem dış tehdit algısını meşrulaştırması hem de içerideki eril tahakkümü güvenlik gerekçesiyle haklılaştırması.

Cevap

Devletin, 'koruyan' (erkek/asker) ve 'korunan' (kadın/sivil) arasında inşa ettiği hiyerarşik ikilik sayesinde hem dış tehdit algısını meşrulaştırması hem de içerideki eril tahakkümü güvenlik gerekçesiyle haklılaştırmasıdır.
Feminist güvenlik literatüründe (özellikle J. Ann Tickner ve Spike Peterson gibi isimlerce vurgulanan) Koruma Miti, devletin bekası için gereken askeri gücü ve hiyerarşiyi, kadınların ve çocukların 'savunmasız' olduğu ve korunması gerektiği iddiası üzerine kurar. Bu durum, kadınları karar alma süreçlerinden dışlarken, erkekleri 'savaşçı-vatandaş' olarak merkeze alır ve devletin şiddet kullanımını bir 'şövalyelik/koruma' görevi olarak sunarak meşrulaştırır.

Adım Adım Çözüm

1
Kavram Analizi: Koruma Miti
Geleneksel teorilerde (Realizm vb.) devletin temel görevi vatandaşlarını korumaktır. Feministlere göre bu 'koruma' ilişkisi toplumsal cinsiyetlidir.
Sorunun temel kavramı olan Koruma Miti'nin neyi temsil ettiğini anlamak gerekir.
2
Rollerin İncelenmesi
Erkekler 'koruyucu/savaşçı', kadınlar ise 'korunması gereken pasif/zayıf' özneler olarak kurgulanır.
Hiyerarşinin nasıl kurulduğunu belirlemek için rollerin analiz edilmesi şarttır.
3
Siyasal Sonuçların Değerlendirilmesi
Bu kurgu, devletin dışarıda bir 'tehdit' (korunması gerekenler için bir düşman) yaratmasını sağlar ve içerideki eril şiddeti 'koruma' adına meşrulaştırır.
Kavramın devletin meşruiyetine ve uluslararası siyasete olan etkisini bağdaştırmak gerekir.

Anahtar Kavram

Toplumsal Cinsiyetlendirilmiş Güvenlik ve Koruma Miti

İpuçları

1
Geleneksel teorilerde devlet 'kimin için' güvenlik sağlar ve bu kimin eliyle yapılır?
2
Koruyan ve korunan arasındaki ilişki neden her zaman bir hiyerarşi (üst-alt ilişkisi) yaratır?
3
Devletin şiddet kullanma tekeli, toplumsal olarak kabul gören hangi cinsiyet rolleriyle meşrulaştırılmaktadır?

Daha Fazla Pratik

J. Ann Tickner'ın Morgenthau'nun prensiplerine getirdiği feminist revizyonu inceleyerek güç ve ulusal çıkar kavramlarının nasıl yeniden tanımlandığını gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7Soru

Uluslararası İlişkiler disiplininin kurucu anlatılarında Batı dünyasının tecrübelerini merkeze alıp diğer toplumları bu standartlara göre "az gelişmiş" veya "geleneksel" olarak kodlayan "Avrupa-merkezci" (Eurocentric) bakış açısını temelden eleştiren kuramsal yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Post-Kolonyalizm

Cevap

Post-Kolonyalizm, Batı merkezli bilgi üretimini ve sömürgecilik mirasını eleştiren yaklaşımdır.
Doğru cevap olan yaklaşım, Uluslararası İlişkiler disiplininin Batı-merkezli temellerini sorgulayan, sömürgecilik sonrası dönemde Batı'nın bilgi ve iktidar üzerindeki hegemonyasını eleştiren Post-kolonyalizm'dir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki temel eleştiri nesnesini belirleyin.
Soruda "Avrupa-merkezcilik" (Eurocentrism) ve Batı dışı toplumların ikincilleştirilmesine yönelik bir eleştiri vurgulanmaktadır.
Bu eleştiri odağı, sömürgecilik sonrası (post-kolonyal) çalışmaların temelini oluşturur.
2
Seçeneklerdeki teorilerin ana odaklarını karşılaştırın.
Realizm ve Liberalizm gibi ana akım teoriler Batı tecrübesini merkezde tutarken, Post-kolonyalizm bu durumu sorunsallaştırır.
Post-kolonyalizm, Batı'nın kendisini 'özne' diğerlerini ise 'öteki' olarak inşa etmesini inceler.

Anahtar Kavram

Avrupa-merkezcilik (Eurocentrism) Eleştirisi

İpuçları

1
Soruda 'sömürgecilik' ve 'Batı dışı toplumlar' arasındaki ilişkiye odaklanan bir teori aranmaktadır.
2
Bu yaklaşım, Edward Said'in 'Oryantalizm' eseriyle büyük bir ivme kazanmıştır.

Daha Fazla Pratik

Edward Said'in Oryantalizm kavramının bu teorideki yerini incelemek konuyu pekiştirecektir.
Tahmini Süre:45s
Soru 8Soru

Uluslararası İlişkiler disiplinindeki ana akım teoriler, çevreyi genellikle insanın ihtiyaçlarını karşılayan bir kaynak deposu veya ekonomik faaliyetlerin yönetilmesi gereken bir yan ürünü olarak ele alırken; Yeşil Teori, doğanın insan faydasından bağımsız olarak kendine has bir değeri olduğunu savunur. Yeşil Teori'nin insanı evrenin merkezinden çıkarıp doğanın ayrılmaz bir parçası olarak gören ve tüm canlı varlıklara ahlaki bir statü tanıyan bu temel ontolojik yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Eko-merkezcilik

Cevap

Yeşil Teori'nin doğayı kendi başına değerli gören temel ontolojik yaklaşımı Eko-merkezcilik'tir.
Eko-merkezcilik (ecocentrism), ekosistemin bir bütün olarak ahlaki bir değere sahip olduğunu ve insanların bu sistemin bir parçası olduğunu savunur. Bu yaklaşım, doğayı sadece insan refahı için bir 'araç' olarak gören geleneksel antroposantrik (insan-merkezli) bakış açısını reddeder.

Adım Adım Çözüm

1
Ana akım teorilerin çevreye bakışını analiz et.
Realizm ve Liberalizm gibi ana akım teoriler 'Antroposantrizm' (İnsan-merkezcilik) temelinde doğayı araçsal bir kaynak olarak görür.
Soruda belirtilen zıtlığı anlamak için başlangıç noktasıdır.
2
Yeşil Teori'nin özgün iddiasını tanımla.
Yeşil Teori, doğanın insan ihtiyaçlarından bağımsız 'içsel değerini' (intrinsic value) savunur.
Teorinin post-pozitivist ve eleştirel karakterini ortaya koyar.
3
Uygun kavramı seçenekler arasından belirle.
İnsanı doğanın üstünde değil, içinde bir parça olarak konumlandıran kavram 'Eko-merkezcilik'tir.
Eko-merkezcilik, çevreci (environmentalism) ve ekolojist (ecologism) yaklaşımlar arasındaki temel ayrım çizgisidir.

Anahtar Kavram

Eko-merkezcilik (Ecocentrism) vs. İnsan-merkezcilik (Anthropocentrism)

İpuçları

1
Yeşil Teori, çevre sorunlarını sadece bir 'kirlilik' meselesi değil, insanın doğayla olan yanlış ilişkisinin bir sonucu olarak görür.
2
Geleneksel teoriler doğayı bir depo (kaynak) olarak görürken, aradığımız kavram doğayı kendi başına bir 'özne' olarak değerlendirir.
3
Kavramın adı, merkeze (center) doğayı (eco) koyan bir yaklaşımı ifade eder.

Daha Fazla Pratik

Yeşil Teori'nin devlet egemenliğine yönelik eleştirilerini ve Robyn Eckersley'in 'Ekolojik Devlet' modelini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 9Soru

Uluslararası İlişkiler teorisinde Tarihsel Sosyoloji yaklaşımı, ana akım teorilerin devletleri zaman ve mekândan bağımsız, değişmez birer 'kara kutu' olarak ele almasını eleştirir. Bu yaklaşıma göre, bir devletin uluslararası sistemdeki rolünü ve kimliğini tam olarak anlayabilmek için aşağıdakilerden hangisinin incelenmesi temel bir gerekliliktir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletin içsel toplumsal yapısı ve tarihsel süreçte nasıl inşa edildiği

Cevap

Devletin içsel toplumsal yapısı ve tarihsel süreçte nasıl inşa edildiği
Tarihsel sosyoloji yaklaşımının temel amacı, devletin sadece uluslararası sistemdeki bir 'bilardo topu' veya 'kara kutu' olmadığını, aksine toplumsal güç ilişkilerinin (sınıf mücadeleleri, üretim biçimleri, siyasal rejimler) tarih içindeki etkileşimiyle oluştuğunu göstermektir.

Adım Adım Çözüm

1
Tarihsel Sosyoloji yaklaşımının temel varsayımını belirlemek
Devletin 'tarih-dışı' (ahistorical) ve 'homojen' bir birim değil, toplumsal süreçlerin bir ürünü olduğu sonucuna varılır.
Teorinin ana akım realizme en büyük eleştirisi budur.
2
Seçeneklerdeki yaklaşımları analiz etmek
Güvenlik, iş birliği, hukuk ve bireysel psikoloji odaklı seçeneklerin ana akım veya farklı disiplinlere (Realizm, Liberalizm vb.) ait olduğu tespit edilir.
Yanlış seçenekleri elemenin en güvenilir yolu ana akım varsayımları tanımaktır.
3
Tarihsel ve toplumsal vurgu yapan ifadeyi seçmek
Devletin iç yapısına ve tarihsel inşasına vurgu yapan ifade doğru cevap olarak işaretlenir.
Tarihsel sosyoloji, devlet ve toplumun karşılıklı kuruluşuna odaklanır.

Anahtar Kavram

Devletin Tarihsel ve Toplumsal İnşası

İpuçları

1
Bu yaklaşımın adındaki 'sosyoloji' ve 'tarih' kelimelerine odaklanın.
2
Realizmin 'tüm devletler birbirine benzer' (like units) varsayımına karşı çıkan yaklaşımı hatırlayın.
3
Devletin bir 'kara kutu' olmadığını, yani içinin (toplumunun) önemli olduğunu savunan seçeneği bulun.

Daha Fazla Pratik

Charles Tilly'nin 'Savaş devleti yarattı, devlet de savaşı' sözü ile bu teorinin devlet inşası arasındaki bağı inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 10Soru

Post-yapısalcı yaklaşıma göre uluslararası ilişkilerdeki aktörler, olaylar ve sorunlar dilin dışında nesnel bir gerçekliğe sahip değildir. Dünyayı anlamlandırmak için kullanılan metinler, ifadeler ve sembolik sistemler aracılığıyla toplumsal gerçeklik sürekli olarak inşa edilir. Bu yaklaşıma göre dünyayı kuran ve anlamlandıran bu dilsel ve toplumsal çerçeve aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Söylem

Cevap

Post-yapısalcı analizde dünyayı kuran dilsel ve sembolik sistemlerin bütününe 'söylem' (discourse) adı verilir.
Doğru yanıt olan kavram, post-yapısalcı teorinin en temel yapı taşıdır. Bu yaklaşıma göre söylem, dünyayı sadece betimleyen bir araç değil, aynı zamanda nesneleri ve kimlikleri var eden, onlara anlam yükleyen aktif bir güçtür. Michel Foucault gibi düşünürlerin belirttiği üzere, bilgi ve iktidar bu dilsel çerçeveler (söylemler) içerisinde üretilir.

Adım Adım Çözüm

1
Post-yapısalcı ontolojiyi analiz edin.
Varlığın (aktörler, devlet, güvenlik vb.) dil dışında nesnel bir gerçekliği olmadığı sonucuna varılır.
Post-yapısalcılık dünyayı dil ve metinler aracılığıyla kurulan bir inşa olarak görür.
2
Dilsel inşa sürecini tanımlayan temel kavramı belirleyin.
Gerçekliği üreten ve anlamlandıran sistemin 'söylem' olduğu tespit edilir.
Söylem, sadece konuşma değil, dünyayı tanımlama ve iktidar üretme biçimidir.

Anahtar Kavram

Söylem (Discourse)

İpuçları

1
Gerçekliğin dil aracılığıyla inşa edildiği fikrine odaklanın.
2
Bu kavram, metinlerin ve ifadelerin toplumsal dünyayı nasıl şekillendirdiğini açıklar.
3
Michel Foucault'nun 'bilgi-iktidar' sarmalında kullandığı, dünyayı anlamlandırma biçimlerinin bütünüdür.

Daha Fazla Pratik

Michel Foucault'nun bilgi-iktidar ilişkisi ve Jacques Derrida'nın yapısöküm (deconstruction) kavramlarını inceleyerek post-yapısalcı metodolojiyi pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 11Soru

Post-yapısalcı kuramcılar, geleneksel tarih anlayışının aksine, uluslararası ilişkilerin temel kavramlarının (devlet, egemenlik, güvenlik gibi) kaçınılmaz bir ilerleme sonucunda ortaya çıkmadığını savunurlar. Bu yaklaşıma göre kavramlar; tarihsel süreksizliklerin, rastlantısal olayların ve iktidar mücadelelerinin bir ürünüdür. Bu analiz tarzıyla, bugün 'doğal' veya 'verili' görünen yapıların aslında hangi dışlama mekanizmaları ve güç ilişkileriyle inşa edildiği sorgulanmaktadır. Parçada sözü edilen ve kavramların kökenindeki iktidar dinamiklerini süreksizlikler üzerinden inceleyen post-yapısalcı analiz yöntemi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Soykütüğü

Cevap

Soykütüğü (Genealogy) yöntemi, kavramların tarihsel süreçte iktidar mücadeleleri ve süreksizlikler yoluyla nasıl inşa edildiğini inceleyen temel post-yapısalcı metodolojidir.
Soykütüğü yöntemi, Michel Foucault tarafından Nietzsche'den uyarlanmış olup, tarihin doğrusal bir ilerleme olduğu fikrini reddeder. Bu yöntem, bugün 'doğal' kabul ettiğimiz egemenlik veya devlet gibi kavramların aslında geçmişteki iktidar mücadeleleri, tesadüfler ve dışlama pratikleri sonucunda nasıl kurulduğunu ortaya koymayı amaçlar.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki anahtar ipuçlarını belirle
'Tarihsel süreksizlikler', 'iktidar mücadeleleri' ve 'köken sorgulaması' ifadeleri tespit edildi.
Bu kavramlar, post-yapısalcı metodolojinin tarihsel boyutunu işaret eder.
2
Teorik kavramlarla eşleştirme yap
Foucault'nun Nietzsche'den esinlenerek geliştirdiği 'Soykütüğü' (Genealogy) kavramı bu tanıma tam olarak uymaktadır.
Soykütüğü, kavramların verili olmadığını, tarihsel çatışmaların ürünü olduğunu savunur.

Anahtar Kavram

Soykütüğü (Genealogy)

İpuçları

1
Bu yöntem, kavramların tarihsel olarak 'doğal' bir gelişim izlemediğini savunur.
2
Michel Foucault'nun Nietzsche'den ödünç aldığı bir terimdir.
3
Kelime anlamı 'köken araştırması' veya 'nesil takibi' olup, tarihteki süreksizliklere odaklanır.

Daha Fazla Pratik

Foucault'nun iktidar-bilgi (power-knowledge) ilişkisi ve bunun 'Hakikat Rejimleri' kavramıyla bağlantısını inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Post-yapısalcı analizde 'tarih' ve 'iktidar' birleştiğinde akla gelen ilk iki yöntemden biri olan Arkeoloji ve Soykütüğü ayrımını düşünmek, seçenekler arasında Foucaultyen olan tek yöntemi bulmanızı kolaylaştırır.
Tahmini Süre:1m 5s
Soru 12Soru

Post-kolonyal kuramın önde gelen isimlerinden Homi Bhabha; sömürgeci ve sömürgeleştirilen arasındaki etkileşimin her iki tarafı da dönüştürdüğünü, bu süreçte statik ve saf kimliklerin yerini "aradalık" (inbetweennessin-betweenness) özelliği taşıyan yeni kültürel formlara bıraktığını savunur. Bhabha'nın kültürel etkileşim sonucunda ortaya çıkan bu karma ve değişken kimlik durumunu tanımlamak için kullandığı kavram aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Melezlik (Hybridity)

Cevap

Melezlik (Hybridity)
Melezlik kavramı, Homi Bhabha'nın teorisinde sömürgeci ile sömürgeleştirilen arasındaki ilişkinin her iki tarafın da kimliğini bozarak "Üçüncü Alan" adı verilen yeni bir kültürel boşluk ve sentez yarattığını savunur. Bu durum, sömürgeciliğin sadece askeri/ekonomik değil, aynı zamanda kimlikleri dönüştüren derin bir kültürel süreç olduğunu gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Düşünürün odağını belirleyin.
Homi Bhabha'nın post-kolonyal analizde kimlik, kültür ve "aradalık" kavramlarına odaklandığı saptanır.
Bhabha, sömürgeci ilişkilerin sadece baskı değil, aynı zamanda kültürel bir müzakere ve dönüşüm süreci olduğunu savunur.
2
Metindeki anahtar kelimeleri analiz edin.
"Saf kimliklerin reddi", "aradalık" ve "karma kültürel formlar" ifadeleri öne çıkar.
Bu ifadeler, statik bir kimlik yerine hibrit bir yapıyı işaret eden teorik kavramı tanımlar.
3
Doğru kavramı seçeneklerle eşleştirin.
Bhabha'nın "Third Space" (Üçüncü Alan) teorisiyle desteklediği "Melezlik" (Hybridity) kavramına ulaşılır.
Melezlik, sömürgecilik sonrası toplumlarda kimliğin hiçbir zaman "saf" olmadığını, sürekli bir etkileşimle yeniden üretildiğini açıklar.

Anahtar Kavram

Homi Bhabha ve Melezlik Kavramı

İpuçları

1
Bu kavram, kültürel saflık iddialarına karşı çıkar ve kimliğin akışkan olduğunu savunur.
2
Kavramın sahibi olan Homi Bhabha, sömürgeci ve sömürgeleştirilen arasındaki kesişim alanını 'Üçüncü Alan' olarak adlandırır.
3
İngilizcesi 'Hybridity' olan bu terim, biyolojideki türlerin karışımı anlamından sosyal bilimlere uyarlanmıştır.

Daha Fazla Pratik

Bhabha'nın 'Taklit' (Mimicry) kavramının sömürgeci otorite üzerindeki etkisini araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 13Soru

Kopenhag Okulu tarafından geliştirilen güvenlikleştirme (securitization) teorisinde bir konu; 'siyasal olmayan' (non-politicized), 'siyasallaştırılmış' (politicized) ve 'güvenlikleştirilmiş' (securitized) olmak üzere üç aşamalı bir spektrumda değerlendirilir. Bu kuramsal çerçeveye göre, bir meselenin 'siyasallaştırılmış' kategorisinden 'güvenlikleştirilmiş' kategorisine geçtiğini gösteren temel belirleyici unsur aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Konunun varoluşsal bir tehdit olarak sunulması sonucunda normal siyasi prosedürlerin dışına çıkan olağanüstü önlemlerin meşruiyet kazanması

Cevap

Güvenlikleştirmenin temel göstergesi, bir meselenin varoluşsal bir tehdit olarak sunulup normal siyasi süreçlerin dışına çıkan olağanüstü önlemlerin (extraordinary measures) meşrulaştırılmasıdır.
Kopenhag Okulu'na göre güvenlikleştirme, bir meselenin 'normal siyaset' (politicized) alanından 'olağanüstü siyaset' (securitized) alanına taşınmasıdır. Bu geçişin en temel kanıtı, aktörün izleyiciyi 'varoluşsal bir tehdit' olduğuna ikna ederek, normalde kabul edilmeyecek olan acil ve olağanüstü yöntemleri uygulama yetkisini (meşruiyetini) kazanmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Kopenhag Okulu'nun güvenlik spektrumunu analiz et.
Siyasal olmayan (gündem dışı), siyasallaştırılmış (normal siyaset) ve güvenlikleştirilmiş (olağanüstü siyaset) aşamaları belirlendi.
Teorinin kavramsal sınırlarını belirlemek için spektrumun mantığını anlamak gerekir.
2
Güvenlikleştirmenin (securitization) 'siyasallaştırmadan' (politicization) farkını ayırt et.
Siyasallaştırmada konu normal demokratik prosedürler, bütçe tartışmaları ve yasalarla çözülürken; güvenlikleştirmede 'acil durum' mantığına geçilir.
Güvenlikleştirme, konuyu normal siyasi denetimin dışına çıkarma eylemidir.
3
Güvenlikleştirmenin başarı kriterini belirle.
Bir söz-eylemin (speech act) izleyici (audience) tarafından kabul edilmesi ve sonucunda olağanüstü önlemlerin (emergency measures) uygulanabilmesi temel göstergedir.
Sadece söylem yeterli değildir, bu söylemin bir uygulama (olağanüstü önlem) meşruiyeti yaratması gerekir.

Anahtar Kavram

Güvenlik Spektrumu ve Olağanüstü Önlemler

İpuçları

1
Güvenlikleştirme ile normal siyaset (siyasallaştırma) arasındaki temel farkı hatırlayın: Normal süreçler mi işliyor yoksa 'acil durum' mu ilan ediliyor?
2
Kopenhag Okulu'na göre güvenlik, bir meselenin normal siyasi müzakere alanından çıkarılıp bir 'beka' (survival) meselesi haline getirilmesidir.
3
Bir konunun güvenlikleştirildiğini anlamak için o konuyla ilgili demokratik denetimin azalıp azalmadığına ve 'olağanüstü önlemlerin' devreye girip girmediğine bakın.

Daha Fazla Pratik

Kopenhag Okulu'nun 'Güvenliksizleştirme' (Desecuritization) kavramını ve bir meselenin tekrar normal siyasete nasıl dönebileceğini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 14Soru

Kopenhag Okulu'nun sektörel güvenlik analizinde "siyasal sektör" (political sector), devletin askeri savunmasından farklı olarak, siyasal birimlerin kurumsal istikrarını ve meşruiyetini odağına alır. Bu sektördeki tehditler, birimin egemenliğine veya siyasal kimliğine (organizasyonel yapısına) yöneliktir.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Kopenhag Okulu'nun "siyasal sektör" analizinde temel bir referans nesnesi (reference object) olarak kabul edilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Siyasal birimin egemenliği ve yönetim biçiminin meşruiyeti

Cevap

Siyasal birimin egemenliği ve yönetim biçiminin meşruiyeti seçeneği doğru cevaptır.
Siyasal sektörün temel referans nesnesi, siyasal birimin (genellikle devletin) organizasyonel istikrarı, egemenliği ve ideolojik meşruiyetidir. Bu sektörde tehditler, devletin askeri gücüne değil, doğrudan doğruya yönetim yapısının tanınmasına veya siyasal otoritesine yöneliktir.

Adım Adım Çözüm

1
Siyasal sektörün tanımını hatırla.
Siyasal sektör, bir siyasal birimin kurumsal istikrarı ve meşruiyetiyle ilgilidir.
Sektörel analizin temelini kavramak, referans nesnesini doğru belirlemek için gereklidir.
2
Referans nesnesi kavramını uygula.
Referans nesnesi, 'güvenliği tehlikede olan ve korunması gereken varlık'tır.
Her sektörün kendine özgü, varoluşsal tehdide maruz kalan bir birimi vardır.
3
Siyasal ve toplumsal sektör ayrımını yap.
Siyasal sektör 'egemenlik/meşruiyet' (devlet yapısı), toplumsal sektör 'kimlik' (ulus/toplum) odaklıdır.
Öğrencilerin en çok karıştırdığı bu iki sektörü ayırt ederek doğru seçeneğe ulaşılır.

Anahtar Kavram

Güvenlik Sektörleri ve Referans Nesneleri

İpuçları

1
Referans nesnesi, 'ne güvenli kılınıyor?' sorusunun cevabıdır.
2
Siyasal sektörde tehditler fiziksel olmaktan ziyade kurumsal ve hukukidir (egemenlik gibi).

Daha Fazla Pratik

Toplumsal sektördeki 'kimlik' ile siyasal sektördeki 'egemenlik' arasındaki farkı vaka analizleri üzerinden çalışabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 15Soru

Uluslararası İlişkiler'de Tarihsel Sosyoloji yaklaşımının önemli temsilcilerinden biri olan Fred Halliday, devleti "Janus yüzlü" (iki yüzlü) bir yapı olarak tanımlamaktadır. Bu kavramsallaştırma, devletin ana akım teorilerde olduğu gibi sadece dışsal bir aktör olmadığını, aksine iki farklı alanın kesişim noktasında yer aldığını vurgular. Buna göre, Halliday'in "Janus yüzlü" ifadesiyle devletin hangi iki temel boyutu arasındaki etkileşime dikkat çekilmektedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ulusal toplumun iç yapısı ile uluslararası sistemin devletlerarası rekabet yapısı

Cevap

Fred Halliday'in Janus yüzlü devlet kavramı, devletin bir yüzünün iç topluma (ulusal toplum), diğer yüzünün ise uluslararası sisteme (devletlerarası rekabet) dönük olduğunu ve bu iki alan arasındaki etkileşimle şekillendiğini belirtir.
Tarihsel Sosyoloji, devletin sadece dış politikadaki bir birim olmadığını, aynı zamanda iç toplumsal güçlerin bir yansıması olduğunu savunur. Fred Halliday'in Janus yüzlü devlet metaforu, devletin içsel (toplumsal sınıf, bürokrasi) ve dışsal (jeopolitik rekabet, savaş) dinamiklerin kesişim noktasında sürekli inşa edilen bir yapı olduğunu gösterir. Bu nedenle doğru cevap iç yapı ve dış rekabet yapısı arasındaki ilişkidir.

Adım Adım Çözüm

1
Tarihsel Sosyoloji yaklaşımının devlet tanımını hatırla.
Devlet, ana akım teorilerin aksine tarih dışı bir 'kara kutu' değil, toplumsal süreçlerin ürünüdür.
Yaklaşımın ontolojik temelini belirlemek için gereklidir.
2
Fred Halliday'in 'Janus yüzlü' (iki yüzlü) metaforunun neye atıfta bulunduğunu analiz et.
Roma tanrısı Janus'un iki yöne bakan yüzü gibi, devletin de hem içe (topluma) hem dışa (sisteme) dönük olduğu anlaşılır.
Metaforun mekansal ve yapısal karşılığını bulmak için gereklidir.
3
Seçenekler arasında bu iki alanı (iç-dış) birleştiren ifadeyi belirle.
Ulusal toplumun iç yapısı ile uluslararası rekabet yapısı arasındaki ilişki doğru eşleşmedir.
Kavramsal tanımın soru köküyle uyumunu doğrulamak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Janus Yüzlü Devlet (Fred Halliday)

Daha Fazla Pratik

Charles Tilly'nin 'savaş hazırlığı ve kaynak çıkarma' (coercion and extraction) süreci ile devlet oluşumu arasındaki ilişkiyi inceleyen diğer sorulara göz atabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 16Soru

Uluslararası ilişkiler disiplininde toplumsal cinsiyet analizini kullanan kuramlar arasında yer alan bir yaklaşım; sistemin temel yapısını ve egemenlik, anarşi gibi kavramları kökten değiştirmek yerine, kadınların dış politika ve diplomasi süreçlerinde daha aktif temsil edilmesini savunur. Kadınların eğitim ve hukuki reformlar yoluyla güçlendirilerek mevcut uluslararası kurumlara entegre edilmesini merkeze alan bu yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Liberal Feminizm

Cevap

Mevcut uluslararası kurumlara kadınların eklemlenmesini ve temsil edilmesini savunan yaklaşım Liberal Feminizmdir.
Liberal feminizm, uluslararası ilişkiler disiplininde 'kadınları ekle ve karıştır' (add women and stir) olarak da adlandırılan yöntemi benimser. Bu yaklaşım, uluslararası sistemin anarşik yapısı veya devletin birincil aktör olması gibi ana akım varsayımlarla çatışmaz; temel sorunun kadınların karar alma mekanizmalarındaki ampirik yokluğu ve fırsat eşitsizliği olduğunu savunarak çözümü reformlarda arar.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen temel stratejiyi belirle.
Strateji: Mevcut yapıyı sarsmak yerine kadınları sisteme dahil etmek (entegrasyon ve temsil).
Feminist kuramlar arasındaki ayrımı yapabilmek için çözüm önerisinin 'reformist' mi yoksa 'devrimci/eleştirel' mi olduğunu saptamak gerekir.
2
Reformist yaklaşımın hangi feminist ekole ait olduğunu hatırla.
Hukuki haklar, eğitim ve temsil yoluyla eşitlik arayan yaklaşım liberal gelenektir.
Liberal düşünce, mevcut rasyonel kurumların iyileştirilebileceğine ve yasal düzenlemelerle adaletin sağlanabileceğine inanır.
3
Diğer ekollerin neden olmadığını teyit et.
Radikal, Marksist ve Post-Yapısalcı yaklaşımlar sistemin ontolojik varsayımlarını sorgularken, Liberal yaklaşım ampirik bir 'kadın eksikliği' sorunuyla ilgilenir.
Bu ayrım, liberal feminizmin ana akım teorilere en yakın duran feminist kanat olmasını sağlar.

Anahtar Kavram

Liberal Feminizm ve 'Dahil Etme' Stratejisi

İpuçları

1
Bu yaklaşım, ana akım teorilerin ampirik yöntemlerini reddetmek yerine kadınların verilere dahil edilmesini ister.

Daha Fazla Pratik

Liberal feminizmin bu 'eklemlemeci' yaklaşımına karşı, J. Ann Tickner gibi isimlerin geliştirdiği 'Eleştirel Feminizm'in temel argümanlarını inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Sorudaki 'mevcut kurumlara entegrasyon' ve 'hukuki reform' anahtar kelimelerini, genel siyaset bilimindeki 'Liberalizm' kavramının bireysel haklar ve kurumsalcılık vurgusuyla eşleştirerek sonuca ulaşabilirsiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 17Soru

Uluslararası ilişkiler teorisinde 'sosyal inşacılık' (konstrüktivizm), rasyonalist teorilerin aksine fail (ajan) ve yapının birbirini karşılıklı olarak inşa ettiğini savunur. Bu bağlamda, inşacıların 'karşılıklı kuruluş' (mutual constitution) argümanına ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yapı aktörlerin kimlik ve çıkarlarını tanımlarken; aktörler de kendi sosyal pratikleri aracılığıyla bu yapıyı sürekli olarak yeniden üretir veya dönüştürür.

Cevap

Uluslararası yapının aktörlerin kimlik ve çıkarlarını inşa etmesi, aktörlerin ise pratikleriyle yapıyı yeniden üretip dönüştürmesi inşacılığın temel ilkesidir.
Sosyal inşacı teoriye göre uluslararası sistem ile devletler arasındaki ilişki dinamik ve karşılıklıdır. Yapı (normlar, kurallar ve paylaşılan fikirler), devletlerin kim olduklarını (kimlik) ve ne istediklerini (çıkar) belirleyen bir çerçeve sunar. Buna karşılık, devletler de eylemleri ve diplomatik pratikleriyle bu normları ya pekiştirerek yapıyı sürdürürler ya da yeni pratiklerle yapıyı dönüştürürler. Bu döngüsel süreç 'karşılıklı kuruluş' olarak adlandırılır.

Adım Adım Çözüm

1
Ontolojik temel analizi
İnşacılığın 'karşılıklı kuruluş' ilkesinin fail ve yapı arasındaki çift yönlü ilişkiyi vurguladığının belirlenmesi.
Teorinin yapısalcılığa (tek yönlü belirleyicilik) ve bireyselciliğe (aktör odaklılık) karşı getirdiği sentezi anlamak için gereklidir.
2
Seçeneklerin rasyonalist ve inşacı kavramlarla karşılaştırılması
Maddi güç, dışsal anarşi ve sabit çıkar gibi kavramların rasyonalist (neorealizm/neoliberalizm) olduğu, sosyal pratik ve kimlik inşasının ise inşacı olduğu görülür.
Yanlış seçenekleri elemek için teoriler arası temel farkların ayırt edilmesi gerekir.
3
Doğru argümanın doğrulanması
Yapının faili, failin de yapıyı kurduğu diyalektik ifadenin inşacı ontolojiyle tam uyumlu olduğunun saptanması.
Karşılıklı kuruluş (mutual constitution) kavramının tam karşılığı bu süreçtir.

Anahtar Kavram

Karşılıklı Kuruluş (Mutual Constitution) / Fail-Yapı İlişkisi

İpuçları

1
İnşacılıkta 'yapı' ve 'fail' arasındaki ilişki tek yönlü bir determinizm değildir.
2
Devletlerin kimliklerinin çıkarlarını, eylemlerinin ise sistemi nasıl şekillendirdiğini düşünün.

Daha Fazla Pratik

Alexander Wendt'in 'Anarşi devletlerin ondan ne anladığıdır' sözünü fail-yapı ilişkisi bağlamında inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 18Soru

Uluslararası İlişkilerde Tarihsel Sosyoloji yaklaşımı, ana akım teorilerin devleti ve toplumu dış dünyadan yalıtılmış, kendi içine kapalı ve homojen birer "konteynır" (kap) gibi ele almasını temel bir hata olarak görür. Bu yaklaşıma göre, toplumsal değişimler ve devlet oluşumu süreçleri sadece ulusal sınırlar içerisinde değil, "toplumlararası" (inter-societal) etkileşimler ve küresel güç dengeleriyle şekillenir.

Tarihsel sosyolojinin; analizin odağına ulus-devleti koyarak onu tarihsel süreçlerin dışında, verili ve evrensel bir başlangıç noktası olarak kabul eden bu geleneksel perspektife yönelttiği temel eleştiri aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Metodolojik milliyetçilik

Cevap

Tarihsel sosyolojinin ulus-devleti verili bir analiz birimi olarak gören yaklaşıma eleştirisi metodolojik milliyetçilik olarak adlandırılır.
Metodolojik milliyetçilik, ulus-devletin analiz birimi olarak doğallaştırılması ve toplumsal olguların sadece ulusal sınırlar içinde açıklanması hatasıdır. Tarihsel sosyoloji, devletlerin "toplumlararası" (inter-societal) bir bağlamda ve dış dünyayla kurulan dinamik ilişkiler sonucunda inşa edildiğini savunarak bu hatayı eleştirir.

Adım Adım Çözüm

1
Tarihsel Sosyolojinin temel argümanını analiz et.
Bu yaklaşım, devletlerin ve toplumların tarih dışı "kara kutular" olmadığını, toplumsal süreçlerin ve dışsal etkileşimlerin bir ürünü olduğunu savunur.
Ana akım teorilerin (Realizm gibi) devleti verili bir başlangıç noktası olarak almasını eleştirmek için bu temel gereklidir.
2
Metodolojik Milliyetçilik kavramını tanımla.
Metodolojik milliyetçilik, sosyal dünyayı ulus-devletlerden oluşan bir küme olarak görüp, toplumsal süreçlerin bu sınırlar içinde gerçekleştiğini varsayan bir bakış açısıdır.
Soruda tarif edilen "kapalı konteynır" benzetmesi doğrudan bu kavramın karşılığıdır.
3
Seçenekler arasından kavramsal eşleşmeyi yap.
Tarihsel sosyolojinin "toplumlararası" (inter-societal) etkileşim vurgusu, metodolojik milliyetçiliğin panzehiri olarak sunulan analiz düzeyidir.
Ulus-devlet odaklı analizi (milliyetçilik) metodolojik bir hata olarak gördüğü için cevap budur.

Anahtar Kavram

Metodolojik Milliyetçilik Eleştirisi

İpuçları

1
Bu kavram, analiz birimi olarak 'ulus'un ve 'devlet'in sanki doğuştan gelmiş ve değişmez bir yapıymış gibi kabul edilmesini eleştirir.
2
Fred Halliday ve Justin Rosenberg gibi düşünürlerin, ana akım teorilerin dünyayı 'birbirine değmeyen bilardo topları' gibi görmesine karşı kullandıkları sosyolojik bir terimdir.

Daha Fazla Pratik

Justin Rosenberg'in 'Eşitsiz ve Birleşik Gelişme' kavramının metodolojik milliyetçilik eleştirisiyle nasıl birleştiğini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 19Soru

Uluslararası ilişkiler disiplininde Frankfurt Okulu'nun 'eleştirel tutum' geleneğini takip eden kuramcılar, ana akım teorilerin aksine sosyal dünyayı verili bir gerçeklik olarak kabul etmezler. Onlara göre kuram, sadece dünyayı açıklamakla kalmamalı, aynı zamanda onu değiştirmeye yönelik bir irade taşımalıdır. Bu bağlamda, Eleştirel Teori'nin uluslararası ilişkilerdeki temel ontolojik ve normatif hedefi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mevcut küresel tahakküm ilişkilerini ifşa ederek bireylerin ve toplumların baskıcı yapılardan kurtulmasını yani 'özgürleşmeyi' (emancipation) sağlamak

Cevap

Eleştirel Teori'nin temel hedefi, mevcut güç ve tahakküm ilişkilerini sorgulayarak insanlığın siyasal ve toplumsal olarak 'özgürleşmesini' (emancipation) gerçekleştirmektir.
Eleştirel Teori, Frankfurt Okulu'nun eleştirel sosyal bilim anlayışını temel alarak, sosyal dünyadaki güç ilişkilerinin doğal değil tarihsel olarak inşa edildiğini savunur. Bu yaklaşımın temel amacı, insanları engelleyen, baskılayan veya eşitsizliğe maruz bırakan yapıları ortaya çıkararak onları bu durumdan kurtarmak, yani 'özgürleşme' (emancipation) idealini gerçekleştirmektir.

Adım Adım Çözüm

1
Kuramsal ayrımı belirleme
Eleştirel Teori, geleneksel (pozitivist) kuramların nesnellik iddiasını reddeder.
Robert Cox'un belirttiği gibi 'Kuram her zaman birileri ve bir amaç içindir'; bu nedenle tarafsız bilgi mümkün değildir.
2
Amacın analizi
Ana akım teoriler (Realizm, Liberalizm) mevcut düzeni korumaya odaklanırken (problem çözücü), Eleştirel Teori düzeni dönüştürmeye odaklanır.
Frankfurt Okulu geleneği, sosyal bilimleri insanı baskılayan unsurları ortadan kaldırma aracı olarak görür.
3
Kavramsal eşleştirme
Bu dönüşüm ve kurtuluş süreci uluslararası ilişkiler literatüründe 'özgürleşme' (emancipation) kavramıyla ifade edilir.
Eleştirel kuramcılar için nihai başarı, mevcut sömürücü yapıların yerini özgürlükçü yapıların almasıdır.

Anahtar Kavram

Özgürleşme (Emancipation) ve Problem Çözücü vs. Eleştirel Kuram ayrımı

İpuçları

1
Bu kuram, ana akım teorilerin 'nesnellik' iddiasına şüpheyle yaklaşır.
2
Robert Cox'un 'kuram her zaman birileri ve bir amaç içindir' sözünü hatırlayın.
3
Arayacağınız anahtar kavram, insanların baskıcı yapılardan kurtulmasını ifade eden 'özgürleşme'dir.

Daha Fazla Pratik

Robert Cox'un 'tarihsel yapılar' (sosyal güçler, devlet biçimleri, dünya düzenleri) arasındaki etkileşimi inceleyen üçlü modelini gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 20Soru

Normatif uluslararası ilişkiler teorisinin felsefi temellerinde önemli bir yer tutan Immanuel Kant, 'Kategorik Buyruk' (Kategorik Koşul) ilkesiyle bir eylemin ahlaki değerinin, o eylemin 'evrensel bir yasa olmasını isteyebileceğimiz' bir ilkeye dayanması gerektiğini savunur. Bu etik yaklaşımın uluslararası siyaset düzlemine uygulanması durumunda, aşağıdakilerden hangisi doğrudan bir sonuç olarak ortaya çıkar?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ahlaki ödevlerin ve hakların devlet sınırlarını aşarak tüm insanlığı kapsayan evrensel bir nitelik kazanması

Cevap

Ahlaki ödevlerin ve hakların devlet sınırlarını aşarak tüm insanlığı kapsayan evrensel bir nitelik kazanması
Kategorik Buyruk ilkesi, ahlaki kuralların evrenselleştirilmesini gerektirir. Bu mantık, uluslararası ilişkilerde ahlaki sorumlulukların ulusal sınırlarla kısıtlanamayacağı ve tüm insanlığı kapsayan kozmopolitancı bir sorumluluk anlayışının doğması gerektiği sonucuna ulaştırır.

Adım Adım Çözüm

1
Kategorik Buyruk ilkesini tanımla
Bir eylem, ancak evrensel bir yasa olması istenebiliyorsa ahlakidir.
Kantçı etiğin temel kriteri genelleştirilebilirliktir.
2
İlkeyi uluslararası sınırlara uygula
Eğer 'kendi insanıma yardım etmeliyim' kuralı evrensel bir yasa olacaksa, bu durum 'herkesin her insana yardım etmesi gerektiği' sonucuna ulaşır.
Bireylerin ahlaki değeri vatandaşlıktan değil, insan olmaktan kaynaklanır.
3
Normatif sonuç çıkar
Devlet sınırları ahlaki açıdan keyfidir ve ahlaki sorumluluklar tüm insanlığı kapsar.
Evrenselcilik ve kozmopolitancılık bu mantıksal sürecin doğal sonucudur.

Anahtar Kavram

Kategorik Buyruk ve Ahlaki Evrenselcilik

İpuçları

1
Kant'ın etiği, ahlaki kuralların istisnasız herkes için geçerli olması gerektiğini savunur.
2
'Evrensel yasa testi'ni düşünün; bir devletin sadece kendine odaklanması kuralı evrenselleşebilir mi?

Daha Fazla Pratik

Kant'ın 'Ebedi Barış' makalesindeki normatif ilkelerin, demokratik barış teorisiyle ilişkisini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Sayfa 1 / 14Sonraki