Tarihsel anlatılarda nesnelliğin mutlak bir ölçüt olarak sunulması, geçmişin karmaşık yapısını basite indirgeme çabasından başka bir şey değildir. Birçok tarihçi, belgelerin kendi adına konuştuğunu ve geçmişi olduğu gibi yansıttığını iddia eder. Oysa her belge, onu kaleme alanın zihniyetini, dönemin iktidar ilişkilerini ve ideolojik süzgecini taşır. Dolayısıyla tarih yazımı, geçmişin tarafsız bir fotoğrafı değil; bugünden geçmişe yöneltilen öznel bir bakış açısı, bir inşa sürecidir. Nitekim ünlü tarihçi Edward Hallett Carr da tarihçinin olguları seçerken kaçınılmaz olarak kendi değer yargılarını işin içine kattığını belirtmiştir. Bu durum, tarihin bilimselliğine gölge düşürmez; aksine onun insanı anlama çabasındaki zenginliğini gösterir.
Bu parçanın anlatımında, yerleşik bir görüşe karşı çıkılarak tartışmacı anlatım biçiminin benimsendiği ve savı inandırıcı kılmak amacıyla tanık göstermeye başvurulduğu yargısı doğru mudur?
Cevap: Cevap