Paragrafta Anlam
1306 soru
Bilim tarihi, genellikle başarıdan başarıya koşan deha sahibi kahramanların ve mutlak doğruların kesintisiz, kronolojik bir resmi olarak sunulur. Oysa gerçek bilimsel bilgi üretimi, doğası gereği metodolojik yanılmalar, aşılması güç çıkmaz sokaklar ve zamanla yanlışlanmış hipotezlerle doludur. Bir bilim insanının ulaştığı her 'doğru', aslında elenmiş ve çürütülmüş onlarca 'yanlış' olasılığın sağlam temelleri üzerine inşa edilir. Hatalar, araştırmacıyı mevcut hipotezlerini yeniden gözden geçirmeye, elde edilen verileri farklı bir perspektiften okumaya ve yerleşik bilimsel kabullere meydan okumaya zorlar. Bu yönüyle bilimde yanılma payı, bilimsel ilerlemenin önündeki bir engel değil, tam aksine keşif sürecini dinamik kılan, yeni yollar açan kurucu bir ögedir. Yanılgıların ve başarısızlıklar��n dışlandığı, sadece pürüzsüz başarı öykülerinin aktarıldığı tek boyutlu bir bilim anlatısı, bilimin şüpheci, sorgulayıcı ve kendini durmaksızın düzelten doğasını göz ardı etmek anlamına gelir. Dolayısıyla gerçek anlamda bilimi kavramak, onun nihayetinde ulaştığı parlak sonuçlar kadar, bu sonuçlara giden yoldaki sapmaları, denemeleri ve yanlış yolları da sabırla incelemeyi gerektirir.
Bu parçaya göre, bilimsel bilginin gelişiminde hataların ve yanlış yönelimlerin rolüne ilişkin şu iddia ortaya atılmıştır: 'Bilimsel süreçte karşılaşılan yanılgılar ve başarısızlıklar, gelişimi sekteye uğratan geçici engeller olmaktan ziyade; araştırmacıyı sorgulamaya yönlendirerek yeni keşif yollarının kapısını açan ve bilimin kendi kendini düzeltme mekanizmasını çalıştıran kurucu unsurlardır.'
(I) Tarihî yapıların restorasyonu, yalnızca fiziksel bir onarım süreci değil, aynı zamanda geçmişin estetik ve kültürel değerlerini geleceğe aktarma eylemidir. (II) Bu koruma eyleminde temel ilke, yapıya yapılacak müdahalelerin en az düzeyde tutulması ve yapının tarihsel bütünlüğünün korunmasıdır. (III) İtalyan sanat tarihçisi Cesare Brandi de restorasyonu, yapının estetik ve tarihsel çift karakterini gözeten bir takdir ve yeniden sunum süreci olarak tanımlar. (IV) Günümüzde tarihî kent merkezlerindeki sivil mimarlık örneklerinin turizme kazandırılması, yerel ekonomilerin canlanmasında önemli bir rol oynamaktadır. (V) Bu doğrultuda yürütülen çağdaş restorasyon projelerinde, yapıya eklenen yeni parçaların özgün dokudan ayırt edilebilir olması bu kuramsal yaklaşımın en somut yansımasıdır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Kütüphaneler, uzun yıllar boyunca yalnızca kitapların sessizlik içinde korunduğu ve ödünç verildiği statik mekânlar olarak algılanmıştır. Ancak günümüzde bu kurumlar, dijitalleşmenin de etkisiyle kabuk değiştirerek bilginin paylaşıldığı, kültürel etkinliklerin düzenlendiği ve insanların bir araya geldiği dinamik yaşam alanlarına dönüşmektedir. Artık modern bir kütüphaneye giden bir ziyaretçi, sadece raflar arasında dolaşmakla kalmayıp atölye çalışmalarına katılabilmekte, dijital veri tabanlarına erişebilmekte ve ortak çalışma alanlarında projeler üretebilmektedir. Dolayısıyla kütüphaneler, sessiz birer depo olmaktan sıyrılarak toplumsal etkileşimin ve ortak üretimin canlı birer merkezi hâline gelmektedir.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Günlük yazmak, insanın kendisiyle baş başa kaldığı, iç dünyasındaki karmaşayı kâğıda dökerek durulduğu sessiz bir limandır. Birey, gün boyunca yaşadığı olayları, hissettiği duyguları günlük sayfalarına aktarırken aslında kendi kendisiyle hesaplaşır ve kendini daha yakından tanıma fırsatı bulur. Başkalarına anlatamadığı kaygıları, sevinçleri ve hayalleri günl��ğün sırdaşlığına bırakır. Bu yönüyle günlük tutmak, sadece geçmişi kaydetmekle kalmaz; aynı zamanda insanın kendi gelişim sürecini izlemesine ve içsel bir dinginliğe kavuşmasına yardımcı olan bir tür kişisel terapi işlevi görür.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Müzelerde nesnelerin ait oldukları kültürel ve gündelik yaşam bağlamından koparılarak vitrinler ardında izole birer sanat yapıtı gibi sunulması, izleyicide geçmişe dair çarpık bir algı oluşturmaktadır. Bu sunum biçimi, nesneyi üreten toplumun üretim ilişkilerini, inançlarını ve sosyal dinamiklerini görünmez kılar. Nesne, tarihsel derinliğinden sıyrılarak sadece estetik bir seyir unsuruna dönüştüğünde, müze ziyaretçisi geçmişi bir bilgi alanı olarak değil, nostaljik bir imge deposu olarak tüketmeye başlar. Dolayısıyla müzecilik pratikleri, nesnelerin maddi varlığını korurken onların toplumsal bellekteki gerçek işlevlerini unutturan birer araç haline gelebilmektedir.
Bu parçada müzecilik pratikleriyle ilgili olarak asıl yakınılan durum aşağıdakilerden hangisidir?
Zamanın bu kadar hızlı akıp gideceğini, saçlarıma düşen ilk akla kadar hiç düşünmemiştim. Gençliğin o delişmen günlerinde, önüme serilen kıymetli fırsatların değerini bilmek yerine hep yarınları erteledim, sorumluluklarımdan kaçtım. Keşke o dönemlerde büyüklerimin tecrübeli seslerine daha çok kulak kabartsaydım, o tozlu kütüphane raflarında bilimle daha çok vakit geçirseydim. Şimdi geriye dönüp baktığımda, elimde kalan koca bir hiçlikten ve gençlik hevesleriyle boşa harcanan o güzelim yıllardan başka bir şey göremiyorum. Yapabileceğim o kadar çok şey varken durup sadece beklemek, şimdi yüreğimde derin bir sızıya dönüşüyor. İnsan, elindekinin değerini ancak onu tamamen kaybettiğinde anlıyormuş. Geçmişin bu pişmanlığı, şimdiki zamanın en ağır yükü haline geldi.
Bu parçada kendisinden söz eden kişinin içinde bulunduğu baskın duygu durumu aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıdaki paragrafta numaralanmış cümlelerle bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşünceleri doğru şekilde eşleştiriniz.
(I) Likenler, mantarlar ve alglerin bir araya gelerek oluşturduğu ortak yaşam birliği sayesinde yeryüzünün en zorlu çevre koşullarında bile hayatta kalmayı başarabilen sıra dışı organizmalardır. (II) Bu hassas birliktelikte mantar bileşeni, algi kuruma ve aşırı güneş ışığı gibi dış tehlikelerden koruyarak ona gerekli su ve mineralleri sağlar. (III) Alg bileşeni ise gerçekleştirdiği fotosentez süreciyle mantarın tek başına üretemediği organik besin maddelerini sentezler. (IV) Karşılıklı yardımlaşmaya ve uyuma dayalı olan bu özel yaşam biçimi, likenlerin çıplak kayalar gibi verimsiz zeminlerde bile tutunarak yeni canlı türlerinin yaşamasına zemin hazırlayan ekolojik öncüler olmasını kolaylaştırır.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Son yıllarda metropollerde yaşayan insanların kendi sebze ve meyvelerini yetiştirmek amacıyla mahalle aralarında kurdukları şehir bostanları, sadece tarımsal bir uğraş olmanın ötesine geçmiştir. Beton yığınları arasında nefes alacak bir alan arayan kent sakinleri, bu bostanlarda bir araya gelerek ortak bir amaç etrafında birleşmektedir. Toprakla uğraşmak bireysel stresi azaltırken; komşuların birlikte çapa yapması, tohum paylaşması ve ürünleri bölüşmesi kaybolan mahalle kültürünü ve toplumsal dayanışmayı yeniden canlandırmaktadır. Böylece şehir bostanları, modern insanın doğadan ve birbirinden kopuşuna karşı güçlü bir sosyal köprü görevi üstlenmektedir.
Bu parçada aşağıdakilerin hangisinden söz edilmektedir?
Pareidolia, insan beyninin çevresindeki belirsiz veya rastgele uyarıcılardan anlamlı örüntüler, özellikle de insan yüzleri çıkarma eğilimidir. Diğer algısal yanılsamalardan farklı olarak bu durum, evrimsel süreçte avcıları hızla fark etmemizi sağlayan hayati bir savunma mekanizmasının günümüze ulaşan bir uzantısıdır. Bulutları gökyüzünde koşan atlar şeklinde hayal etmek, duvar prizlerinde şaşkın bir insan yüzü ifadesi görmek ya da kızarmış bir ekmek diliminde tanıdık bir silüet seçmek bu eğilimin günlük hayattaki yansımalarıdır. İnsan zihni, doğadaki belirsiz şablonları tanıdık formlara dökerek kaotik dünyayı anlamlandırmaya ve kendini her an güvende hissetmeye çalışır. Bu çaba, dış dünyadan aldığımız karmaşık duyusal verileri geçmiş deneyimlerimizin filtresinden geçirerek şekillendiren ve hayatta kalmamızı kolaylaştıran otomatik bir bilişsel süreçtir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangilerine başvurulmuştur?
Antik kentlerde yürütülen arkeolojik kazılarda gün ışığına çıkarılan pişmiş topraktan yapılmış minyatür arabalar, eklemli bebekler ve misketler; geçmişin çocukluk dünyasına aralanan büyülü birer kapıdır. Bazı araştırmacılar bu buluntuları yalnızca dinsel ritüellerin veya adak törenlerinin birer parçası olarak görme eğilimindedir. Oysa bu nesnelerin üzerindeki aşınma izleri, parmak izleri ve kullanım yıpranmaları, onların doğrudan çocuk oyunlarında tüketildiğini açıkça kanıtlamaktadır. Tapınak kalıntılarında bulunmuş olmaları, dinsel bir amaç taşımalarından ziyade, oyun çağını tamamlayan çocukların en sevdikleri eşyaları tanrılara sunma geleneğinden kaynaklanır. Dolayısıyla antik dönemin oyuncaklarını sadece kutsal törenlerin nesneleri olarak tanımlamak, geçmişin gündelik yaşam dinamiklerini ve çocuk dünyasını tek boyutlu bir bakış açısıyla sınırlandırmaktır.
Bu parçada, antik dönem oyuncaklarına dair yerleşik bir görüşe karşı çıkılarak yazarın kendi savını kanıtlama ��abası doğrultusunda tartışmacı anlatım biçiminin belirleyici özelliklerine yer verilmiştir.
Bal arıları, yalnızca bal üretimiyle değil, bitkilerin tozlaşmasında üstlendikleri kritik rolle de yeryüzündeki yaşamın devamlılığını sağlar. Çiçekten çiçeğe konarak polen taşıyan bu canlılar, meyve, sebze ve tahıl ürünlerinin çoğalmasına doğrudan katkıda bulunur. Bilimsel araştırmalar, küresel gıda üretiminin yaklaşık yüzde otuzunun arıların gerçekleştirdiği tozlaşma faaliyetine bağımlı olduğunu göstermektedir. Bu nedenle arı popülasyonlarındaki herhangi bir azalma, tarımsal üretimi ve biyolojik çeşitliliği doğrudan tehlikeye atmaktadır. Kısacası arılar, doğanın görünmez mimarları olarak ekolojik dengenin korunmasında en temel halkalardan birini oluşturmaktadır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
(I) Balinalar, okyanusun derinliklerinde kilometrelerce mesafeden birbirleriyle iletişim kurabilmek için son derece gelişmiş ses dalgaları kullanırlar. (II) Bu devasa canlıların çıkardığı düşük frekanslı sesler, suyun altında havaya oranla yaklaşık dört kat daha hızlı yayılır. (III) Özellikle kambur balinaların şarkı benzeri ritmik sesleri, hem çiftleşme dönemlerinde eş bulmalarını hem de sürü içi koordinasyonu sağlar. (IV) Son yıllarda artan tanker trafiği, petrol arama faaliyetleri ve askeri sonarlar okyanuslardaki doğal gürültü seviyesini ciddi oranda yükseltmiştir. (V) Oluşan bu yapay arka plan gürültüsü, balinaların birbirlerinin sesini duymasını engellemekte ve onların yön duygularını yitirmelerine yol açmaktadır. (VI) İletişim ağları kopan canlılar, beslenme alanlarını bulamadıkları gibi çoğunlukla kıyıya vurarak toplu ölümlerle karşı karşıya kalmaktadır.
Bu paragraf iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Yıllar geçip giderken insanın heybesinde birikenler sadece anılar olmuyor, o anıların ruhumuzda bıraktığı derin izler de bizimle yürüyor. (I) Oysa o günlerde yanımda olacağını, bu zorlu yolda elimi tutacağını hayal etmiştim; meğer herkes kendi gölgesinin peşindeymiş. (II) Artık bu kentin gürültülü sokaklarında saatlerce yürümek, o bitmek bilmeyen korna seslerine katlanmak benim için sıradan bir sabah yürüyüşünden farksız hale geldi. (III) Ne olursa olsun, önüme çekilen bu kalın duvarları birer birer yıkıp o hedefe ulaşacağım günü sabırla inşa etmeye devam edeceğim. (IV) Çocukluğumun o tozlu yollarında, dedemin bahçesindeki ıhlamur kokusunu içime çektiğim günleri yeniden yaşamak için bugün sahip olduğum her şeyi feda edebilirim.
Bu parçada numaralanmış cümleleri, yansıttıkları baskın duygu durumları veya karakter özellikleriyle eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Fotoğraf sanatı, gerçekliği olduğu gibi yansıtan nesnel bir ayna değildir; aksine, vizörün arkasındaki öznenin dünyayı kendi algı süzgecinden geçirerek yeniden inşa ettiği kurmaca bir alandır. Birçok insan kameranın deklanşörüne basıldığı anın, hayatın dondurulmuş bir hakikat dilimi olduğunu sanır. Oysa fotoğrafçı, kadraja neyi alacağına ve en önemlisi neyi dışarıda bırakacağına karar verirken zaten gerçeği bükmeye başlamıştır. Işığın açısı, gölgenin derinli��i ve seçilen odak noktası, ham gerçeği sanatçının zihnindeki öznel tasarıma dönüştüren sessiz müdahalelerdir. Dolayısıyla fotoğraf, görünenin kaydı değil, görünmeyenin seçilip öne çıkarılması eylemidir.
Bu parçanın anlatımında, okuyucunun yerleşik bir kanısını değiştirmek amacıyla tartışmacı anlatım biçimi kullanılmış ve düşünceyi geliştirme yollarından tanımlamaya başvurulmuştur.
Küresel ısınma, dünya genelinde iklim düzenini bozarak büyük kuraklıklara neden olmaktadır. (I) Özellikle tarım alanları, su kaynaklarının tükenmesiyle birlikte çölleşme tehlikesiyle karşı karşıyadır. (II) Toprağın nemini kaybetmesi, ekilen ürünlerin büyümesini ve olgunlaşmasını engellemektedir. (III) Bu durum, tarımsal verimliliğin düşmesine ve dolayısıyla gıda krizine yol açmaktadır. (IV) Dolayısıyla iklim kriziyle mücadelede acilen küresel adımlar atılması zorunludur. (V)
Bu parçada numaralanmış yerlerden hangisine "Nitekim uzmanlar, yakın gelecekte temel gıda maddelerine ulaşmanın çok daha zor olacağını belirtmektedir." cümlesi getirilmelidir?
(I) Kahve, Habeşistan'ın Kaffa bölgesinde başlayan yolculuğuyla zamanla tüm dünyayı saran büyük bir kültürel simge hâline gelmiştir. (II) İlk olarak Yemen'de sufiler tarafından uyanık kalmak amacıyla tüketilen bu içecek, kısa sürede sosyal hayatın merkezine yerleşmiştir. (III) Kahvehanelerin açılmasıyla birlikte insanlar bir araya gelerek edebiyat, felsefe ve siyaset üzerine sohbet etme imkânı bulmuşlardır. (IV) Kahve çekirdeklerinin kalitesi, yetiştirildiği bölgenin iklim koşullarına, toprak yapısına ve deniz seviyesinden yüksekliğine doğrudan bağlıdır. (V) Bu yönüyle kahve, sadece bir içecek olmanın ötesine geçerek entelektüel tartışmaların ve toplumsal etkileşimin en önemli tetikleyicilerinden biri olmuştur.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Koku, insan hafızasının en sadık ve en duyarlı bekçisidir. Diğer duyu organlarımızdan gelen uyarılar beyinde ��nce talamus süzgecinden geçip işlenirken koku duyusu, doğrudan duygu ve hafıza merkezimiz olan amigdala ile hipokampusa ulaşır. Bu doğrudan hat sayesinde, yıllar önce ziyaret ettiğimiz bir sahil kasabasının kokusu, zihnimizde o güne dair tüm görsel ve işitsel detayları anında canlandırabilir. Görsel uyarıcıların hatırlanma oranı aylar içinde hızla düşerken kokuyla ilişkilendirilmiş anıların yıllar sonra bile neredeyse ilk günkü netliğiyle korunması bu yüzdendir. Dolayısıyla koku, sadece fiziksel bir algı değil; insanı zaman ve mekân sınırların��n ötesine taşıyan, geçmişi şimdiki ana bağlayan duyusal bir köprüdür.
Bu parçanın anlatımında, bilgi verme amacı taşıyan açıklayıcı anlatım biçimi ağır basmaktadır ve düşünceyi geliştirmek amacıyla karşılaştırmaya başvurulmuştur.
Metin:
Çeviri, çoğu zaman bir dildeki sözcüklerin başka bir dildeki karşılıklarını bulup yerleştirmekten ibaret, mekanik bir aktarım süreci olarak görülür. Oysa bir metni başka bir dile taşımak, yalnızca sözcüklerin sözlük anlamlarını devretmek değil; o metnin doğduğu kültürün duygu dünyasını, tarihsel birikimini ve dilin kendine özgü ritmini yeniden üretmektir. Gerçek bir ��evirmen, yazarın sadece ne söylediğini değil, bunu söylerken hangi kültürel kodlardan beslendiğini ve dilin sınırlarını nasıl zorladığını da kavramak zorundadır. Bu yönüyle çeviri, kaynak metne kölece bağlı bir taklit eylemi değil; hedef dilin olanaklarıyla gerçekleştirilen, yaratıcı bir yeniden yazma ve yorumlama sürecidir. Çevirmen de bir aktarıcı olmanın ötesinde, iki farklı kültür arasında köprü kurarken yeni bir estetik nesne ortaya koyan bir sanatkârdır. Dolayısıyla çeviri eser, orijinal metnin sönük bir gölgesi değil, yeni bir dilde yeniden hayat bulmuş özgün bir varoluştur.
Değerlendirme:
Bu metnin ana düşüncesi; çevirinin, sözcük düzeyinde mekanik bir aktarımın ötesine geçerek kaynak metnin kültürel ve sanatsal değerlerini hedef dilde yeniden biçimlendiren yaratıcı bir yeniden var etme süreci olduğudur.
Modernist edebiyatta zaman algısının dönüşümünü ele alan bu cümlelerin anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturabilmesi için doğru sıralaması nasıl olmalıdır?
Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin
Aşağıdaki parçada bir cam üfleme ustasının sanatına dair ifadeleri yer almaktadır. Sol sütunda verilen cümleleri, sağ sütunda verilen ve bu cümlelerin yansıttığ�� karakter özelliği veya duygu durumuyla doğru bir şekilde eşleştiriniz.
"Ateşin karşısında geçirdiğim her an, maddenin direnciyle girilen sessiz bir düellodur benim için. Akışkan camın o delişmen, ele avuca sığmaz hâlini şekillendirmeye çalışırken sabrın en uç sınırlarında gezinirim. Bazen tek bir nefes hatası, saatlerce emek verdiğim bir eserin tuzla buz olmasına yol açar; o an içimde biriken burukluğu tarif edemem ama asla ateşi söndürüp gitmeyi düşünmem. Herkesin kırılgan ve dayanıksız gördüğü bu malzemeden, yıllara meydan okuyacak bir zarafet süzüp çıkarmak, bana bu dünyada var olduğumu hissettiren yegane şeydir. Kendi ellerimle var ettiğim o şeffaf gövdeye son kez bakıp onu fırından çıkarırken, yaratılan güzelliğin gururunu her hücremde hissederim."
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler