Kınalızade Ali Efendi, ahlak anlayışında erdemlerin tek başına mutlak bir iyilik üretemeyeceğini belirtir. Ona göre, bir insanın ölçülü (iffetli) olması değerlidir; ancak bu iffet, adaletin ve toplumsal yararın gerektirdi��i durumlarda hak aramaktan geri durma boyutuna ulaşırsa uyuşukluğa dönüşür. Benzer şekilde, haksızlığa karşı çıkma iradesi olan şecaat, eğer aklın kılavuzluğundan (hikmet) ve hakkaniyet ölçüsünden (adalet) yoksun kalırsa, körü körüne bir tehevvüre (saldırganlığa) evrilir. Dolayısıyla İslam ahlakında erdemler, ancak birbirlerinin sınırlarını çizdiklerinde ve birbirlerine zemin hazırladıklarında ahlaki bir olgunluk (itidal) meydana getirebilirler.
Bu parçadan hareketle İslam ahlak felsefesindeki 'erdem' kavramıyla ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
- AAhlaki erdemlerin toplumsal hayattaki etkililiği ve meşruiyeti, din dışı unsurlar olan örf ve geleneklerin belirleyici rolüne bağlıdır.
- BŞecaat erdemi, nefsin arzulama gücünün (kuvve-i şeheviye) itidal noktası olup diğer tüm erdemlerin temelini oluşturur.
- CHikmet erdemi, kişinin dış dünyayla ilişkisini keserek yalnızca teorik bilgi birikimini artırmasıyla ulaşılan bireysel bir yetkinliktir.
- Erdemler, tek başlarına mutlak birer ahlaki gaye olmayıp ancak birbirlerini tamamlayan ve dengeleyen dinamik bir bütünlük içinde değer kazanırlar.Cevap
- EAdalet erdemi, diğer erdemlerin sınırlarını daraltan ve onları işlevsiz kılan dışsal bir denetim mekanizmasıdır.