Paragraf
590 questions
Ekosistem hizmetlerinin ekonomik olarak değerlenmesi, doğanın sunduğu temiz su, hava ve biyolojik çeşitlilik gibi hayati kaynakların parasal bir karşılıkla ifade edilmesidir. Bu yaklaşım, karar alıcıların çevre tahribatını maliyet-fayda analizlerine dahil etmelerini sağlayarak doğayı koruma yönünde rasyonel adımların atılmasını kolaylaştırabilir. Ancak doğayı sadece insan refahına hizmet eden ve piyasada alınıp satılabilen bir meta olarak kodlamak, onun kendine has içsel değerini göz ardı etme riskini beraberinde getirir. Fiyatlandırma mekanizmaları, ekolojik dengenin karmaşıklığını ve diğer türlerin yaşam hakkını ölçmeye yetmediğinde, koruma çabaları sadece ekonomik açıdan kârlı olduğu sürece sürdürülebilir hale gelir. Dolayısıyla, doğaya biçilen maddi değer çevre bilincini artıran koruyucu bir kalkan olabileceği gibi, ekolojik dengeyi tamamen pazar dinamiklerinin insafına bırakan iki ucu keskin bir bıçağa da dönüşebilir.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Yazınsal yapıtlar, yazar tarafından tam anlamıyla bitirilmiş, sınırları kesin olarak çizilmiş yapılar değildir. Aksine, her kurmaca metin yazarın bıraktığı 'belirsizlik alanları' ve 'boşluklar' barındırır. Yazar, anlatısını kurgularken her şeyi açıkça ifade etmek yerine bazı noktaları okurun sezgisine, birikimine ve düş gücüne bırakır. Okuma eylemi de bu boşlukların okur tarafından doldurulmasıyla gerçekleşen dinamik bir anlam üretimidir. ----. Başka bir deyişle, bir metin ancak okur onun belirsizliklerini kendi zihinsel dünyasında somutlaştırdığında gerçek anlamda varlık kazanır.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
(I) Mürekkep balıkları, deniz altı dünyasının en sıra dışı kamuflaj ustalarından biri olarak kabul edilir. (II) Derilerinde bulunan kromatofor adlı özel hücreler sayesinde, çevrelerindeki renk ve desenleri saniyeler içinde taklit edebilirler. (III) Bu yetenek, hem avcılardan korunmalarını hem de avlarına fark edilmeden yaklaşmalarını sağlar. (IV) Deniz ekosistemindeki kirlilik oranlarının artması, bu canlıların yaşam alanlarını ve besin kaynaklarını ciddi şekilde tehdit etmektedir. (V) Ayrıca sadece renklerini değil, derilerinin dokusunu da değiştirerek kendilerini bir kaya veya deniz yosunu gibi gösterebilirler.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
I. Bu durum, bireylerin çevrelerindeki değişimleri daha hızlı fark etmelerini ve bunlara uyum sağlamalarını kolaylaştırır.
II. İnsan beyni, yeni bilgilerle karşılaştığında mevcut sinirsel ağlarını yeniden yapılandırma yeteneğine sahiptir.
III. Nöroplastisite adı verilen bu esneklik, öğrenme sürecinin temelini oluşturur.
IV. Böylece her yeni deneyim, zihinsel becerilerin gelişmesine doğrudan katkı sunmuş olur.
V. Dolayısıyla yaşam boyu öğrenme, zihnin dinamik kalması açısından büyük önem taşır.
Yukarıdaki numaralanmış cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında baştan üçüncü cümle hangisi olur?
(I) 21. yüzyılın hız odaklı dijital dünyasında, geleneksel haberciliğin yüzeyselliğine bir tepki olarak doğan "yavaş gazetecilik" (slow journalism) hareketi giderek daha fazla taraftar bulmaktadır. (II) Bu yaklaşım, anlık haber akışının yarattığı bilgi kirliliği kıskacından kurtularak olayların arka planına, derinlemesine analizlere ve uzun soluklu araştırmalara odaklanır. (III) Günümüzde pek çok yerel gazete, artan ham madde maliyetleri ve azalan reklam gelirleri nedeniyle yayın hayatını dijital mecralarda sürdürmek zorunda kalmıştır. (IV) Hızlı tüketim yerine okurda kalıcı bir farkındalık yaratmayı amaçlayan bu hareket, edebi anlatım tekniklerinden de yararlanarak haberi bir hikaye derinliğinde sunar. (V) Böylece okuyucu, gündemin yoğun gürültüsü arasında kaybolmak yerine, toplumsal meselelerin kökenlerini daha sağlıklı bir perspektifle kavrama imkânı bulur.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akı��ını bozmaktadır?
Gaston Bachelard, Mekânın Poetikası adlı eserinde mekânı yalnızca geometrik bir uzam veya fiziksel bir sığ��nak olarak değil, insan ruhunun ve anılarının korunduğu düşsel bir yuva olarak ele alır. Ona göre ev, insanın dünyadaki ilk evrenidir ve sadece bedenimizi korumakla kalmaz, aynı zamanda düşüncelerimizi ve düşlerimizi de yapılandırır. Evin çekmeceleri, dolapları ve kilitleri, geçmişin anılarını ve sırlarını saklayan ruhsal birer çekirdektir. Bachelard, mekân analizini 'topofili' kavramıyla ilişkilendirerek insanın sevdiği mekânları savunma biçimlerini ve bu mekânların ruhsal yaşam üzerindeki yapıcı etkisini inceler. Bu bağlamda, geçmişte yaşanmış en küçük bir ev deneyimi bile bugünün yaratıcı imgelemini besleyen bir kaynak hâline gelir. Yazar, fiziksel sınırların ötesine geçerek insan bilincinin mekânla kurduğu bu ontolojik bağı ve mekânın insan kimliğini nasıl inşa ettiğini şairane bir dille çözümler.
Bu parçadan hareketle Gaston Bachelard'ın mekân analiziyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Edebi eserlerin çözümlenmesinde geleneksel yöntem olan yakın okuma, tek bir metnin derinliklerine inerek kelime tercihlerini, biçimsel yapıları ve satır aralarındaki anlam katmanlarını titizlikle inceler. Buna karşın, dijital beşerî bilimlerin sunduğu uzak okuma yöntemi, binlerce eseri kapsayan veri setleri üzerinden örüntüler, izlekler ve dil bilgisel değişimler yakalamayı amaçlar. Ancak bu yöntem, edebi metnin biricikliğini ve yazarın özgün estetik kaygılarını göz ardı ettiği gerekçesiyle sıkça eleştirilir. Oysa uzak okuma, yakın okumanın yerine geçen bir ikame değil; aksine, insan gözünün tek ömürde fark edemeyeceği makro düzeydeki edebi eğilimleri ortaya koyarak mikro düzeydeki derinlemesine analizlere yeni ve geniş ufuklar sunan, onları besleyen tamamlayıcı bir mercektir.
Bu parçada uzak okuma yöntemiyle ilgili olarak vurgulanmak istenen temel düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
Modern romanda güvenilmez anlatıcı kullanımı, okuru şaşırtmak ya da kurguda beklenmedik kırılmalar yaratmak amacıyla başvurulan geçici bir kurgusal oyun değildir. Aksine bu anlatım stratejisi, bireyin dış dünyayı algılama biçimindeki kaçınılmaz öznelliği ve hafızanın kaygan yapısını doğrudan yansıtır. Güvenilmez anlatıcı, gerçeğin tekil ve nesnel bir biçimde aktarılamayacağını, her aktarımın aslında zihinsel bir kurgulama ve dolayısıyla kaçınılmaz bir yeniden inşa süreci olduğunu gösterir. Okur, anlatıcının sınırları, önyargıları veya yanılgılarıyla yüzleştiğinde, metindeki boşlukları kendi sezgileriyle doldurmak zorunda kalır. Bu teknik, okuru edilgen bir alıcı konumundan çıkarıp anlamın üretiminde aktif bir paydaş haline getirerek edebi eseri mutlak bir kesinlik alanı olmaktan kurtarır ve çoğulcu bir sorgulama zeminine taşır.
Bu parçada güvenilmez anlatıcı kullanımıyla ilgili olarak asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Abilene paradoksu, bir grup insanın bireysel olarak istemedikleri hâlde, sırf grubun diğer üyelerinin bunu istediğini varsayarak ortak bir kararda uzlaşması durumunu ifade eden sosyolojik bir fenomendir. Yönetim uzmanı Jerry B. Harvey tarafından kavramsallaştırılan bu durum; grup içi uyumu koruma kaygısının, yanl��ş iletişim modellerinin ve toplumsal uyum arzusunun bireyleri nasıl kolektif bir yanılgıya sürüklediğini gözler önüne serer. Paradoksa adını veren klasik hikâyede, kavurucu bir yaz gününde evlerinde sakince oturan aile üyeleri, birinin gayriihtiyari ortaya attığı uzak bir kasabaya gitme teklifini, aslında hiçbiri içten içe istemediği hâlde 'diğerleri sıkılmıştır' veya 'onlar gitmek istiyordur' yanılgısıyla kabul eder. Saatler süren yorucu bir yolculuğun ardından berbat bir yemek yiyip döndüklerinde, her birinin sırf diğerlerini memnun etmek için sessiz kaldığı anlaşılır. Bu paradoksun temelinde, grup üyelerinin çatışmadan kaçınma ve gruptan dışlanma korkusuyla kendi özgün düşüncelerini gizlemeleri yatar. Bireyler, grubun geri kalanının zihnini okumaya çalışırken 'hayali bir fikir birliği' inşa ederler. Sonuçta, gruptaki herkes aslında aynı olumsuz görüşü paylaştığı hâlde, kimse bunu dile getirme cesareti gösteremediği için grup, hiçbir üyesinin onaylamadığı bir eylemi oy birliğiyle hayata geçirir. Bu durum, grup düşüncesi (groupthink) kavramından farklı olarak, üyelerin karara içsel olarak karşı olmalarına rağmen sessiz kalmalarıyla şekillenir ve kurumsal karar alma mekanizmalarında ciddi kaynak kayıplarına yol açar.
Bu parçadan hareketle "Abilene paradoksu" ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
(I) Nöroestetik, sanat eserlerinin insan zihninde nasıl estetik bir haz yarattığını ve beynin bu süreçteki nöral mekanizmalarını inceleyen genç bir bilim dalıdır. (II) Bu disiplin, nörobilimsel yöntemleri kullanarak görsel sanatlar, müzik ve edebiyatın beyindeki ödül merkezleri üzerindeki etkilerini deneysel olarak ölçmeyi hedefler. (III) Sanatsal yaratıcılığın nörolojik temellerini araştıran bilim insanları, beyin görüntüleme teknikleriyle estetik deneyimin evrensel örüntülerini haritalandırmaya çal��şmaktadır. (IV) Estetik algının kişiden kişiye değişmesi ve kültürel kodlardan etkilenmesi, sanatın nesnel bir tanımının yapılmasını neredeyse imkânsız kılar. (V) Elde edilen bulgular, beynin frontal korteks bölgesinin estetik değerlendirmeler sırasında diğer alanlarla yoğun bir bilgi alışverişine girdiğini göstermektedir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
I. Bu bacalardan fışkıran mineral yönünden zengin sıcak sular, güneş ışığının tamamen yok olduğu bu karanlık dünyada benzersiz bir ekosistemin temelini oluşturur.
II. Okyanus tabanındaki tektonik levhaların hareketleriyle olu��an hidrotermal bacalar, deniz biyolojisi için şaşırtıcı keşif alanlarıdır.
III. Kemosentez yapan bu canlılar, güneş ışığı yerine sudaki kükürt ve diğer kimyasalları enerjiye dönüştürerek yaşam döngüsünü başlatırlar.
IV. Ekosistemin birincil üreticileri olan ekstremofil bakteriler de bu mineralleri kullanarak kemosentez sürecini gerçekleştirirler.
V. Böylece, fotosentezin imkansız olduğu derin denizlerde, bu bakterilerle beslenen diğer organizmalar sayesinde devasa bir besin zinciri kurulur.
Yukarıdaki numaralanmış cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında hangisi baştan üçüncü cümle olur?
Kentsel tasarımda 'yerin ruhu' (genius loci) kavramı, bir mekânın yalnızca fiziksel özelliklerinden ibaret olmadığını; oradaki yaşanmışlıkların, sosyal ilişkilerin ve tarihsel katmanların oluşturduğu somut olmayan bir kimliği ifade eder. Modern şehir planlamasında bu kavram sıklıkla göz ardı edilerek alanlar tek tipleştirilmektedir. ----. Oysa başarılı bir kentsel dönüşüm projesi, o mekânın geçmişiyle bağını koparmadan, mevcut toplumsal belleği koruyarak geleceğe taş��mayı hedefler. Ancak bu şekilde yeni tasarımlar yapay olmaktan kurtulup aidiyet hissi uyandırabilir.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Yapay zekâ teknolojilerinin sanat alanındaki önlenemez yükselişi, sıklıkla insan yaratıcılığının sonu veya sanatçının tamamen ikame edilmesi tehdidi ekseninde tartışılmaktadır. Oysa bu teknolojik dönü��ümün sanata asıl etkisi, üretilen yapıtın estetik değerinden ziyade, sanatçının yaratım sürecindeki geleneksel konumunun radikal biçimde yer değiştirmesidir. Yapay zekâ, günümüz sanatçısını f��rça tutan ya da nota yazan klasik bir zanaatçı olmaktan uzaklaştırarak onu, yapay zekânın sunduğu sonsuz olasılıklar evreninden anlamlı örüntüler seçen ve bunları yeni bir kavramsal çerçeveye oturtan bir küratöre dönüştürmektedir. Dolayısıyla geleceğin sanat dünyasında belirleyici olan unsur, teknik icranın fiziksel kusursuzluğu değil; teknoloji tarafından üretilen ham veri yığınını, özgün bir zihinsel vizyonla süzgeçten geçirip ona insani bir ruh kazandırma becerisi olacaktır.
Bu parçada yapay zekâ ve sanat ilişkisine dair asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Gazeteci:
(I) --------------------------------------
Restoratör:
- Bir sanat eserini restore ederken amacımız ona kendi yorumumuzu katmak ya da onu 'yeni gibi' yapmak değildir. Aksine, zamanın esere bıraktığı izleri koruyarak sanatçının orijinal niyetine sadık kalmaya çalışırız. Bu yüzden müdahalelerimiz geri alınabilir olmalı ve eserin özgünlüğünü bozmamalıdır.
Gazeteci:
(II) --------------------------------------
Restoratör:
- Gelişen teknoloji, özellikle de kızılötesi görüntüleme yöntemleri, eserin alt katmanlarında kalmış ilk çizimleri ve sonradan yapılan müdahaleleri görmemizi sağlıyor. Böylece esere fiziksel bir müdahalede bulunmadan önce onun tarihsel sürecini inceleyebiliyor ve hata yapma ihtimalimizi en aza indiriyoruz.
Bu diyalogda boş b��rakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Teknolojik gelişmelerin gelecekte restorasyon uzmanlığına olan ihtiyacı azaltacağını düşünüyor musunuz?
II. Teknolojik cihazların restorasyon laboratuvarlarında yarattığı güvenlik riskleri nelerdir?
II. Gelişen teknolojinin restorasyon çalışmalarına sağladığı katkılar nelerdir?
II. Dijital sanat eserlerinin korunmasında ne tür teknolojik yöntemler kullanılmaktadır?
II. Hatalı restorasyon uygulamalarının önüne geçmek için yasal olarak ne gibi önlemler alınmalıdır?
Müzeleri ziyaret eden kişilerin, başlangıçtaki yoğun ilgi ve odaklanma becerilerinin, sergiyi gezmeye başladıktan kısa bir süre sonra fiziksel ve zihinsel bir tükenmişliğe dönüşmesi durumuna 'müze yorgunluğu' denir. Ziyaretçiler, sergilenen nesnelerin yoğunluğu, birbirine benzeyen vitrinler ve mekânsal düzenlemelerin tekdüzeli��i nedeniyle bir süre sonra eserlere sadece yüzeysel olarak bakmaya başlar. ----. Bu nedenle çağdaş müzecilik anlayışı; sergi alanlarında dinlenme alanları oluşturmaya, ışık ve ses tasarımlarını çeşitlendirerek ziyaretçilerin duyusal aşırı yüklenmesini engellemeye yönelik yeni stratejiler geliştirmektedir.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
I. Bu silindirik örneklerin içinde hapsolmuş küçük hava kabarcıkları da karın yağdığı dönemdeki atmosfer bileşimini doğrudan muhafaza eder.
II. Bilim insanları, geçmişteki iklim koşullarını anlamak için Grönland ve Antarktika gibi bölgelerdeki kalın buzul tabakalarından dikey buzul çekirdekleri çıkarırlar.
III. Böylece araştırmacılar, binlerce yıl önceki sıcaklık dalgalanmalarını ve atmosferdeki gaz oranlarını hassas bir şekilde analiz edebilirler.
IV. Çıkarılan bu buzul çekirdekleri, geçmişin atmosferik koşullarını kaydeden birer doğal arşiv niteliğindedir.
V. Arşivlerin laboratuvar ortamında incelenmesiyle kar katmanlarının kimyasal yapısı ve yoğunluğu tek tek belirlenir.
Yukarıdaki numaralanmış cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında, baştan üçüncü cümle hangisi olur?
Arne Naess tarafından 1970'li yıllarda ortaya atılan 'derin ekoloji' kavramı, çevre sorunlarına yüzeysel çözümler arayan sığ ekolojinin aksine, insan merkezli olmayan (ekosentrik) bir dünya görüşünü savunur. Bu yaklaşıma göre, doğadaki tüm canlıların, insanların çıkarlarından bağımsız olarak kendilerine özgü bir değeri vardır. Derin ekoloji, modern endüstriyel toplumların doğayı yalnızca sömürülecek bir kaynak olarak gören tüketim alışkanlıklarını ve büyüme odaklı ekonomik sistemlerini kökten eleştirir. İnsanlığ��n doğanın efendisi değil, onun sadece bir parçası olduğunu vurgulayan bu felsefe; doğal dengenin korunabilmesi için insan nüfusunun azaltılması, teknolojik uygulamaların doğayla uyumlu hale getirilmesi ve yaşam kalitesinin maddi zenginlikten ziyade manevi tatminle ölçülmesi gerektiğini savunur.
Bu parçaya göre 'derin ekoloji' ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
(I) Kutup ışıkları (aurora), Güneş'ten gelen yüklü parçacıkların Dünya'nın manyetik alanı ve atmosferdeki gazlarla etkileşime girmesi sonucu gökyüzünde oluşan doğal ışımalardır. (II) Bu büyüleyici doğa olayı, çoğunlukla kutup bölgelerinde, geceleri gökyüzünde yeşil, mor ve kırmızı renkli ışık dalgaları şeklinde gözlemlenir. (III) Dünya'nın manyetik kutupları sabit olmayıp zaman içinde yer değiştirdiği için auroraların en net görüldüğü enlemler de tarih boyunca farklılık göstermiştir. (IV) Güneş rüzgarlarının taşıdığı elektron ve protonlar, atmosferdeki oksijen ve azot atomlarıyla çarpışarak bu atomların enerji yaymasına neden olur. (V) Çarpışmanın gerçekleştiği irtifaya ve etkileşime girilen gazın türüne göre ışığın rengi ve yoğunluğu da değişkenlik gösterir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Semmelweis refleksi, yerleşik inançlarla veya kabul görmüş paradigmalarla çelişen yeni bir bilginin, doğruluğuna dair güçlü kanıtlar bulunsa dahi, sorgulanmaksızın ve doğrudan reddedilmesi eğilimini ifade eder. Terim, adını 19. yüzyılın ortalarında Viyana Genel Hastanesinde görev yapan Macar hekim Ignaz Semmelweis’tan alır. Semmelweis, lohusalık hummasından kaynaklanan anne ölümlerinin, hekimlerin otopsilerden çıkıp ellerini dezenfekte etmeden doğumlara girmesiyle ilişkili olduğunu fark etmiş ve klorlu kireç çözeltisiyle el yıkama uygulamasını başlatarak ölüm oranlarını radikal biçimde düşürmüştür. Ancak bu ampirik başarı, dönemin tıp otoriteleri tarafından coşkuyla karşılanmak yerine sert bir dirençle reddedilmiştir. Zira bu keşif hem hastalıkların vücut sıvılarındaki dengesizliklerden kaynaklandığı yönündeki yerleşik tıp kuramlarıyla çelişiyor hem de saygın hekimlerin ölüm saçtığı imasını taşıyordu. Dolayısıyla Semmelweis’ın kuramı, bilimsel yetersizliğinden değil, mevcut bilişsel şemaları ve mesleki statüleri tehdit ettiği için sistem dışına itilmiştir. Günümüzde bu refleks, bilimin ötesinde, bireysel veya kurumsal düzeyde statükoyu koruma dürtüsünün rasyonel kanıtların önüne geçmesini açıklayan sosyo-psikolojik bir olgu olarak ele alınmaktadır.
Bu parçaya göre Semmelweis refleksinin ortaya çıkmasındaki temel belirleyici aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Walter Benjamin, "Teknik Çoğaltılabilirlik Çağında Sanat Yapıtı" adlı kült eserinde, bir sanat eserinin biricikliğini ve özgünlüğünü ifade eden "aura" kavramını ortaya koyar. (II) Benjamin'e göre aura, eserin üretildiği zamana ve mekana sıkı sıkıya bağlı olup taklit edilmesi veya mekanik yollarla kopyalanması mümkün olmayan o kendine has tarihsel atmosferdir. (III) Geleneksel sanat eserlerinde izleyiciyi büyüleyen bu aura, eserin fiziksel mevcudiyetiyle ve köken aldığı ritüellerle doğrudan ilişkilidir. (IV) Dijital teknolojilerin sanatı demokratikleştirme iddiasıyla sahneye çıkması ise aura kavramını büsbütün ortadan kaldırmamış, aksine onun sanal bir düzlemde yeniden üretilmesine zemin hazırlamışt��r. (V) Bugün dijital ağlar üzerinde sergilenen ve kodlardan oluşan yeni medya sanatı ürünleri, fiziksel bir mekana ihtiyaç duymadan da kendi özgün "sanal aura"sını yaratabilmektedir. (VI) Böylelikle sanatseverler, ekran karşısında deneyimledikleri dijital yapıtlarla etkileşime girerken geleneksel biriciklik algısının ötesinde, dinamik ve katılımcı bir estetik hazza ortak olurlar.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?