Paragraf
590 questions
I. Bilim insanları, doğadaki bu kusursuz biyolojik sistemden ilham alarak yapay kromatofor teknolojileri geliştirmek için kollarını sıvamıştır.
II. Bu araştırmalar sonucunda üretilen b��külebilir ve renk değiştirebilen yeni nesil akıllı malzemelerin, yakın gelecekte askeri kamuflajlardan akıllı telefon ekranlarına kadar geniş bir alanda kullanılması hedeflenmektedir.
III. Hücrelerin etrafındaki kasların kasılıp gevşemesiyle çalışan bu mekanizma, canlının hem avcılardan gizlenmesini hem de kendi türüyle iletişim kurmasını sağlar.
IV. Söz konusu teknolojinin temelini ise mürekkep balığının hücre yapısını taklit eden ve elektrik akımıyla renk pigmentlerini harekete geçiren mikro düzeydeki pikseller oluşturmaktadır.
V. Kafadan bacaklılar sınıfına ait mürekkep balıkları, derilerinde bulunan ve "kromatofor" adı verilen pigment hücreleri sayesinde renklerini saniyeler içinde değiştirebilirler.
Yukarıdaki numaralanmış cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında hangisi baştan üçüncü olur?
Müzik dinleme deneyimi, temelde beynin sürekli olarak bir sonraki notayı veya ritmik kalıbı tahmin etme çabasıdır. Zihnimiz, geçmiş deneyimlerden yola çıkarak duyduğu ezgilerin nasıl devam edeceğine dair beklentiler oluşturur. Beklentilerin tam olarak karşılanması bir rahatlama hissi uyandırırken, bu beklentilerin geciktirilmesi ya da beklenmedik şekillerde bozulması zihinsel bir gerilim yaratır. ----. İşte bu dinamik yapı, müziğin bizde yoğun duygusal tepkiler uyandırmasının temelini oluşturur. Besteciler de bu psikolojik mekanizmayı bilinçli bir şekilde kullanarak dinleyicinin dikkatini ve duygusal durumunu yönlendirirler.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Edebi tercümede erek dilin kültürel kodlarına tam uyum sağlama (yerlileştirme) çabası, metni okur için pürüzsüz ve tanıdık kılarken aslında metnin ait olduğu kültürün özgün dünyasını ve dilsel farklılıklarını görünmez kılar. Buna karşılık, kaynak metnin yabancılığını koruyan (yabancılaştırma) bir yaklaşım, okuru kendi dilinin alışılmış sınırlarının dışına çıkmaya zorlar. Çeviri eylemi, yalnızca iki dil arasında bir köprü kurmak değil, erek kültürün kendi düşünce dünyasında açacağı gediklerle onun sınırlarını genişletmek ve dönüştürmektir. Dolayısıyla başarılı bir çeviri, okuru rahat ettiren bir uyumlamadan ziyade, onu yabancı olanla yüzleştirerek kendi dilinin ve kültürünün mutlaklığı algısını sarsan bir edimdir.
Bu parçada çeviri eylemiyle ilgili olarak vurgulanmak istenen temel düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
I. Nitekim klasik anahtar-kilit modelinin açıklayamadığı, aynı şekle sahip ancak farklı kokan bazı moleküllerin varlığı bu yeni teoriyi desteklemektedir.
II. Ancak koku almadaki bu elektro-kimyasal süreçlerin ardındaki gizem, klasik fizik yasalarıyla tam olarak aydınlatılamamıştır.
III. Bu durum ise kuantum mekaniğindeki tünelleme olayının, koku reseptörlerinin molekülleri ayırt etmesinde temel bir rol oynadığını düşündürmektedir.
IV. Koklama duyusu, havada asılı duran uçucu kimyasal moleküllerin burnumuzdaki reseptörlerle etkileşime girmesiyle başlar.
V. İşte bu tıkanıklığı aşmak amacıyla ortaya atılan titreşim teorisi, reseptörlerin molekülün şeklini değil, kimyasal bağlarının titreşim sıklığını algıladığını ileri sürer.
Yukarıdaki numaralanmış cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında baştan üçüncü cümle hangisi olur?
Pozitif psikolojinin öncülerinden Mihaly Csikszentmihalyi tarafından ortaya atılan 'akış' kuramı, bireyin bir etkinliğe kendini tamamen kaptırdığı, zaman ve mekân algısının kaybolduğu yoğun bir odaklanma durumunu tanımlar. Bu duruma ulaşabilmek için kişinin sahip olduğu beceri düzeyi ile üstlendiği görevin zorluğu arasında hassas bir dengenin bulunması gerekir. Görev, kişinin becerilerinin çok üzerindeyse kaygı ve stres; becerilerinin çok altındaysa can sıkıntısı ve ilgisizlik ortaya çıkar. Akış deneyimi sırasında eylemler birbirini kendiliğinden takip eder ve kişi dışsal bir ödül beklentisiyle değil, yalnızca eylemin kendisinden duyduğu haz nedeniyle sürece katılır. Bu süreçte benlik bilinci geçici olarak devre dışı kalırken, kişi yaptığı işle bütünleşir. Dolayısıyla akış, sadece yaratıcı sanatçılara ya da sporculara özgü olmayıp, günlük yaşamdaki sıradan işlerde de doğru koşullar sağlandığında deneyimlenebilen evrensel bir zihinsel durumdur.
Bu parçaya göre "akış" kuramı ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Plasebo etkisi, hastaların etkin bir madde içermeyen kimyasal bileşenler aldıklarında bile fizyolojik veya psikolojik iyileşme göstermesi durumudur. Uzun yıllar boyunca bu şaşırtıcı etkinin ortaya çıkması için hastanın mutlaka kandırılması gerektiği, yani kullanılan sahte ilacın gerçek olduğuna inanmasının şart olduğu savunulmuştur. Ancak son yıllarda yürütülen 'açık etiketli plasebo' araştırmaları, bu geleneksel kabulü temelden sarsmıştır. Bu deneysel çalışmalarda hastalara aldıkları kapsüllerin tamamen etkisiz maddelerden oluştuğu açıkça söylenmiş, buna rağmen hastaların klinik semptomlarında belirgin gerilemeler gözlenmiştir. Araştırmacılar, bu beklenmedik sonucu insan beyninin tedavi ritüellerine (doktora gitmek, düzenli ilaç yutmak gibi davranışsal eylemlere) verdiği koşullu tepkilerle açıklamaktadır. Başka bir deyişle zihin, ilacın sahte olduğunu bilse dahi tedavi sürecinin kendisine odaklanarak bedende somut fiziksel tepkiler üretebilmektedir. Bu yeni bulgular, modern tıp dünyasında tedavi ilişkisinin doğasını ve hasta-hekim etkileşiminin kendi başına iyileştirici potansiyelini yeniden tartışmaya açmıştır.
Bu parçaya göre 'açık etiketli plasebo' ile ilgili aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
Modern kent planlamasında uzun yıllar boyunca görsel unsurlar, mimari estetik ve alanın işlevsel bölümlenmesi ön planda tutulmuş; kentin işitsel boyutu ise sadece 'gürültü kontrolü' gibi koruyucu veya engelleyici teknik tedbirlerle sınırlı kalmıştır. Oysa akustik ekoloji, bir şehrin kimliğinin ve orada yaşayanların yaşam kalitesinin sadece gözle görülenlerle değil, o çevrenin sunduğu ses peyzajıyla da doğrudan ilişkili olduğunu savunur. Bir parkın yaprak hışırtısı, sokak satıcılarının ritmik bağırışları ya da eski bir mahallenin kendine özgü uğultusu, o yerin mekânsal belleğini oluşturur. Kentleri sadece gürültünün azaltıldığı sessiz steril alanlar olarak tasarlamak yerine, toplumsal bağı güçlendiren ve bireye huzur veren olumlu ses peyzajlarının korunup geliştirilmesi gerekir. Ancak bu şekilde, insan ile kentsel çevre arasında sağlıklı ve sürdürülebilir bir bağ kurulabilir.
Bu parçada vurgulanmak istenen temel düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Nümizmatik, geçmi�� uygarlıkların ekonomik, sosyal ve kültürel yapılarını sikkeler üzerinden inceleyen önemli bir tarih yardımcı disiplinidir. (II) Eski dönemlerden günümüze ulaşan bu metal paralar; basıldıkları dönemin metalurji bilgisini, ekonomik gücünü ve üzerinde taşıdığı semboller vasıtasıyla devletlerin egemenlik anlayışını yansıtır. (III) Tarihçiler, yazılı belgelerin yetersiz kaldığı durumlarda sikkelerin üzerindeki hükümdar isimleri ve basım tarihleri sayesinde kronolojik boşlukları doldururlar. (IV) Sikke basım teknolojisi ise antik çağlardan bu yana büyük bir değişim geçirerek el işçiliğinden endüstriyel makineleşmeye evrilmiştir. (V) İlk olarak Lidyalılar tarafından erimiş metalin iki kalıp arasında çekiçle dövülmesiyle yapılan bu üretim, günümüzde bilgisayarlı sistemler ve yüksek tonajlı hidrolik preslerle gerçekleştirilmektedir. (VI) Bu teknolojik dönüşüm, paranın sadece üretim hızını ve miktarını artırmakla kalmamış, aynı zamanda sahteciliğe karşı geliştirilen güvenlik unsurlarını da karmaşıklaştırmıştır.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Gazeteci:
(I) --------------------------------------
Gastronomi Tarihçisi:
- Bir coğrafyanın mutfak kültürünün sadece orada yetişen tarım ürünleriyle şekillendiğini düşünmek eksik bir yaklaşımdır. Elbette iklim ve toprak yapısı temel belirleyicilerdir ancak ticaret yolları, göç dalgaları ve hatta savaşlar gibi tarihsel olaylar, malzemelerin sınırları aşmasını sağlayarak mutfakları dönüştürür. Örneğin, domates ve biberin Amerika kıtasının keşfinden önce Akdeniz mutfağında bulunmadığını düşündüğümüzde, bugün vazgeçilmez saydığımız birçok lezzetin aslında küresel etkileşimlerin bir sonucu olduğunu görürüz.
Gazeteci:
(II) --------------------------------------
Gastronomi Tarihçisi:
- Kesinlikle. Ancak bu etkileşim her zaman tek tip bir kültürel benzeşmeye yol açmaz. Aksine, dışarıdan gelen yeni bir malzeme veya pişirme tekniği, yerel geleneklerle harmanlanarak tamamen özgün ve yeni sentezler oluşturur. Yani küreselleşme yerel mutfakları yok etmek yerine, onlara yeni ifade alanları kazandırabilir; yeter ki yerel kimlik bu yeni unsurları kendi süzgecinden geçirebilecek köklere sahip olsun.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Küresel etkileşimler sonucu malzemelerin yayılması, yerel mutfakların özgünlüğünü kaybedip tek tipleşmesine mi yol açar?
II. Geleneksel yemek tariflerinin modern mutfaklarda aslına uygun olarak korunması sizce neden önemlidir?
II. Farklı kültürlerin mutfak alışkanlıklarını benimsemek, toplumların kültürel kimliklerini nasıl etkiler?
II. Yerel üreticilerin desteklenmesi, küreselleşmenin mutfaklar üzerindeki olumsuz etkilerini azaltabilir mi?
II. Küreselleşmenin getirdiği yeni lezzetlerin yerel mutfaklara entegrasyonu ne kadar sürmektedir?
Bilimsel araştırma süreçlerinde, başlangıçtaki hipotezlerin doğrulanmadığı ya da beklentilerin aksine sonuçlanan deneylerin —yani olumsuz sonuçların— saygın akademik dergilerde kendine yer bulamaması, bilimin kendi kendini düzeltme mekanizmasına ciddi bir sekte vurmaktadır. Günümüz akademik dünyasında hüküm süren 'yayınlama baskısı', araştırmacıları yalnızca başarıya ulaşmış ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş çıktıları sunmaya teşvik etmektedir. Oysa çıkmaz sokakların, başarısız denemelerin ve doğrulanmayan teorilerin açıkça belgelenmesi; diğer bilim insanlarının aynı hatalı yolları tekrar yürüyerek zaman, emek ve bütçe israf etmesini önleyecek yegane kılavuzdur. Dolayısıyla başarısız araştırmaların akademik literatürden dışlanarak görünmez kılınması, bilimsel bilgi birikiminin taraflı ve eksik bir zemin üzerine inşa edilmesine yol açmakta ve nihayetinde insanlığın kolektif ilerleyişini yavaşlatmaktadır.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
I. Ancak bu hassas ruloların fiziksel olarak açılmaya çalışılması, onların ufalanıp yok olmasına neden oluyordu.
II. Vezüv Yanardağı'nın MS 79 yılındaki patlamasında lavlar altında kalarak kömürleşen Herculaneum papirüsleri, antik dünyaya dair eşsiz yazılı belgeler barındırmaktadır.
III. Son yıllarda geliştirilen yüksek ç��zünürlüklü X-ışını tomografisi ve yapay zeka algoritmaları ise bu açmazı çözmeyi başardı.
IV. Bu yenilikçi yöntem sayesinde rulolar hiç açılmadan, içlerindeki mürekkep izleri dijital ortamda katman katman taranarak okunabilir hâle getirildi.
V. Bu durum, yüzyıllardır kütüphanelerde saklanan ama içeriğine ulaşılamayan yüzlerce rulo için yeni bir dönemin başlangıcı anlamına geliyor.
Yukarıdaki numaralanmış cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında hangisi baştan dördüncü cümle olur?
(I) Gökyüzündeki renk dalgalanmaları olan kutup ışıkları, insanlık tarihi boyunca mistik bir hayranlıkla izlenmiş ve pek çok coğrafyada kültürel anlatılara konu olmuştur. (II) Eski İskandinav mitolojisinde bu ışımalar, gökyüzünde koşan efsanevi savaşçıların kalkanlarından sızan parıltılar olarak betimlenmiştir. (III) Bazı Kuzey Amerika yerlileri ise bu göksel parıltıların, ölen atalarının ruhlarının gökyüzünde gerçekleştirdiği danslar olduğuna inanmıştır. (IV) Kutup ışıklarının ardındaki bu efsanevi perde, ancak 20. yüzyılın başlarında yapılan modern bilimsel çalışmalarla aralanabilmiştir. (V) Güneş rüzgarlarıyla taşınan elektron ve protonların Dünya'nın manyetik alanıyla etkile��ime girmesi, bu atmosfer olayının fiziksel kaynağını oluşturur. (VI) Atmosferdeki gaz atomlarıyla çarpışan yüklü parçacıklar, enerjilerini ışık olarak salarak gökyüzünde göz alıcı şeritler meydana getirir.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Sosyolog Georg Simmel, modern metropol yaşamının bireyin zihinsel dünyası üzerindeki etkilerini incelerken 'bıkkınlık' (blase) tavrını öne çıkarır. Simmel’e göre metropol, insanın her an değişen içsel ve dışsal uyarıcıların bombardımanına maruz kaldığı bir mekândır. Taşra yaşamının sakin, ritmik ve alışılmış akışına tezat oluşturan bu yoğun duyusal uyarım karşısında birey, ruhsal bütünlüğünü korumak adına bir savunma mekanizması geliştirir. Bu mekanizma, dış dünyadan gelen etkilere karşı duyarsızlaşma ve olayları derinlemesine hissetmek yerine onları entelektüel bir süzgeçten geçirerek nesnelleştirme eğilimidir. Böylece metropol insanı, kendisini çevreleyen aşırı uyaran yükünü zihninde değersizleştirerek bir tür kayıtsızlık zırhı kuşanır. Bu tavır, bireyin metropolün kaotik yapısında hayatta kalabilmesini sağlarken aynı zamanda onu toplumsal ilişkilerde mesafeli ve soğuk bir konuma sürükler.
Bu parçada Georg Simmel’in metropol yaşamına dair 'bıkkınlık' (blase) kavramı ve etkileriyle ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Dijital minimalizm, teknolojiyi hayatımızdan tamamen çıkarmayı değil, onu yalnızca kişisel değerlerimize doğrudan hizmet eden araçlarla sınırlandırmayı savunan bir yaşam felsefesidir. Bu felsefeye göre, her yeni dijital aracın hayatımıza girmesi, dikkatimizin daha fazla bölünmesine ve yüzeysel ilişkilerin artmasına yol açar. Dijital minimalistler, sosyal medyanın sunduğu anlık tatminlerin yerine, derin odaklanma gerektiren uğraşları ve yüz yüze iletişimi koymayı amaçlarlar. Böylece birey, teknolojinin pasif bir tüketicisi olmaktan çıkıp kendi zamanını ve dikkatini bilinçli bir şekilde yöneten aktif bir özneye dönüşür. Dijital minimalizm, hayatı basitleştirerek zihinsel yorgunluğu azaltmayı ve bireyin içsel huzura ulaşmasını hedefler.
Bu parçadan hareketle dijital minimalizmle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaş��lamaz?
Aşağıdaki parçayı okuyarak soruyu cevaplayınız.
Fransız filozof Denis Diderot, kendisine hediye edilen gösterişli sabahlığın ardından kaleme aldığı yazıda, yeni sabahlığının odasındaki diğer tüm eşyaları ne kadar rüküş gösterdiğinden yakınır. Bu estetik uyumsuzluğu gidermek amacıyla önce masasını, ardından duvar halısını ve nihayetinde tüm mobilyalarını yenisiyle değiştirir. Sürecin sonunda kendisini borç içinde bulan Diderot, tüketim sarmalını tetikleyen bu durumu betimler. Günümüzde 'Diderot Etkisi' olarak adlandırılan bu kavram, bireyin mevcut kimliğiyle ya da yaşam alanıyla bütünleşen yeni bir nesne edinmesinin, onunla uyumlu başka nesneler edinme arzusunu kamçılayarak durdurulamaz bir satın alma zinciri yaratmasını ifade eder. Bu etki, tüketim dünyasında nesnelerin sadece işlevsel değerleriyle değil, birbirlerini tamamlayan birer statü ve kimlik göstergesi olarak konumlandırılmasıyla doğrudan ilişkilidir.
Bu parçadan hareketle 'Diderot Etkisi' ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
Edebiyat eleştirisinde uzun süre arka planda kalan ve yalnızca olayların gerçekleştiği pasif bir dekor olarak görülen mekân kavramı, yirminci yüzyılın son çeyreğinde yaşanan 'mekânsal dönemeç' (spatial turn) ile birlikte kurucu bir özneye dönüşmüştür. Artık mekân, karakterlerin eylemlerini çevreleyen durağan bir kap değil; toplumsal ilişkileri üreten, dönüştüren ve anlatının zamansal akışını biçimlendiren aktif bir faildir. Roman kişisinin i�� dünyasındaki çatışmalar, mekânın fiziksel sınırlarında ya da geçirgenliğinde somutlaşırken mekânın kendisi de ideolojik mücadelelerin ve güç ilişkilerinin sahnelendiği bir mücadele alanıdır. Bu yeni yönelim, metin analizinde mekânı coğrafi bir konum olmanın ötesine taşıyarak onu dilsel yapının ayrılmaz bir bileşeni haline getirmiştir.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Zeigarnik etkisi, insanların tamamlanmamış veya yarıda kesilmiş görevleri, tamamlanmış olanlara kıyasla daha kolay ve net bir şekilde hatırlama eğilimini ifade eden psikolojik bir olgudur. Rus psikolog Bluma Zeigarnik tarafından 1920'li yıllarda yapılan deneylerle ortaya konan bu durum, zihnin yarım kalan işleri bir tür 'bilişsel gerilim' olarak algılamasından kaynaklanır. Görev tamamlandığında zihindeki bu gerilim son bulur ve bilgi uzun süreli belleğe gönderilerek güncel işlem alanından çıkarılır. Ancak görev yarıda kaldığında zihin, konuyu sürekli aktif tutarak kişiyi işi tamamlamaya yönlendirir. Günümüzde bu etki; eğitim süreçlerinin yapılandırılmasında, reklamcılık stratejilerinde ve dizi senaryolarının merak uyandıracak şekilde yarıda kesilmesinde (cliffhanger) yaygın olarak kullanılmaktadır.
Bu parçadan hareketle "Zeigarnik etkisi" ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Miranda Fricker tarafından ortaya atılan "epistemik adaletsizlik" kavramı, bireyin bilgi üreten, aktaran ve değerlendiren bir özne olarak maruz kaldığı haksızlıkları ele alır. Fricker bu kavramı iki ana başlık altında inceler: tanıklık adaletsizliği ve yorumsal adaletsizlik. Tanıklık adaletsizliği, dinleyicinin konuşmacıya, onun toplumsal kimliğine (cinsiyet, etnik köken vb.) yönelik önyargıları nedeniyle hak ettiğinden daha az güvenilirlik atfetmesiyle oluşur. Yorumsal adaletsizlik ise bireyin toplumsal deneyimlerinin, egemen kolektif yorumsal kaynakların yetersizliği veya dışlayıcılığı sebebiyle anlaşılmaz kalması ya da çarpıtılması durumudur. Örneğin, cinsel taciz kavramının henüz dilsel ve hukuki bir literatür kazanmadığı dönemlerde, bu deneyimi yaşayan kadınların maruz kaldıkları durumu anlamlandıramamaları ve topluma aktaramamaları yorumsal adaletsizliğe bir örnektir. Dolayısıyla epistemik adaletsizlik sadece ahlaki bir dışlanma değil, aynı zamanda bireyin bilgi dünyasından ve anlam üretme süreçlerinden sistematik olarak d��şlanması anlamına gelir.
Bu parçadan "epistemik adaletsizlik" ile ilgili aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
Gazeteci:
(I) --------------------------------------
Kültürel Antropolog:
- Küreselleşmenin yerel kültürleri tamamen yutup yok ettiği iddiası gerçeği tam olarak yansıtmıyor. Aslında yerel kültürler, küresel akımlarla karşılaştıklarında pasif birer alıcı olmak yerine, bu yeni unsurları kendi süzgeçlerinden geçirerek melez (hibrit) yapılar oluşturuyorlar. Örneğin, geleneksel bir festivalin dijital platformlara taşınarak küresel bir izleyici kitlesine hitap etmesi, yerelin yok olması değil, kendini yeni araçlarla yeniden üretmesidir.
Gazeteci:
(II) --------------------------------------
Kültürel Antropolog:
- Araştırma yaptığınız topluluğun gündelik yaşamına dahil olurken aynı zamanda bir bilim insanı olarak nesnel mesafenizi korumak zorundasınız. Kültürün derinliklerine inebilmek için onlardan biri gibi yaşamanız gerekirken elde ettiğiniz verileri analiz ederken tamamen dışarıdan bir göz olmalısınız. 'Katılımcı gözlem' dediğimiz bu yöntemin getirdiği çift taraflı rol, zihinsel olarak sürekli bir denge arayışını zorunlu kılıyor.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere aşağıdakilerden hangisi sırasıyla getirilmelidir?
II. Saha çalışmalarınızda gözlemlediğiniz toplulukların sizi kabullenme süreci nasıl gerçekleşiyor?
II. Bir kültürün değerlerini nesnel bir şekilde incelemek için hangi bilimsel yöntemlerden yararlanıyorsunuz?
II. Antropolojik saha araştırmalarında araştırmacının hem topluluğun içinde yer alıp hem de tarafsız kalabilmesi nasıl bir zorluk yaratmaktadır?
II. Saha çalışmalarında tarafsızlığı kaybetmenin araştırmanın bilimsel güvenirliği üzerindeki etkileri nelerdir?
II. Katılımcı gözlem yönteminin diğer sosyal bilim dallarındaki veri toplama araçlarından farkı nedir?
I. Ancak bu değerli metalleri taşımak ve güvenliklerini sağlamak, tüccarlar için her geçen gün daha büyük bir sorun hâline gelmiştir.
II. Günümüzde ise bu fiziksel kağıt paralar, yerini hızla dijital ödeme sistemlerine ve elektronik paralara bırakmaktadır.
III. Takas usulünün zorlukları nedeniyle insanlar, zamanla ticarette altın ve gümüş gibi değerli metalleri kullanmaya başlamışlardır.
IV. Kağıt paranın sağladığı bu taşıma kolaylığı, kısa sürede ticaret yolları vasıtasıyla dünyanın diğer bölgelerine de yayılmıştır.
V. Bu sorunu çözmek amacıyla Çin'de, MS 7. yüzyılda değerli metaller yerine ge��en ilk kağıt banknotlar basılmıştır.
Yukarıdaki numaralanmış cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında, baştan üçüncü cümle hangisi olur?