Yıllardır mikrofonumu kentin gürültüsünden kaçırıp dağ başlarına, ıssız vadilere yöneltiyorum. İlk zamanlar, kaydettiğim her rüzgâr uğultusunda, her kuş çığlığında kusursuz bir sessizlik arardım; adeta doğayı kendi zihnimdeki steril dünyaya uydurmaya çalışırdım. Bir hışırtı, yabancı bir vızıltı duyunca kaydı siler, saatlerce verdiğim emeğe yanardım. Şimdilerde ise o 'kusur' dediğim yabani seslerin, doğanın asıl nefes alışı olduğunu anladım. Kayıt cihazımın ekranındaki frekans dalgalarına bakarken geçmişteki o mükemmeliyetçi, telaşlı insanı tebessümle anıyorum. Artık doğayı ehlileştirmekten vazgeçip onun kendi ritmini, tüm pürüzleriyle kucaklamayı öğrendim. Bu kabulleniş, sadece kulaklığımın içindeki dünyayı değil, ruhumu da sakinleştirdi.
Bu par��ada kendisinden böyle söz eden bir kişiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
- AGeçmişte yaptığı çalışmaların teknik açıdan yetersiz olduğunu düşünerek mesleğine karşı bir yabancılaşma ve pişmanlık hissetmektedir.
- BDoğadaki sesleri kaydetmenin zorlukları karşısında yalnızlığa sığınmış ve toplumsal yaşamdan tamamen uzaklaşmıştır.
- CKendisini çevreleyen koşulları değiştiremeyeceğini fark ettiğinden, mesleğindeki yüksek ideallerinden vazgeçip sıradanlığa razı olmuştur.
- Yaşama ve işine yönelik bakış açısını değiştirerek kusur olarak gördüğü durumları yaşamın doğal bir parçası olarak benimsemiştir.Cevap
- EDoğanın seslerini kaydetmeye odaklanarak kentin gürültülü yaşamının zihninde yarattığı hasarı tamamen gidermeyi amaçlamıştır.