Paragrafta Anlam
1306 soru
Cam ustası Ahmet, ocağın karşısında biriken kor ateşe bakıp derin bir nefes aldı. Uzun metal üfleme borusunun ucundaki erimiş cam kütlesini yavaşça alevlerin arasından çıkardı. Cam, akkor hâlinde parlıyor ve akıcı bir macun gibi kıvrılıyordu. Ahmet, borunun ucunu sürekli çevirerek camın yer çekimiyle şeklini kaybetmesini önledi. Ardından borunun diğer ucundan sakin ve kontrollü bir nefes üfledi; kızgın cam, tıpkı büyüyen bir balon gibi genişlemeye başladı. Islak ahşap kalıplarla sıcak yüzeye dokunarak biçim verdi, cama son şeklini kazandırdı. Soğuması için onu yavaşça kenara bıraktığında yüzünde işini bitirmenin huzuru vardı.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?
(I) Antik Çağ'da ve erken Orta Çağ'da okuma eylemi, günümüzün aksine neredeyse tamamen sesli olarak gerçekleştirilen, fiziksel ve toplumsal bir deneyimdi. (II) Yazının icadından bu yana kil tabletler, papirüs ruloları ve parşömenler insanlığın hafızasını koruma görevini üstlenmiştir. (III) Metinlerin kelimeler arasında boşluk bırakılmadan (scriptura continua) yazılması da okuyucuyu zihinsel anlamlandırma için ses tellerinin titreşiminden destek almaya zorluyordu. (IV) Dolayısıyla dönemin kitaplıkları sessiz birer sığınak olmaktan uzak, okuyucuların mırıltılarıyla yankılanan uğultulu mekânlardı. (V) Nitekim Aziz Augustinus'un İtiraflar'ında Milano Piskoposu Ambrosius'u ses çıkarmadan, sadece gözleriyle okurken gördüğünde yaşadığı şaşkınlık, sessiz okumanın o devirdeki sıra dışılığına dair en ünlü kanıttır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Kombucha çayı yapımında kullanılan ve "Scoby" olarak adlandırılan simbiyotik bakteri ve maya kolonisi, son yıllarda sürdürülebilir moda tasarımcılarının ilgi odağı hâline gelmiştir. (I) Bu maya ve bakteri birliği, şekerli çay ortamında fermantasyon gerçekleştirirken yüzeyde selüloz liflerinden oluşan jelimsi kalın bir tabaka üretir. (II) Elde edilen bu ıslak tabaka kurutulduğunda, mukavemeti yüksek ve esnek yapısıyla geleneksel hayvan derisine oldukça benzeyen bitkisel bir malzemeye dönüşür. (III) Bu olumsuz özellikleri ortadan kaldırmak amacıyla araştırmacılar, selüloz tabakasını hidrofobik nano-kaplamalarla veya doğal mumlarla işleyerek suya dayanıklı hâle getirmeye çalışmaktadır. (IV) Böylece hem tamamen doğada çözünebilen hem de günlük kullan��ma uygun, çevre dostu alternatif bir tekstil ürünü elde edilmesi hedeflenmektedir. (V)
Bu parçanın anlam bütünlüğünün sağlanması için "Ancak bu yenilikçi malzemenin giyim sektöründe yaygınlaşmasının önünde, suya karşı aşırı hassas olması ve ıslandığında hızla formunu kaybetmesi gibi ciddi teknik engeller bulunmaktadır." cümlesi numaralanmış yerlerin hangisine getirilmelidir?
Koku duyusu, diğer duyularımızdan farklı olarak, beyindeki talamus filtresine uğramadan doğrudan amigdala ve hipokampus gibi duygu ve bellek merkezlerine ulaşır. Bu anatomik ayrıcalık, geçmişte kokladığımız bir kokunun bizi yıllar öncesine, o kokuyu ilk hissettiğimiz ana veya mekâna götürmesini sağlar. Edebiyatta 'Proust Etkisi' olarak adlandırılan bu durum, kokunun zihnimizde uyandırdığı anıların görsel veya işitsel uyaranlara göre çok daha canlı ve duygusal olmasının temel nedenidir. Günümüzde nöropazarlamadan psikoterapiye kadar pek çok alanda bu güçlü bağdan yararlanılmakta, kokuların insan davranışları ve duygu durumu üzerindeki belirleyici rolü üzerine araştırmalar derinleştirilmektedir.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Bisiklet, çağımızın en çevre dostu ve ekonomik ulaşım araçlarından biri olmasının yanı sıra, bireyin fiziksel ve ruhsal sağlığı üzerinde de yadsınamaz derecede olumlu etkilere sahiptir. Düzenli olarak bisiklet kullanmak, kalp ve damar sağlığını destekleyip kas sistemini güçlendirirken zihinsel yorgunluğu ve stresi azaltır. Diğer yandan, günlük hayatta ulaşım için bisiklet tercihinin artması, karbon salınımını azaltarak hava kirliliğinin ve kentlerdeki gürültü yoğunluğunun önüne geçilmesine katkı sunar. Bu yönüyle bisiklet kullanımı, hem bireysel zindelik hem de toplumsal ��evre bilinci açısından çift yönlü katkılar sunan kıymetli bir alışkanlıktır.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Müzikte es (sessizlik), seslerin ritmik akışını kesintiye uğratan basit bir boşluk ya da pasif bir durağanlık anı değildir. Aksine sessizlik; sesin sınırlarını belirleyen, ona hacim kazandıran ve işitilen tınının zihinde yankılanmasına imkân tanıyan kurucu ve dinamik bir unsurdur. Nota satırlarındaki bu boşluklar olmasaydı, seslerin ardı ardına yığılması kaotik bir gürültüye dönüşür; melodinin kendine özgü yapısı, ritmi ve duygusal derinliği tamamen kaybolurdu. Tıpkı mimaride mekânı görünür ve yaşanır kılanın duvarların kendisi değil, o duvarlar arasında kalan boşluklar olması gibi, müzikal bir yapıtta da anlamı ve estetik değeri inşa eden şey sesin fiziksel varlığı kadar sessizliğin bilinçli ve ölçülü kullanımıdır. Nitekim modern bestecilerin sessizliği âdeta bir enstrüman gibi konumlandırması, onun sesin karşıtı değil, tamamlayıcısı ve varoluşsal zemini olduğunu kabul etmelerinden kaynaklanır. Bu bağlamda müzikal sessizlik, sesin yokluğu anlamına gelmez; aksine sesin en saf ve vurucu biçimde algılanmasını sağlayan, dinleyiciyi zihinsel bir katılıma davet eden estetik bir gerilim alanıdır.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Bilimsel bilginin doğası, sıklıkla zannedildiği gibi sarsılmaz doğruların üst üste yığılmasıyla oluşan statik bir yapı değildir. Aksine bilim, durmaksızın kendi kabullerini sorgulayan, yanlışlanabilirliği bir zafiyet değil, gelişimin itici gücü olarak gören dinamik bir süreçtir. Geçmişte doğanın mutlak kanunları olarak kabul edilen pek çok kuram, yeni gözlemlerin ve daha hassas ölçüm araçlarının ortaya çıkışıyla tahtını kaybetmiş veya kapsamlı revizyonlara uğramıştır. Bu durum, bilimin güvenilmez olduğunu de��il, kendini düzeltebilme ve gerçeğe daha fazla yaklaşabilme yeteneğini gösterir. Bilimsel ilerleme, eski paradigmaların yıkılıp yerine yenilerinin kurulmasıyla veya mevcut modellerin sınırlarının çizilmesiyle gerçekleşir. Dolayısıyla bilimi nihai hedefe ulaşmış bir cevaplar bütünü olarak değil, sürekli güncellenen ve gerçeği anlama çabasını temsil eden bir yöntem olarak kavramak gerekir. Bilimin gücü, değişmez doğrular sunmasında değil, değişime ve yeni kanıtlara açık olan metodolojisinde gizlidir.
Bu parçanın ana düşüncesi; bilimin statik bir doğrular yığını olmadığı, aksine kendini sürekli sorgulayan ve yeni verilerle revize eden dinamik bir yöntem olduğudur.
Aşağıdaki paragrafta nöronal budanma süreci ele alınmıştır:
(I) Nöronal budanma, insan beyninin gelişim evrelerinde fazla ve işlevsiz olan sinaptik bağlantıların elenerek sinirsel ağların daha verimli hâle getirilmesi sürecidir. (II) Özellikle çocukluk ve ergenlik dönemlerinde zirveye ulaşan bu fizyolojik ayıklama, az kullanılan sinirsel yolların ortadan kaldırılmasını sağlarken aktif olarak deneyimlenen bağlantıların miyelin kılıfla sarılarak güçlenmesine olanak tanır. (III) Beynin esnek yapısının (nöroplastisite) en somut göstergesi olan budanma mekanizması, öğrenme ve bilişsel kapasiteyi doğrudan şekillendirir. (IV) Bu süreçte ortaya çıkan genetik veya çevresel kökenli aksamalar, otizm ya da şizofreni gibi çeşitli nöropsikiyatrik rahatsızlıkların ortaya çıkışıyla ilişkilendirilir. (V) Dolayısıyla sinaptik budanma, basit bir hücresel kayıp değil; beynin dış dünyayla kurduğu etkileşime göre kendini en verimli şekilde güncellediği dinamik bir mimari tasarımdır.
Buna göre, paragrafta numaralanmış cümleleri, bu cümlelerden yola çıkılarak ulaşılabilecek yardımcı düşüncelerle doğru şekilde e��leştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Aşağıdaki paragrafta numaralanmış cümleleri, bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşüncelerle eşleştiriniz.
Buz Çekirdeği Analizleri
Paleoklimatologlar, geçmiş iklim koşullarını anlamak için Antarktika ve Grönland gibi kutup bölgelerindeki buzul tabakalarından çıkarılan 'buz çekirdeklerini' incelerler.
(I) Yüzlerce metre derinlikten çıkarılan bu silindirik örnekler, yağışların üst üste birikip sıkışmasıyla oluşan ve geçmiş dönemin atmosferik koşullarını hapseden yıllık katmanlardan meydana gelir.
(II) Çekirdeklerin içindeki mikroskobik hava kabarcıkları, karın yağdığı dönemdeki atmosferin gaz bileşimini ve özellikle karbondioksit gibi sera gazlarının oranını doğrudan ölçmeye olanak tanır.
(III) Ayrıca kar tanelerindeki oksijen ve hidrojen izotoplarının oranları, o dönemdeki küresel sıcaklık dalgalanmaları hakkında hassas veriler sunar.
(IV) Buz katmanları arasında biriken volkanik küller ve çöl tozları ise geçmişteki büyük volkanik patlamaların ve atmosferik sirkülasyon kalıplarının tarihlendirilmesinde doğal arşiv niteliği taşır.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Arkeoloji genellikle geçmişin görkemli saraylarını, devasa tapınaklarını ve kralların hazinelerini gün yüzüne çıkaran bir bilim dalı olarak algılanır. Geniş kitlelerin zihnindeki bu algı, müzeleri süsleyen altın taçlar ve devasa heykellerle beslenir. Oysa insanlığın geçmişteki gerçek ritmini, toplumsal ilişkilerini ve yaşam mücadelesini anlamak, egemenlerin bıraktığı bu büyük anıtlardan ziyade sıradan insanların günlük yaşamlarında kullandıkları basit araç gereçlerde gizlidir. Antik bir kentin çöplüğünde bulunan bir çömlek kırığı, paslanmış bir tarım aleti veya mütevazı bir evin tabanındaki ocak kalıntısı, resmi tarih yazımının göz ardı ettiği alt sınıfların yaşayışını, beslenme alışkanlıklarını ve günlük emeğini anlamamızı sağlar. Büyük anıtlar iktidarın ve gücün diliyle konuşarak tek yönlü bir anlatı kurarken sıradan nesneler, sessizce toplumun çoğunluğunun hikayesini aktarır. Bu yüzden arkeolojik kazılarda elde edilen sıradan buluntular, sadece geçmişin estetik düzeyini gösteren sanatsal objeler değildir. Aksine bu buluntular, büyük tarih anlatılarının boşluklarını dolduran ve geçmişin gerçek yaşam pratiklerine doğrudan ��şık tutan en güvenilir belgelerdir.
Bu parçada vurgulanmak istenen temel düşünce aşağıdakilerden hangidir?
Edebî ve felsefi metinlerin inşasında yazarlar, savundukları görüşleri belirgin kılmak, okuru ikna etmek veya anlatımı somutlaştırmak amacıyla çeşitli düşünceyi geliştirme yollarına başvururlar. Metnin dokusunu oluşturan bu yöntemler, yazarın üslup özelliklerini de belirler.
Aşağıdaki numaralanmış metin parçalarını, metinlerde belirgin olarak kullanılan düşünceyi geliştirme yollarıyla eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Geleneksel çocuk oyunları, çocukların akranlarıyla yüz yüze iletişim kurmasını, toplumsal kuralları yaşayarak öğrenmesini sağlayan en önemli sosyalleşme araçlarıdır. Buna karşılık, günümüzün dijital oyun dünyası, çocukları fiziksel gerçeklikten koparıp ekrana bağlayarak onları yalnızlığa sürüklemektedir. Geleneksel oyunlarda paylaşılan somut mekân ve anlık duygusal alışveriş, çocuğun empati yeteneğini güçlendirir. Örneğin mahallede saklambaç ya da körebe oynayan bir çocuk; yenilmeyi kabullenmeyi, iş birliği yapmayı ve arkadaşının duygularını anlamayı doğal bir süreçte öğrenir. Oysa bilgisayar ekranı karşısında saatlerce zaman geçiren bir çocuk, sadece tek yönlü dijital uyarıcılara maruz kalır. Bu durum da yeni neslin sosyal ilişkiler kurmada ve sürdürmede ciddi güçlükler yaşamasına yol açmaktadır. Nitekim psikologlar da bu sanal izolasyonun çocukların ruhsal dengesini bozduğu yönünde uyarılarda bulunmaktadırlar.
Bu parçada düşünceyi geliştirme yollarından karşılaştırma, tanımlama ve örneklendirmeden yararlanıldığı yönündeki değerlendirme doğru mudur?
Tarihî yapıların restorasyonunda sıkça düşülen bir hata, onları ilk inşa edildikleri günkü pürüzsüz ve yepyeni hâllerine döndürme arzusudur. Oysa bir yapının gerçek değeri, yalnızca mimari projesinde ya da kullanılan malzemenin özgünlüğünde saklı değildir. Yapı, asırlar boyunca içinden geçen hayatların, iklimsel koşulların ve toplumsal dönüşümlerin izlerini üzerinde taşır. Yüzeydeki aşınmalar, renk değişimleri ve hatta küçük çatlaklar, binanın zamanla kurduğu sessiz bağın ve tanıklık ettiği yaşanmışlığın somut kanıtlarıdır. Restorasyon süreci, bu yaşanmışlık izlerini birer kusur olarak görüp tamamen yok ettiğinde, yapıyı tarihsel bağlamından kopararak onu geçmişin ruhsuz bir taklidine dönüştürür. Bu nedenle gerçek bir koruma faaliyeti, yapının yalnızca fiziksel dayanıklılığını artırmayı değil, aynı zamanda zamanın onun üzerinde bıraktığı ve ona kimlik kazandıran o estetik katmanı da korumayı amaçlamalıdır. Ancak bu şekilde geçmiş, şimdiki zamana tüm sahiciliğiyle aktarılabilir.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıdaki parçada numaralanmış cümleleri, yazarın yansıttığı duygu veya karakter özellikleri ile eşleştiriniz.
Gökyüzü gözlemciliğine merak sardığım ilk günlerde, odamın penceresinden saatlerce yıldızları izler, evrenin o sonsuz derinliğinde kendimi kaybolmuş gibi hissederdim. (I) Keşke o yıllarda imkânlarım daha elverişli olsaydı da gök cisimlerini çok daha yakından inceleyebilseydim. (II) Şimdilerde ise modern teleskoplarla gökyüzünü izleyebiliyorum fakat eski heyecanımı, o çocuksu merakımı yitirdiğim için içten içe üzülüyorum. (III) Yine de her açık gecede üşenmeden teleskobumu bahçeye kuruyor, soğuk havaya aldırmadan saatlerce yeni bir yıldız kümesi keşfetmek için sabırla bekliyorum. (IV) Biliyorum ki bu uçsuz bucaksız uzayda keşfedilmeyi bekleyen binlerce gizem var ve ben de elbet bir gün yeni bir keşfe imza atacağım.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Bir sanatçının öncelikli gayesi, okurla arasındaki mesafeyi en aza indirmek olmalıdır. Ben de yazarken bu anlayışla hareket ediyor; süslü söz oyunlarından, ağdalı ve karmaşık ifadelerden, zihnimi yoracak mecazlı anlatımlardan özellikle kaçınıyorum. Cümlelerimi inşa ederken gösterişsiz, sade ve herkesin kolayca kavrayabileceği bir dil tercih ediyorum. Çünkü bana göre anlatımı gereksiz yere süslemek, okura iletilmek istenen düşüncenin önüne kalın bir perde çekmekten başka bir işe yaramaz.
Bu parçada kendisinden böyle söz eden bir yazarın, anlatımında aşağıdaki niteliklerden hangisini öne çıkardığı söylenebilir?
Felsefe, insanlığın hazır cevaplar konforundan sıyrılıp soruların labirentine adım atma cesaretidir. Çoğu zaman gündelik yaşamın pratik döngüsünde sorgulanmadan kabul edilen kavramlar, felsefi bir bakışın süzgecinden geçtikçe alışılagelmiş anlamlarını yitirir ve yeni boyutlar kazanır. Felsefe tarihi, sisteme yöneltilen büyük itirazların, yerleşik kabullere meydan okuyan sarsıcı soruların toplamıdır. Bir filozofun asli görevi de topluma kullanışlı reçeteler sunmak ya da insanlar�� mutlak doğrunun durağanlığına ulaştırmak değildir. Aksine o, apaçık görünenin ardındaki çelişkileri görünür kılarak düşünceyi dogmaların kıskacından kurtarmayı amaçlar. Bu yönüyle felsefi çaba, pratik bir fayda sağlama veya hayata doğrudan yön verme kaygısı gütmez. Onun en büyük başarısı, insan zihnini sınırlandıran kalıpları yıkarak bireye kendi düşünme alanını açması ve ona dünyayı yeni baştan sorgulayabilme özgürlüğünü kazandırmasıdır. Dolayısıyla felsefeyi sadece bir bilgi yığını olarak görmek, onun insanı özgürleştiren dinamik yapısını gözden kaçırmak demektir.
Bu parçada felsefi düşünce ile ilgili asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Kağıt, insanlık tarihinin en önemli buluşlarından biri olup bilginin nesiller boyu aktarılmasını sağlamıştır. (II) İlk olarak Çin'de üretilen kağıt, yüzyıllar içinde farklı kültürlerin katkılarıyla bugünkü formunu kazanmıştır. (III) Bu değerli malzemenin yaygınlaşması, matbaanın icadıyla birleşince kitlesel bir bilgi devrimine yol açmıştır. (IV) Günümüzde ise çevre kirliliğini önlemek amacıyla kağıt geri dönüşümüne büyük önem verilmektedir. (V) Kullanılm��ş kağıtların geri dönüştürülmesiyle hem ormanlar korunmakta hem de enerji tasarrufu sağlanmaktadır. (VI) Bu nedenle okullarda ve iş yerlerinde kağıt atık kutularının kullanımı yaygınlaştırılmaktadır.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Estetik, salt duyusal algının sınırlarını aşarak nesnelerin gerisindeki mutlak varoluşsal özü kavrama ve anlamlandırma çabasıdır. Nitekim ünlü sanat felsefecisi Croce, 'Sanat, kavramsal bir kategori değil; doğrudan doğruya sezginin ve özgür ifadenin ta kendisidir.' diyerek bu yaratıcı arayışın ontolojik sınırlarını çizer. Pozitif bilimsel bilgi dünyayı rasyonel ve nesnel ölçümlerle sınırlandırarak açıklamaya çalışırken sanat, insanın içsel hakikatini ve öznelliğini görünür kılma amacı taşır; bu yönüyle sanatın, pozitif bilimlere kıyasla insan ruhunda çok daha derin ve köklü bir varoluşsal temele dayandığı söylenebilir. Yapılan son nöroestetik araştırmalarına göre, deneklerin %68'i nitelikli bir sanat yapıtı karşısında deneyimledikleri estetik hazzın, bilimsel bir kuramı çözümlediklerinde duydukları entelektüel doyumdan niceliksel olarak daha sarsıcı olduğunu belirtmişlerdir. Özünde sanatın bu büyüleyici gücü, insanı kendi gerçekliğiyle yüzleştiren o biricik dönüştürücü işlevinde gizlidir.
Bu parçanın anlatımına ilişkin ortaya konan, 'Metinde birden fazla tanımlama yapılmış, Croce��nin görüşü dolaylı aktarımla tanık gösterilmiş ve karşılaştırmalı nicel verilere dayalı sayısal verilerden yararlanılmıştır.' yargısı doğru mudur?
Aşağıdaki parçada numaralanmış cümleler ile bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşünceleri doğru bir şekilde eşleştiriniz.
(I) Likenler; mantarlar ile alglerin bir araya gelerek oluşturduğu, dış etkilere karşı son derece hassas ortak yaşam (birlik) formlarıdır. (II) Yaprak veya kök gibi koruyucu organları ile kılcal damar sistemleri bulunmadığından, havada bulunan gaz ve partikülleri doğrudan yüzeyleriyle emerler. (III) Bu emilim sırasında havayla birlikte aldıkları toksik maddeleri bünyelerinden uzaklaştıracak bir boşaltım mekanizmasından yoksun oldukları için kirleticiler hücrelerinde birikir. (IV) Hücrelerdeki bu birikim; fotosentez oranının düşmesi, renk değişimleri veya liken türünün tamamen yok olması gibi belirgin fizyolojik tepkilere yol açar. (V) Araştırmacılar, likenlerin bu duyarlılıkları ve gösterdikleri yapısal değişimler sayesinde bir bölgenin hava kalitesini ve kirlilik düzeyini pahalı cihazlara ihtiyaç duymadan tespit edebilirler.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
(I) Çikolata, kakao ağacının tohumlarından elde edilen ve dünya genelinde en çok tüketilen tatlıların başında gelir. (II) Tarihsel süreçte ilk olarak Mezoamerika kültürlerinde sıv�� bir içecek olarak tüketilen bu besin, zamanla Avrupa'ya yayılmış ve modern formunu kazanmıştır. (III) Çikolatanın temel ham maddesi olan kakao ağacı, nemli ve sıcak tropikal iklimleri sever. (IV) Genellikle ekvatorun 20 derece kuzey ve güney enlemleri arasında kalan bol yağışlı bölgelerde yetişir. (V) Bu hassas ağaçlar, doğrudan güneş ışığından korunmak için genellikle daha büyük ağaçların gölgesinde büyütülür. (VI) Yılda iki kez ürün veren kakao ağacının meyveleri olgunlaştığında elle toplanarak işlenmeye başlanır.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?